İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İçimizdeki Ajanlar ve Hâinler

Pazartesi

Uyanık, firâsetli, şuurlu her Müslüman şu gerçeği aklından bir an bile çıkartmamalıdır: “İçimizde bir sürü ajan, casus, provokatör (kışkırtıcı), satılmış ve hain bulunmaktadır.”

Adam Selanik Dönmesi. Yalancıktan ihtida ediyor ve Müslümanlara akıl hocalığı yapmaya başlıyor. Birtakım cemaatler ve hazretler de bu zatı mânen ve maddeten destekliyor. Olacak şey midir bu?

Bir Sabataist gerçekten İslam’a dönemez mi? Elbette dönebilir. Lâkin böyle bir dönüşün birtakım şartları olmalıdır. Bu şartlar bulunmazsa o ihtidaya hemen güvenmemek gerekir.

İslam’ın ilk asrında Yemenli bir Yahudi hahamı yalancıktan ihtida etmiş ve Abdullah İbn Sebe’ ismini almıştı. Bu zat Hazret-i Ömer’den kadılık istemiş, fakat isteği kabul edilmemişti. İbn Sebe, Hazret-i Osman Zinnureyn zamanında el altından bir sürü fitne ve fesat yangını çıkartarak büyük facialara ve fesatlara sebebiyet vermiştir. Onun tutuşturduğu yangınların ateşi Müslümanları hâlâ yakıp durmaktadır.

Şimdi birtakım yeni İbn Sebe’ler faaliyet gösteriyor, lakin büyük Müslüman kütlenin haberi yok.

Bazı dinî cemaatler maalesef bu gibi kişileri paraca desteklemekte, bunların ellerine büyük medya imkanları tahsis etmektedir. Benim gibi bir sünnî Müslümanın yüzüne bakmayanlar küs duranlar sahte mühtedilere gülücükler saçmakta, hizmetleri (!) mukabilinde avuç avuç paralar ödemektedir. Ne büyük gaflet!

Sabataycılardan bahsetmek, topluma kendilerini Türk ve Müslüman gibi gösteren bu gizli Yahudilerin hakikî kimliklerini açıklamak kesinlikle antisemitizm değildir. Osmanlı geleneğine bağlı hiçbir Müslüman antisemitizm yapmaz. 1492’de, İspanya’dan koğulan Yahudileri kabul eden Osmanlıların torunları olan bizler ne antisemitizm yaparız, ne de başka bir kavme toptan düşmanlık ederiz. Ancak gerçeklerin bilinmesinde de yarar vardır. Fatih Sultan Mehmed Han’ı, yalancıktan ihtida etmiş, Yakub ismini almış Yahudi doktor Maestro Iacobo zehirleyip öldürmemiş miydi? Birinci dünya harbinde Yahudiler, Siyonist lejyonları kurarak Gelibolu’da ve Filistin cephesinde velinimetleri Türklere karşı savaşmamışlar mıydı? 1492’de dindaşlarını ve ırkdaşlarını Türkiye’ye kabul eden Müslümanlara vefa borçlarını böyle mi ödemişlerdir?

Ziya Gökalp’in yakın arkadaşı Yahudi Moiz Kohen, asıl adını gizleyen Tekin Alp ismiyle kitap yazıp, bunun bir bölümüne “Kahrolsun Şeriat!” başlığını koyarken Müslüman düşmanlığı yapmış olmuyor muydu?

1924’teki mübadeleden sonra Türkiye’ye gönderilen Sabataycıların hepsi İzmir ve İstanbul’a yerleştirilmemiştir. Anadolu’nun başka şehirlerine yerleştirilen Sabataycılar da vardır. Türk milleti yakın tarihini bilmiyor, kendi iç yapısını da bilmiyor. Bizde, imparatorluktan kalma bir sürü kavim ve alt kimlik vardır: Çerkesler, Gürcüler, Abhazlar, Çeçenler, İnguşlar, Karaçaylar, Balkarlar, Dağlılar, Avarlar, Nogaylar… Boşnaklar, Hırvatlar, Makedonlar, Arnavutlar, Pomaklar… Araplar, Fellahlar, Nusayriler… Ve daha neler neler. Bunların hepsi de Türkleşmiştir. Sabataycılar gibi ikili oynamazlar.

