İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Âgâh Olunuz!

Cumartesi

 

Birkaç yıl önce İstanbul’da yapılan Habitat toplantı ve faaliyetleri esnasında Hindistan’dan getirilmiş elle çalışan bir âlet görmüştüm. Kerpiç yapmaya yarayışlı toprağın içine yüzde sekiz nisbetinde çimento konuluyor, suyla harç yapılıyor ve bu makinada kerpiç dökülüyordu. Kerpiçler güneşte kurutuluyor, bunlarla yapılan tek katlı evler zelzeleye ve tayfuna dayanıklı oluyordu. Hem ucuz, hem kolay, hem pratik meskenler bu usulle inşa edilebiliyordu. 17 Ağustos zelzelesinden sonra Hindistan’dan birkaç büyük kamyon dolusu bu aletlerden getirilmiş olsaydı, şimdiye kadar binlerce küçük mesken yapılmış, depremzede ailelere verilmiş olacaktı.

Yine Habitat standlarını gezerken samandan yapılmış bir duvar görmüştüm. Ne olduğunu sorduğumda, standa bakan Amerikalı hanım, ülkesinde samandan evler, villalar yapıldığını söylemişti. On sekiz dolara bu konuda bir kitap satılıyordu, onu da satın almıştım. Samandan evler şöyle inşa ediliyordu: Kuru saman balyaları böceklenmeye, küflenmeye, çürümeye karşı ilaçlanıyor, üstüste dizilerek duvar yapılıyor, pencere ve kapı yerleri boş bırakılıyor, duvarların üzerine ince bir telörgü geriliyor, bu telin üzerine çimento sıva püskürtülüyordu. Sıva kuruduktan sonra taş gibi oluyor, içine su sızmıyordu. Sonra binanın üzerine çatı yapılıyor, kiremit veya sazla kapatılıyor, içi sıvanıyor, zemini döşeniyor ve ortaya çok ucuza, çok kolay bir şekilde rahat evler, villalar çıkıyordu.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde topraktan evler yapılmaktadır. Fransa’nın Grenoble şehrindeki üniversitede bu konuda bir bölüm ve enstitü bulunmaktadır. Hattâ bir “Toprak Mimarisi Ansiklopedisi” bile yayınlanmıştır. Habitat sırasında bu konuyla ilgili yazılar yazmış, bilgi vermiştim. Bizim zelzelezedelerimiz için yaz aylarında topraktan evler de kolayca yapılıp bitirilebilirdi.

Kış bastırdı, felakete uğrayan vatandaşların evleri hâlâ hazır değil. İsrailliler vaad ettikleri evleri çoktan bitirip dağıttılar. Bazı özel kuruluşlar da çabucak bir miktar küçük mesken inşa edip muhtaçlara dağıttılar.

Ülkemizi perişan eden hantal sistem, çoktan yapıp bitirmiş olması gereken evleri tamamlayamadı. Bittiği zaman da mutlaka bir sürü aksaklık görülecektir.

Her yerde, her hizmette, her faaliyette bir takım yeme, rant edinme, sebeplenme, hortumlama yolsuzlukları görülüyor. Zelzele milleti yaraladı, on binlerce vatandaşımız öldü, on binlerce hasta ve sakat var, koskoca şehirler yerle bir oldu. Lakin birtakım vicdansız, namussuz, alçak, rezil, sefil, denî, bayağı, canavar kişi ve kuruluşlar hâlâ haram kazançlar peşinde koşuyor.

Damı akmayan, tabanı rutubetli olmayan, küçük bir soba ile ısıtılabilen bir mesken şu soğuklarda felaketzede aileler için ne büyük bir nimet ve saadet olurdu. Lakin zavallı evsiz vatandaşlarımıza bunu bile veremedik. Zelzele için yurt içinden ve dışarıdan temin edilen yardımlarla bütün evsiz ailelere böyle evler temin edilebilirdi. Yazık ki, edilmedi. Bu konuda işittiklerimi, duyduklarımı, kulağıma gelen rivayetleri yazsam öfkeden hasta olursunuz.

Evsiz barksız kalan yüzbinlerce halk soğuklarda titreyip donadursun, tuzu kuru olanlar keyif içinde yaşamaya devam ediyor. Diskotekler, batakhaneler, lüks lokantalar, sefahat yuvaları lebaleb adam dolu. İçki, kumar, fuhuş, israf, rezalet son haddinde.

