İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Zındıklar

PerşembeYetmişiki çeşit millet ve ümmet Allah’a inanmaz değil. Biz Müslümanları, Müslüman olmayanlardan ayıran husus, Muhammed aleyhisselamı Allah’ın kulu ve Resûlü olarak kabul etmemiz ve onun bize Hak katından getirdiği ve bildirdiği İslâm dinine inanmamızdır. “Peygamber bir postacı idi, öldükten sonra işi bitmiştir. Peygamberin Sünneti dinin kaynağı değildir. Dinin tek kaynağı Kur’an’dır…” şeklinde konuşanlar Müslümanları şaşırtmak ve saptırmak istiyor.

Böyle fikir ve görüşler ileri süren zındıkları en başta Kur’an tekzib ediyor (yalanlıyor). Kur’an bizi Peygambere itaat etmeye, onu en güzel bir örnek ve model olarak kabul etmeye, o bize ne bildirdiyse inanmaya dâvet ediyor.

Kur’an’ın tefsiri (yorumu) Peygamberin hadîsleriyle mümkün olur.

Peygamberi bırakacağız ve ne idüğü belirsiz bir reformcu zındığı kendimize önder ve rehber kabul edeceğiz. Yağma yok!

Sadece üç tane doğru hadîs varmış. Bütün öteki hadîsler uydurmaymış, bozukmuş, kaynağı belli değilmiş… Zındıklar böyle diyor. Kuş kadar aklı olan bir mü’min böyle hezeyanlara inanmaz. Sevgili Peygamberimizin binlerce sahih hadîsi bize ulaşmıştır. İslâm Şeriatı’nın ve fıkhının nice hükümleri o hadîslerden çıkartılmıştır. Peygamberi bırakırsak, onun Sünnetini din kaynağı olarak kabul etmezsek, hadîsleri inkâr edersek ortada din ahkâmı namına ne kalır?

Bin küsur yıldan beri ehliyetli, icazetli müfessirler Kur’an’ı, Sünnetin ve Peygamber hadîslerinin ışığında yorumlamışlardır. Onları bırakıp da zıpçıktı bir reformcunun peşine mi düşeceğiz? Reformcu zındıklar, din hükümlerinin üçüncü kaynağı olan icmâ’yı da red ve inkâr ediyor.

Namaz beş vakit değil, üç vakitmiş… Bin dört yüz yıldan beri Müslümanlar namazı günde beş vakit kılmaktadır. Bu konuda ehl-i sünnet dünyasında icmâ vardır. Şimdiye kadar gelip geçmiş binlerce imam (din önderi), müctehid, fakih, müfessir, muhaddis, mürşid-i kâmil, evliya, gavs, kutub ve süleha bu konuda fikir birliği içindedir. Onların icmâını terk edeceğiz ve ilhamını şeytanlardan alan bir türedinin peşine düşeceğiz… Aklımızı yitirmedik.

İlmihal Müslümanlığı bozukmuş… Bu söz kişiyi küfre kadar götürür. Muteber ilmihal kitaplarında akaide (inanca), ibadetlere, muamelata, ahlâka dair temel hükümler, verilen bilgiler haktır. Bunları inkâr eden dinden çıkar. Dinimizin, fıkhımızın, ahkâm-ı şer’iyemizin müttefakun aleyh (üzerinde ittifak edilmiş olan) bütün hükümleri doğrudur. Bunlar tartışılamaz.

19’uncu asrın son çeyreğinde Hindistan’da Mirza Gulam Ahmed Kadiyanî adında bir zat zuhur etmiş, kendisine vahiy geldiği iddiasında bulunmuştu. Bu adam İslâm’ın hükümlerinin yüzde doksan dokuzunu kabul ediyordu. Beş on konuda din dışına çıkmıştı.

1. Nebi olduğu iddiasındaydı.

2. O zaman Hindistan’ı sömürge olarak idare eden İngilizlere hoş görünmek için cihad farzını kaldırmıştı.

3. Hazret-i İsa aleyhisselamın göğe çıkarılmadığını, Keşmir’de Srinagar’a gelip orada öldüğünü ileri sürüyordu. Kadiyanîler namaz kılarlar, oruç tutarlar, İslâm’ın birçok emrini yerine getirirler ama Müslüman değildirler. Çünkü imanı ortadan kaldıran bâtıl ve yanlış inançlara sahiptirler.

