İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tarih Öğrencileri

Salı

 

Resmî ideoloji, YÖK, çağdaşlık ve lâiklik fanatizmi yüzünden üniversitelerimiz ortaokul seviyesine düşmüştür. Genç nesilleri böyle müesseselerde okutarak millî kimlik ve çağ seviyesinde aydınlar ve uzmanlar yetiştirmek mümkün değildir. Bizde sadece üniversiteler değil, millî eğitim sistemi de temelden bozuktur. Gençlik genel kültürü liselerde elde eder, bizdeki liseler sosyal ve edebî kültür veremedikleri gibi fen sahasında bile dünyanın çok gerisinde kalmışlardır. Yeterli olsaydılar, gençlik üniversite imtihanlarını kazanabilmek için özel dershanelere gitmek zorunda kalmazdı.

Bu yazımda herhangi bir üniversitenin tarih bölümüne devam eden istidatlı, temiz, iyi niyetli bir genç nasıl yetiştirilebilir, kendisine nasıl yardımcı olunabilir sorusuna çare ve çözüm arayacağım.

Böyle bir gence dışarıdan paralel ve alternatif bir eğitim sağlanmalıdır.

İlk olarak kendisine mükemmel ve zengin Türkçe öğretilmelidir. İyi bir tarihçi onbinlerce kelime ve terim bilmek zorundadır. Durmadan lügata bakarak ilim ve uzmanlık olmaz. Mutlaka birikim gerekir. Osmanlıca, üç güzel dilin, Türkçe, Arapça ve Farsça’nın kelimelerinden meydana gelmiş dünyanın en ahenkli lisanıdır. Sade suya tirit, uyduruk, arı-dil zayıf Türkçe ile tarihçilik yapılamaz. Tarihimizin bütün yerli kaynakları zengin Osmanlıca iledir. Bunları okuyamayan, anlayamayan kimse asla iyi bir tarihçi olamayacaktır.

Osmanlıcaya hakkıyla hâkim olabilmek için bir miktar Arapça ve Farsça lisan bilgisi, kavaid de bilinmelidir.

Bir tarih öğrencisi her gün beş on sayfa Osmanlıca metin okumak ve çözmekle mükelleftir. Önce matbu ve kolay metinlerden başlanacak, daha sonra yazma kitap ve belgelerin okunmasına geçilecektir.

Üç beş yabancı dil bilmeden kesinlikle tarih uzmanı olunamaz. İngilizce zamanımızın lingua franca’sıdır, bir kere o lisan kitap okuyup anlayacak, makale yazacak, konferans verecek derecede iyi bilinecektir. Sonra Fransızca, Almanca, İtalyanca… Bir de, Osmanlı imparatorluğunda, Müslümanlardan sonra ikinci milleti teşkil eden Rumlar’ın lisanını da bilmek gerekir. Avrupa’daki büyük Osmanlı tarihçilerinin bazısı on lisan bilen insanlardı. Alman Babinger, Romanyalı Yorga, bizdeki Avram Galanti gibi güçlü araştırıcı ve tarihçiler böyle kişilerdi. Öyle yarım yamalak Osmanlıca, tarzanca İngilizce bilmekle tarihçi olunamaz.

İstidatlı, zeki, iyi niyetli, azimli, sabırlı tarih talebelerine özel hocalar tutularak onlara:

(a) Osmanlı tarihçilerini ve vak’anüvislerini tanıtmak ve öğretmek gerekir.

(b) Yine Amerika ve Avrupa’daki büyük ve güçlü Türk tarihçileri de tanıtılmalıdır.

(c) Dünyanın hangi ülkelerinde, hangi üniversitelerinde Osmanlı tarihi ile ilgili kürsüler, enstitüler, kütüphaneler varsa onlar da öğretilmelidir.

(ç) Osmanlı tarihi konusunda çıkan yabancı dergiler de tanıtılmalıdır.

(d) Gençlere özel hocalar mârifetiyle siyakat yazısı dahil bütün eski yazı nev’ileri öğretilmelidir.

(e) Hüsn-i hat dersleri aldırılmalıdır.

(f) Tarih felsefesi dersleri verdirilmeli, bu derslerde Arnold J. Toynbee gibi büyük tarihçilerin Osmanlı sistemi hakkındaki hüküm ve görüşleri açıklanmalıdır.

İyi bir tarihçinin derin ve güçlü bir sanat kültürüne sahip olması gerekir. Bu da kazandırılmalıdır.

Böyle gençler kütüphaneden kütüphaneye koşmalı, arşivlere girmeli; kendilerine araştırma zevki, şevki, heyecanı kazandırılmalıdır.

Bugün birkaç istisnaî şahsiyet dışında Türkiye’de güçlü, üstün, vasıflı tarihçi, edebiyatçı, türkolog yoktur. Türkiyeliler kendi lisanları, kendi kültürleri, kendi tarihleri konusunda nal toplamaktadır.

ABD’deki, İngiltere ve Fransa’daki, Macaristan’daki, İsrail ve Japonya’daki türkoloji çalışmaları bizdekilerden üstündür.

İslâmî cemaatler üniversitede hayli genç okutmakta, ancak bunların kültür ve ihtisasları üzerinde durmamaktadır. “Bizim çocuklarımız çok temizdir, bizim gençler pırlanta gibidir…” gibi lâfların ve öğünmelerin bir faydası yoktur. Bize pırlanta değil edebiyatçı, tarihçi, araştırıcı, ilim adamı gereklidir.

Amerikalı bir türkolog-tarihçi, müverrih Gelibolulu Âli hakkında nefis bir kitap telif etti, Türkçe’ye de çevrildi. Bizde böyle kitap yazacak kaç adam vardır? Utanmamız gerekir, yabancılar bizim lisanımızı, bizim tarihimizi, bizim eski medeniyet ve kültürümüzü, bizim sanatımızı bizden iyi biliyor. Fransız Jean Deny’nin telif etmiş olduğu Batı Türkçesi grameri kitabından daha üstününü Türkler henüz yazamamıştır. Maalesef bu ikilemde bir sürü aceze, miskin, ehliyetsiz, yetersiz adam yetişiyor. Fransızların Petit Robert’i veya Petit Larousse’u gibi bir Türkçe lügat kitabımız bile yoktur. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünü mü? Güldürmeyin beni. Türk lisanı sığır dili değildir.

Türkiye’nin Prof. Halil İnalcık bey gibi tarihçilere ihtiyacı vardır. Onun gibi tarihçiler yetiştirmedikçe tarih sahasında yeterliliğimizi sağlayamayız.

Sadece Türk ve Osmanlı tarihi sahasında değil, bu ülkede bizden önce yaşamış Hititler, Bizanslılar, Grekler ve diğer kavimlerin tarihlerini de iyi bilmemiz, o sahalarda da dünya çapında uzmanlara sahip bulunmamız gerekir.

Pırlanta yetiştirmeyi bırakalım da tarihçiler, lisaniyatçılar, edebiyatçılar, hukuk mimarları, mimarlar, sanat uzmanları, büyük düşünürler yetiştirmek için çareler ve çözümler arayalım ve an kaybetmeden harekete geçelim. 09 Haziran 1999

Yorumlar kapatıldı.