İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bozuk İslamcılar

Çarşamba

 

Kendilerine İslam aydınları demeye dilim varmıyor, onlara İslamcı demeyi uygun görüyorum; işte bu güruh, nâdir, belki de ender istisnâlar dışında camiden ve cemaatten kopmuş vaziyettedir.

İslamcılar kimlerdir? Bunların iyi kötü diplomaları, yüksek tahsilleri vardır. Kendilerini İslam’ın ve Müslümanların temsilcisi gibi görür ve gösterirler. Paraya, maddî menfaate, makama mevkiye, şana, şöhrete çok önem verirler. Mevcut düzeni tenkit ederler, ona bozuk damgasını vururlar ama o düzenin menfaatlerine, rantlarına, kemiklerine tâliptirler. Ayrıca din ve mukaddesat rantı da yerler. İslam ahlakının reddettiği yollardan zengin olmakta, vurgun vurmakta beis görmezler. Fâiz gelirlerini bile alanları vardır.

İşte bu adamlar camiden ve cemaatten kopmuşlardır. Onları, cuma namazları dışında, günlük beş vakit namazlarda camilerde, cemaat içinde, Müslüman halkın safları arasında görmek mümkün değildir.

İslamcıların büyük kısmı, itikad konusunda hassas değildir. Ehl-i sünnet inancına aykırıymış, bid’atmiş… böyle dertleri yoktur. Din, onlar için bir gaye olmaktan çok bir âlet ve vasıtadır.

Bu adamlar iyi meskenlerde oturur, iyi giyinir, iyi yer, iyi binitlerde gezerler. İslam’a ve Müslümanlara tesâhüb eder (sahip çıkar), bunun da ücretini ve parsasını toplarlar.

Günlük namazlarda camilere gittiğiniz zaman genellikle gariban, marjinal Müslümanları görürsünüz. Bazı iş semtlerinde öğle ve ikindi namazlarında birkaç zengin esnaf ve iş adamı cemaat içinde bulunsa da, genelde varlıklı, nüfuzlu, tahsilli, ütülü şık elbiseli, diplomalı, makamlı mevkili, limuzin arabalı Müslüman kodamanları ve İslamcıları cemaat arasında göremezsiniz. Namaz esnasında onların başka önemli işleri vardır. Kulis yaparlar, para toplarlar, güncel dedikoduları konuşurlar, şahsî menfaat ve nüfuzları peşinde koşarlar.

Bu devir Müslümanları namaz konusunda Yüce İslam dini ve onun kurtarıcı Şeriat’ı ile bağdaşmaz bir ihmal ve teseyyüb içindedir. Peygamber günlük beş vakit namazları cemaatle kıldırmış, Ashab-ı Güzin onun yolundan gitmiş, yirminci asra kadar Müslümanlar beş vakit namaza ve onların cemaatle eda olunmasına büyük önem vermişlerdir. Sonra Müslümanların üst tabakasını teşkil eden bu İslamcılar tâifesi zuhur etmiş, bunların bir kısmı namazı bilkülliye terk etmiş, bir kısmı arada bir yalap şalap kılar olmuş; hemen hepsi de cemaati bırakmış ve kadınlar gibi tek başına, kerahat vaktinde yasak savma kabilinden kılmaya başlamıştır.

Peki namaza ve cemaate karşı tutumları böyle olan bu gibi İslamcıların rehberliği ve önderliği ile Ümmet-i Muhammed’in zilletten izzete, esaretten hürriyete, zebunluktan güce kavuşmaları mümkün müdür? Zerre kadar aklı ve iz’anı olan, kuş kadar beyne sahip bulunan kişi böyle İslamcılarla Müslümanların selamete kavuşamayacağını bilir.

İslam bir dindir. Bu dinin en önemli ibadeti beş vakit namazdır. Müslümanların değişmez önderi Hazret-i Muhammed aleyhissalatü vesselam günlük namazların cemaatle kılınmasını kesin bir şekilde emretmiştir. Bu konuda icma vardır. O halde namazı ihmal eden, cemaati terk eden bir İslam toplumu iflah olmayacaktır.

Bozuk düzenin rantlarına ve yağlı kemiklerine tâlip olan, hizmet perdesi altında din ve mukaddesat rantı yiyen, namazı ve cemaati terkeden, islamî hassasiyetleri, ahlak ve karakterleri yetersiz bulunan İslamcı aydınlar ve yüksek tabaka, İslam’ın önündeki büyük engellerdendir.

Dârü’l-eman

Siyasî veya dinî sebepler yüzünden bir Müslümanın Türkiye’den kaçması gerekse, İslam ülkelerinden birine mi, yoksa demokratik bir batı ülkesine mi kaçar? Yüzde doksan, bir batı ülkesine. Çünkü bugünkü batı ülkeleri, İslam’ın doğuşundaki Habeşistan gibidir. Bir Müslüman oralarda güven içinde yaşayabilir, inançlarından ve görüşlerinden dolayı zulme uğramaz.

Bir Müslüman Suriye’ye hicret edip orada huzur ve emniyet içinde yaşayabilir mi?.. Irak’a gidip orada barınabilir mi? Afganistan’a hicret edip oraya yerleşebilir mi?.. Tunus’a gidip orada kendi inançlarına göre bir hayat sürebilir mi?.. Maalesef İslam ülkeleri, Müslümanlar içni dârü’l-eman olmaktan çıkmıştır.

İslam dünyasındaki kargaşa yeni değildir. Üçüncü halife hazret-i Osman Zinnureyn’in oruçlu olduğu halde ve Kur’an okurken şehid edilmesinden bu yana fitne ve fesatlar eksik olmamaktadır. Zamanımız ise tam bir fitne, fücur, şikak, nifak, iğtişaş devridir. Müslümanlar ne yapacaklarını şaşırmış vaziyettedir. Türkiye’de islamî ilim ve eğitim müesseseleri yıkılmış, Müslümanlara nefs terbiyesi veren tarikat ve tasavvuf hayatı darbelenmiş; hakikî ulema ve meşayih hemen hemen kalmamış; din sömürüsü almış yürümüş, ehl-i İslam bir sürü fırkaya, hizbe, meşrebe ayrılmış; kurtlar çoban kepeneğine bürünüp etraflarına topladıkları câhil ve saf Müslümanları büsbütün perişan etmiştir.

Âlimsiz, mürşidsiz, nasihatsiz kalan on milyonlarca Müslüman para, konfor, lüks, rahat ve konforun mübtelâsı olmuşlar bu aldatıcı dünyayı yalancı bir cennet haline getirmek hayal ve kuruntusuna kapılmışlardır.

Bunca fâcia içinde sahte kurtarıcılar ne diyor, ne yapıyor? Peşlerine takılan Müslümanlardan daha çok para istiyor ve kendilerini körü körüne takip etmelerini talep ediyor. Peki bu adamların metodları, reçeteleri, çare ve çözümleri (varsa), zihniyetleri İslam’a, Kur’ana, Sünnet’e, geçmiş sâlih büyüklerinin yaptıklarına uygun mudur? Ne gezer. Tam tersinedir. Şimdi, İslam büyüğü geçinen öyle habisler var ki, dine ve ümmete hizmet için Nemrud metodlarıyla çalışıyor, Firavun zihniyetiyle hareket ediyorlar.

Yazık… Zamanımızdaki İslam dünyasında, 28 yıl zindanda kalan, sonra ülkesinin başına devlet reisi seçilen ve ırkçı rejimi değiştiren Mandela gibi bir adam yok. 05 Ağustos 1999

Yorumlar kapatıldı.