İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Önce IQ

Salı

 

Karşıtlarımızdan daha vasıflı, daha güçlü, daha üstün, daha müessir, daha nâfiz (kullandığım sıfatlara dikkat buyurunuz) gazetelere ve televizyonlara sahip olmak için gereken şartları madde madde sıralıyorum:

Birincisi: Yüksek IQ (zekâ katsayısı) gerekir. 100’ün altındaki IQ’larla medya işlerinde önde koşmak mümkün değildir.

İkincisi: Kuvvetli ve engin bir genel kültür ister.

Üçüncüsü: Gazetecilik ve televizyonculuk sahasında güçlü uzmanlık, tecrübe, birikim, başarı ister.

Dördüncüsü: Çevre ister.

Biz ne yapıyoruz? Din baronu hazretleri Müslümanlardan para topluyor, gazete kuracağım, televizyon yayını yapacağım diye. İşin başına kimleri geçiriyor? Kendi sâdık adamlarını, bendelerini. Peki bunlar bu işlerin ehli mi? Değil. O halde başarılı olamayacaklardır.

Baron bendesi temiz adammış, şöyle dindarmış, böyle bağlıymış… Bunların konu ile ilgisi yoktur. Bir uçağa pilot tâyin ederken onun temiz, dindar, baron bağlısı olup olmamasına bakmayız. Pilotluktaki ehliyet ve liyakatine bakarız.

Cerrah ararken, dindarlığına, bağlılığına değil, mesleğindeki güç, hazakat ve başarısına bakarız.

İşlerin başına kendi bağlılarını, bendelerini getiren nice din baronu var ki, ameliyat olacağı, tedavi göreceği zaman Amerikalara, Avrupalara gidip dünyanın en ehil, en tecrübeli, en hâzık doktorlarını bulup kendini onlara teslim ediyor. Peki gazetecilik ve televizyonculuk işinde niçin ehil olan kimseleri arayıp bulmuyorlar? Çünkü işlerine gelmiyor. Onlar çıkarttıkları gazetelerle İslâm’a, gerçeğe, Türkiye’ye, bu ülkeye, bu halka hizmet etmeyi değil kendilerine hizmet etmeyi düşünüyorlar. Kurmuşlar bir tezgâh, gelsin paralar, toplansın trilyonlar, katrilyonlar. Milyonlarca insan onları alkışlasın. Nefs-i emmâreleri tatmin edilsin. Yaşa, varol, aferin, nurol denilsin. Ehil ve haysiyetli gazeteci bunlara râzı olmaz, bunları uygulamaz. Bu yüzdendir ki, onlar medya emanetlerini ehil olanlara değil, ehliyetsiz ve yetersiz olan kendi bendelerine teslim ederler. Böyle yapmakla da İslâm’ın “Emanetleri ehline veriniz” emrini çiğnerler.

Yıllardan beri yazıp duruyorum. Müslümanlar bir bilgi bankası, bir dokümantasyon merkezi kursunlar diyorum. Stratejik araştırmalar yapacak bir enstitünün de tesisini istiyorum. Lakin din baronları böyle müesseseler kurmuyorlar.

Müslümanlar bir bilgi bankası ve dokümantasyon merkezi kurmuş olsalardı, İslâm düşmanlarını perişan edecek, rezil ü rüsvay edecek nice dosya hazırlanmış olurdu. Onlar yalan ve iftiralarla dolu bir dosya mı çıkardılar, Müslüman kesim onları berhava ve târümar edecek beş dosyayı ortaya sürebilirdi. İslâm düşmanı cepheyi temiz mi sanıyorsunuz? Gırtlaklarına kadar pisliğe batmışlardır.

Müslümanlar hep müdafaa yapıyor. Onu bile beceremiyorlar. Halbuki, reaksiyon almayı bırakıp aksiyona geçmeleri gerekir.

