İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sahte Atatürkçüler

Pazartesi

 

Kendi çıkarlarına uygun bir ideoloji (Buna ideoloji bile denilmez ya) çıkartmışlar, adını Atatürkçülük koymuşlar. Onlar kesinlikle Atatürkçü falan değildir. Niçin mi?

1. Atatürk sağlığında Mason localarını kapatmıştı. Masonluğun yasaklanması da bir devrimdir. Onun ölümünden sonra İsmet Paşa, “Millî Şef” ünvanıyla diktatörlük yaparken locaları açmıştır. Yahu bu ne biçim Atatürkçülüktür? Hani onun yaptığı her şey doğruydu, isabetliydi, tartışılamazdı. Şimdi binlerce farmason, su katılmadık Atatürkçü olarak karşımıza çıkıyor. Bunların samimiyetine inanmak için insanın deli olması gerekir. Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü kullanıyorlar.

2. Mustafa Kemâl’in annesi Zübeyde hanım başörtülü bir hanımdı. Eşi Latife Hanım da tesettürlüydü. Başını sımsıkı örtmüş, saçının bir teli bile görünmüyor, ellerine de eldiven geçirmiş… Böyle bir yığın fotoğrafı vardır. Atatürk’ün kızkardeşi Makbule hanım da saçlarını sıkmabaş denilen başörtüsü ile kapatırdı. Şimdi Atatürkçü geçinenler bütün bu gerçekleri gözardı ederek üniversitelere başörtülü kızları sokmuyorlar.

3. Bu memlekette en büyük yolsuzlukları, hortumlamaları, talanları yapanlar kendilerini Atatürkçü olarak göstermektedir. Halbuki Atatürk zamanında bugünkü kadar talan, yağma, haramilik yoktu. Bizim kokuşma canavarlarımız, “Ben en büyük hırsızım, en fazla ben çalarım” gibi konuşacak değiller a. Atatürkçülüğü kalkan olarak kullanıp işlerini yürütüyorlar. Samimî ve dürüst Atatürkçüler, Mustafa Kemal’in hatırasını bu haydutların tasallutundan korumakla mükelleftir. Profesör kılıklı bir engizitör var. Bu adam bir yandan sahte Atatürkçülük yapıyor, öbür taraftan deveyi hamuduyla yutuyor. Zavallı hasta ameliyatın hemen başında masa üzerinde vefat etmiş; ameliyat parasını tam alabilmek için işe devam edilmiş, cesedi kesilmiş biçilmiş, sonra güzelce dikilmiş ve meyyit sahiplerine yüklü bir fatura kesilmiş.

Bu memlekette hiçbir kimsenin ünlü ve önemli tarihî şahsiyetleri kalkan yaparak soygun tertiplemesine izin verilmemelidir. Ben Müslüman olarak, din sömürüsü yapan namussuzlarla da mücadele ediyor, o rezillerin de şiddetle aleyhlerinde bulunuyorum. İhlaslı, doğru, haram yemeyen, emanete hıyanet etmeyen, yalan söylemeyen Müslümanlar başımın tacı olsun; lakin yamukluk yapanları affetmiyorum. Hele biz İslâm’a hizmet ediyoruz diye ortaya çıkıp da malı götürenleri lanetliyorum.

Maalesef ülkücü, milliyetçi, Türkçü kesimde de ikilik vardır. Asıl samimî ülkücüler, milliyetçiler, Türkçüler doğru ve namuslu vatandaşlardır. 1980’den önceki anarşi ve kargaşa devrinde nice ülkücü genç bu millet ve bu vatan için canını feda ederek şehid olmuştur. Nicesi de yara almış, sakatlanmış, bazısı hapishanelerde çürümüş, büyük işkenceler çekmiştir. Onları minnet ve şükranla anıyorum. Fakaaat! Maalesef bu kesimde de götürücüler, tokatlayıcılar, mafyalar türemiştir. Vatan, millet, Sakarya…. Türkçülük, Tanrı Türkü korusun demişler ve hayli gayr-i meşru iş etmişlerdir. Onlara da lânet olsun. Gerek İslamcı kesimden, gerekse Türkçü camiadan hırsızlık yapan, haram servet edinen, sömürücülük namussuzluğunu irtikab edenler bu milletin baş belâlarıdır. Topladıklarını afiyetle yiyemesinler, dünyada ve âhirette ateş olsun, zehir olsun, azap olsun!

