İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dinle Savaşmaya Gücünüz Yetmez!

Cuma

Dikkat edin, “Biz irtica ile savaşıyoruz” diyorsunuz ama siz bilerek veya bilmeyerek İslâm ile savaşıyorsunuz. Böyle bir savaşı kazanmanıza imkân olmadığını iyice bilmeniz gerekir.

Din sömürücüleri ile savaşmak istiyorsanız onun tek yolu; samimî, ihlaslı, dürüst Müslümanlara; İngiltere ve ABD’de olduğu gibi tam, yüzde yüz bir din hürriyeti sağlamaktır. Bu memlekette din sömürüsü varsa bunun sebebi temel insan haklarını ve hürriyetlerini tanımayan laikler ve çağdaşlardır. Müslümanların medreseleri, Darülfünunları, özel okulları, tasavvuf tekkeleri, ilim ve irfan müesseseleri kapanınca, İslâm’ı hakkıyla bilen ve çağ kültürü ile mücehhez bulunan gerçek İslâm hocaları, Müslüman aydınlar ve önderler yetişemedi ve sonunda meydan arivistlere, din sömürücülerine, din rantı yiyen haşarata kaldı.

Şimdiye kadar dünyada hiçbir devlet, siyasî rejim, iktidar din ile yaptığı savaşı kazanamamıştır. Sonunda hep din galip gelmiştir. O güçlü, o cabbar, o amansız Sovyetler Birliği sonunda ne oldu? Yetmiş yıl din ile mücadele etti ve sonunda yıkılıp gitti. Din iklim gibi, yaz kış gibi, deniz gibi bir şeydir, onunla savaşılamaz.

İslâm’ın Türkiye’de bin yılı aşan bir mâzisi vardır. Bu topraklardan, bu halkın gönlünden, bu tarihten, bu kültürden İslâm’ı hiçbir güç söküp atamaz.

Biz dine karşı değiliz diyorsunuz, peki öyleyse küçük çocukların Kur’an öğrenmelerine, din dersi almalarına niçin engel oluyorsunuz? Üniversiteye giden kızların başlarının örtülü olup olmamasından size ne. Bazı devlet memurları namaz kılıyor, karılarının başlarını örttürüyor, içki içmiyor diye niçin, işlerinden atılmaya varacak kadar baskı ve zulme mâruz kalmaktadır?

Laiklik laiklik diyorsunuz. Türkiye’de gerçek laiklik olmadığını bilmiyor musunuz? Gerçek laikliği istiyorsanız, kaldırın Diyanet İşleri Başkanlığı’nı ve bütün din işlerini Müslüman halka verin. Müslümanlar kendilerine dinî bir başkan seçsinler; Rumların, Ermenilerin, Süryanilerin patrikleri gibi. Dinî vakıfları da Müslümanlara verin. Dinî okullar ve üniversiteler de Müslümanların olsun. Müslüman çoğunluk Ortodoks Rumlar, Gregoryen Ermeniler, Museviler kadar hür olsun. Devlet onların din ve diyanet işlerine karışmasın. Şayet samimî iseniz, Müslümanlara böyle bir hürriyet versenize. Rejimi gerçekten laik bir hale getirsenize.

Kimse üzerinde durmuyor ama Türkiye’de sürüp giden din–rejim kavgası şu Lozan andlaşmasının gizli maddelerinden kaynaklanan bir çekişmedir. Ülkemizde bir hukuk devleti, gerçek demokrasi, insan haklarına saygı ve riayet, millî kimliğe uygun bir idare kurulduğu zaman din ile yapılan savaş kalkacaktır.

Ben bir Müslüman olarak din sömürücülerine, ahlâksız arivistlere, rezil şarlatanlara, din rantı yiyen sefillere herkesten fazla muhalifim. Ancak, irtica ile savaşıyoruz denilerek dinimle, temel hak ve hürriyetlerimle uğraşılmasını asla istemem.

