İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Cahillik

Perşembe

 

İslâm bilgeliğinin kurallarından biri de, cahillerle ülfet ve ünsiyet etmemek, onlarla kaldıramayacakları konularda konuşmamaktır. Cahil kişilerle selamlaşılır, merhaba alışverişi yapılır, onların hali ve hatırı sorulur elbette. Fakat onlarla siyasî, ilmî, kültürel, sanat meseleleri ve incelikleri asla müzakere edilemez.

Popülist politikacılar cahil kitlelerin hoşlarına gidecek sözler söyler, onların duygularını okşar, gururlarını tatmin ederler. Bu yolla da siyasî güç, iktidar, nüfuz ve menfaat kazanırlar. Cahillere, “Siz cahilsiniz, sizin aklınız ve fikriniz ile işler düzelmez” denilse, oy alınabilir mi?

Ahlâksız din sömürücüleri de geniş kalabalıkların nabızlarına göre şerbet verir ve sonra onlardan bol bol para devşirir.

İslâm’da istişare-danışma vardır. Lakin, danışma, uzmanlığı ve ehliyeti olan mu’temen kişilerle yapılır. Cahiller ile istişare yapılamaz. Yapan zararını görür.

Bundan yirmi küsur yıl önce, Cağaloğlu’ndaki yazıhaneme onaltı yaşında bir genç gelmişti. Ondan önce gelmiş, başka bir ziyaretçim daha vardı. Bu zat onsekiz senedir müftülük yapan, oldukça ilme ve irfana sahip, terbiyeli ve efendi bir kimseydi. Onaltı yaşındaki genç benimle tartışmaya, çekişmeye gelmiş. Suçum da, onun gibi düşünmemek, onun tercihlerine katılmamaktı. Yarım saat kadar bağırdı çağırdı, münakaşa etti, en sonunda cinleri başına çıktı ve:

– Zaten senin gibi adamla konuşulmaz!.. diyerek kalktı, odanın kapısını şiddetle çarpıp gittiydi.

O gittikten sonra, müftü efendi:

– Bunca yıldır müftülük yapıyorum, çok insan gördüm ama bunun kadar terbiyesiz bir genç görmedim demekten kendini alamamıştı.

İşin vahim tarafı, bu gencin dindar kesime mensup olması, bir cemaati fanatikçe desteklemesi idi. Kendisinde biraz edeb olsaydı, benim yaşıma hürmet ederek daha sâkin, daha mülayim, daha terbiyeli olması gerekmez miydi?

Kimdi, ismi neydi? Hatırlamıyorum. Hakkım kendisine helâl olsun. Lakin onu kışkırtan, böyle edepsiz ve dengesiz hale getiren din sömürücülerine hakkım helâl olmasın.

Müslümanlığın kuralları vardır. Bunlardan biri:

“Bizim büyüklerimize saygı beslemeyen, küçüklerimize şefkat etmeyen bizden değildir” hadîs-i şerifidir. Maalesef bu devirde birtakım cahil Müslümanlar bu temel kuralı çiğneyip durmaktadır.

Din ve dünya işlerinde cahillerin, ehliyetsizlerin, uzman olmayanların, yetersizlerin, firasetsizlerin söz sahibi olması bir İslâm toplumunu ve bir İslâm ülkesini çökertir.

Yaz geliyor. Yine binlerce camiye soğutma cihazları, yel âletleri (vantilatör) alınacaktır. “Aziz Müslümanlar camiye yardım, İslâm’a yardım ediniz.” Neymiş yardım? Soğutucu ve vantilatör almakmış. Fesubhanallah. Bizim ülkemiz genellikle mutedil iklime sahiptir. Cami binaları dışarıya nisbetle serin olur. Her iş bitti de sıra bunlara mı geldi?

Cahil kişiler din ve siyaset işlerini futbol kulübü tutar gibi ele alırlar. Kaş yapayım derken göz çıkartırlar, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olurlar, yağmurdan kaçarken doluya tutulurlar, az kötüyü izale edelim derken çok kötüyü başa bela ederler.

Cahil sadece okumamış, mektep üniversite görmemiş kimseler değildir. Çok yüksek diplomalara sahip cahiller de vardır. Birincileri kültürsüz cahillerdir, ikinciler ise hinoğluhin cahillerdir.

