İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İsviçre Örneği

Çarşamba

 

Avrupa Birliği’ne girip girmeme konusunda İsviçre’de referandum yapılmış ve halkın ezici çoğunluğu hayır demiştir. Evet İsviçre AB’ye üye değildir. Yüzölçümü küçük, nüfusu az o ülkenin böyle bir şeye ihtiyacı yoktur. Hukuk, zenginlik, adalet, bolluk, hürriyet, emniyet (güven), refah ülkesidir orası. Biliyor musunuz, İsviçre Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’na da üye değildir. Çünkü onun böyle bir üyeliğe, mensubiyete de ihtiyacı yoktur. İsviçre bîtaraf bir ülkedir, savaşlara girmez. Bununla beraber, çok güçlü bir ordusu vardır. Türkiye 1926’da İsviçre’nin Medenî Kanunu’nu tercüme etti, başına “Türk Medenî Kanunu” yazdı ve yürürlüğe koydu. Orada toplum yapısını sağlamlaştıran bu kanun bizde âile yapısını yıktı, bir sürü mahzura (sakıncaya) yol açtı. Yabancı kanunları tercüme edip başına Türk yazmakla işin bitmediğini acaba anlayabildik mi aradan şunca sene geçtikten sonra? Avrupa’da isimleri birbirine benzeyen iki bîtaraf ülke vardır. Biri İsviçre, diğeri İsveç’tir. Şimal’deki İsveç de bizim için ibretlerle dolu bir örnektir. İsviçre cumhuriyet, İsveç krallıktır. İkisinde de hukuk, gerçek demokrasi, evrensel insan hak ve hürriyetlerine saygı ve riâyet hâkimdir. İkisi de kendi geleneklerine, tarihî devamlılıklarına, millî kimlik, kültür ve kişiliklerine bağlıdır. Türkiye’de bazı politikacılar ve aydınlar ülkemizi Avrupa Birliği’ne sokmak için çırpınıp duruyor. İsviçre’den ibret alıp biraz arlansalar bu kadar çırpınmazlardı. Ben şahsen ülkemizin Avrupa Birliği’ne dahil olmasına karşı değilim. Lakin bu konuda ısrarlı, gayretli, yapışkan olunmaması gerektiğine inanıyorum. Türkiye Avrupa Birliği’ne dahil olursa, en az on beş milyon işsiz güçsüz Türk, Kürt, Laz ve sair unsurlar Avrupa kıt’asına yayılacaklar ve asırlardan beri Haçlının bize çektirdiklerinin intikamını alacaklardır. Biz istediğimiz kadar yalvaralım, ağlayalım, sızlanalım, Avrupalılar bizi birlikleri içine alırlar mı? Gırtlağa kadar borca batmış bir ülkeyi kim kabul eder? Bunca kokuşma olan, çete efsâneleriyle sarsılan bir ülkeyi kim üye olarak topluluk bünyesi içine alır? Bizde doğru dürüst hukukun üstünlüğü sistemi yok, gerçek demokrasi yok, temel insan haklarına saygı ve riayet yok; böyle bir ülkeyi kim ister? Farzedelim ülkemiz Avrupa Birliği’ne dahil oldu, o zaman üniversite ve lise kapılarından kovdukları başörtülü kız öğrencileri yine kovabilecekler midir? Avrupa Birliği üyesi bir ülkede darbe tehditleri yapılabilir mi? Avrupa Birliği üyesi bir ülkede devletin, cumhuriyetin, milletin, Meclis’in, hükümetin, yargının üzerinde derin devlet diye bir heyûlâ olabilir mi? Hangi Avrupa Birliği üyesinde resmî ideoloji vardır? Şu anda laikler, çağdaşlar, ateistler, ilerici geçinenler Avrupa Birliği’ne dahil olmak için can atıyorlar. Halbuki iyi düşünseler, bu isteklerinin onların hegemonyasına son verecek mahiyette olduğunu anlarlar. Ülkemiz Avrupa Birliği’ne üye olduğu takdirde imtiyazlarını kaybedeceklerdir. Müslüman kesim ise, Avrupa Birliği’ni kesinlikle istemiyor. Onlar da iyi düşünseler, Avrupa Birliği şemsiyesi altında temel hak ve hürriyetlerini kazanacaklarını, bugünkü bir sürü tehdit, sıkıntı ve eziyetten kurtulacaklarını ve ileride Avrupa’dan intikamlarını alabileceklerini anlarlar. Bizde kafalar iyi çalışmıyor.

Sabataycılar

Açıkça iddia ve ilan ediyorum ki, Sabataizm konusu iyi bilinmeden Türkiye’nin son bir asırlık tarihi anlaşılamaz, izah edilemez, bilinemez. Üniversitelerimizdeki, liselerimizdeki tarih kitaplarında Sabataizm’den hiç bahsedilmemektedir. Bu kadar önemli, hayatî, büyük bir konunun sükût karanlıkları içinde bırakılmasını tabiî karşılamak mümkün değildir? İzmirli haham, sahte mesih Sabatay Sevi, son üçyüz elli senelik tarihimizin en önemli on şahsiyeti listesinde yer alması gereken bir kimsedir. Türkiye halkı, Türkiye’nin resmî tarihi bu şahsı niçin tanımamaktadır? Sabatay Sevi ve onun açtığı dinî yoldan giden “Selânik Dönmeleri, Avdetîler, Sabataycılar” niçin incelenmiyor; bu küçük fakat çok güçlü, çok nüfuzlu grup niçin tarihin projektörleri ile aydınlatılmıyor? Kimler, neden ve niçin korkuyorlar da, bu konuyu aydınlığa kavuşturmuyorlar? Sabataycıları incelemek, yaptıklarını araştırmak antisemitizm (Yahudi düşmanlığı) mi olur? Hayır, kesinlikle olmaz. Hungaroloji (Macar tedkikleri) yapmak nasıl Macar düşmanlığı olmazsa, Sabataycıları incelemek de düşmanlık sayılmaz. Sabataycılar gizli kalmak istiyorlar, bilinmeyi arzu etmiyorlarmış. Bu onların bileceği bir iştir. Sabataycıların gizliliği özel hayat, âile hayatı ve şahsî hayat ile ilgili bir şey değildir ki, hukuk ve ahlâk tarafından korunsun. Sabataycıları araştırmak, bu konudaki gerçekleri yazmak herkesin hakkıdır. Yakın tarihimizde kimler Sabataycıdır? Şu anda önemli mevkilerde hangi Sabataycılar bulunmaktadır? Ülkemizdeki Sabataycıların sayısı ne kadardır? İstanbul’da Sabataycıların kaç gizli havrası (sinagoğu) vardır? Sabataycıların gizli hahambaşısı kimdir? Büyük medyanın yüzde kaçı Sabataycıların kontrolundadır?.. Daha bunlar gibi, mutlaka aydınlatılması, bilinmesi gereken yüzlerce soru vardır. Türkiye’nin resmî ideolojisinde, laiklik anlayışında, medeniyet görüşünde Sabataycıların ne kadar tesiri, rolü vardır? Ben, Sabataycıların, güç ve nüfuz itibarıyla Türkiye’nin bir numaralı lobisi, gücü olduğu kanaatindeyim. Böylesine güçlü bir lobiyi bütün vatandaşların tanıması, bilmesi, öğrenmesi gerekir. Kaldı ki, Sabatay Sevi, Sabataizm, Sabataycılar bilinmeden Türkiye’nin yakın tarihi bilinemez. 11 Şubat 1999

Yorumlar kapatıldı.