İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Diş Fırçalamak Hutbesi

Pazartesi

 

Dinî hayat üzerine yapılan baskılar arttıkça cuma hutbeleri de yavanlaşıyor, camilerde garip hutbeler okutuluyor. Son cuma da böyle oldu. Hatip efendinin eline resmî bir metin tutuşturulmuştu, onu okuyordu. Allah’a, nefsimize, yakınlarımıza ve bütün insanlara olan vazifelerimiz anlatılırken konu birdenbire diş sağlığına geçti. Dişler muntazaman fırçalanmalıymış, dişlerin aralarında kalan yemek artıkları sağlığa zarar verirmiş. Ben namazı terketmedim ama başka camilerde ibadeti yarım bırakarak ayrılanlar olmuş. Böyle bir hutbeden memnun ve razı olmayanların sayısı sanırım milyonlarcadır.

Ben, Diyanet teşkilatının ne ağır baskılar, zorlamalar, zorbalıklar, dayatmalar, diretmeler altında olduğunu iyi bilenlerdenim. Dinsizler camilerden, namazdan, cemaatten, cuma hutbelerinden son derece rahatsız ve tedirgindir. Milyonlarca dindar Müslüman da onların yaptıkları baskılardan şikayetçi ve bîzardır.

İmamlara sıkı sıkı tenbih ediliyor, “Sakın kendi kafanızdan hutbe okumayınız. Bizim vereceğimiz metinleri, virgülü virgülüne okuyacaksınız. Başka hutbe metinlerini okumanız da yasaktır. Aksi takdirde sürülürsünüz, şu kış arefesinde perişan olursunuz…”

Camiye ve kışlaya siyaset girmesin diyorlardı. Peki, Cumhuriyet bayramı dolayısıyla okunan hutbe neydi? Nice Müslüman camiyi terketti. Cumhuriyet perdesi altında bozuk düzenin, resmî ideolojinin övgüsü yapılıyordu.

Evet kabul ediyorum, geçmiş yıllarda birtakım imamlar yanlış işler yapmışlar, camiye siyaset sokmuşlardır. Lakin onların yüzünden bütün Müslümanları cezalandırmak akıl kârı mıdır?

Bir ara tutturdular Ezan Arapça değil Türkçe okunsun, namazlarda Kur’an’ın kendisi değil Türkçe tercümesi okunsun diye. Bizim dinimize ne karışıyorlar. Bu iddiaları ortaya atanlardan doksan küsur yaşında bir zat, bir ara ağzından kaçırdı, “Ben Müslüman değilim, şamanistim” mealinde bir lâf etti. Be adam, madem Şaman dinine mensupsun, benim dinime ne karışıyorsun?

Namaz kılmayan birtakım adamların Müslümanların namazına niyazına karışması ne kadar ayıp ve terbiyesizce bir müdahaledir. Hangi medenî, ileri, gelişmiş, oturmuş, sağlıklı toplumda bizdeki gibi din ve laiklik kavgaları yapılıyor. Hayranı oldukları, kendisiyle işbirliği ve ittifak içinde bulundukları İsrail’de birtakım egemen şahıslar ve zümreler din işlerine, havralara, dindar Musevilerin ibadetlerine karışıyorlar mı?

Bu ne çarpık ve acayip zihniyettir ki, ülkenin çoğunluğunu teşkil eden Müslüman halkı düşman olarak görüyor. Halk vergi verirken iyi, askerlik hizmeti yaparken iyi, lakin dindar olduğu için kötü ve potansiyel tehlike… Ne kadar çürük ve hain bir mantıktır bu.

Bu memlekette Farmasonlar, Bahaîler, Sabataycılar, ateistler, Marksistler güven ve rahat içinde yaşıyor ama dindar Müslümanlar korku ve emniyetsizlik içinde bekleşiyor.

Halk çok tedirgin. “Böyle giderse başörtüsü yasağı sokağa kadar inecek…” diye üzülenlerin sayısı az değil.

28 Şubat’tan sonra akıl almaz aşırılıklar yapıldı. Dindar firma ve fabrika sahipleri için “Yeşil sermaye” denildi, tehditler savruldu. Kız yurtlarına baskınlar yapılarak bazı öğrencilerin saçları çekiştirildi, peruk mu, gerçek saç mı diye. Hâlâ birtakım Kur’an kurslarına sık sık baskınlar yapılıyor; öğrenciler, öğretmenler, idareciler korkutuluyor, sindirilmeye çalışılıyor. Hangi demokrat ülkede böyle zorbalıklar vardır?

Müslüman kütle içinde, rejimin adamları vardır. Kocaman, kodaman, anlı şanlı, şöhretli birtakım adamlar. Dine ve dindarlara yapılan baskılar onları hiç mi hiç rahatsız etmiyor. Onların dini imanı servetleri ve batasıca benlikleridir.

