İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

A’dan Z’ye Kadar

Çarşamba

 

Altmış sene önce bir başbakan tarafından söylenmiş bir söz var:

“Bu memlekette A’dan Z’ye kadar her şey bozuktur.”

Kim veriyor bu hükmü? Tek parti CHP iktidarının başbakanı. Aradan altmış yıl geçti A’dan Z’ye kadar bozuk olan işlerde bir düzelme oldu mu? Elbette bazı değişiklikler oldu, lakin fazla bir düzelme olmadı, hattâ bazı şeyler daha fazla bozuldu.

1939’da İkinci Dünya Savaşı patlak verdi. Kanlı, korkunç, dehşetli bir hesaplaşma sonunda Hitler Almanya’sı ve otoriter rejimli Japonya çöktü, yeni bir dünya meydana geldi.

Mağlub iki büyük devlet kısa zamanda toparlandılar, sanki savaşın galipleri onlarmış gibi yeniden güçlü, zengin ve üstün hale geldiler.

Bir müddet sonra Sovyetler Birliği çöktü. Dünyada klasik mânada sömürge kalmadı.

Güney Kore, Taiwan, Singapur

gibi Asya ülkeleri sanayide, teknikte, ilimde, ilerlemede birinci oldu.

Biz ise bugünkü durumdayız, yâni A’dan Z’ye kadar her şeyimiz bozuk. Bir ülkenin, devletin, milletin istikbalinin garantisi olan millî eğitim sistemi eskiye nisbetle bin kere daha bozuktur. Ülkenin beyni durumunda olan üniversiteler bitmiştir. En büyük siyasî, sosyal, kültürel güç olan büyük medya banka, kartel, holding sahiplerinin ellerine geçmiştir ve millî menfaatlerimize tamamen zıt bir yayın politikası takip etmektedir.

Otomotiv sanayii tam bir hıyanet ve rezalet manzarası arzetmektedir. Türkiye hâlâ yüzde yüz millî ve yerli “kendi” otomobilini üretememektedir. Hırsızlık, rüşvet, yiyicilik, haramilik, çetecilik, hortumlama genelleşmiştir. Kokuşma korkunç boyutlara ulaşmıştır. Asâyiş ve güvenlik bozulmuştur. Ülkenin doğu ve güneydoğu bölgesinde huzur ve güven içinde gezmenin imkanı kalmamıştır.

“Bu ülkede A’dan Z’ye kadar her şey bozuktur” sözünün söylendiği tarihte kuvvetli bir para olan Türk Lirası pul haline gelmiş, uluslararası para piyasasında hiç itibarı kalmamıştır.

Yıllardan beri hâince, kasıtlı olarak, maksatlı bir şekilde sürdürülen müzmin ve yüksek enflasyon sadece malî, iktisadî, ticarî hayatı bozmamış, ülkenin bütün temel yapısını dinamitlemiş ve sarsmıştır.

Yetmiş seksen bin kişilik bir mutlu ve putlu azınlık ülke kaymağını yemekte; on milyonlarca vatandaş işsizlik, sefalet, geçim darlığı içinde inlemektedir.

Faiz, rant, emeksiz ve zahmetsiz kazanç teşvik edilmekte, korunmakta; emek, ticaret, helâl ve meşru kazanç üvey evlat muamelesi görmektedir.

Millet birbirine düşman ve rakip kamplara, kutuplara ayrılmakta; Türklerle Kürtler, Sünnîlerle Alevîler, dindarlarla laikler karşı karşıya getirilmek istenmektedir.

Bir Türkiye’nin şu haline bakınız, bir de bizim gibi birer Asya ülkesi olan Güney Kore’ye, Taiwan’a, Singapur’a bakınız. Bu ülkeler, yarışa bizden çok geç ve geriden başlamışlar, şimdi bizi çok ama çok geçmişlerdir. Güney Kore ve Taiwan, güvenlik için çok büyük ordular besliyor. Hammaddeleri olmadığı halde akıllara durgunluk verecek sanayiler kurmuşlardır. Bütün dünya piyasaları Güney Kore ve Taiwan mallarıyla doludur. Kore, ABD’de bile yüz binlerce otomobil satmaktadır. Singapur hem sanayi ve finans işlerinde, hem de hukuk, adalet, eğitim, üniversite, sağlık, güvenlik, asâyiş, dirlik ve düzenlik bakımından belki de dünyanın en önde gelen ülkesidir.

Türkiye’nin başındaki belalar, dertler, yanlışlıklar nelerdir ki, biz bir türlü Japonya, Güney Kore, Taiwan, Singapur gibi ilerleyemiyoruz, işlerimizi düzeltemiyoruz?

Türkiye’nin güçlü, egemen azınlıkları şu anda başörtüsü yasağıyla, resmî ideolojiyi korumakla, gericilik dedikleri dindarlıkla savaşmakla meşguller. Bunca bozukluk ve aksaklık içinde ülke, millet ve devlet daha ne kadar ayakta durabilir?

Onlar

Onların büyük putları kendi eneleridir. Herkesin kendilerinden bahsetmesini, kendilerini zikretmesini, kendilerine bağlanmasını, kendilerini alkışlamasını, kendilerinin şöhreti ve riyaseti için çalışmasını isterler.

Onların dini imanı paradır. Benliklerinden sonra ikinci büyük putları maddedir. Her yerde, her zaman, her vesile ile; yurt içinde ve yurt dışında, gece gündüz, daima para toplarlar. Servete, altına, dolara, marka doymazlar. Bir vâdi dolusu malları ve servetleri olsa ikincisini isterler. Onların gözünü toprak doldurur ve doyurur. Onlar Müslümanlar arasında ayırım yaparlar. Müslümanları ilim, irfan, takva, vera, salâh, hayır hasenat yapmak, ahlâklı ve edebli olmak gibi ölçülerle değerlendirmezler. Kim kendilerine taraftar ise üstün ve faziletli olan odur. Kim de, doğru da olsa kendilerini tenkit ediyor ve uyarıyorsa ondan kötüsü ve alçağı yoktur.

Onlar din ile parayı, din ile ticareti, din ile enaniyeti, din ile riyaseti özdeş hale getirmişlerdir.

Onlar yalan söylerler. Onlar emanetleri ehline değil, ehil olmayan taraftarlarına ve bendelerine verirler. Onlar vaadlerinden kolayca dönerler. Onlar demagoji, arivizm yaparlar.

Onlar Ümmet-i Muhammed’i bir bütün olarak ele almaz ve kucaklamazlar. “Biz kendi hizmetlerimize bakarız, başka bir şey bizi ilgilendirmez” derler.

Onlar namazla, cemaatle, sahih itikad ile, emr-i mâruf ile, nehy-i münker ile, nefs ile cihad etmekle; Müslümanların bilgi, aksiyon ve estetik boyutlarının gelişmesi ile ilgilenmezler. Batlamyos kozmografyası gibi bir sistemleri vardır. Ortada güneş olarak kendileri bulunmaktadır. Herkes bu güneşin etrafında dönmekle mükelleftir. Dönmeyen dönektir.

Onların zihniyeti Muhammed aleyhissalatü vesselamın Hak Teâlâ katından getirdiği hak dine ne kadar aykırıdır. Onlar karpuz gibidir. Dışları yemyeşil, içleri kıpkızıl. 10 Haziran 1999

Yorumlar kapatıldı.