Atatürk’ü kalkan olarak kullanıp da hırsızlık, soygun, talan, hortumlama yapanlar Atatürk’ün en büyük düşmanlarıdır. Dikkat ederseniz bu haşarat mevcut statükonun mutaassıp taraftarıdır. Çünkü onlara soyma, talan etme, hortumlama, bankaların içini boşaltma, devlet bütçesinin dibini delme imkanını statüko vermektedir.

Statüko elden giderse her şey mahv olur, bitermiş. Bu yalanlar birer bahaneden ibarettir. Bu gibi feryatların tercümesi şudur: Statüko elden giderse milleti, ülkeyi, devleti soyma ve yağmalama imkanları elimizden gider, trilyonları götüremeyiz…

Bu memlekette en önce dürüstlüğü ve namusu hakim kılmak gerekiyor. Sağcısı da solcusu da, İslamcısı da Laik’i de, Sünnisi de Alevisi de, Türkü de Kürdü de dürüst, namuslu, şerefli olacaktır. Aksi taktirde bu toplum namuslularıyla birlikte cümbür cemaat batacaktır.

Atatürkçülerin laiklik konusundaki iddiaları doğru değildir. Mustafa Kemal’in siyasî hayatındaki din ve laiklik safhaları şunlardır:

1. 1923’te Cumhurbaşkanı seçildiği zaman, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun (Anayasa) ikinci maddesi şöyleydi: “Devletin dini, din-i İslamdır…” Bu madde 1928’e kadar yürürlükte kalmıştır.

2. 1928’de, CHP’nin tek parti iktidarı zamanında bu madde kaldırılmış, fakat yerine laiklik konulmamıştır.

3. Ancak 1937’de, Atatürk’ün ölümünden pek az bir müddet önce, anayasa’ya CHP’nin altı oku ilave edilmiş, bu meyanda laiklik de girmiş olmuştur.

Şu izahattan anlaşılacağı üzere, Atatürk’ün onbeş yıllık Cumhurbaşkanlığı zamanında Anayasa’da laiklik bir sene bir kaç aylık bir müddet bulunmuştur.

Atatürk pragmatik düşünen, zemine ve zamana göre hareket eden bir aksiyon adamıydı. Kazım Karabekir Paşa hatıralarında onun bir ara halife olmayı bile düşündüğünü yazar.

Atatürk’ün iktidarda bulunduğu, yirminci asrın ikinci çeyreği bir ideolojiler devriydi. İtalya’da Faşizm, Almanya’da Nazizm, İspanya’da Frankizm, Portekiz’de Salazarizm, Rusya’da Marksizm-Leninizm o devirde ortaya çıkıp hakim olmuştur. Artık zamanımız ideolojiler asrı değil; hukukun üstünlüğü, gerçek demokrasi, insan haklarına saygı ve riayet asrıdır. Avrupa’da Türkiye’den başka resmî ideolojisi olan, …izm’i olan tek devlet kalmamıştır. Birtakım Atatürkçüler hem ideolojilerinden vazgeçmiyor, hem de bu halimizle Avrupa Birliği’ne gireceğimizi sanıyorlar. Zehi gaflet!

Geçenlerde, bundan kırk yıl önce haftalık dinî bir dergi çıkartmış olan Atatürkçü bir gazeteci ve tarihçi, Mustafa Kemal’in şamanist olduğunu iddia etti. Rivayete göre bu zat Kuleli Askerî Lisesi’nde bir konferans vermiş, Atatürk Şamanist’ti deyince talebe onu ayakta alkışlamış, okul kumandanı da, “Kuleli Kuleli olduğundan beri böyle alkış ve tezahürat görmemiştir” demiş. Ne günlere kaldık.

Atatürk’ün tesettür lehinde de beyanları vardır. Atatürk, Sultan Vahdettin’in emriyle Samsun’a gittikten sonra, ordudan ve silk-i askerîden istifa ettiğine dair padişaha çektiği iki telgrafın başına “Atebe-i Ulya-yı Hazret-i Hilafet-panehîye”, sonuna da “Kulları: Mustafa Kemal” yazmıştır. Bunları tek başına alarak onun Şeriatçı veya Padişahçı olduğunu iddia etmek doğru olur mu?

Din ve Türkçülük istismarı nasıl önlenmeliyse, Atatürk sömürücülüğü de önlenmelidir. Her renge, her zihniyete, her kesime mensup birtakım arivist, makyavelist, düzenbaz, samimiyetsiz adamların Atatürk’ü şahsî menfaat ve ikballerine âlet etmelerine öncelikle samimî Atatürkçüler karşı çıkmalıdır. 25 Nisan 2000

Yorumlar kapatıldı.