İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bozuk Dinî Fırkalar

Pazartesi

 

Son otuz yıl içinde Türkiye’de ne kadar çok islâmî hizip, fırka, cemaat, grup peydah oldu. Bunların hepsi de az veya çok ehl-i sünnet dışı, bid’atlara sapmış, dini yanlış yorumlayan bölünmelerdir. Kısaca bir listesini vermek istiyorum:

1. Telfik-i mezâhib cereyanı. Yâni fıkıh mezheplerinin hükümlerini karıştırarak uygulama fırkası. Bu grubun taraftarları bir ara Diyanet’i ele geçirmişler ve Mısırlı Reşid Rıza’nın bu konudaki kitabını başkanlık yayınları arasında bastırmışlardı.

2. Mezhepsizlik. Fıkıh mezheplerini kabul etmezler, “bunlar sonradan çıkmıştır” derler. Herkesin, Kur’anı ve hadîsleri okuyup, kendi kafasına göre dinî ve şer’î hüküm çıkartmasını isterler. “Asr-ı Saadet’te mezhep yoktu, binaenaleyh bid’attir” diyorlar. Peki, Asr-ı Saadet’te Mushaf da yoktu, o da mı bid’attir? Büyük âlim Zâhir el-Kevserî Makalat’ında “Mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür” diyor.

3. Teşeyyu (şiileşme) cereyanı. İran’da Humeynî iktidarı kurulunca bizdeki bazı radikal Müslüman gençler ehl-i sünnet mezhebini bırakarak şiî olmuşlardı. Bunların kendi aralarında mut’a nikahı yaptıklarını da duyuyoruz.

4. Arap radikalizmi ve fundamentalizmi. Bunlar tasavvufu, mezhepleri açıkça veya dolaylı şekilde inkar ederler, siyasî çalışmaları ibadetin üstünde görürler, aktivist ve terörist metodları kullanmakta beis görmezler.

5. Pakistan’daki Cemiyet-i İslâmî taraftarları: Bunlar da Arap radikalistleri gibidir.

6. Kur’an Müslümanlığı. Bu tâife İslâm’ın tek kaynağı olarak Kur’anı kabul eder; Sünneti, icmâ-i ümmeti, kıyası kabul etmez. “Peygamber postacı idi, öldükten sonra işi ve otoritesi bitmiştir. Hadîsler uydurmadır. Sünnet din hükümlerinde kaynak olamaz” diyerek Şeriatsız, fıkıhsız laik ve seküler bir İslâm hümanizmini türetmek için çalışırlar. Rejim tarafından desteklenmektedirler.

7. Kavmiyetçi Müslümanlar. Bunların esas ideolojisi nasyonalizmdir. İslâm’ı kavimlerinin dini olarak görür ve bir dereceye kadar saygı gösterirler. Selahiyetleri, ehliyetleri, liyakatları, icazetleri olmadığı halde işkembe-i kübradan fetva ve ruhsat verirler, kendilerine göre bir İslâm türetmek isterler.

8. Cemaatlerini, meşreblerini, mesleklerini, fırkalarını İslâm ile özdeşleştiren, hattâ –neuzübillah– dinden de üstün ve önemli gören tâifeler. Bunların sayısı çoktur. Sayılsalar ve anlatılsalar kocaman bir kitap olur.

9. Kendilerini mehdi, hattâ bazıları resûl sanan birtakım adamların fırkaları. Bunların mehdilikleri ve resullükleri açıkça söylenmez. Sadece çok emin bağlılara bir sır olarak verilir. Burada isimlerini verip de başımı belaya sokmak istemem. Çünkü bazıları Haşhaşîn tarikatı reisi Şeyhü’l-cebel Hasan Sabbah gibidir; kolları uzun, hançerleri keskindir.

10. Bazı din baronlarının (hepsi değil) doktrinleri, inançları ehl-i sünnetten hayli uzaktır. Bunlar lâ yuhtî ve lâ yüs’el (Hatâ etmez, sorumsuz) olduklarına inanırlar ve inandırırlar. Asla hiçbir tenkit ve uyarı kabul etmezler ve dinlemezler. Dedikleri dedik, yaptıkları yaptık, astıkları astıktır. Kendilerini kâinatın mihveri sanırlar. Bazıları mevrid-i nasta (Dinin kesin hükümlerinde) Şeriat’a aykırı bozuk ictihadlar yaparlar, olmayacak fetva ve ruhsatlar verirler. Bu adamların peşlerine takılan beyinleri yıkanmış, robotlaşmış, zombileşmiş, ehlebleşmiş adamlar da bu uyduruk ictihadları, naylon fetvaları hikmetin kendisi olarak kabul ederler. Allah bunlara uyanmak nasip etsin.

11. Vehhabilik, pro-vehhabilik. Bunlar İbn Teymiye’yi, Muhammed ibn Abdülvehhab’ı din önderi, imam olarak kabul ederler. Şeyh-i Ekber Muhyiddin Arabî’ye “Şeyh-i Ekfer=En kâfir şeyh” derler, mezhepleri kabul etmezler, inanç konusunda mücessime (antropomorfizm) kokan görüşleri vadır. Allah göktedir, O’nun yüzü, eli, ayağı vardır diye inanırlar. Dindarlıkları ruhsuz, kaba, zahirîdir. Parayı ve menfaati pek severler.

Listeyi uzatmıyorum… Eskiden ilm-i kelâm âlimleri bozuk fırkaları inceler, reddederlerdi. Şimdi ne Diyanet, ne İlahiyat fakülteleri ve ne de birkaç kişi kalan ehl-i sünnet âlimleri böyle şeylerle uğraşıyor. Her taraf sapık, bozuk, yamuk fırkayla doldu. Halkın ve gençliğin zihni teşvişe uğradı (karıştı). Maalesef bu kargaşa içinde en doğru şekliyle İslâm’ı anlatan, izah eden bir otorite yok.

Ehl-i Sünnet Müslümanları itikad konusunda İmamı Eş’arî ve İmamı Mâtüridî hazeratına bağlıdırlar, yâni inanca âit hükümlerde onların yorumlarını ve açıklamalarını kabul etmişlerdir. Ameliyata (işlemeye) âit hüküm ve konularda ise dört hak mezhepten birine bağlıdırlar. Mezhepleri birbirlerine karıştırmazlar. Telfik-i mezâhib çok yanlış bir metoddur.

Şeriat’ı esas olarak kabul eden bütün tasavvuf tarikatları haktır. Onların zikirleri, âyinleri, semaları hakkında Şeriat uleması tarafından fetva verilmiştir. Maalesef ehl-i sünnet geçinen, fakat aşırılıklara kaçan birtakım fırka ve taifeler de vadır. Bunlar da bilinmelidir.

Bütün bozuk fırkalar ve güruhlar kendi kusurlarını ve reislerini çok büyütürler, âdeta onları erbab haline getirirler. Müslümanları “Bizden olanlar ve bizden olmayanlar” diye ikiye ayırırlar. Bizdenleri has kardeş kabul ederler, ötekilere pek itibar etmezler.

Âhir zamandayız, fitne ve fesat çoğalmıştır. Şeytanlar, nefs-i emmâreler, kâfirler, münâfıklar Müslümanları bölmek, birbirine düşürmek için tuzak kuruyor, hile ve hud’a yapıyor. İtikadda ve amelde ehl-i sünnet dairesinde olan kişi inşaallah kendini kurtarmış olur. 28 Aralık 1999

Yorumlar kapatıldı.