İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Uyarı

Pazartesi

Allah’a, âhirete, cennete, cehenneme inanmayanlar bu dünyayı yalancı bir cennet haline getirmek için çırpınıp duruyor. Lakin getiremiyorlar; bin türlü huzursuzluk, gerginlik, stres içinde yaşıyorlar. Bir hastalık, bir kaza, beklenmedik bir felaket cennetlerini cehenneme çeviriyor. “Müslümanlar memlekete hâkim olursa rahatımız bozulacak, hürriyetlerimiz elimizden gidecek, karanlıklar içinde kalacağız” korkusu ve endişesi içindeler. Öyle ya, içkisiz, haramsız, kumarsız, ribasız, fuhuşsuz, zinasız, bir dünyanın cehennemden ne farkı var onlar için.

Bir kısım gafil Müslümanlar da bu dünyayı kendilerine sahte bir cennet haline getirmek istemişlerdi. Bol gelir, lüks, konfor, çılgınca tüketim, gel keyfim gel bir hayat. Gurur, kibir, gösteriş içinde yaşamak. Âhireti fazla düşünmemek, ölümden sonraki hayat için hazırlanmamak. Ucuz bir Müslümanlık edebiyatı, yalap şalap namaz kılmak ve sonra olabildiğince dünya zevkleri, maddî hazlar. Arada bir umre seyahatleri. Futbol kulübü tutar gibi cemaat, hizip, tarikat tutmak. Kendi hocaefendilerini her şeyin üzerinde görmek; dinsizler “Kahrolsun Şeriat!” diye bağırınca tepki göstermemek, fakat biri onların şeyhini veya hocasını tenkit edince ateş püskürmek, dehşetli ve şiddetli reaksiyon göstermek…

Böylelerinin evleri lüks, eşyaları lüks, yemeleri içmeleri lüks, giyim kuşamları lüks, limuzin arabaları lüks. Ne garip adamlar ve kadınlar bunlar. Hem Muhammed aleyhisselamın dinine mensubuz diyorlar, hem de Nemrud, Firavun, Neron, Kaligula gibi lüks ve israflı bir hayat sürüyorlar.

Onlar çocuklarının iyi insan, iyi Müslüman, iyi vatandaş olması için değil; parlak bir mesleğe sahip olması, çok para kazanması, iyi makam ve mevkilere çıkması için çalışıyorlardı. Kapıcının çocuğu din mektebine, kendi çocukları Amerikan veya Alman lisesine… Köylü çocukları din hizmetlerine, kendi çocukları bilgisayar mühendisliğine, işletmeciliğe…

Kader bu tür Müslümanlara da fırsat ve rahat vermiyor. Onlar da endişeli, rahatsız, tedirgin. Bir kere dünyevî kazançlarına kesat geldi. Sonra, istikbal pek parlak değil. Ufukta kara bulutlar var. Birileri ne demiş?.. “Gerekirse yetmiş bin muzırı temizleriz…” Allah saklasın, ülkede olağanüstü bir durum meydana gelir ve temizlenme piyangosu kendilerine de vurursa ne yaparlar…

İslâm’ın, Kur’anın, Peygamber’in haber verdiği cennet başka bir âlemdir. Bu dünya cennet olmaz. Adı üstünde burası dünyadır. Bu dünyanın sebatı yoktur. Fenalıklar ve fânilikler âlemidir burası. Dünyaya güven olmaz. Gelip geçicidir; gençlik gider ihtiyarlığın zahmetleri gelir, bazen izzet zillete döner, hürriyet esarete çevrilir. Sağlık hastalığa, zenginlik yoksulluğa dönüşür. Dünya kahbedir, ona asla bel bağlanmaz.

Dünya elbette imar edilecektir. Baki olan âhiretin tarlasıdır, bu tarla tabiatıyla ekilecektir. İyi bir düzen, adalet, hakkaniyet için elbette çalışılacaktır. Lakin, bu dünyayı cennet zannetmek ve onu cennet yapmak için çalışmak yok mu, işte bu büyük bir gaflettir, dalâlettir.

Siyasî buhran biter, zelzele ve diğer âfetlerin yaraları sarılır, iktisadî ve mâlî fırtına sona erer, vaziyet düzelir ve biz yine eskisi gibi gaflet, cehalet, dalâlet, zevk u sefa içinde günümüzü gün eyleriz… Böyle düşünenleri uyarıyorum: Hayallerle vakit geçirmeyin ve kendinizi âcilen toparlayın.

