İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Vize ve Haysiyet

Cuma

 

70’li yıllarda bir Türk vatandaşı belli başlı Avrupa ülkelerine vizesiz seyahat edebiliyordu. Şimdi öyle mi? Makedonya, Romanya gibi iki üç ülke dışında bütün devletler TC vatandaşlarına vize şartı koydular. Mesela İngiltere’ye gideceksiniz, vize almaya mecbursunuz. Öyle kolay kolay da vermiyorlar. Kaç mülkün var? Onların tapularını getir. Bankalarda ne kadar paran var, onların dökümünü, hesabını ver. Ne kadar vergi ödedin? Onu bildir… Konsoloshâne değil Engizisyon Mahkemesi sanki. Nihayet binbir eziyet, çile, sıkıntı, hakaret sonunda vize alabildiniz. İş yine bitmiyor. “Bu vize İngiltere’ye alınmanız için yeterli değildir. Londra havaalanına indiğinizde ülkeye kabul edilmeyebilirsiniz” diye sizi uyarıyorlar.

Avrupa Birliği üyeleri arasında pasaport kalktı. Çeşitli ülkelerin vatandaşları hüviyet kartı göstererek bir ülkeden ötekine geçebiliyor. Biz Türklere ise her geçen gün biraz daha güçlük çıkartılıyor. İstenmiyoruz, dışlanıyoruz, hor görülüyoruz, hakarete uğruyoruz.

Sonra hâlâ kalkmışız “Bizi de birliğe alacaklar… Biz de AB’ye üye olacağız…. Belki yarın, belki yarından da yakın…” mavallarıyla halkımızı uyutuyoruz.

Bilinen ve görünen bir şey varsa o da; zengin, ileri, medenî, hukuklu, demokrat, insan haklarına saygılı, liberal Avrupa ülkelerinin Türklerden hoşlanmadıkları, Türklerden çekindikleri, Türkleri istemedikleridir.

Niçin?.. Türkiye bu hâle nasıl düşürülmüştür?

Son yirmi beş yıl içinde paramız nasıl battı, pul olduysa, haysiyet ve itibarımız da öyle tepetaklak olmuştur. Bunun suçu ve kabahati Avrupalılarda, Amerikalılarda değil, bizdedir.

Türkiye’de işsizlik vardır. Yirmi milyon vatandaşımız işsiz geziyor. İş mi yok? İş var ama bizdeki işsizler her işte çalışmaz. İzin verilse milyonlarca Romen, Pakistanlı, Bangladeşli ve başka ülke insanı Türkiye’ye gelir ve çalışır. Lakin Türkiyeliler kolay kolay çalışmaz ve çalıştırılamaz. Bu yüzden nice iş adamımımız başka ülkelerde fabrika, atölye, işyeri açıyor. Mesela Türkler Romanya’da deterjan ve sabun üretip Avrupa ülkelerine ihraç ediyor. Bu işi Türkiye’de yapsalar olmaz mı? Maalesef olmuyor. İşçi ücretleri bizde yüksek, sendikal haklar fazla ve suistimal ediliyor, vergiler aşırı. Dolayısıyla verim az, maliyet yüksek ve ihraç etmek zor, hattâ imkânsız.

Avrupa Türkiyeliler için vizeyi kaldırsa dehşetli bir göç olacaktır. Zengin Batı ülkeleri bir Eldorado’dur. Milyonlarca Türkiyeli Almanya’ya, Fransa’ya, İngiltere’ye, Hollanda’ya gidecekler ve altın arayacaklardır.

Bizdeki mevcut durum değişmedikçe Avrupalılar vizeyi kesinlikle kaldıramazlar.

Bir de uyuşturucu ticareti var. Ülkemiz maalesef dünyanın sayılı beyaz zehir merkezlerinden biri haline gelmiştir. Susurluk’taki kazadan sonra Meclis’in hazırladığı raporda uyuşturucunun helikopterlerle taşındığı cümlesi yer alıyordu.

Türkiye’de 150 milyar dolar civarında kara para olduğu söyleniyor. Avrupa Birliği bu kara paralardan da çok rahatsızdır.

Vaktiyle dünyayı titreten bir milletin ve devletin çocukları şimdi yabancı konsolosların önünde ter döküyor. “Tapularını getirdin mi?.. Banka cüzdanlarını görelim, kaç paran var?..” Neredeyse “Karını getir, onu da görelim…” diyecekler. Bu milleti bu duruma hangi namussuz ve şerefsizler getirmiştir? Hangi alçak zihniyet ülkemizi bir kokuşmalar ülkesi haline getirmiştir?

İleride Avrupa Birliği’ne girecekmişiz… Yirmi birinci yüzyıl Türk yüzyılı olacakmış… Ufuklar çok pembeybiş… Bu kafayla, bu zihniyetle, bu ideolojiyle, bu ahlak ve karakterle, bu siyasetle mi?