Bir cahille konuşup sohbet ederken hakarete uğrayan, alaya alınan, zarar gören kişi, suçu muhatabında aramasın, asıl kabahatli bizzat kendisidir.

Peki cahiller uyarılamaz mı, yola getirilemez mi? Bu pek zordur. Cahilliğin ilacı ilimdir, irfandır, kültürdür. İyi bir eğitimdir. Onlar olmazsa, kuru lafla, bir iki nasihatle cehalet tedavi edilemez.

Demokrasi cahillerin, ayak takımının, tabanın, halk yığınlarının saltanatı değildir. Bir ülkenin medyası, eğitim sistemi, üniversiteleri, aydın tabakası, seçkinleri, idarecileri halkı devamlı şekilde eğitmekle, onlara öğüt vermekle, yol göstermekle, ışık tutmakla vazifelidir. Bizdeki durum mâlum. Büyük medya, eğitim, üniversiteler, aydın sınıf, yüksek tabaka, egemen azınlıklar bu halkın dinine, kimliğine, ülkenin tarihî devamlılığına karşıdır. Yüksek tabaka ile taban arasında büyük bir kopukluk mevcuttur.

İslâm ve Müslümanlar bu memlekette garip kalmışlardır.

Din sömürücüleri için âlim cahil farkının önemi yoktur. Onlar çok sayıda taraftar, büyük miktarda para, ün, alkış, menfaat, riyaset, itibar, ikbal peşindedir. Halkı uyarmak diye bir dertleri yoktur.

İslâm dini inanç, bilgi, ahlâk, nizam konusunda cahillikleri gidermek; sahih inanç ve bilgilerin, ilmin, irfanın, faziletin, medeniyetin, adaletin, güvenin, yardımlaşmanın, korkusuz yaşamanın hâkim olduğu bir toplum kurmak için gönderilmiştir. Şimdiki Müslümanlarda böyle bir misyonu yürütecek güç, vasıf ve üstünlük var mıdır?

Cahil kişi gelir, bir soru yöneltir. Verdiğiniz cevap hoşuna gitmezse size kırılır, gücenir, hattâ düşman bile olabilir. Cahiller genellikle mutlak doğrulardan hoşlanmazlar. Onların kendi doğruları vardır. Cahil bir kimseye basit bir gerçeği kırk gün anlatsanız, yine anlayıp kabul etmez. Cahilleri şartlandıran cemaatler, hizipler, fırkalar vardır. Onların beyinlerini yıkarlar, robot ve zombi haline getirirler.

Cahil fanatik olur. Bundan yirmi küsur sene önce İstanbul’daki yüksek bir din mektebinin bazı hocalarının evleri gece karanlığında kurşunlanmıştı. Çünkü birtakım cahil fanatikler onların siyasî görüşlerini beğenmiyorlardı.

Osmanlı İmparatorluğu altı yüz küsur sene ayakta kaldı, bunun ana sebeplerinden biri de, Osmanlı nizamında cahillerin ve ehliyetsizlerin iki konuda, din ve siyaset konusunda konuşturulmamaları olmuştur. 1908’de İkinci Meşrutiyet’ten sonra zararlı bir serbestlik gelmiş, devletin idaresi İttihad ve Terakki çetesinin eline geçmiş ve koskoca devlet on sene içinde batmış ve bitmiştir.

Bu memlekette yüksek seviyede yüz Müslüman münevver olsa; bunlarda halkı uyarma, yönlendirme niyeti bulunsa; ellerinde medya imkanları olsa, İslâmî kesimdeki bugünkü bölünmüşlük, parçalanmışlık, çaresizlik, dağınıklık ve tefrika ortadan kaldırılabilir. Gazete ve televizyon yayınları, çeşitli konularda milyonlarca basılıp dağıtılan broşürler, camlatılıp duvarlara asılacak levhalar ve daha başka yollarla birtakım temel, hayatî, önemli bilgiler ve hükümler milyonlarca insanımıza duyurulabilir. Ancak, benim kanaatimce bu şartlar mevcut değildir. Bizde doların milyarıyla maddî imkan vardır ama, bunları kullanacak beyin, niyet ve irade yoktur.

Müslümanları bölerek, onların beyinlerini yıkayarak milyonlarca, milyarlarca dolar yardım ve hizmet parası toplayan din baronları cahillikle mücadele etmezler. 28 Nisan 2000

Yorumlar kapatıldı.