İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gençler

Cumartesi

 

Bir üniversitede hocalık yapan bir dostumla sohbet ederken söz başarılı, istidatlı, kabiliyetli gençler meselesine intikal etti. Muhatabım yıllardan beri öğrencilerle haşir neşir olmuş bir kimse olarak bu mevzuda pek ümitvar değildi. Hülâsa olarak şöyle dedi: – Erkek öğrencilerin kalitesi son derece düşük. Kız öğrenciler arasında az sayıda istidatlı, kabiliyetli, başarılı, güvenilir kimseler çıkıyor… Türkiye’deki insan unsurunun kalitesi her geçen gün biraz daha aşağı inmektedir. Ülkenin, milletin, devletin tepesine bir kâbus gibi oturan kötü sistemin bu bozulmada muhakkak ki, büyük miktarda tuzu biberi vardır. Kendilerine iyi terbiye ve tahsil verilse, iyi yetiştirilseler, kemâl (olgunluk) yollarında hızla koşacak gençler yazık ki, bozulmakta, bilgi ve aksiyon (ahlak) boyutları körletilmektedir. Daha ziyade islamî kesimi düşünerek konuşuyorum. Cemaat fanatizmi, hizipçilik, fırkacılık, şuculuk, buculuk, oculuk asabiyeti genç dimağları ve vicdanları dumura uğratıyor. Bugün islamî kesimde öyle öğrenciler var ki, beş altı yerden burs almaktadır. Bu bir ahlaksızlıktır. Alanlar kadar, hattâ onlardan daha fazla bursları dağıtanlar ahlaksızdır. Bir yanda hiç bir yerden burs alamayan ve sürünen bazı gençler, öte yanda beş altı yerden burs alan, burs ticareti yapan açıkgözler… Birtakım cemaatler, kendilerine intisap eden (bağlanan) gençlere ilim, irfan, ahlak, fazilet, yüksek karakter aşılamıyor. Onların tek derdi daha fazla taraftara, daha fazla hooligana sahip olmaktır. Bağlılarının kemal bulması diye bir meseleleri yoktur. Müslüman gençliğe paralel-alternatif bir eğitim verilememektedir. Biz gençlerimizin tâlim ve terbiyesini millî eğitime ve üniversiteye bırakmışızdır. Ne büyük gaflet ve dalâlettir bu! Sosyal kültür sahasında ihtisası olan hoca dostuma, öğrencileri içinde kitapçılık, yayıncılık, dergicilik sahasında çalışabilecek gençler tanıyıp tanımadığını sordum. Bazı hevesliler olduğunu, fakat yeterlilikleri, azimleri, başarılı olup olmayacakları hususunda büyük tereddütleri olduğunu söyledi. Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde birçok üniversite öğrencisi part-time işler yaparak para kazanır. Kimi çocuk bakar; kimi boya, badana, duvar kağıdı işleri yapar. Hattâ nicesi lokantalarda bulaşıkçılık yaparak cep harçlığı temin eder. Benzin istasyonlarında hizmet verenleri de çoktur. İslamî kesimin bir kısım öğrencileri, Müslüman hayırseverlerin yanlış burs siyaseti ile asalaklığa, tembelliğe mahkum edilmiştir. Bugün beş altı yerden burs alan genç, ileride kimbilir ne işler çevirecektir. Zaten görüyoruz… Benim bu satırlarım, ağabeyleri ve hazretleri tarafından “pırlanta, inci, elmas, altın” gibi sıfatlarla tavsif edilen bazı gençlerin hoşuna gitmeyecektir. Gitmesin. Benim vazifem uyarmaktır. Gençlerimizi iyi yetiştiremiyoruz.

Ah Kalite!

