İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Aldatıcı Dünya

 

Kur’ân bize “Dünya hayatı, aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir” (Âl-i İmran, 185) diyor. Müslümanların çoğunluğu ise ne yapıyor? Sanki hiç ölmeyecekler, hep dünyada kalacaklarmış gibi bu aldatıcı metaa sarılmışlar; maddî kazanç, lüks, konfor, rahatlık, aşırı tüketim peşinde koşuyorlar. Bugünkü hastalıkların, zilletin, mânevî sefaletin, esaretin önde gelen sebeplerinden biri de işte bu dünya hayatına sarılıştır.

Dinimiz bize kanaatkâr, mütevazı, tasarruflu yaşamayı emrediyor. Peygamber ve ilk örnek Müslümanlar böyle yaşamıştır. Şimdiki Müslümanlar ise ellerine imkân ve fırsat geçirince israfa, lükse, aşırı tüketime kayıyor, olmayacak işler ediyorlar.

Kendini pek dindar tanıtan, beş vakit namazdan başka geceleri kalkıp teheccüd ibadeti yapan, haftada iki gün nafile oruç tutan zengin bir Hacı Bey, tam bir milyar liraya, evet bir milyar liraya palto almış. Böyle pahalı, lüks, gösterişli, israflı bir elbiseyi giymek aklı başında olan bir Müslümana yakışır mı?

Kendilerini dindar sanan birtakım Müslüman kadınlar da lüks elbise, manto, ayakkabı gibi giyim kuşam eşyasına milyarlar ödüyorlar. Bunlar hep gurur, kibir, gösteriş, tafra alâmetleridir. Temiz ve zarif giyinmek için ille de büyük paralar ödenmesi gerekmez. Görmemişin biri bazen milyarlar harcar, en pahalı elbiseleri giyinir ve sonunda palyaçoya benzer.

Zengin ve varlıklı Müslümanlar yeme içme konusunda da ölçüyü kaçırmıştır. Akşam oldu mu, lüks yerlere gidip adam başı on milyona, yirmi milyona yemek yemek, iftihar edilecek bir şey değil, aksine utanılacak bir haldir.

Müslümanlar bu aldatıcı dünya işlerini bırakmalı ve bütün güçleriyle ilme, irfana, edebe, kültüre, hayra, hasenata, ibadete sarılmalıdır.

Elbette ticaret, üretim, kazanç işleri ile meşgul olunacaktır. Lâkin bu işler hep din ölçüleri, Şeriat hükümleri dairesinde yapılacak, kazançların fazlası Allah yolunda faydalı işler için harcanacaktır.

Trilyoner de olsa bir Müslüman zengin israf yapamaz. Dinimizde, “Zengin ve ileri gelen Müslümanlar; hacıbeyler, hazretler, şeyhler, önderler, üstadlar, baronlar, koca mücahidler israflı bir hayat sürebilir; gurur, kibir ve nümayiş sergileyebilir” diye bir izin ve ruhsat yoktur. Peki, bazı ileri gelen zengin ve nüfuzlu Müslümanların saray gibi evlerine, çok ama çok pahalı Limuzin otomobillerine, yüzme havuzlarına, Firavun ve Nemrudvârî hayat tarzlarına ne diyeceğiz? Onlar zengindir, ünlüdür, büyüktür, her haltı yiyebilirler, kimse onlara karışamaz mı diyeceğiz?

Böyle adamlar maalesef peşlerinden sürükledikleri halkı, gençliği de bozuyor. İslâmî kesime mensup öyle üniversite öğrencileri varmış ki, altı yerden burs alıyorlar, bu yolla prens gibi yaşıyorlarmış. Bunlardan birini anlattılar, tatilde memleketine uçakla gitmiş. Birkaçı da her ay ana babalarına burs paralarının bir kısmını gönderiyormuş. İşte yarının din sömürücü haşaratı bugünden böyle yetiştirilmiş oluyor.

Müslüman o kimsedir ki, eline para geçince, servet sahibi olunca kudurmaz, dengesi bozulmaz. Ben öyle asil ruhlu Müslüman zenginler gördüm ki, fabrikalarında işçilerle birlikte yemek yerlerdi.

Geçenlerde bir dostum, ayakkabı sanayii fuarı için İtalya’ya gitmişti. Orada oldukça büyük bir fabrikanın patronu ile tanışmış, adam en küçüğünden, en kötüsünden bir Fiat otomobil ile geziyormuş. Bizde trilyoner bir hacıbeyin, Müslüman zenginin böyle mütevazı bir arabaya binmesi mümkün müdür?

Kaç sene oldu iyi hatırlamıyorum, Japonya’dan Sakıp Sabancı’yı ziyarete Toyota otomobil fabrikasının başındaki zat gelmiş, Sabancı onu saraylarından birinde misafir etmiş, Japon o şaşaayı, o debdebeyi, o lüksü, o ihtişamı, o israfı görünce gülümsemiş ve “Ben Tokyo’da altmış beş karelik bir dairede oturuyorum” demişti. Onlar otomobil sanayileriyle, güçlü ekonomi ve ticaretleriyle dünyayı titretiyor ve hayran bırakıyorlar, biz ise sürünüyoruz, daha kendimize mahsus yüzde yüz yerli-millî bir otomobil bile yapıp ihraç edemiyoruz, fakat şu hayat tarzımıza bakınız. Böyle bir millet, böyle bir ülke iflâh olur mu?

