İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ahir Zaman

 

 

Bediüzzaman hazretleri hicrî 1419 tarihi, yâni içinde bulunduğumuz yıl üzerinde duruyor. Yakın bir zamanda birtakım büyük değişikliklerin, gümbürtülerin, inkılâpların, iğtişaşların, akıl almaz, önceden tahmin edilmez şeylerin olacağı hususunda içimde bir his var.

Zaman âhir zaman. Bina ve zina ne kadar arttı. Acayip, sağlıksız bir zenginlik ve bolluk var. Dünkü çoban, bugün trilyonlarıyla caka satıyor. Otomobil otomobil otomobil. Bunlar zuhuru haber verilen dabbetü’l-arzlar mıdır?

Fâiz, haram kazanç, rantçılık, havadan ve beleşten gelen gelirler. İçki, fuhuş, kumar, cinayet. Hele cinayetler, hele cinayetler. Tavuk gibi adam boğazlanıyor. Gazeteler, televizyonlar çok kanlı, çok meraklı, çok ilgi çekici olmayan cinayetleri yazıp duyurmuyormuş.

Kirlilik, kirlilik, kirlilik. Her yer kirli. Sular kirli, hava kirli, toprak kirli. Yiyecekler içecekler zehir dolu. Meyveler, sebzeler hormonlu, ilaçlı, toksinli.

Okuma yazma arttıkça, üniversiteler çoğaldıkça cahillik de o nisbette artıyor. Okuma yazma bilmeyenler yıldızsız cahil. İlköğretim mezunları bir yıldızlı, lise mezunları iki yıldızlı, üniversite mezunları üç yıldızlı, doktora yapanlar dört yıldızlı, üstadlar profesörler beş yıldızlı cahil. Okudukça, diplomaları çoğaldıkça yıldızları da artıyor meretlerin!

Para tek değer olmuş. Para din iman olmuş. Ne ahlâk, ne fazilet, ne ulviyet kalmış. Paran var mı, satın alamayacağın şey yoktur.

Müslümanlar da şaşırmış kalmış. Bin parçaya ayrılmışlar. Başlarında bir İmam-ı Kebir’leri yok. Kendi kendilerine kitap okuyarak iyi Müslüman olacaklarını sanıyorlar. Birtakım açıkgözler başsız kalmış, ne yapacağını bilmeyen Müslüman zenginleri ve halkı soyup duruyor.

Kadınlar erkekleşmiş, erkekler karılaşmış. Muhanneslik almış yürümüş. Şımarık çocuklar ailenin efendisi, ebeveynlerinin sahibi olmuş.

Bulanlar tıka basa yiyor; Nemrud, Firavun, Neron gibi tüketiyor. Bulamayanlar sürünüyor. Kimileri ayda on milyara para demiyor, kimileri de iki yüz dolarlık asgarî ücretle geçinmeye çalışıyor. Milyonlarca insanın da hiç işi ve geliri yok.

Dinsizlik almış yürümüş, ateistler inananlardan daha cesur ve gözü kara olmuş. Sokaklarda, “Kahrolsun Şeriat!” diye haykıran güruh-i lâ yüflihûn’lar geziyor.

Çoban kepeneğine bürünmüş nice kurt, sürülerin başına geçmiş. Koyun hukukunu korumak kasaplara kalmış.

Nice zındık mürşid-i kâmil postuna bürünmüş. Kimisi Şeriatsız bir İslâm türetmek için çırpınıyor, kimisi “Peygamber öldü, işi bitti, onun peşinden gitmeyin, benim dediğime bakın” diyor.

Cami binaları çoğaldıkça vakit namazlarında cemaat sayısı azalıyor. Tesettür, kaç göç kalmamış. Şer’-i şerife uygun olarak örtünmek suç olmuş.

Rüşvet almış yürümüş. Kokuşma kokuşma kokuşma… Haram haram haram…Cehenneme dünyadan yakıt götürmek için ne kadar çok insan çalışıp çırpınıyor.

Müslüman, dindar, ahlâklı, sofu geçinen bazıları da haramilik, kenz, iddihar, gayr-i meşru zenginlik peşinde. Milyonlarca dolar yığanlar var. Bunların hesabını nasıl verecekler?

Bazılarında hubb-i riyaset, dünya şehvetleri, benlik, enaniyet cinnet haline gelmiş. Dünya şehvetleri ve ihtirasları başlarını döndürmüş. Ene ene ene deyip duruyorlar. Yahu biraz da nahnü desenize!

Velhasıl düşe kalka, bata çıka bir menzile doğru yol almaktayız. Gece karanlık, hava fırtınalı, deniz dalgalı, rüzgâr şiddetli, yağmur ve dolu var. Bu gidiş nereye? Allah encamımızı hayreylesin.

Onlar

Onlar Müslümanların kalplerini, paralarını, övgülerini, alakalarını, sevgilerini, hayranlıklarını, alkışlarını istiyorlar.

Onlar kimlerdir? Âlim, ârif, kâmil, zâhid, muttaki, müteverri sâlih kişiler midir?

Hayır böyle kişiler halktan bunları istemez.

Onlar kendilerini beğenmiş, nefs-i emmâre sahibi, dini imanı para olan, mağrur, kibirli, enâniyetli, megalomanyak, riyaset sevdalısı, kemalsiz kişilerdir.

Onlar Resûlullah’ın ahlâkından ne kadar uzaktırlar.

Onlar kendilerine tapan adamlardır.

Onlar terazinin bir kefesine kendilerini koyarlar, öteki kefeye kainatı koyarlar ve kendilerinin kainattan ağır geldiğini sanırlar.

Onlara bir vâdi dolusu mal ve servet verseniz, onunla yetinmez ve daha nice vadiler dolusu para isterler. Onların gözünü ne doyurur?

Onlara dünyayı verseniz, yanında ayı da isterler.

Onlar ene-peresttir.

Kendilerini ferdiyet makamında görürler ve başka reislerle kesinlikle ülfet ve ünsiyet etmezler.

Ben ben ben derler mütemadiyen. Sen, o, biz demezler.

Üç gün övgüsüz kalsalar komaya girerler.

Hizmet derler, hezimet üretirler.

Heva, heves, ihtiras, re’y ile hareket ederler.

Gurur ve kibir ehlidirler. Hepsi de birincidir, ikinciliği asla kabul etmezler.

Müslümanları “Bizden olanlar ve bizden olmayanlar” diye ikiye ayırırlar.

Emanetleri, ehil olmayan bizdenlere vermekte bir beis görmezler.

Böyleleri islah mı ediyor, ifsad mı? 29 Mart 1999

Yorumlar kapatıldı.