İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Trafik Hutbesi

Cumartesi

 

Cuma namazını Ayasofya mescidinde kıldım. Hutbenin konusu trafik kurallarına uymaktı. Peygamber makamı olan cami minberinden böyle bir hutbe okunması beni rahatsız etti. Camilerde vergileri ödemek, sağlığa dikkat etmek, terör ve şiddet hareketlerinden uzak durmak, diş ve ağız temizliği gibi konularda cemaate öğüt verilmesini tabii karşılarım ama bunların Cuma hutbesi şeklinde okunmasını tabiî göremem. Hutbelerde Allah’a hamd ü sena edildikten, Peygambere salat ü selam getirildikten sonra çok temel, çok önemli, çok esaslı dinî hakikatler dile getirilmelidir.

Bir sene kadar önce bir Cuma günü, merkezden hazırlanıp müftülükler vasıtasıyla imam ve hatiplere ulaştırılmış “Diş sağlığına dikkat etmek, diş fırçası kullanmak” hutbesi okunmuştu. Dinlerken camiyi terk etmeyi düşündüm, sonra sabrettim, oturdum.

Din işlerine, diyanete, mukaddesata aşırı şekilde müdahale edildiği kanaatindeyim. 1950’li yıllarda bu kadar karışılmıyordu. Cuma hutbeleri, yüksek din hocaları tarafından hazırlanmalıdır. İman meseleleri, ibadetler, yüksek ahlâk ve karakter; iyi Müslüman, iyi insan, iyi vatandaş, iyi baba, iyi âmir, iyi memur, iyi tâcir, iyi işadamı, iyi esnaf, iyi komşu olmak; âhirete hazırlanmak, orası için azık toplamak, nefsini terbiye etmek yani büyük cihad yapmak… Hutbe konuları bunlar olmalıdır. Her hutbede, temel konularda Müslümanlara nasihat edilmeli; Allah’a ve Resulüne itaat edenler müjdelenmeli, itaatsizlik edenler uyarılıp korkutulmalıdır.

Vaaz kürsülerinde vergi ödeme, trafik kurallarına uyma, diş fırçalama gibi konular işlenebilir.

Mihraba geçen imam, minbere çıkan hatip Resul-i Kibriya Efendimizin vekili durumundadır. Elden geldiği kadar bu vekaletin hakkını vermek, ciddi ve vakarlı olmak lazımdır.

Son yıllarda cami hizmetlerinde, diyanetle ilgili vazifelerin ifasında birtakım ihmaller, hafiflikler görülüyor. Bazılarını sayayım:

1. Sesi müsait olmayan bazı müezzinler (muvazzaf veya amatör) hoparlörü sonuna kadar açarak bed sesle, avaz avaz ezan okuyorlar. Sesi ve bilgisi yetersiz olanların ezan okumaması gerekir. İlle okuyacaklarsa bari hoparlörsüz okusunlar. Ezanın adabı, erkanı, üslubu vardır, bunlara mutlaka riayet edilmelidir. Aksi takdirde hem ezana, hem de Müslümanlara eziyet edilmiş olur.

2. Bazı imamların sarıklarının üzerinde bir naylon kılıf bulunmaktadır. Bu da gülünçtür, ciddiyete aykırıdır.

3. Son zamanlarda camilerimiz zevksiz bir şekilde “Müslüman kardeş cep telefonunu kapat” levhalarıyla doldurulmuştur. Bunlar levha bile değildir. Çıplak kağıtlara yazmışlar, sağa sola asmışlar. Böyle yaftalar bir ibadet yerinin ciddiyetine, vakarına yakışmaz. Belki kapıya yazısı güzel, çerçevesi güzel bir tek levha asılabilir. Bazen namazda cemaatten birinin cep telefonu çalıyor, oradaki herkesi rahatsız ediyor. Kimsenin, ihmal ve unutkanlıkla da olsa, böyle bir saygısızlık ve terbiyesizlik yapmaya hakkı yoktur. Cep telefonu açık kalmış, çalmaya başladı, namazını bozsun, kapatsın, yeniden başlasın…

4. Herkesi suçlamıyorum ama bazı imamlar, imam olarak namazın hakkını vermiyorlar. Profesör dostlarımdan biri anlattı, yatsı namazının birinci ve ikinci rekatlarında Kur’an-ı Kerim’in son iki suresini okumuş imamın biri. Bu yaptığı kurala aykırıdır. Fıkıh kitaplarımız yatsı namazlarında en kısa kaç ayet okunacağına, yahut hangi surelerin kıraat edileceğine dair bilgi vermektedir. Hiçbir imamın yatsıyı çok kısa surelerle alelacele kıldırıp bitirmeye hakkı yoktur.

