İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Zelzele

Perşembe

 

Eskiden zelzele geliyorum demezdi, âniden ve ansızın gelirdi. Günümüzde ilim ve teknik çok ilerledi, zelzele artık geliyorum diyor, ancak kesin tarih vermiyor. Deprem uzmanları, araştırıcılar İstanbul’da zelzele olacağını söylüyor. Kimisi önümüzdeki otuz sene içinde olacak, yarın da olabilir diyor; kimisi de otuz sene yerine on sene mühlet biçiyor. Artçı mı, öncü mü olduğu pek iyi bilinmeyen veya söylenmeyen sarsıntılar devam edip duruyor.

İstanbul’da hayli deprem toplantısı yapıldı. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan yüksek seviyedeki idarecilerle yaptığı toplantıda İstanbul’da depreme karşı seferberlik başlattığını ilan etti. Depreme karşı seferberlik… Bunun mânâsı nedir acaba?

İstanbul için özel bir deprem yasası çıkartılacakmış. Şehirdeki sorunlu ve risk taşıyan bölgeler yıkılacakmış. Bir yüksek “Özel Deprem Kurulu” oluşturulacakmış. Hastahane bahçelerine ve yakınlarına prefabrike sahra hastahaneleri kurulacakmış. İtfaiye vasıtaları açık alanlarda tutulacakmış. Alternatif yol ve güzergahlar tesbit edilecek, helikopter pistleri oluşturulacak, acil yiyecek ve malzeme için depolar kurulacakmış…

Bu konuda şimdiye kadar ne yapıldı bilmiyorum. Duyduğuma göre bir ara milyonlarca ceset torbası yaptırılmış, bunların bir kısmı dağıtılmış. Yeni mezarlık yerleri hazırlanmış, biraz mezar kazılmış.

Madem ki, İstanbul’da zelzele riski devam ediyor, bu konudaki yapılacak hazırlıkların, alınacak tedbirlerin bir an bile geciktirilmemesi gerekir.

Aklı ve imkânı olan vatandaşlar, zelzele konusunda başlarının çaresine bakmalıdır. Çok riskli bölgeler terkedilmeli, fazla riskli olmayan bölgelerdeki yapılar uzman ve ehliyetli kişi ve müesseseler tarafından takviye edilmelidir. Maddî imkanı müsait olanlar bahçe içinde bir veya iki katlı evlere taşınmalıdır.

Evet, zelzele geliyorum diyor, ancak kesin bir tarih vermiyor.

Hoparlörler

İstanbul’un büyük ve tarihî camilerinden birine bundan iki yıl kadar önce, o zamanın parasıyla yirmi beş milyar lira ödenerek yeni ve güçlü hoparlör tertibatı yaptırıldı. Bu tesisat çalışmaya başladıktan sonra benim de huzurum kaçtı. O camiye ne zaman gitsem, namaz ve tesbihat esnasında kulaklarımın zarını zedeleyen bir ses oluyordu. İlgililere birkaç defa rica ettimse de, isteklerim hüsn-i kabul görmedi, ses kirliliğinde ısrar edildi. Günlük vakit namazlarında bir saflık cemaat bile yok, fakat hoparlörlerden 120 desibellik çok yüksek sesler çıkıyor. Nihayet, çaresiz kaldım, kulaklarımı ve sinirlerimi korumak için o camiye gitmemeye karar verdim.

Camilerdeki akustik çok önemlidir. Büyük mekanlara ses cihazları konulabilir ama bunlar ihtiyaca göre ayarlanmalıdır. Ses ne kadar yüksek olursa sevabı o kadar çok olur sananlar varsa yanılıyorlar. Cemaati rahatsız eden, ihtiyaçtan fazla olan seslilik sevap değil günahtır.

Hiç unutmam, bundan on beş sene kadar önce Haseki Hastahanesi’nin arka taraflarında bir eve iftara davet edilmiştim. Yemekten sonra, teravih namazını kılmak üzere civardaki küçük bir camiye gittik. Kiremitle örtülü küçük bir ibadet yeri. Bir buçuk saf cemaat vardı. Müezzinliği küçük bir çocuk yaptı, her halde imamın mahdumu idi. Hoparlörü sonuna kadar açtılar, arada çocuk avaz avaz salavat getiriyor. Velhasıl büyük bir gürültü içinde ibadet ettik. Namaz bittikten sonra başım uğuldamaya başladı, kan ter içinde kalmıştım. Böyle ibadet edilir mi?

