İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hatırlatma

Pazartesi

 

1. İtikadınızı tashih edin; Peygamber’in, Ashab’ın, Ehl-i Beyt’in, Sâlih Seleflerin inandığı gibi inanın. Bid’atlerden, bozuk itikadlardan kurtulun. Ehl-i Sünnet uleması tarafından yazılmış muteber ve güvenilir akaid kitaplarını okuyarak doğru ve mutedil yolda olun. Muhakemata sarılın, müteşabihatı esas ve usûl olarak kabul etmeyin. Bunların mânasını Allah’a havale edin, ilimde rüsûhu olan gerçek ve icazetli âlimlere sorun.

2. Beş vakit namazı dosdoğru bir şekilde hakkıyla eda edin. Namaz hususunda gevşeklik, ihmal göstermeyin. Namazı sakın hafife almayın.

3. Hür ve mukim erkekler beş vakit namazı camilerde cemaatle eda etsinler. Kıldırdığı namazın sıhhatine mâni bir hal yoksa, iyi ve kötü her imamın arkasında namaz kılınabilir.

4. Cemaati terkeden Müslümanlara şeytan musallat olur.

5. Herkes gücü yettiği kadar emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmalıdır. İmkanı olanlar fiilen, ilim ve irfan sahibi olanlar söz ve kalemle, buna da gücü yetmeyenler kalben… Emr-i mâruf ve nehy-i münkeri terkeden bir Ümmet günaha girmiş ve “Öyle bir musibetten korkunuz ki, o sadece içinizden kötü olanlara gelmez, (umumunuza gelir)” meâlindeki tehdide mâruz kalmış olur.

6. Fitne, fesat, nifak, şikak, tefrika, bölünmüşlük, hasım gruplara ayrılmış olmak gibi kötü halleri izale edip; çeşitlilik içinde birlik teşkil eden tek bir Ümmet haline gelmek için çalışmalıyız. Kur’an’da Müslümanlara “Siz, insanlar içinden çıkartılmış öyle bir ümmetsiniz ki, mâruf ile emr eder ve münkerden alıkoyarsınız…” buyurulmaktadır.

7. Ümmet-i Muhammed’in üç günden fazla başsız kalması asla câiz değildir.

8. Müslümanlar, aralarındaki mezheb, meşreb, tarikat, görüş, tercih, metod farklılıklarına rağmen birbirlerini sevmekle, birbirlerine bağlı bulunmakla mükelleftir. Hadîste “Siz birbirinizi sevmedikçe mü’min olmazsınız” buyurulmaktadır. Mü’minin mü’mine düşman olması haramdır. Mü’mine kâfir diyenin kendisi kâfir olur.

9. Kuş kadar aklı, iz’anı ve vicdanı olan bir Müslüman, kendi mezhebini, cemaatini, meşrebini, fırka ve hizbini İslâm’la özdeşleştirmez. Zamanımızda bazı sapıklar kendi cemaatlerini dinden üstün görür hale gelmiştir. Bunları uyarmak, itidale dâvet etmek gerekir.

10. Her Müslüman kendini kurtaracak kadar ilmihalini (temel din bilgilerini) öğrenmekle mükelleftir.

11. Müslüman ahlâk ve faziletle kemal bulur. Edeb sahibi olmayan olgun Müslüman değildir.

12. Dünyanın en kötü, en iğrenç, en rezilce ticareti din ticaretidir. Dini, imanı, mukaddesatı ticaret konusu yapanlar ve bu yolla zengin olanlar çok alçak, çok rezil, çok düşük kişilerdir. Bunlardan Müslümanlara ve Müslümanlığa bir yarar gelmez.

13. Müslümanların kurtuluşu olgun, vasıflı, güçlü, üstün, ahlâklı, faziletli, hikmetli dindarlar yetiştirmekle kabil olur. Bütün hizmetler, yatırımlar böyle Müslümanları yetiştirmek için sarfedilmelidir.

14. Âlim olmadığı halde âlimlik, şeyh olmadığı halde şeyhlik, mücahid olmadığı halde mücahidlik, mehdi olmadığı halde mehdilik, gavs olmadığı halde gavslık, kutub olmadığı halde kutubluk, veli olmadığı halde velilik taslayanlar yalancı ve sahtekâr kimselerdir. Müslümanlar bu kabil haşarattan ve sahtekârlardan uzak durmalıdır.

15. Müslümanların lisan, edebiyat, tarih, felsefe, sanat, mimarlık, hukuk, siyaset kültürü, giyim kuşam, dekorasyon, şehircilik ve bahçecilik… velhasıl bütün ilim, hüner, mârifet, kültür sahalarında rakiplerinden, düşmanlarından, karşıtlarından daha güçlü ve üstün olmaları gerekir. Üstün olmazlarsa zillet içinde yaşamaya devam edeceklerdir.

16. İslâm’ın temel farzlarından biri de istikamet–doğruluktur. Kur’an’da Hûd sûresinde Peygamber efendimize “Sana nasıl emrolunduysa öylece dosdoğru ol!” buyruğu gelince, Âdemoğullarının seyyidi olan o büyük zat “Hûd sûresi beni ihtiyarlattı” buyurmak sûretiyle doğruluk emrinin ne büyük, ne ağır, ne mühim bir farz olduğunu ümmetine anlatmıştır. Yamuk heriflerden ne kendilerine, ne Ümmet’e, ne memleket ve millete, ne de insanlığa bir yarar gelir.

17. Her toplumda olduğu gibi Müslümanlar arasında da arivist denilen bir takım şarlatan, sahtekâr, hokkabaz, demagog ikbal avcıları vardır. Bu heriflerin dini imanı paradır. Baş putları ise kendi nefsleri, eneleridir. İslâmî hizmet ve hareket sahasını bu mikroplardan, bu namussuzlardan temizlemek gerekir.

18. Ümmet-i Muhammed’in işleri, Müslümanların en bilgili, en kültürlü, en ehliyetli, en ahlâklı, en faziletli, en hikmetli, en ferasetli olanlarına verilmelidir. Ümmet işleri böylelerine değil de, dini imanı para olan, benlik putuna tapan sahtekârlara verilirse ehl-i iman zillet ve zebunluktan kurtulamaz.

19. Bu devirde en büyük siyasî, sosyal, kültürel güç medyadır. Müslümanlar ülkenin en güçlü, en ciddî, en güvenilir, en üstün gazete, dergi ve televizyonlarına sahip olmak için bütün güçlerini seferber etmelidir.

20. Mü’minleri “Bizden olanlar” ve “Bizden olmayanlar” diye ayırmak yanlıştır, bid’attir. Bütün Müslümanlar bizdendir. Bizden olmayan mü’min düşünülemez. Günah ve hatâları yüzünden Müslümana düşmanlık edilemez, Müslümanın şahsına değil, ancak kendisindeki hatâlara ve yanlış taraflara cephe alınabilir.

21. Hiçbir şahıs, cemaat, grup kendini Ümmet-i Muhammed’den ayıramaz, “Biz ancak kendi hizmetlerimize bakarız, başka bir şeyle ilgilenmeyiz” diyemez. Müslümanlar tek bir vücut gibidir. Birbirlerini sevmeye, birbirlerinin dertleriyle dertlenmeye, sevinçleriyle mesrur olmaya mecburdurlar. Kendi tarikatinden veya hizbinden olmayan mazlum bir Müslüman, hapse atılınca üzülmeyen alçaktır. 07 Eylül 1999

Yorumlar kapatıldı.