İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Barnaba İncili

Pazar

“Jesus, a Prophet of Islam” (Muhammed Ata ur-Rahman, 1981, baskı yeri yazılmamış. 244 s.) adlı kitabın 44’üncü sayfasında, 1907’de İngiltere’de Oxford University Press tarafından yayınlanan Barnaba İncili’nin İngilizce tercümesinin, yayınından kısa bir müddet sonra kitap piyasasından toplatıldığı ve bugün bu önemli kitaptan biri British Museum’da, diğeri Washington’da Kongre Kütüphânesi’nde olmak üzere iki nüsha kaldığı yazılıyor.

Aziz Barnaba, Hazret-i İsa aleyhisselamın havarilerinden ve yakınlarındandı. Yazmış olduğu İncil’de Allah’ın üç değil, bir olduğu, Hazret-i İsâ’dan sonra bir tesellici ve müjdeci olarak başka bir peygamber geleceği bildirilmektedir. Teslis’e (Peder, Oğul, Ruhü’l-kuds inancına bağlı olan) Hıristiyanların böyle tevhidçi bir eseri ve kaynağı kabul etmeyecekleri, basılmasını ve yayılmasını önleyecekleri tabiîdir.

1985’te, ülkemizde çok eski bir Barnaba İncili bulunmuş, fakat o nüsha da esrarengiz bir şekilde yok olmuş veya yok edilmiştir. Ben bu konuya dair hayli yazılar yazdım, feryatlar kopardım. Başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere islâmî kesim bu konuyla ilgilenmedi. Bizde bulunan nüsha, vaktiyle Nesturî Hıristiyanların yaşadığı Hakkari’de meydana çıkmış, kaçakçılar tarafından Van yoluyla kaçırılırken Mersin’de yakalanmıştı. Rivayete göre bunun ilk sayfası, o zaman Boğaziçi üniversitesinde araştırma görevlisi olan ve eski Ortadoğu lisanlarına âşina bulunan bir zattaymış. Yapılan karbon 14 testi neticesinde Aramî diliyle kaleme alınmış nüshanın papirüslerinin bundan iki bin yıl öncesine ait olduğu meydana çıkmış.

Otantik bir Barnaba İncili nüshasının ortaya çıkması, insanlık tarihinin çok büyük ve önemli bir hadisesini teşkil edecektir. Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki “Tevhid mi, Teslis mi?” kavgası hall ü fasl edilecek, Allah’ın bir olduğu konusunda Ehl-i Kitab ile Ehl-i İslâm bir noktaya gelecektir.

Ülkemizde otuz yıldan beri islamî hizmet ve faaliyetler için milyarlarca dolar toplanmış ve harcanmıştır. Bu muazzam paradan küçük bir miktarın Barnaba İncili konusunda araştırmalar yapılması, eski nüshalarının araştırılıp bulunması, 1907’de Londra’da basılan İngilizce tercümenin tekrar yayınlanması gerekmez miydi? Yazık ki, takunyalar, cami kaloriferleri, hoparlörler, ışıldak ve fırıldaklar, imam meşrutaları, şadırvanlar ve helâlar için trilyonlar, belki de katrilyonlar harcayan ehl-i İslâm böyle önemli ve hayatî bir konunun üzerine eğilmemiştir.

Bu ihmalin sebebi nedir? Elbetteki cehâlet ve hiyanettir. Bugünkü Müslümanlar Endülüs, Abbasî Hilâfeti, Osmanlının yükseliş devirlerinde yaşamış olan âlim, ârif, zarif, kültürlü, uyanık Müslümanlar değildir. İslâm dünyası, istisnâlar dışında çağın gerisinde kalmıştır. Kırsal kesim, gecekondu, varoş, taşra kafası, ilkel zihniyet ile Barnaba İncili konusunda ilmî araştırma ve yayın yapmak mümkün müdür? Aramî lisanıyla kaleme alınmış olan bu İncil hakkında ilmî araştırma yapacak derecede uzmanlaşmış Müslüman var mıdır? Yüzbinlerce hâfız yetiştiren, onbinlerce yeni ve beton cami binası yaptıran Müslümanlar niçin Aramice, İbranice, eski Grekçe ve diğer lüzumlu dilleri bilen araştırıcılar yetiştirmemişlerdir?