Camilerimizdeki ışık tanzimi de böyledir. 60’lı yıllardaydı, Cağaloğlu civarında bir camiye âvizeler takılıyordu. Bu işle uğraşan zatlardan birine, âvizelere çok güçlü ampuller konulmamasını söylediğimde kızmış, hışımla “En ışıklısından, en parlağından koyacağız!” diye kükremişti. Zavallı adam, ışık ne kadar çok olursa sevabı o kadar çok olacak sanıyordu.

İbadet yerlerindeki boyalar ve tezyinat da genellikle çok kötüdür. Mermerler, küfeki taşları bile yağlı boya ile boyanmaktadır. Dıştaki derz duvarlar sıvanıp üzerleri boyanıyor, böyle rezalet ve zevksizlik olur mu? Sultanahmet’deki Yerebatan camiinin dış cephesindeki berbat sıvalar söküldü, altından nefis bir taş duvar çıktı. Bu temizliği ve tamiratı yapan imam efendiyi tebrik ediyorum.

Çarşamba günü ikindi namazını Teşvikiye camiinde kıldım. Orada nefis bir hüsn-i hat levhası vardı. İki kere çalındı, bulundu. Hırsızlarla başedemeyeceklerini anlayınca görevliler canım levhayı müzeye vermişler.

Geçen hafta Laleli camiine gittim, içerideki ve dışarıdaki mermer kitabeler varak altınla kaplanmış, çok güzel olmuştu.

Bazı camilerin kapılarına çok çirkin sundurmalar, ahşap kulübeler yapılıyor. İlle de sundurma, kulübe yapılacaksa camiyi çirkinleştirmeyecek güzel ve zevkli ekler olarak yapılmalıdır.

Eskiden ecdadımız camilere nefis hüsn-i hat levhaları koyarmış. Şimdi latin yazısıyla iğrenç ve berbat levhalar konuluyor. “Müslüman kardeşim pabucunu böyle tut…” “Ayakkabılıkların üst raflarına ayakkabı koymayınız…”, “Pabuçlarınızı naylon torbalara koyunuz…” gibi.

Başımıza gelen bütün bela ve musibetlere rağmen okumuş Müslüman tabaka, İslamcı ileri gelenler, Müslüman elit vakit namazlarında camilere gitmiyor. Hiçbir camide, namazdan sonra kerli ferli, kalantor, güzel giyimli, lüks ve pahalı arabası bir kenarda duran Müslüman göremiyorum. Bazıları cihad yapmaktan, ganimet toplamaktan namaza ve cemaate vakit ayıramıyor. Vah vah…

Kötü Ustalar

Vaktiyle bir ustaya bir iş yaptırmıştım. Ona, “Benim işimi iyi yaparsan, ismini ve adresini vererek gazetede teşekkür ilanı yayınlatacağım. Bu sayede hayli müşteri bulacaksın, işsiz kalmayacaksın” demiştim. Adam işi yaptı, parasını aldı. Lakin çok kötü yapmıştı. Hayli zarar gördüm. Elbette ki, teşekkür ilanı yayınlamadım.

Zararım devam ediyor, o ustaya sık sık beddua ediyorum. İki yakası bir araya gelmesin.

Maalesef iş ahlakı çok bozuldu. Elbette iyi ustalar vardır. Lakin kötülerin sayısı da az değil. Dam aktartmak, elektrik, su, kalorifer tamiratı yaptırtmak ne kadar zorlaştı. İyi yapılmayan, hakkı verilmeyen bir işten alınan paranın hayrı olur mu, bunu düşünen pek az kişi kaldı.

Eskiden esnaf teşkilatı, ahilik, fütüvvet ahlakı varmış; ustalar, işçiler iyi iş ve mal yapar, aldıkları parayı helâl ettirirmiş. Ahiliği, fütüvvet ruhunu canlandırmamız gereklidir. Bir “Esnaflık, ustalık, İş Ahlakı Talimatı” çıkartılmalıdır. 18 Şubat 2000

Yorumlar kapatıldı.