Üniversitede ilim adamları toplantı yapmışlar, “Marmara bölgesinde deprem riski büyük” diyorlar. Bundan bin dokuz yüz küsur yıl önce Pompei şehrinde de günah, isyan, rezalet, sefahat diz boyu idi. Köleler kan kusturularak çalıştırılıyor, âcizler ve miskinler eziliyor, egemen ve zengin tabaka ise vur patlasın çal oynasın keyfine bakıyordu. Varlıklı kimseler yataklara uzanarak nefis yemekler yiyorlar, şaraplar içiyor, midelerinde yer kalmayınca biraz öteye giderek, bir kaz tüyüyle genizlerini tahrik ederek içlerindekini kusuyor ve tekrar sofraya oturuyorlardı. İşte onlar böyle rezilâne ve alçakça bir hayat sürerken ansızın gazab-ı ilahî tepelerine inivermişti. Vezüv yanardağı patlamış, şehir kısa bir müddet içinde kızgın küllerin, taşların ve lavların istilasına uğramıştı.

Sözüm dinsizlere, gafillere ve kalpleri mühürlü olanlara değildir, Müslümanlara sesleniyorum. 17 Ağustos ve onu takip eden şiddetli yer sarsıntıları sadece dinsizlere değil, dindarlara da bir uyarıdır. Çünkü bu memlekette dindar geçinen milyonlarca insan da şaşırmış, Allah’ın emir ve yasaklarını dinlemez olmuştur. Para din iman haline gelmiş, insanlar nefs-i emmarelerine put gibi tapmaya başlamışlardır. Nice kimseler ibadeti bırakmış, şehvetlerine uymuştur. Günah, isyan, tuğyan, gurur, kibir, gaflet her yeri istila etmiştir. Akıllı ve gerçek Müslümanların, yaşamak için yemeleri gerekirken, bazı sahte Müslümanlar yemek için yaşamaktadır. Lüks meskenler, lüks eşyalar, lüks elbiseler, lüks otomobiller, lüks yazlıklar kışlıklar, lüks yemek sofraları milyonlarca insanın en büyük gayesi haline gelmiştir. Yalan, gıybet, emanete hıyanet, vaadinden dönmek, israf gibi büyük günahlar öylesine yaygınlaşmıştır ki, artık bu kötü ve çirkin şeyler tabiî görülmektedir.

Müslümanları uyarıyorum:

(1) Belâ ve felaketlerden korunmak için güçlerinin yettiği kadar sadaka versinler. Muhtaç, sıkıntılı, perişan vatandaşları arasınlar, bulsunlar, yardım etsinler. Yardımlarını, ihtiyacı olmayanlara vermesinler.

(2) İbadete sarılsınlar, beş vakit namazı kılsınlar, erkekler vakit namazlarında camilere gidip cemaatle eda etsinler.

(3)Herkes tevbe ve istiğfar etsin.

(4) Parası, imkanı ve aklı olanlar İstanbul’u terketsin.

(5) İstanbul’u terkedemeyenler, çoluk çocuklarını şehir dışında sağlam zeminli yerlerde tek katlı evlere taşısınlar.

Allah’a ve Peygamber’e saygısızlık ediliyor, Kur’ân’a dil uzatılıyor, 360 âyetin hükmünün kalktığı söyleniyor, sokaklarda, meydanlarda bir takım gürûh-i lâ yüflihûnlar “Kahrolsun Şeriat” diye bağırıyor, içki her yeri sarmış, her yıl binlerce ton domuz eti ithal edilerek şu Müslüman millete yediriliyor, birtakım egemen güçler ve çeteler İslâm dinine savaş ilan etmiş bulunuyor.

Böyle fenalıkların olduğu bir yere belâ, azab, gazab gelir. Gafil olmayınız, âgâh olunuz, kendinizi kurtarmak için tedbir alınız. Şu hususu da kesinlikle biliniz ki, siz Müslümanlar emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmazsanız, öteki amelleriniz sizi kurtarmaya yetmez. Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmayan Müslüman bir kavim iflâh olmaz. 28 Kasım 1999

Yorumlar kapatıldı.