Son onbeş yıl içinde doğuda ve güneydoğuda binlerce köy haritadan silindi, düzlendi. On bin kadar faili meçhul, diğer tabirle temizlenmiş vatandaş dosyası var. Hukuksuzluk, kanunsuzluk, yolsuzluk, namussuzluk her yeri sarmış. Devlet bir gün yeni her darbe yiyor. Onun üstünde derin devlet var. Nedir bu derin devlet? Başında kimler var onun? Gayeleri nedir? Bilen yok. Soran da yok. Kokusu gelen bir şey varsa, o da, derin devletin kodamanlarının da götürdükleridir.

Birtakım güçler iktisadî hayatı yıkmak, üretimi baltalamak için seferber olmuşlardır. Tarım arazisi doğru dürüst ekilip biçilmiyor. Ekilip biçilseydi Türkiye’nin buğdayı kendisine yeter de artardı. Artık dışarıdan buğday ithal ediyoruz. Sadece buğday mı? Pirincimiz, fasulyamız, nohutumuz, mercimeğimiz de dışarıdan geliyor.

Bir fabrika, atölye, işyeri mi açacaksınız? Ne kadar güçlük varsa karşınıza çıkartılır. Başlamadan batmaya mahkum olursunuz.

Faize ne kadar kolaylık gösteriliyorsa, emeğe, üretime,ticarete, helâl kazanca o nisbette güçlük çıkartılır. Kazansan da vergi vereceksin, zarar etsen de.

Evrensel hikmet ve ahlak faizi kötü görmüştür, ticareti ise teşvik etmektedir. Biz tam tersini yapıyoruz ve battıkça batıyoruz. Kur’ân’da “Ribacılar Allah ve Resulüne savaş ilan etmişlerdir” buyuruluyor. Allah’a ve Resulüne savaş ilan edenler mutlaka hezimete uğramaya mahkumdur.

Uzun yıllar boyunca rüzgâr ektiler, şimdi fırtına biçiyorlar. Her tarafta rezillik rüsvaylık görülüyor. Midesine ve şehvetine teslim olmuş bir toplum. Para para para… Şimdi herkes onu düşünüyor. İkinci madde de nefslerin tatmini.

Hakikî ve olgun Müslümanlar yeryüzünde Allah’ın vekilleri ve halifeleridir. Onların bir araya gelerek iyiliği emretmek, kötülüğü engellemek için çalışmaları gerekir. Kur’ân, Müslümanları şöyle tarif ediyor: “Siz insanlar için çıkartılmış öyle hayırlı bir ümmetsiniz ki, mâruf ile emr eder, münkerden de nehyedersiniz…” Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapılmayan bir İslâmî toplum sağlıklı bir toplum olamaz. Şimdi Müslümanlar bu önemli ve hayatî farizayı terk etmişlerdir.

Müslümanları aldatan, uyutan, afyonlayan, uyuşturan, sersemleten birtakım habis kişiler vardır. Bunların dini imanı para, menfaat, nefsaniyet, riyaset, şöhret ve kendini tatmindir. Bu adamlar çoban, Müslümanlar ise sürüdür. İnek gibi sağarlar, kaz gibi yolarlar. Düşünmek, hâdisata ibretle bakmak, firasetle nazar etmek yasaktır. Gözlerini kapa, vazifeni yap. Vazife nedir? Para vermek, desteklemek, alkışlamak…

İslâm dâvası için toplanan paraların yeterli bir kısmı ile emr-i mâruf ve nehy-i münker çalışmaları yapılmalıydı? Yapılmıyor. Bu paralar nereye gidiyor? Ortada ne hesap var, ne kitap.

İslâm’da kişinin iç dünyasına ait en önemli ahlak prensibi ihlas; dış dünyasındaki en önemli ve hayatî kural da istikamettir. İstikamet Türkçe’de doğruluk, dürüstlük demektir. Müslümanların başında bulunan, İslâmî hareketin temsilcisi durumunda olan kodaman ve kocaman kişilerin ihlaslı ve istikametli olması lazımdır. Müslümanları aldatarak, soyarak, sersemleterek, zombileştirerek, uyuşturarak İslâm’a hizmet edilmez, ancak hezimete sebebiyet verilir.

Rastgele işler, hizmetler yaparak sorumluluktan kurtulunamaz. Yapılması gereken işler, hizmetler, farizalar vardır. Mutlaka onların yapılması gerekir. Bunların başında da emr-i mâruf ve nehy-i münker, yâni iyiliği desteklemek, kötülüğü kösteklemek gelir. 15 Temmuz 2000

Yorumlar kapatıldı.