Muhterem Diyanet İşleri Başkanı’na buradan hitap ediyorum: Cuma hutbeleri konusundaki aşırılıklara artık bir son verilsin. Madem ki, bazı konular dinsizleri çok rahatsız ediyor, onlara temas edilmesin, lakin Peygamber Efendimiz’in mübarek makamı olan minberlerde diş fırçası, diş fırçalamak, yemek artıklarının dişler arasında kalmasının sağlığa verdiği zararlar konulu hutbeler de okutulmasın. Bu gibi konular hutbe konusu değildir, vaazlarda anlatılabilir. Hem İslâm’da diş temizliğinden bahsedilirken mutlaka misvaktan da söz edilmelidir.

İslâm’ın ahlâka ve fazilete dair nice hükümleri bulunmaktadır. Sadece İhyau Ulûmi’d-din kitabından yüzlerce ahlâkî hutbe çıkartılabilir.

Buradan militan dinsizlere hitap etmek isterim: Gayretleriniz boşunadır. Bin dört yüz seneden beri hiçbir zorba güç İslâm’ı ve Müslümanları sindirememiştir. Zalim Cengiz ve Hülâgû bile İslâm’ı yok edemedi. Stalin, Mao, Enver Hoca cehennemi boyladılar, İslâm ise yaşıyor.

Dinsizler iki koldan çalışıyor. Birincisi baskı, zorbalık, dayatma, diretme, kaba kuvvet ile. İkincisi de birtakım zındık İlahiyatçılar vasıtasıyla dinimizi tahrif etmek, bozmak, Şeriatsız ve fıkıhsız bir İslâm hümanizması türetmek gayretleriyle. Bazı tahribat yapacaklar, birtakım zararlar vereceklerdir ama hedeflerine ulaşmaları mümkün değildir.

Dindar Müslümanlara da tavsiyelerim var: Tahriklere, kışkırtmalara kapılmasınlar; sükûnet ve sabırlarını muhafaza etsinler. Daha çok namaz kılsınlar, fırsat buldukça camiye gitsinler, cemaatten kopmasınlar. Mezhep, meşreb, cemaat, hizib, fırka, tarikat, grup farklılıkları mü’minler arasında ayrılığa ve tefrikaya yol açmasın. Her Müslüman öncelikle akaid ve ilmihal bilgilerini ehl-i sünnet kitaplarından okusun. Bozuk din kitapları kesinlikle okunmasın. Şu anda piyasada zındıklar tarafından hazırlanmış bir sürü sözde din kitabı vardır. Bu bozuk kitapları okuyanlar Mevla’yı değil, belalarını bulurlar. Herkes zekatını, Şeriatın ve fıkhın hükümlerine göre, öncelikle fakir ve muhtaç Müslümanlara versin. Zekat verilemeyecek olan hükmî şahıslara (tüzel kişilere) zekât verilmesin. Bazı kuruluşlar kurban parası topluyor ve kurban kesmiyorlar, onlara da para kaptırılmasın. Zekatını Şeriat’ın ve fıkhın öngördüğü şekilde vermeyen kimse zekat borcundan kurtulmuş olmaz. Müslümanlar zenginlik azgınlıklarından, lüksten, israftan, aşırı tüketimden, gururdan, kibirden, gösterişten kaçınsınlar; alçak gönüllü, mütevazı, kanaatkâr olsunlar. “Benim şeyhim en büyük, öteki şeyler en küçük… Benim tarikatım en hak, öteki tarikatlar berbat…” gibi eşekçe sözler Müslümana yakışmaz. En çirkin ve iğrenç ticaret din ticaretidir. Hiçbir akıllı, vicdanlı, uyanık Müslüman din sömürüsü yapmaz, din sömürücüsü namussuz bezirganlara âlet olmaz. Din sömürücülerinin verdiği zarar, din düşmanlarının verdiği zarardan daha büyüktür. İnsanın en büyük düşmanı kendi nefsidir. Paraya ve nefsine tapan gizli müşriktir. Sadece akıl yetmez, firaset de gerekir…

Müslümanların bir teşkilatı olsa, her hafta Hutbe adlı bir broşür bastırıp, bunun bir milyon adedini bedava dağıtsalar. Bunu yapacak para ve maddî zenginlik var ama akıl, bilgi, vicdan, gayret yok. Bu broşürlerde, siyasete ve günlük dedikodulara temas edilmemeli, sadece dinimizin temel hükümleri anlatılmalı, Müslümanlar uyarılmalı. Bu hizmeti kimler yapacak? 28 Kasım 2000

Yorumlar kapatıldı.