İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Neler Oluyor?

Pazartesi

Son zamanlarda din konusunda çok garip, çok endişe verici, çok önemli birtakım gelişmeler ve teşebbüsler olmaktadır. Bunların bir kısmı açıkta cereyan etmekte; uluslararası toplantılar, seminerler şeklinde yapılmaktadır. Basın ve televizyonlar bunları çok kısıtlı bir şekilde aksettirmektedir. Kapalı kapılar ardındaki gizli ve esrarlı toplantılardan, alınan kararlardan ise halkın, Müslüman kütlenin, hattâ aydınlarımızın haberi yoktur. Bu konuda elde edebildiğim bilgileri kısaca aktarmak istiyorum:

1. Türkiye’de Müslüman kesimden bazıları Vatikan’la, Papalık makamı ile diyaloğa girmişler, bazı konularda anlaşmışlardır.

2. Din konusunda bazı Amerikalı resmî makamlar ve Haçlı teşekkülleri ile de diyaloğa girilmiştir.

3. Avrupalı Haçlı teşebbüsleri ile de görüşülmekte, birlikte çalışılmaktadır.

Bunları islâmî kesimden bir cemaat yapmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı da bu işlerin içine sokulmaya çalışılmaktadır.

Şimdi sorulacak ilk soru şudur:

Türkiyeli birtakım hocalar, din baronları bu diyalog dolayısıyla Vatikan’dan, Amerikalılardan ve diğer Haçlı kuruluşlardan maddî yardım, para desteği görüyorlar mı? Benim elimde bu hususta delil yoktur. Ancak, bu meselenin ciddiyet ve hassasiyetle incelenmesi gerekir.

Papalık, ABD ve Avrupa Haçlıları, İsrail ve Hindistan gibi İslâm’a karşı güçler Türkiye’deki islâmî gelişmelerden son derece rahatsızdır. Onlar, kendi menfaatlerine zarar vermeyecek bir İslâm istiyorlar. Şeriat hükümleri olmayan, fıkhı bulunmayan, sadece ahlâktan ve biraz da inançtan ibaret bir İslâm hümanizmasını asıl dinin yerine getirmek istiyorlar. Bu maksatla içteki ve dıştaki gizli, esrarlı, egemen güçler yıllardan beri faaliyet göstermektedir. Şimdiye kadar şunları yapmışlardır:

– “Peygamber bir postacıydı. Öldükten sonra işi bitmiştir. İslâm’ın tek kaynağı Kur’ân’dır. Sünnet ve hadîsler kaynak değildir. Herkes kendi kafasına göre ictihad yapmalıdır…” propagandaları.

– “Kur’ân’daki, dünya işlerine ait 320 âyetin hükmü kalmamıştır. Çünkü onların yerine pozitif kanunlar yapılmıştır…” gibi iddialar.

– “Müslümanların tâbi oldukları, hayata uyguladıkları ilmihal Müslümanlığı gerçek Müslümanlık değildir, geleneklerden ibaret bir sistemdir…” gibi görüşler.

– “Tesettür asla ait bir hüküm değildir, teferruattır…” gibi beyanlar.

İslâm dini ve Ümmet-i Muhammed gayet planlı, kasıtlı, geniş bir hareket karşısındadır. Haçlılar ve onların içimizdeki işbirlikçileri yeni bir İslâm üreterek onu asıl İslâm’ın yerine koymak istiyorlar.

Türkiye’deki islâmî hareket bir köylü, kırsal kesim, varoş, taşra, gecekondu hareketi olduğu için güçlü bilgi bankalarına, araştırma merkezlerine, meselelere ışık tutacak imkânlara sahip değildir. İslâm ve Müslümanlar bir taraftan militan dinsiz ve ateistlerin hücumuna mâruz kalırken; öte taraftan din sömürücüsü, mukaddesat bezirganı, kültür seviyesi yetersiz zümrelerin istihdam ve istismarına mâruz kalmaktadır.

Globalleşen dünyada şimdi tek evrensel değer paradır. Vahşî kapitalizm tek bir dünya devleti kurmak için çalışmaktadır. Türkiye Avrupa Birliği’ne bir şartla alınacaktır. Hakikî İslâm’ı bırakıp, Haçlıların, Siyonistlerin, kapitalistlerin işine gelen reforme edilmiş yeni bir İslâm’ı kabul etmelidir. Bu İslâm’ın dünya ve devlet işlerine ait ahkâmı bulunmayacaktır.