Müslümanları haraca kesen din baronları niçin Barnaba İncili ile ilgilenmemişlerdir?

Bir yazımda Yahova Şahitleri’nin yetmiş bir dilde otuz milyon adet bastırdıkları bir kitaptan bahsetmiştim (You can live forever in Paradise on Earth, bendeki İtalyanca nüshası 255 sayfa, dört renkli resimli ve ciltlidir.) Şahova Şahitleri gibi bir tarikat kendi propagandasını yapmak için bir kitabı yetmiş bir lisana tercüme ettirip, yekûn olarak otuz milyon nüsha yayınlıyor da, Hak din olan İslâm’ın mensupları en önemli konularda bile ciddî araştırmalar ve yayınlar yapamıyor. Türkiye’de ve İslâm dünyasının öteki taraflarında yetmiş bir dilde islâmî yayın yapacak kapasiteye sahip bir teşkilat ve kadro var mıdır?

Birtakım din baronları para toplamaya, Müslümanlardan milyarlarca dolar yardım devşirmeye gelince birincidir. Lakin ilme, irfana, kültüre, çağ seviyesinde tebliğ, tebşir, irşad hizmetleri yapmaya gelince pek beceriksizdirler.

Biliyorum, bazıları benim bu gibi tenkitlerimden dolayı kırılıyor, muğber oluyorlar. “Bizi tenkit etmeye, uyarmaya senin hakkın yoktur. Beğenmiyorsan, sen daha iyi hizmet yap, bize karışma…” diyorlar. A hocam, a hazretim benim hizmet yapacak imkânım var mı? Barnaba İncili’nin 1907 baskısını tekrar yapmak için milyarlar lazım. 1985’te bulunan ve sonra esrarengiz şekilde yok edilen adıgeçen İncil’in 1900 küsur yıllık, parirüs üzerine yazılmış Aramice orijinal nüshasını bulmak için ilmî bir heyet kurmak, polis hafiyeleri gibi çalışmak gerekir. Birkaç zeki Müslüman gence İbranice, Aramice, eski Grekçe, Süryanice lisanlarını, ilmî araştırma yapacak derecede öğretebilmek için yine milyarlar, hattâ trilyonlar harcanması icab eder. Ben bu paraları nereden bulayım?

Müslüman bir kalem sahibi olarak yıllardan beri bir sürü teklif ve temenni getirdim, plan ve proje sundum, çare ve çözüm ürettim. Kaleme aldığım yazılarımla ilgili olarak tek bir din baronundan, bir cemaatten, Müslümanlardan milyarlarca dolar yardım ve hizmet parası toplayan kişi ve kuruluşlardan en ufak bir ilgi görmemişimdir. Benim para falan istediğim yok. Sadece ortaya attığım fikir, teklif, temenni, plan, program, çare, çözümlerin ilgi görmesini isterim.

Ramazan geldi ve gidiyor. Bu mübarek ayda Müslüman halka, gençliğe, aydınlara, muhaliflere kaç çeşit ve kaç adet broşür dağıtılmıştır? Bu kafadaki Müslümanlar ilme, irfana, muhabbete, kültüre, akl-ı selime dayalı böyle yayınlar yapabilirler mi?

Geçen gün bir Diyanet görevlisi gördüm. Aklı, fikri, zikri çimento, demir, betonarme, tuğla, harç, sıva, çini, kiremit, ahşap ve demir doğrama, elektrik tesisatı, boya, badana, cam çerçeve idi. A hocam sen din hizmetlisi misin, yoksa inşaat kalfası mı? Cami bahçesine “moderin” bir helâ yaptıracakmış, içinden sıcak sular akıttıracakmış. Cami kışın kaloriferle ısıtılacakmış, yazın da en pahalısından yel makinaları, soğutma cihazları ile serinletilecekmiş… Peki ilim, irfan, kültür, sanat, tebşir ve tebliğ olarak ne yapılacak? Hiç!..

Zekâ özürlülüğün tedâvisi yokmuş. 04 Ocak 1999

Yorumlar kapatıldı.