Selanik Dönmeleri aylardan beri ülkemize Yahudi asıllı, kendilerinden bir kimseyi Cumhurbaşkanı yapmak için harıl harıl çalışıyorlardı. Lakin bazı yayınlar onların işini bozdu, heveslerini kursaklarında bıraktı. Bu işi en çok, önemli bir politikacının Sabataist olan karısı Raşel hanım arzulamaktaydı.

Son günlerde isminden çok bahsedilen bir zatın karısı da Sabataycı kökenliymiş.

Bu ikilikten kurtulmanın tek yolu Sabataycıların kimliklerinin birini iptal etmeleri, asıl hüviyetleri neyse onunla karşımıza çıkmalarıdır. Türklükleri ve Müslümanlıkları sahte ve iğreti olduğuna göre Yahudilikte karar kılacaklardır. Lakin böyle bir şeyi ne bizdeki Hahambaşılık ve Yahudi cemaati ileri gelenleri, ne de İsrail’in dinî ve siyasî makamları istiyor. Onlar statükonun devamından yanadırlar.

Türkiye’mizde bir sürü dolap dönüyor, fakat medya bunları topluma duyurmuyor. 80’li yıllarda devletimizin imzaladığı “Avrupa Mimarlık Mirası” andlaşmasına göre Anadolu ve Trakya’da ne kadar kilise harabesi varsa, bunlar tamir ettirilecektir. Şu anda bir sürü kilise ve Manastırda restorasyon faaliyetleri sürmektedir. Garip ve esrarlı bir “Tevhid-i Edyan” (Dinleri birleştirme) faaliyeti hüküm sürmektedir. Maalesef bu gibi karışık, karanlık, bulaşık işlerin sponsorluğunu da birtakım islamî cemaatler ve hazretler üzerlerine almışlardır.

Müslümanlardan, “Dine hizmet edeceğiz, Türkiye’ye İslam’a tekrar hâkim kılacağız” vaadleriyle toplanan milyarlarca doların bir kısmı bazı Sabatay’cılara ve misyonerlere peşkeş çekilmektedir.

Ülkemizde, islamî kesim içinde öyle baronlar vardır ki, istihbaratçılarla işbirliği içindedir. Bu konuda akıl almaz rivayetler dolaşmaktadır. Benim elimde istihbarî bilgiler dışında kesin ve müsbit bilgi, belge yoktur. Zaten bundan fazla yazdığım takdirde evimden sokağa çıkamam.

Birtakım İslamcılar dâvamızı satmışlardır. Hangi şarkılarla yola çıkmışlardı, şimdi ise ne yapıyorlar?

Birtakım faaliyetler için trilyonlar harcanıyor. Bu paraların kaynağı nereden geliyor?

Bazı haysiyetsizler hem din rantı yiyor, hem de düzenin kirli ve haram rantlarını devşiriyor. Bunlar kimlerdir?

İçimizdeki hainler, casuslar, ajanlar, provokatörler Müslümanları bölmek, bin çeşit hizbe, gruba, cemaate, fırkaya ayırmak, mü’minleri birbirleriyle çekiştirmek için gece gündüz çalışıyor. Maalesef milyonlarca Müslüman bu şeytanların oyununa geliyor.

Benim mü’min kardeşim bazı hususlarda benim gibi düşünmüyor, başka görüş ve tercihlere sahip bulunuyor… Bundan tabiî ne olabilir. Bu farklılıktan dolayı birbirimize düşman olmamızdan, din kardeşliği bağlarını kopartmamızdan daha aptalca ve hâince bir şey olabilir mi? Yazıklar olsun ki, biz bu ahmaklığı ve beyinsizliği senelerden beri yapıyoruz ve bu yüzden de zillet, esaret, hürriyetsizlik, güçsüzlük ve hakaret içinde sürünüp durmaktayız.

Paranoyakça komplekslere düşmemek şartıyla yazımın başındaki uyarıyı hatırınızdan hiç çıkartmayınız: İçimizde bir sürü ajan, casus, provokatör, hâin ve satılmış bulunmaktadır… 02 Mayıs 2000

Yorumlar kapatıldı.