İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Felâketler, Musibetler

Cuma

 

Milletlerin zillet ve esarete duçar olması, devletlerin çöküşü, ülkelerin harap oluşu öncelikle ahlâk fesadındandır. Din kitapları, tarih kitapları böyle yazıyor.

Ahlâk bozulunca her şey bozulur. Endülüs’ün son İslâm devleti Gırnata’nın yıkılışına bakıyorum. Devlet küçülmüş, eski Bizans gibi, bir şehrin etrafında biraz arazi kalmış. Düşman dört taraftan sarmış. Buna rağmen hizipçilik ve tefrika almış yürümüş. Gırnata’nın mahallelerinde birtakım küçük baronlar, klikler, cemaatler, fırkalar peydahlanmış, birbirleriyle çekişiyorlar. Sonunda şehrin son hâin hükümdarı, 30 bin altın mukabilinde Gırnata’yı İspanyollara satar ve defolur gider. O parlak Endülüs’ün sonu böyle olmuştur. Yapılan anlaşma gereği Müslümanlara din hürriyeti tanınacaktır. Bir müddet sonra Katolikler sözlerinden dönerler ve İslâm İspanya’dan silinir.

Ahlâk fesada uğrayınca bir ülkeyi ne iyi kanunlar, ne de maddî güç ayakta tutabilir.

Ahlâkın fesada uğraması ne demektir?

Para bir toplumda tek değer haline gelmişse ahlâk fesada uğramış demektir. Hukukun, kanunların, dinin, devletin, faziletin, namusun, şerefin, insanlığın üzerinde ise para, izmihlâl ve çöküş başlamış demektir.

Bir toplum lükse, konfora, israfa, ten zevklerine, nefsperestliğe, dünya şehvet ve ihtiraslarına kapılmışsa orada tehlike çanları çalınmalıdır.

Lafla, merasimlerle, zahirî sofuluk nümayişleriyle gerçek dindarlık olmaz. Gerçek dindar faziletli, ahlâklı, âdil, insaflı, vicdanlı, irfanlı, ferasetli kişidir. Paraya, nefsine, şöhrete, riyasete, menfaate tapan; birtakım fanatizmlere, câhilî asabiyetlere batmış bulunan adam dindar değil, dindar müsveddesi veya karikatürüdür ancak. Böyleleri batışın baş aktörleridir.

Müslümanlar din ile ayakta durur. Dinin bir amaç olmaktan çıkıp bir araç haline geldiği yerde yaşayan Müslümanlar zillete, zebunluğa, esarete mahkum olurlar.

İslâm çirkin değildir, o halde Müslümanın da çirkin olmaması gerekir. İslâm’ın ve Müslümanların temsilcisi olduklarını iddia edenlerin âlim, ârif, âdil, ahlâklı, faziletli, örnek, âlicenab, vicdanlı, ferasetli kimseler olması gerekir. Dini imanı para ve menfaat olan; din bezirgânlığı yoluyla zengin olan; şahsî ve dünyevî ihtirasları ve şehvetleri yüzünden yalan söyleyen, emanete hıyanet eden, vaadlerini çiğneyen; hilekâr, desiseci, muhannes, dönek adamlar İslâm’ın sırtındaki en büyük yüktür.

“Ben ahlâklı ve faziletli bir vatandaşım” demekle kişi gerçekten ahlâklı ve faziletli olmaz. Dostlarının ve taraftarlarının onun hakkında hüsn-i şehadette bulunmaları da fazla bir şey ifade etmez. Asıl ahlâk ve fazilet düşmanların şehâdet ve kabul ettiğidir.

“Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır” diyor büyük Peygamber. Tehevvüre kapılarak delice çıkışlar yapmak ifrat, alçakça susmak cebanet, gerektirdiği yerde, itidal dairesinde emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmak şecaattir. Kendi paraları, menfaatleri, nefsleri, ihtirasları, şöhretleri, riyasetleri için canla başla çalışıp da, hikmet ve itidal dairesinde din için, devlet ve millet için, hakikat için çalışmayanlar ne kadar alçak kişilerdir.

Mecâzî mânada da olsa, bir yerde para ve menfaat din ve iman haline gelmişse felâketlere ve musibetlere hazır olunuz.

Ölü Gözler

Başörtüsü savaşı bütün şiddetiyle devam ediyor. Ne hukuk, ne kanun, ne adalet, ne insaf, ne vicdan… Korkunç bir kin, taassup, baskı hüküm sürüyor.

Müslümanlar yasal hudutlar dairesinde kendilerini müdafaa edebiliyor mu? Manzara meydanda.

Kız öğrencilerimiz, korunmaya muhtaç narin çocuklarımızdır. Hukuk ve medya yoluyla niçin onları desteklemiyoruz?

Okullara sokulmuyorlar, coplanıyorlar, dövülüyorlar, bazısı gözaltına alınıyor, yerlerde sürükleniyorlar. Milyonlarca Müslüman camlaşmış ölü gözleriyle televizyon ekranlarından bu faciaların seyrine bakıyor. Bu ne zillet, bu ne cebanet…

Dinime Dahleden…

Dinime dahleden bari Müselman olsa… Din ve mukaddesat bezirgânlığı yoluyla büyük servetler vuran biri bir toplantıda beni hâinlikle suçlamış.

Doğru olduğuna inandığım fikir ve görüşlerimi yazıyorum. Elbetteki bütün fikir ve görüşlerim doğrudur demiyorum.

İhlaslı, samimî, istikametli, ahlâklı, faziletli olmaları şartıyla benim gibi düşünmeyen Müslümanlara hürmet ederim. Nice mutaassıp bid’atçi var ki, faziletlidir. Onları tenkit etsem de çamur atmam, düşmanlık etmem.

Benim nefret ettiklerim dini imanı para olan rezil ve sefil adamlardır. Zâhiren sünnî ve dindar görünseler de onlardan hoşlanmam. Lakin yine de din kardeşliğini inkâr etmem.

Bana kin besleyen, düşmanlık eden kişilerin asla affetmedikleri şey hasbî, garazsız ivazsız, ücretsiz yazı yazmamdır. Millî Gazete’deki yazılarıma 1991’de başladım. Aradan kaç uzun sene geçti. Hafta tatili, aylık tatil, yıllık tatil yapmadım. Her gün bir yazı gönderdim gazeteye. Bunlar için de şu ana kadar bir kuruş ücret ve maaş almadım. İşte birtakım nâmertlerin affetmedikleri budur.

Kısa cümlelerle, çok açık ve seçik yazmaktayım. Hatâm, yanlışım varsa beyan buyursunlar.

“Kini olanın dini olmaz” buyurulmuştur. Kini bıraksınlar, yapıcı olarak tenkit etsinler, uyarsınlar.

Namusuyla gazetecilik, yazarlık yapıp da maaş ve ücret alanlara bir şey dediğim yoktur. Ben din sömürüsünün, ahlâksızlığın, faziletsizliğin karşısındayım. 20 Şubat 1999

Yorumlar kapatıldı.