İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Muhtemel Bir Zelzeleye Hazır mıyız?

Perşembe

 

Kendisine hürmet ettiğim ve hüsn-i zan beslediğim bir şeyh efendi, 15 Aralık ile 15 Ocak arasındaki bir ay zarfında çok büyük bir felaket olacağını, tarihî bir hâdisenin meydana geleceğini tahmin ediyormuş. Gerçeği en iyi şekilde sadece Allahu Teâlâ ve Tekaddes hazretleri bilir. Lakin şeyh efendinin korkutucu tahminini gözardı etmemeliyiz.

Üniversite profesörleri, konunun uzmanları Marmara denizindeki İstanbul’a çok yakın fay hattının harekete geçebileceğini haber veriyorlar. Önümüzdeki otuz sene içinde İstanbul’da büyük bir zelzele olacaktır diyorlar. Belki yarın, belki otuz sene sonra…

İstanbul’daki binaların yüzde sekseni zelzeleye karşı dayanıksız çürük yapılarmış. Mühendis Rıfat Tandoğan bey dostumuz yıllarca önce, “İstanbul’un apartmanları ve hanları birbirlerine dayanarak ayakta durabiliyor” demişti.

Medya ve politikacılar, kafalarını kuma sokan devekuşları gibi, “Aman halkı paniğe düşürmeyelim, aman kamuoyunu tedirgin etmeyelim…” gibi afyonlu bahanelerle tehlikenin büyüklüğünü gizlemek, halkın dikkatini başka konular üzerine çekmek istiyorlar.

İstanbul büyük bir zelzeleye hazır mıdır? Bunca çürük yapı nasıl kontrol edilecektir? Allah saklasın felaket vukua geldiği takdirde yapılması gereken hizmetler, kurtarmalar planlanmış mıdır?

İstanbul halkının hiç olmazsa bir kısmını tahliye etmek mümkün müdür? Şiddetli bir zelzelede şehir sularına lağım pislikleri karışacak ve halk içecek su bile bulamayacaktır. Bunca halkın yardımına nasıl koşulacaktır? Ahali nasıl barınacak, nasıl ekmek bulacaktır? Yaralılar nasıl tedavi edilecektir? Yağmacılık nasıl önlenecektir?

Bazı namussuz politikacılar, alçak particiler, rezil bürokratlar, dini imanı para olan sefil belediyeciler İstanbul civarındaki tepeleri, dağları, vadileri, tarlaları, çalılıkları bina ile doldurttular. Doğru dürüst kontrol yapılmadı. Alçak ve namussuz bazı müteahhitler çimentodan, demirden çaldılar, çürük çarık dev bloklar yaptılar. En ileri ve medenî ülkelerde yeni inşa edilen meskenlerin yüzde doksan altısı bahçeli küçük evler şeklinde iken bizde bir apartımanlaşma, bir bloklaşma, bir siteleşmedir gitti. Şimdi bunca seyyiatın cezasını çekiyoruz.

Büyük bir İstanbul zelzelesi Adapazarı, Gölcük, İzmit, Yalova, Düzce zelzelelerine benzemez. İstanbul ve civarında on beş milyon halk yaşıyor.

Ramazan geliyor, fakirleri arayıp bulunuz, sadaka veriniz. Sadaka deyince sokaklardaki profesyonel dilencilere atılan küçük paraları kasdetmiyorum. Şehrin bazı bölgelerinde gerçekten çok kötü durumda olan ihtiyarlar, dullar, yetimler, işsizler, fakir halk vardır. Şu soğuklarda yakıtı olmayan, ekmek parası bulunmayan, makarna ve patates bile pişiremeyen vatandaşlar mevcuttur. Muhtarlara gidiniz, esnafa sorunuz, iyice araştırınız ve bunları bulunuz. Sefalete düşmüş kişi ve ailelere erzak yardımı yapınız. Tuzu kuru olan, hali vakti yerinde olan, sofralarında nefis etler, kaymaklı tatlılar, tereyağlı börekler, çeşit çeşit iftariyeler bulunanlar… Bu ülkede bunca felaketzede, bunca fakir ve sefil vatandaş varken bu pahalı ve lüks yiyecekler boğazlarından nasıl geçiyor? Sizde vicdan yok mu, sizde iz’an yok mu?