İslâmî kesimin tabanında sorgulama mırıltıları, fısıltıları başlamıştır. Lakin henüz kimse yüksek sesle konuşamıyor. Mırıltılar, sızıltılar, iniltiler hep alt tabakada kalıyor.

Din baronlarının akıl almaz servetleri ne zaman tartışılacaktır?

Müslümanları bölük bölük eden zihniyet ne zaman tenkit edilecektir?

Saf, temiz, cahil, akılsız Müslümanları kaz gibi yolan, inek gibi sağan teşkilatlara ne zaman “Dur, yeter!” denilecektir?

Binlerce mehdi, gavs, kutub, kurtarıcı, büyük mücahid, bulunmaz Hind kumaşı, sahib-i zaman var. Bunların hangisi gerçek, hangileri sahtedir, bu konu üzerinde ne zaman durulacaktır?

Yenilgilerimiz, hezimetlerimiz, yanlışlıklarımız ne zaman müzakere edilecek, tartışılacak, tashih ve telafisi cihetine gidilecektir?

Bazı adamlar var ki, Nurcu geçiniyor, Nurculuğun rantını yiyor. Fakat yaptıklarına bakıyorsunuz, Bediüzzaman Said Nursî hazretlerinin metoduna, ahlakına, siyretine, hasbiliğine, garazsız ivazsız hizmetine tamamen terstir.

Ötede Nakşibendî olduğunu iddia eden zevat çıkıyor ve tarikat-i seniyye-i Nakşibendiyi âlet ve istismar ederek müntesiplerinden büyük paralar topluyor, Karun gibi zengin oluyor. Nakşilikte böyle hokkabazlıklar var mıdır?

İslâm’a ve millete hizmet edeceğim diye ortaya çıkan adamın biri yüz trilyon civarında gayr-i meşru ve şâibeli bir servet edinmiştir. Bunun hesabını soracak bir mert çıkmayacak mıdır ehl-i İslâm içinden?

İslâmî hareketi kirleten, çıkmaz sokaklara sokan beceriksiz, ehliyetsiz, fırsatçı, arivist, bayağı adamların içyüzleri ne zaman ortaya konulacaktır?

Birtakım sahtekârlar İslâm İslâm deyip duruyor. Yaptıkları ise Resûl-i Kibriya efendimizin (Salat ve selam olsun ona) sünnetine ters düşmektedir. Kendilerini dünyanın mihveri olarak gören, benliklerine tapan, dünya serveti toplayan, Müslümanları aldatan, oyalayan, afyonlayan bu adamların maskelerini kim ve ne zaman düşürecektir?

Hazret-i Ömer

bir gün Mescid-i Saadet’te hutbe okumaya hazırlanıyormuş. Üzerinde yeni bir elbise varmış. Ashabtan biri hemen ayağa kalkmış ve

“Medine’ye gelen ganimet kumaşlardan sizin hissenize düşen parça ile bu elbise dikilemezdi. Bunun hesabını veriniz”

demiş. Hazret-i Ömer hiç öfkelenmemiş.

“Doğru söylüyorsun, benim parçamla bu elbise dikilemezdi. Oğlumun hissesini de aldım ve bu elbiseyi öyle diktirdim”

cevabını vermiş. İşte İslâm budur. Müslümanların birbirlerini murakabe etmesi

(denetlemesi)

budur. Bugünkü Müslümanlar bu işi niçin yapamıyorlar?

En yapıcı tenkitlere, en hayırlı uyarılara bile Nemrudlar gibi kızıp köpüren, bunları yapanlara

“Mason uşağı, münafık, kâfir”

gibi ağır hakaretler savuran bazı baronlar etraflarına toplanan milyonlarca Müslümanın beyinlerini yıkamış, onları birer robot ve zombi haline getirmiştir.

İslâmî kesime, islamî hizmetlere şartların müsaadesi nisbetinde şeffaflık ve temizlik getirilmelidir.

Bu yapılmadığı takdirde zilletten kurtulamayız. 30 Haziran 1999

Yorumlar kapatıldı.