İnsanların zekâları, akılları, dereceleri, kıymetleri, karakterleri, ne mal oldukları zor zamanlarda belli olur. Kolay, olağan, tabiî şartlarda pek belli olmayan alçaklıklar veya yükseklikler zor ve çetin şartlar altında açıkça meydana çıkar. Bu milletin, bu ülkenin vekâletini üzerine almış, sorumluluk yüklenmiş, emânet kabul etmiş nice zevatın yetersizliği, beceriksizliği, ahlak ve karakterinin düşüklüğü, velhasıl bir işe yaramazlığı 1997 ve 1998 yılları arasında süren ve hâlâ da müzmin şekilde devam etmekte bulunan siyasî kriz esnasında belli olmuştur. Havanın iyi olduğu, semada güneşin parladığı iyi ve kolay günlerde bol keseden konuşan, işkembe-i kübradan atıp tutan, hayli vaadlerde bulunan, “Ederiz, asarız, keseriz, yaparız…” deyip duran birtakım adamlar, hava kararınca, ufuklar daralınca, şimşekler çakmaya başlayınca kaçacak delik aramaya başladılar. Vekâlet emânetlerine hiyânet ederek sustular, yapılması gereken işleri yapmadılar. Türkiye’nin başındaki en büyük belâ kalitesizliktir. Bu ülkenin okumuşları, aydınları, seçkinleri, sorumluları maalesef, nâdir istisnalar dışında kalitesiz kimseler ve zümrelerdir. Çoğunluğu teşkil eden Müslüman kesimde de büyük kalitesizlik vardır. Diğer kesimler, ateistler, laikler, çağdaşlar, sağcılar, solcular da kalitesizdir. Türkiye bu yüzden bocalıyor, bu yüzden ilerliyemiyor, bu yüzden bir Japonya, bir Güney Kore, bir Taiwan, bir Singapur olamıyor. Bazıları “Biz Atatürkçüyüz” demekle haklı ve kaliteli olduklarını isbat etmiş olduklarını sanıyorlar. Kalite lâfla değil ilimle, irfanla, hikmetle, ahlakla, faziletle, adaletle olur. Onlarda bu üstünlükler var mı? Kendi ülkesinin vatandaşı olan, hem de ezici çoğunluğu teşkil eden Müslümanlara düşman gözüyle bakan, onlara sömürge yerlisi, ikinci sınıf vatandaş, zenci muamelesi yapan, başörtülü oldukları için vatan çocuklarını üniversitelere sokmayan, ülkedeki bunca kokuşma, yolsuzluk ve kötülükte hayli payı bulunan bir zümrenin mensuplarına kaliteli ve iyi vatandaşlar denilebilir mi? Siyasetçilere, particilere sorarsanız hepsi de vatanseverdir. Halbuki bunların çoğu bu vatanın, bu milletin, bu devletin kuyusunu kazmak için ellerinden geleni yapmaktadır. Ben, sonra ben, yine ben, hep ben diyen adamlar nasıl vatansever olurlar. Düzen partilerinin başındaki liderlere bakınız, sanki birer eskizaman despotudur onlar. Parti diktatörlükleri yüzünden Türkiye’de bir türlü gerçek demokrasi, hukuk devleti, evrensel insan haklarına saygılı ve riayetkâr bir rejim kurulamıyor. Onlar, Millet Meclisi’ne, hizmet edecek, vekâletlerinin hakkını verecek kaliteli elemanlar yerine; kendilerine itaat edecek, dalkavukluk yapacak, gerekse de muhalefet yapmayacak uysal ve silik adamlar doldurmayı tercih ediyorlar. Hangisinin, icabında yerine geçecek bir veliahdı vardır? Tarihte büyük imparatorluklar kurmuş, zengin bir medeniyet geliştirmiş, büyük sanat ve kültür meydana koymuş Müslüman kesimin bugünkü zelil, zebun, güçsüz, çaresiz haline bakınız, Bu Müslümanlar Fâtih’lerin, Kanunî’lerin, Barbaros’ların, Sinan’ların, Baki’lerin, diğer büyük kahramanların torunları mıdır? Ülke korkunç bir kargaşa, kokuşma, çözülme, tehlike, buhran içinde. Sevr planlarından, hiyânetlerden bahsediliyor. Hukuk, adalet, insaf, iz’an ayaklar altında. Uzun yıllardan beri sürüp giden müzmin ve yüksek enflasyonun, sanki bir kaza-i mübrem imiş gibi önüne geçilemiyor, Arjantin enflasyonu bitirdi, Amerikan dolarına eşit ve değeri düşmeyen bir para getirdi. Biz hiçbir şey yapamıyoruz. Çünkü ülke gelirinin büyük kısmını yiyen küçük bir eşkıya azınlığın enflasyonun sürmesinde büyük çıkarı vardır. Rüşvet rüşvet rüşvet.. Rüşvet almayan bazıları halktan, iş sahiplerinden başka haraçlar, baçlar alıyor. Talan, soygun, haram yiyicilik… Vicdansızlık, namussuzluk, şerefsizlik, ahlaksızlık, faziletsizlik… Beyinleri ceviz kadar küçülmüş, işkembeleri kazan gibi büyümüş boş herifler… Kalitesiz, ahlaksız, faziletsiz, ilimsiz, irfansız, mürüvvetsiz, keremsiz yiyiciler, hortumlayıcılar, âcizler, sefiller… Ah kalite, ah kalite!… 14 Şubat 1999

Yorumlar kapatıldı.