5. Ramazanlarda teravih namazlarında genellikle zamm-ı sure olarak birer kısa ayet okunuyor, bu da doğru değildir.

6. Hanefî mezhebine göre, müezzin kamet getirirken, kad kametissalât dediği sırada, imam efendi iftitah tekbirini alır. Maalesef bu hükme de riayet edilmiyor. Kamet okunması bitiyor, bazı imamlar cemaati sıraya sokmakla meşgul. Bir yığın şamata, patırtı yapılıyor… Halbuki imam efendi “saflarımızı düzgün ve muntazam yapınız…” der ve hemen namaza başlar. Hatta bazı camilerimizde cemaatten birtakım gayretkeşler sağa sola bağırıp çağırıyorlar “kardeşim önde boş yer var, gelsene…” gibi. Bunlar büyük ciddiyetsizlikler ve saygısızlıklardır, bu iş sadece imamın vazifesidir.

7. İstanbul’un merkezindeki büyük camilerden birinde ayakkabı konulan rafların üzerine yirmiden fazla “en üst rafa ayakkabı konulmaz” Ievhası konulmuştur. Bu da bir İslâm ibadethanesine yakışmayan bir çirkinliktir.

8. Halkımız; sınıflara, tabakalara, derecelere ayrılmıştır. Camilerde vakit namazlarında okumuş, yüksek tahsil yapmış, aydın, seçkin, üst tabakaya mensup insan görmek mümkün değildir. Bunun sebebini araştırmamız gerekir. Yüksek tabaka niçin camilere gelmiyor? Sanırım din görevlilerinin, cami personelinin kültür seviyesi onları cezbetmiyor, tatmin etmiyor, istisnalar olabilir, ben genel durumdan bahsediyorum. Cami personeli edebiyat bilecek, tarih bilecek, Osmanlıca bilecek, aruz bilecek, ebcetle tarih düşürmeyi bilecek; zahir ve batın ilimlerini bilecek, şeriata aykırı olmamak şartıyla tasavvuf ve tarikat neş’esine sahip olacak; güzel sanatlardan, hattan, ebrudan, tezhibten anlayacak; mimarlık ve şehircilik kültürü olacak, edebî ve zengin Türkçe’yi çok güzel konuşacak…

9. Birtakım vazifeliler asıl, temel hizmet ve faaliyetleri bırakmışlar, onların yerine cami klimaları, cami kaloriferleri, cami hoparlörleri, cami halıları, cami şadırvanları, cami lojmanları, cami helaları ile uğraşıyorlar. Yüce İslâm dininin klima cihazıyla ne ilgisi olabilir?

10- Cami hizmetleri hor görülen, beğenilmeyen, rağbet görmeyen hizmetler haline getirilmiştir. Biz öğretmenliği, eğitimciliği de bu hale getirdik, Halbuki toplumumuzun en zeki, en soylu (ruh asaleti bakımından), en istidadlı, en kabiliyetli, en idealist, en fedakar gençlerinin din ve eğitim hizmetlerine talip olması ve kendilerinin çok güçlü, çok vasıflı, çok üstün bir şekilde yetiştirilmesi gerekir.

İtiraf etmem gerekir ki, cami hizmetleri, bu meyanda Cuma hutbeleri bendenizi kesinlikle tatmin etmemektedir. “Sen zaten hiçbir şeyi beğenmezsin…” diyerek bu tenkidleri geçiştirmek mümkün değildir. Arzu buyurulursa insaflı, vicdanlı, ehliyetli, beş üniversite profesöründen müteşekkil bir bilirkişi heyeti kuralım. Bunları birkaç hafta boyunca, birtakım camilere gönderelim. Cuma hutbeleri hakkında rapor versinler. Hutbenin muhtevası, üslubu, hitabet sanatı bakımından aldığı not, tesiri nedir? Tahmin ediyorum pek parlak raporlar yazılmayacak, geçerli not verilmeyecektir.

Vasıf vasıf vasıf… Cuma hutbelerinin, namazlardaki kıraatlerin, okunan ezan ve kametlerin, yapılan vaazların kalitelisini istiyoruz, Camilerin dekorasyonunun kaliteli olmasını istiyoruz. Bazı camilerin kapılarına ayet ve hadis mealleri yazılıyor, bunların kaliteli olmasını; gramer, imlâ, üslup hatâsı yapılmamasını istiyoruz. Mesela dahi mânâsına gelen, da’ların ve de’lerin ayrı yazılmasını istiyoruz. Kutsal ibadet mekanlarına “cep telefonunu kapat”, “buraya pabuç konulmaz”, “sayın Müslüman, pabucunu böyle tut”, “klima cihazını ve saati kurcalamayınız”, “hırsıza dikkat” gibi çirkin ve bazısı gülünç levhalar asılmasını istemiyoruz. 09 Mayıs 2004

Yorumlar kapatıldı.