Papalık hükümetinin, ABD’nin, Avrupa’nın böyle bir iş için masraf yapmamaları, yüz milyonlarca dolarlık bütçeler hazırlamamaları mümkün değildir. O halde, bu iş için ayrılmış fonlardan hangi şahıslar, hangi cemaatler, hangi kuruluşlar para almakta, menfaat sağlamaktadır? Bunun bilinmesinde büyük yararlar vardır.

Şurasını da belirtmek isterim ki, son zamanlarda yapılan “Tevhid-i edyan” (Dinleri birleştirme) toplantılarına katılan herkesi suçlamıyorum. Beraat-ı zimmet asıldır. Ancak, tevhid-i edyan ve İslâm’da reform yapılması gibi önemli konular için ortaya konulmuş olan büyük bütçelerden kimlerin, hangi teşekküllerin pay aldıkları mutlaka bilinmelidir. Böylece, bu gibi toplantılara iştirak edip de bir kuruş bile para almamış olan kimseler de temize çıkmış olurlar.

Din konusu, maalesef istismara açık bir konudur. Dinde reform yapılmasını isteyen bir İlâhiyat profesörünün bankalarda bir milyon dolardan fazla parası olduğu söylenmektedir. Bu işi maalesef sadece reformcular yapmıyor, sünnî ve hakikî dindar geçinen bazıları da büyük meblağlar götürüyor.

İslâm’ın gerçek ve samimî hizmetkârları; hizmet, cihad, tebliğ, dâvet, emr-i mâruf, nehy-i münker, irşad faaliyetlerini para ve maddî menfaat mukabilinde yapmazlar. Onlar, ücretlerini yaratıklardan değil, Yaratan’dan isterler. Halen toplumda böyle kimseler bulunmaktadır.

Dini imanı para olanlar, kendilerini kutsal ve sorumsuz şahsiyet olarak görenler, islâmî hükümlerde istedikleri değişiklikleri yapabileceklerini sananlar, herhangi bir icazet ve ruhsata sahip olmadıkları halde İslâm’ın ve Ümmet’in temsilcisiymiş gibi Papalarla, Patriklerle, Mason üstad-ı azamlarıyla, Haçlı liderlerle görüşmekte ve dinin en temel ve değişmez hükümlerini tartışmaya açmaktadır. Onların bu görüşmeleri, müzakereleri, verdikleri tâvizler keenlem yekûndur, hiçbir hükmü yoktur. İslâm’ı ve Ümmet’i bağlamaz.

Kesin olarak bilinmelidir ki:

– İslâm’da din ve dünya ayırımı yoktur.

– İnançlara ve ibadetlere ait hükümlerin yanında dinimizin dünya işlerine, muamelâta, ukubata, siyaset ve devlet işlerine dair de hükümleri vardır.

– İslâm dini bugünkü kapitalist ve hedonist Batı kültür ve medeniyetiyle uyuşmaz. İslâm, Batı medeniyetinin önündeki tek alternatiftir.

– İslâm’da reform yapılamaz.

– Şeriatsız ve fıkıhsız İslâm olmaz.

– Sünnet İslâm’ın ikinci temel kaynağıdır.

– Her Müslüman, İslâm’ı hayatına tatbik edebilmek için fıkıh mezheplerinden birini kabul etmeye mecburdur. Mezhepsiz ve fıkıhsız islâmî hayat ve tatbikat olmaz.

– Aklı olmayanın dini de yoktur. Akıl temel şarttır. Ancak akılcılık (rasyonalizm) akıllılık değildir.

– Müslüman dünyasında görülen geriliklerin, bozuklukların, yetersizliklerin sebebi din değil, eksik dindarlardır. Müslümanlar tarihî ârızalar ve kendi hatâları yüzünden İslâm’ın çok gerisinde kalmışlardır. Var güçleriyle ilme, irfana, kültür edinmeye, sanata, hikmete, firasete, araştırmaya sarılmaları gerekir.

– İslâm zaten dinleri birleştirmiştir. Biz Müslümanlar bütün Peygamberlere iman ederiz ve onları severiz. Yahudiler gibi Hz. İsa’yı, Hıristiyanlar gibi Hz. Muhammed’i inkâr etmeyiz. Dinlerin birleşmesi ancak İslâm’da toplanmakla mümkün olur. Bugünkü Hıristiyan dünyasında Hazret-i İsa’nın uluhiyetini (tanrılığı inancını), teslisi, Hz. İsa’nın çarmıhta idam edildiği inancını reddeden büyük rütbeli kilise mensupları bile vardır.

– Kur’ân’ın ve Sünnet’in dünya işlerine ait kesin hükümleri asla değiştirilemez, bunlardan tâviz verilemez.

– Kur’ân’dan değil bir âyet, bir harf bile çıkartılamaz. 30 Mayıs 2000

Yorumlar kapatıldı.