Kaybeden ülke, millet ve devlet olarak Türkiye oluyor, hepimiz oluyoruz. Dinsizler için bu savaş başlangıçta kaybedilmiş bir savaştır. Türkiye bir Japonya, Güney Kore, Taiwan, Singapur olmadıysa bunun vebal ve sorumluluğu irtica paravanası ardında din düşmanlığı yapanlardadır.

Atatürk Atatürk diyorlar. Atatürk inkılaplarının biri de, Masonluğun yasaklanması, locaların kapatılması değil midir? Sahte Atatürkçüler, Atatürk’ün ölümünden sonra tekrar açılmış olan localar ile niçin mücadele etmiyorlar? Böyle Atatürkçülük olur mu?

Yazıma son vermeden önce şu gerçeği bir kere daha hatırlatmak isterim. Yüce İslâm dini ile mücadele hiçbir ülkeye, hiçbir topluma, hiçbir siyasî rejime uğur ve meymenet getirmez. Çünkü İslâm dinine karşı açılmış olan savaş Allah’a açılmış demektir. Hiçbir güç Allah ile savaşamaz. Allah’ı yenemez. Allah ihmal etmez, imhal eder (mühlet verir). İslâm ile bu şekilde mücadele etmeyi, Müslümanlara baskı yapmayı sürdürürlerse daha nice azapların, bela ve musibetlerin geleceğinden korkulur. Müslüman kesimin hocaları, hazretleri, şeyhleri, okumuşları, pabucu büyükleri, kodamanları emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmadıkları için, onlar da gelecek belâ ve musibet tokatlarından hisselerini alacaklardır.

Kahrolasıca din sömürücüleri, mukaddesat rantçıları, Müslüman arivisitler ise, nifaklarının ve yamukluklarının cezası olarak rezil ü rüsvay olacaklardır. İslâm İslâm diyerek yüzlerce trilyonu ceplerine indirenler yok mu, işte onlar harbî din düşmanlarından daha kötüdür.

Önce Eğitim

Bir ülkede her şeyin başı insan unsurudur. Türkiye bozulduysa insanları bozulduğu için bozulmuştur. Bizde yüksek tabakalar, idareciler, politikacılar, seçkinler son derece bozuktur. Halk onlar kadar bozulmamıştır, milletin bir kısmı sağlam kalmıştır.

Bu memleketi kurtarmak, yüceltmek, selamete çıkartmak istiyorsak öncelikle vasıflı, güçlü, üstün, iyi aydın, seçkin, idareci, politikacı yetiştirmek zorundayız. Kaptan ve diğer gemi yöneticileri kötü, vasıfsız, ehliyetsiz ise gemi selamette olamaz, batabilir, zarar görebilir.

Türkiye’yi iyi idare edecek, yüceltecek, kurtaracak vasıflı, güçlü, üstün, iyi insanlar nasıl, nerede, hangi metodla yetişecektir? Elbette ki bu işin halledileceği yer okullardır. Türkiye okulları, bizim sözde millî eğitim sistemimiz böyle genç nesiller yetiştirebilir mi? Maalesef yetiştiremez. Çünkü bizim eğitimimiz resmî ideolojiye robot, zombi, taraftar yetiştirmek üzere ayarlanmış ve planlanmış çağdışı, millî kimlikle savaşan, keyfiyete değil kemmiyete önem veren bir eğitimdir. Türkiye’de Eton Koleji ayarında bir tek lise yoktur. Türkiye eğitimi genç nesillere doğru dürüst yazılı ve edebî Türkçe bile öğretememektedir.

O halde, ülkemizi, devletimizi, milletimizi yüceltmek ve kurtarmak için harekete eğitimden, okullardan, başlanılmalıdır. Bu hizmeti hangi iradeler, hangi zekalar, hangi himmetli ve gayretli kişiler yapacaktır? 11 Eylül 1999

Yorumlar kapatıldı.