İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gafillere Mektup

Cuma

 

Dünya konusunda ne kadar aldatıcı ve yanlış hayalleriniz vardı. Sizin, öldükten sonra, hesap kitabı müteakip iyilerin gideceği Cennet’te gözünüz yoktu. Siz bu dünyayı kendinize cennet etmek istiyordunuz. Bir kere aklınız fikriniz paraydı, menfaatti, servet sahibi olmaktı. Lüks, konforlu, şahane meskenlerde oturmak istiyordunuz. Lüks ve gösterişli otomobillerle caka satmayı seviyordunuz. İyi yemek, iyi giyinmek, nefsinizi tatmin etmek; şu fanî dünyada kibirle, gururla, tafra ile yaşamak istiyordunuz. Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya bağlıydınız. Âhiret için bir hazırlığınız yoktu. Düşünmüyordunuz bile…

İyi günlerde, siyasetin yaz mevsiminde ne kadar sorumsuzca yaşadınız. Bugünler geçer, yaz biter kış gelir, iyi havalardan sonra fırtınalar kopar diye düşünmediniz. Sizi uyaranlara gülüyordunuz. Altın gümüş, dolar mark, rant, repo, mal mülk ve bazılarınız fâiz peşindeydiniz. Düzen kötüydü ama onun haram kemiklerini yalamakta bir sakınca yoktu. Paravan şirketler, alavereler dalavereler, bütçe hortumlamaları, emanete hıyanetler gırla gidiyordu.

Ansızın birinci zelzele ile sarsıldınız. 28 Şubat’ı kastediyorum. O siyasî bir zelzele değil miydi?

Şimdi de gerçek zelzeleler oluyor. Dine, imana, Allah’a, Peygamber’e, Kur’an’a, Şeriat’a, Sünnet’e saldırılırken hiç tepki göstermiyordunuz. Kuduz bir menfaat ihtirası sizi sanki kör etmiş, vicdanlarınızı tâtil eylemişti. Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmıyor, “Biz kendi işimize bakarız, başka şeyler bizi ilgilendirmez. Dinsizler mukaddesatımıza sövüyorlarsa bize ne? Sabırlı olmalıyız, tolerans göstermeliyiz” şeklinde düşünüyordunuz.

Şimdi durum her geçen gün biraz daha kötüye gidiyor. Bir yandan yeri depreten gerçek zelzeleler, öbür yandan siyasî, sosyal, kültürel zelzeleler birbirini takip ediyor. Siz hâlâ ham hayaller peşindesiniz. Bütün bu sarsıntılar, fırtınalar, buhranlar geçecek, yaralar sarılacak ve siz eskisi gibi lüks meskenler, lüks otomobiller, bol gelir, bol ve lüks yemekler, caka satmalar, nefs-i emmarelerinizi tatmin etmeler, kemikler yalamalar, paravan şirketler kurarak bütçeleri hortumlamalar, zavallı saf ve cahil Müslümanları soymalar ile eski minval üzere yolunuza devam edeceksiniz. Bunlar ne boş hayallerdir.

Siz İslâm’ı ve Müslümanları sattınız. Siz Allah’ın gösterdiği, Peygamber’in kılavuzluk ettiği doğru yolu bırakıp yanlış yollara saptınız. Siz ihlası, istikameti, cihadın büyüğünü, hikmeti, insafı bir kenara attınız.

Şimdi zelzelelerle sarsılın bakalım.

Eski ve Yeni Çarşaflar

Raffi Portakal beyin yayınladığı sanat, kültür, antika dergisi “P” ülkemizin sayılı kaliteli dergileri içinde zikredilecek bir yayındır. Kapağındaki P başlığı haça benzetilmiştir. Bunu tabiî karşılamak gerekir, çünkü sahibi Hıristiyan ve vatandaşımızdır.

Başarılı ve ciddî bir yayın organı olduğu için P dergisini dikkatle tedkik ederim. Kış 98–99 tarihli ve 12 sayılı P’de “Osmanlı Sarayı ve İstanbul’da Kadın Modası” konusu işlenmiş, çeşitli incelemeler ve resimler basılmış. 100’üncü sayfada Sadberk Hanım Müzesi’nde bulunan koyu pembe bir çarşafın fotoğrafı yer alıyor. Eski çarşaflarla bugünkü çarşafları karşılaştırmak isteyenler bu resme bakmalıdır.

Köylülük, gecekondu kültürü, kırsal kesim ve varoş zihniyeti bugünkü Müslümanların çarşaflarına, sarık ve şalvarlarına da yansımıştır. Çarşaf deyip geçmeyelim. Çarşafın da renk, kumaş, dikiş, giyiş bakımından düzinelerle türü bulunmaktadır. Yakup Kadri’nin (Karaosmanoğlu), 1920’de kaleme almış olduğu o nefis üsluplu “Çarşafa ve Peçeye Dair” başlıklı yazısında övdüğü çarşaf ve peçeler bugünkülere benzemiyordu her halde. Dünün İstanbul’unda en yüksek ailelerin hanımları ve kızları, sanat ve kalite itibarıyla çok yüksek, çok zarif, çok estetik çarşaflara bürünüyorlardı. Çalıkuşu romanında Feride’nin gülkurusu renkli çarşafının benzerini bu devirde bulmak mümkün müdür?

Köy, gecekondu, varoş çarşaflarına karışmam ve kalitesiz oldukları için onları giyenleri kınamam ama şehirlerde yaşayan, gelir seviyesi yeterli olan, İslâm’ı ve Müslümanları temsil iddiasında bulunan kesimlerin hanım ve kızlarının büründükleri çarşafları, gerekiyorsa tenkid ederim. Müslümanlar giyim kuşam konusunda toparlanmaya, işin sanat ve estetik tarafına eğilmeye, bu maksatla modaevleri, araştırma kurumları kurmaya mecburdur. Ben burada işin şer’î tarafını tartışmıyorum. Tesettürün şer’î vechesi yanında bir de kültür, medeniyet, sanat, zarafet tarafı vardır. Şehvet duygularını kamçılamamak, kadını bir seks âleti olarak teşhir etmemek şartıyla yüksek ve gelirli tabakaya mensup İslâm hanımları ve kızları daha zarif çarşaflar giymeye mecburdur.

“Biz çok sofuyuz, biz zamanın Râbiatü’l-Adeviye’leriyiz, biz şık olamayız” diyen çokbilmişler çıkarlarsa onlara:

– Kendinizi gerçekten sofu ve çok dindar sanıyorsanız, öyleyse evlerinizde oturun, zaruret olmadıkça evlerinizden dışarı çıkmayın. Şayet sokaklara, meydanlara, hayata açılacaksanız doğru dürüst ve kaliteli islâmî kıyafetlere bürünün.

Bugün öyle İslâm hanım ve kızları görüyorum ki, âilelerinin maddî durumları müsait olduğu, kocaları veya babaları yüz milyarlara sahip bulunduğu halde son derece berbat kıyafetlerle, âdeta besleme ve hizmetçi giysileriyle arz-ı endam ediyorlar. Buna hakları yoktur:

(Tesettür ve çarşaf konusunda şer’î bilgiler edinmek isteyenler, Bedir Yayınevi tarafından neşredilmiş olan “Hicab” adlı küçük kitabı okuyabilir. Tel. 0212 / 519 36 18. Bu eserde benim de çarşaf şekillerine dair kısa bir araştırmam yer almaktadır. Şu hususu da belirteyim ki, Hicab’taki şer’î hükümler birçok zamane Müslümanına çok ağır gelecektir. Mâlumları olsun.) 18 Eylül 1999

Yorumlar kapatıldı.