Müslüman zenginler masraf yapacaklarsa kültür ve sanat sahasında yapsınlar. Evlerinin, işyerlerinin mimarisi, dekorasyonu çok sanatlı ve güzel olsun. Hacı beyin çalışma salonuna giren bir yabancı, bir lâik oradaki zevke, eşyalara, antikalara, geleneksel Türk-İslâm sanat eşyasına hayran kalsın, yerlerdeki nadide halılara basmaya kıyamasın. Hangi zenginimizin, hangi büyüğümüzün çalışma mekânı böyledir. Buraların dekorasyonu genellikle kabak gibidir. Utanmıyorlar mı? Biz Türkiye’ye İslâm’ı hâkim kılacağız diye boylarından büyük lâflar ediyorlar. Hangi ilimle, hangi irfanla, hangi kültürle, hangi sanat ve zevkle, hangi ahlâk ve faziletle hâkim kılacaksınız?

Maalesef memlekette yeterli sayıda icazetli ve gerçek hoca kalmamıştır. Kalanlar bir elin parmakları kadar bile değildir. Geçenlerde, merhum Timurtaş hocanın cenazesinde Ahmet Vanlıoğlu hoca güzel bir cümle sarfetti, dedi ki: “Timurtaş hoca son vaazını işte şu musalla taşındaki cenazesi ile yapmış oluyor. Resulûllah Efendimiz, ‘Nasihat olarak ölüm size yetmez mi?’ buyurmuşlardır. İşte Timurtaş hocanın tabutu sizin için büyük bir nasihattır” dedi. Böyle hocalar gidince Müslüman toplum kendi başına kalıyor, birtakım insî şeytanlar milyonlarca Müslümanı şaşırtıyor, saptırıyor. Maalesef din baronları içinde (hepsi değil) çok bozuk adamlar vardır. Onlara inanan, onların peşinden giden Müslümanların hali dumandır.

Müslümanlara devamlı olarak, bu dünyanın geçici bir yer olduğu, âhiretin tarlası olduğu, dünya hayatının aldatıcı bir meta olduğu, mü’minlerin israftan, nümayişten, azgınlıktan kaçınmaları gerektiği anlatılmalıdır.

Dini imanı para olan, nefs-i emmaresine put gibi tapan adam zâhiren Müslüman görünse de, o aslında gizli bir müşrik durumundadır.

Böyle müşrik din sömürücüleri islâmî hareketi kirletmişler, Müslümanları aldatmışlar, cihanı fesada vermişlerdir. Allah bunların şerlerinden Ümmet-i Muhammed’i ve bu memleketi korusun.

İleri gelen, zengin, nüfuzlu varlıklı, servetli, şöhretli Müslümanlar! Sizlere hitap ediyorum: Allah’tan hakkıyla korkunuz ve halktan kopmayınız. Servetiniz ne kadar çok olursa olsun mütevazı yaşayınız. Halk lokantalarında yemek yiyiniz, zaman zaman halk ile beraber otobüslere, minibüslere, banliyö vapur ve trenlerine, tramvaylara bininiz. Çarşı ve pazarları dolaşınız. Hastahanelerde, hapishanelerde, zelzele bölgelerinde, Doğu ve Güneydoğu’da halkın çektiği sıkıntıları görmek için oralara gidiniz. Servetinize, makam ve mevkiinizle mağrur olmayınız. Allah’ın gazab ve azabından çekininiz. Gururunuz, kibriniz, Firavunluğunuz neticesinde ilâhî bir sille yerseniz perişan olursunuz. Emanetleri ehil olan kimselere veriniz. Bu adam bizdendir, bu kimse bizi desteklemektedir diyerek emanetleri ehil olmayan kimselere verirseniz memleketi berbat etmiş, kendinizi de cehennem ateşine atmış olursunuz.

Kur’ân tefsirlerini, hadîs külliyatlarını, muteber âlimlerin yazdığı güvenilir din kitaplarını niçin okumuyorsunuz? Dinimiz ve Şeriatımız borsa oyunlarına, faizciliğe, avantaya, gayr-i meşru kazançlara izin vermediği halde sizden bazıları niçin kudurmuşçasına bu işlerin peşine düşüyor?

Lüks eviyle, lüks arabasıyla, lüks eşyasıyla, lüks gardrobuyla, pahalı ayakkabılarıyla, dolu kasa ve keseleriyle övünmek, böbürlenmek, kibirlenmek akıllı ve hikmetli bir Müslümana yakışır mı?

Evet dünya pek aldatıcıdır. Ona kananın sonu da pek acıdır. 01 Şubat 2000

Yorumlar kapatıldı.