Dünya hayatı imtihandır. Burada Müslümanların başına bir sürü dert, çile, sıkıntı gelecektir. Nitekim gelmektedir. Geçen asırlarda yaşamış olan din kardeşlerimizin başlarına gelenleri tarihte okumadık mı? Bu dünya nifak şikak, fitne fesat, ihtilal, iğtişaş, kıtal, tefrika dünyasıdır. Dünyada rahat yoktur. Evliyaullahın büyükleri üç gün başlarına bir belâ gelmediği zaman, “Ne oluyor?” diye taaccüb ederlermiş.

Ömürler, çoluk çocuk, mallar mülkler, evler, yazlıklar, kışlıklar, dolarlar, marklar, imkanlar, fırsatlar hep imtihan içindir.

Kendilerini İslâm temsilcisi gibi gösteren şu adamlara bakınız. Servet, lüks, kibir, gurur, ihtişam, tantana, debdebe, keyif, sefa, zevk, haz, şöhret, alkış, nümâyiş içinde sanki sarhoş olmuşlar. Onların nicesinin dini para ve menfaattir. Pulları vardır, onlar enelerine taparlar. Dünya saltanatları için parçalanırcasına çalışıp çabalayan bu adamların sahte cennetleri de şu sıralarda cehenneme dönmüştür.

Alamut kalesi hâkimi, Haşhaşîn fırkası reisi, Şeyhü’l-cebel Hasan Sabbah’ın da sahte bir cenneti varmış; müridlerini afyonlu şarapla sarhoş eder uyutur ve o cennete koyarmış. Nefis ve bakımlı bir bahçe içinde güzel kızlar, kurulu sofralar olurmuş; orada güzelce eğlendikten sonra tekrar sarhoş edilip uyuşturulurlar ve sonra dışarı çıkartılırlarmış. Daha sonra da Hasan Sabbah’ın bu yalancı cennetine ebediyen girmek için her cinayeti işler, her çılgınlığı yapar, hayatlarını feda ederlermiş.

Allahsızların, münkirlerin, İslâm düşmanlarının da böyle sahte cennetleri var. Kurdukları uyuşturucu teşkilatı ile lise gençliğinin yüzde 74’ünü beyaz zehirle tanıştırmışlardır. Batakhaneleri, diskotekleri, fuhuşhaneleri, lüks lokantaları, haram kazançları… Bilmiyorlar ki, insan kendisini cehennemde yakacak olan odunu dünyadan taşırmış oraya.

Bakın önemli hadiseler, felâketler, âfetler, buhranlar birbirini kovalayıp duruyor. Ortalık tam durulacakken bakıyoruz kötü bir iş daha olmuş. Memlekette huzur yok, saadet yok. Günah, isyan, tuğyan, azgınlık, Arş’a hırlama almış yürümüş. Sanki patlamaya hazırlanan bir yanardağ üzerinde oturuyoruz. Zelzele arada bir sarsmaya devam ediyor. Halk kamplara, kutuplara ayrılmış. Hırsızlık, rüşvet, zoraki bağış, hortumlama, emanete hıyanet, devletin ve belediyelerin bütçelerini yağmalama, faizcilik, tefecilik, rantçılık, repoculuk son haddine varmış. Fabrikalar, atölyeler, işyerleri kapanıyor; iş adamları, tâcirler kara kara düşünüyor. On milyonun üzerinde işsiz var. Ülkenin balını kaymağını kırk bin aile, şirket, şahıs yiyor. Devlet bütçesi faizlere, maaşlara yetişmiyor.

Onlar hâlâ Don Kişot’lar gibi başörtüsü ve mevhum bir irtica tehlikesi ile meşgul oluyor. Düşmanlarımız kuyumuzu kazıyor. Çeteler, gizli teşkilatlar bildiklerini okuyor. Medya zıvanadan çıkmış. Üniversitelerde ikna odaları kurulmuş, tesettürlü kızlara baskı yapılıyor, beyinleri yıkanıyor.

Hitabım ve uyarım herkese değildir. Aklı, vicdanı, hikmeti olan Müslümanlara sesleniyorum: Birinci vazifenizin Allah’a ibadet olduğunu unutmayın ve var gücünüzle ibadet edin. Sonra Peygamber efendimizin sünnetine sarılın; lüksü, israfı, aşırı tüketimi, gösterişi bırakın. Belalardan kurtulmak için imkanınız, gücünüz nisbetinde sadaka verin. Âhir zaman fitnelerinden korunmak için dua edin. Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapın ama fitne ve fesat çıkartmayın. Hizipçiliği, cemaatçiliği, futbol kulübü tutar gibi tarikat tutmayı, din baronlarını putlaştırmayı bırakın. İslâm medeniyet dinidir; var gücünüzle şehirli, medenî, kültürlü, ilimli, irfanlı, sanatlı, edebli, görgülü, hikmetli, ferasetli Müslümanlar olmaya çalışın. 26 Ekim 1999

Yorumlar kapatıldı.