Lüks bir paltoya bir milyar lira veren, lüks bir çift ayakkabıya yüz küsur milyon lira ödeyen, yüz elli milyon liralık gömlekler giyen, boynuna elli milyonluk kravatı yular gibi asan, elli milyar liralık lüks limuzinlerde Nemrud gibi gezip tozan kimselere hitap ediyorum: Siz ne biçim Müslümansınız? Allah’tan korkmuyor, Peygamber’den utanmıyor musunuz? Zelzelede evleri yıkılan yüzbinlerce vatandaş çadırlarda tirtir titrerken siz nasıl böyle lüks, sefahat, debdebe, israf, gurur, kibir içinde yaşıyabiliyorsunuz? Allah’tan size din, Kitab, Şeriat, nizam getiren Peygamber’in yüzüne nasıl bakacaksınız?

Allah sizi imtihan ediyor. Fakirleri arayın, bulun ve onlara zekat verin, sadaka verin, yardım edin. Vurdumduymazlığı bırakın. Sadakalar ve zekatlar öncelikle fakirler ve felaketzedeler içindir. Onların haklarını başka yerlere, din baronlarına, cemaatlere, islâmî hizip ve fırkalara kaptırmayın.

Felaketleri sadaka ile, malî ibadetlerle, tevbe istiğfarla, gözyaşı dökerek, dine sarılarak, gururu ve kibri bırakarak, nefsinizi islah ederek, emr-i mâruf ve nehy-i münker yaparak savmaya çalışınız.

Şoförün Küfürleri

Taksi şoförlerini konuşturmaktan zevk alıyorum. Onların bildiklerini, gördüklerini, öğrendiklerini herkes bilemez. En son konuştuğum şoför kırk beş elli yaşlarında bir vatandaştı. Bir dokun bin ah işit dedikleri cinsten dertli bir kimseydi. Konuşturduğuma pişman oldum. Açtı ağzını yumdu gözünü, ağzına gelen hakaret ve küfrü Ankara’daki bazı sayın kişilerin üzerine savurmaya başladı. Öyle yakası açılmadık galiz laflar ediyordu ki, size anlatmam ve açıklamam mümkün değildir.

Küçük dağları ben yarattım havalarındaki bazı adamlar bu milleti, bu halkı aptal sanmasınlar. Halk dönen dolapları, yapılan soygunları, hortumlamaları, rezillikleri biliyor.

Namussuzlar, şerefsizler, vatan hâinleri, zelzele rantı yiyen köpekler, âfetzede halkın acılarını paraya çeviren vicdansızlar yaptıklarının halk tarafından bilinmediğini zannetmesinler. Halk her şeyi biliyor ve onları şiddetle lânetliyor. Halk nefretini içine gömüyor. Halk gözyaşlarını tutuyor. Zaman zaman münferit patlamalar oluyor ama milyonlarca vatandaş sessiz, sâkin bekliyor. Lakin bu sessizlik, bu sükûnet bir gün son bulacak ve toplumsal vicdan bir yanardağ gibi patlayacaktır.

Vazifesini canla başla yapan, yemeyen ve yedirmeyen, halkın acılarını dindirmek için gece gündüz çalışan şuurlu, vicdanlı, vasıflı, vazifeli ve sorumlulara teşekkür ediyorum, onlar tebrike layıktır, kendilerine hayır dua ederiz. Ancak bir namussuzlar ve şerefsizler güruhu var ki, bin kere, milyon kere lânet olsun onlara. Onlar devşirdikleri haram kazanç ve servetleri rahatça yiyeceklerini mi sanıyorlar? Haram kazançları ve servetleri kendilerini yakacaktır. Az kaldı, göreceğiz. Domuzlar! Yiyici kaltabanlar! 03 Aralık 1999

Yorumlar kapatıldı.