Bizdeki bazı reformcular, açıkça söyleyemiyorlar ama kendilerini peygamber olarak gösterme hevesi içindedirler. Onlardan biri, Kur’an’da sadece Resûl-i Kibriya aleyhissalatü vesselam efendimiz için kullanılan bir sıfatı kendisine yakıştırmıştır.

İslâm tarihinde birtakım yalancı peygamberler zuhur etmiştir. Bunların bazısı bambaşka bir din getirdiğini iddia etmiş, bazısı ise yüzde doksan dokuz ahkamı İslâmî olan, fakat yüzde bir küfre yol açacak inançlar ve hükümler ihtiva eden dinler çıkartmışlardır.

Peygamber efendimiz bu yalancı peygamberleri bin dört yüz yıl önce haber vermiştir. Buharî’de yer alan bir hadîste meâlen “Otuz şu kadar kezzab (yalancı) ve deccal çıkmadıkça Kıyamet kopmaz. Bunlar, ya tanrı olduklarını, yahut peygamber olduklarını iddia ederler” denilmektedir.

Sahte peygamberler, reformcular, zındıklar cahilleri kandırmak için bâtıl fetvalar veriyor.

Dekolte kadın soruyor:

– Hocam dinimizde tesettür var mıdır?

– Yoktur.

– Hocam tırnaklara sürülen ve altına su geçirmeyen oje abdeste mâni olur mu?

– Olmaz hanımefendi.

– Hocam namaz kılmasam olur mu?

– Tabiî olur. Sen yeter ki, kalbini temiz tut.

Reformcu sahte peygamber bu gibi bâtıl fetva ve ruhsatlarla aklınca dinde kolaylık yaptığını sanmaktadır.

Kur’an’da Allah’ın bizler için koyduğu sınırlar, hadler açıkça bildirilmiştir. Bunlarda değişiklik olamaz. Bu hadler ta Kıyamet’e kadar baki kalacaktır.

Peygamber efendimiz bize iyi insan, iyi Müslüman, Allah’a iyi ve itaatli kul olmak için gerekli bütün emirleri, yasakları, öğütleri bildirmiştir. Kesin olan hiçbir emir, yasak, öğüt hükümden kaldırılamaz.

Bazı sahte peygamberler, zındık reformcular doların milyonlarıyla zengin olmuşlardır. Bu değirmenin suyu nereden geliyor?

Bozuk fırkalar içinde Gurabiye denilen bir fırka vardır ki, buna mensup olanlar şöyle derler: “Aslında Peygamberlik Hz. Ali’nin hakkıydı. Lakin Cebrail aleyhisselam yanıldı da, vahyi Ali’ye getireceğine Hz. Muhammed’e getirdi. Çünkü bu ikisi, iki karga birbirlerine benzediği gibi benziyorlardı.” (Arapça’da kargaya gurab denir.)

Bizim sapık ve zındık sahte peygamberlerin bazı inançları ve görüşleri bu Gurabiye taifesinin inançları ve görüşleri kadar saçma ve batıldır.

Ondört asırdır bunca eimme, müctehid, fakih, müfessir, ulema, suleha, evliya, asfiya, aktab, nüceba gelip geçmiş; onlar bize İslâm’ı muteber kitaplarımızda yazılı olduğu gibi anlayıp anlatmışlar ve bize miras bırakmışlar. Temel İslâmî bilgi ve hükümlerde icmâ hasıl olmuş, bunlara kimse itiraz etmemiş… Bu geniş yolu, ana caddeyi, sevad-ı azamı bırakacağız da bulaşık, şâibeli bir iki adamın peşinden mi gideceğiz?

Onları kimlerin desteklediğine bakınız. İslâm’a ortaçağ karanlığı diyen, Müslümanlara gerici diyerek hakaret eden, fırsat bulunca “Kahrolsun Şeriat” diye uluyan, on milyonlarca Müslümanın din, inanç, inandığı gibi yaşama hakkını tanımayan ve ihlal eden adamlar ve taifeler zındık reformcuları açıkça destekliyor, alkışlıyor, onlara para yardımı yapıyor.

Mevlasını arayanlar müctehid imamlara, ehl-i sünnet ulemasına, takvalı ve âmil hocalara, kâmil şeyhlere ve mürşidlere tâbi olsunlar, İslâm’ı onların anlattığı gibi öğrensin ve anlasınlar.

Zındıkların peşinden gidenler ancak belâlarını bulur. 23 Kasım 2001

Yorumlar kapatıldı.