İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mehmet Şevket EYGİ – Vahdet – Mart 2016

 

  1.  

    Cami Helasında Pisuvar Olmaz!

    Okur yazar, mürekkep yalamış bir Müslüman olarak mukaddes camilerimizdeki WC ticaretine iyi gözle bakmam mümkün değildir.

    Vakıflar idaresinin cami WC’lerini ihale ile kiraya vermesini kınıyorum.

    Cami bahçeleri ve avlularındaki ve binalarının altındaki WC reklamları son derece çirkin ve ayıptır.

    Camilerimiz paralı WC’lerden, WC ticaretinden, WC reklamlarından temizlenmeli ve kurtarılmalıdır.

    Bu kafa ile gidilirse, ileride abdest alanlardan da para istenir diye korkuyorum.

    Camilerin çoğunluğunun helalarına abdest tazelemek için gidilmiyor, çoğu bînamaz olan gelip geçenler kullanıyor.

    Vatandaşın hela ihtiyacını belediyeler karşılamalıdır.

    İstanbul’da turistlerin çokça ziyaret ettiği veya işlek yol kenarlarındaki bazı camilerin WC’leri darphane gibi para kesiyor.

    Bana inanmazsanız, birkaç camiye gidin ve avlu veya bahçedeki rezil ve sefil WC WC WC yaftalarına bakın.

    Bundan birkaç ay önce, Gebze’de Mimar Sinan yapısı o harika, mimarlık şaheseri Çoban Mustafa Paşa camiinin nefis derz duvarlarına mermer pisuvarlar konduğunu öğrendim ve bunu yapanları çok ama çok ayıpladım.

    İslam dini temizlik=taharet dinidir.

    Namaz kılan bir Müslüman ayakta tebevvül etmez. Çünkü idrarı pantolonuna, iç çamaşırına bulaşabilir.

    Bendeniz ayakta tebevvül eden bir imamın ardında cemaat olup namaz kılmam.

    Cami helasına pisuvar koymak, en azından densizliktir.

    Cami WC’leri derneğin kasasına para getiriyormuş… Medenî ve kültürlü bir Müslüman böyle sefil bahanelere iltifat etmez.

    İslam’da hela hizmeti diye dinî bir hizmet yoktur. WC ihtiyaçsa bunu başkaları yapsın.

    Camide hela olacaksa, bunu abdest alıp namaz kılanlar kullansın. Ticarî maksatla kullanılmasın.

    Kutsal camilerimiz tuvalet ticaretine âlet edilmesin.

    (Çoban Mustafa Paşa Camii’ne konulan pisuvarların kaldırıldığını memnuniyetle öğrenmiş bulunuyorum. İlgililere teşekkür ederim.) 01.03.2016

    Çok Dinli Biri

    Hak din tektir, o da İslam’dır. Onun yanında çeşitli dinler vardır. Musevîlik, Nasranîlik… Nasranîlik kendi içinde binden fazla fırkaya, hizbe, sekte ayrılmıştır. Katolikler, Ortodokslar, Protestanlar… Protestanlığın her biri bağımsız bin kadar şubesi bulunur.

    Putperest dinler… Hindistan’da yaygın olan Hinduizmin on bin kadar putu vardır.

    Afrika’daki animistler.

    Allah inancı olmayan dinler bile vardır.

    Bendeniz bu yazımda, çeşitli dinleri olan bir zattan bahs edeceğim.

    Çeşitli putu olanları biliriz de, çeşitli dini olanları pek bilmeyiz.

    Bu zatın birinci putu kendisidir. Adam ben’ine, benliğine tapar. Nefs-i emmâresi sanki onun büyük putudur.

    İkinci putu para, mal, zenginliktir. Parayı delice sever, ona adeta taabbüd eder.

    Lükse, israfa, aşırı tüketime de put gibi bağlıdır.

    Futbol takımını din gibi tutar.

    Bağlı olduğu siyasî partiyi de din’leştirir.

    Sektini din yapmıştır, baş ruhbanını da putlaştırmıştır.

    Onu yer içerken görseniz, yeme dinine mensup olduğunu sanırsınız.

    O sadece bir konunun holiganı değildir, en az on konunun holiganı, militanı, fanatiğidir.

    Muhalifse, muhalefet onun dinidir; muvafıksa muvafıklık, yağcılık, yalakalık din gibidir onda.

    Bir adamda bu kadar din nasıl oluyor anlamak zordur.

    Haaaa o adam zâhiren Müslüman görünür. Hem de Müslümanlığı kimseye bırakmaz.

    Onu görünce şu beyti hatırlıyorum:

    “Tevsi’-i maişette bütün zikr ile fikrin,

    Şeyhim ne zaman söyle Müselman olacaksın?”

    Müslümanın bir tek dini vardır, o da İslam’dır.

    Başka hiçbir değeri din haline getiremez.

    Paraya, mala, zenginliğe din gibi bakamaz.

    Ruhbanını, baronunu putlaştıramaz.

    Mensubu bulunduğu sekti veya fırkayı din’leştiremez. 02.03.2016

    Anayasa Mahkemesi’nin Kararı Vicdanları Bağlamaz

    Anayasa Mahkemesi Başkanı, “Kararlarımız herkesi bağlar” buyurmuş. Doğrudur. Lakin vicdanları bağlamaz. Karar karardır, elbette uyulacaktır. Anayasa Mahkemesi lâ yuhti (hatâ etmez, günah işlemez) değildir. Yanılabilir. Anayasa Mahkemesi kararları hukukun, vicdanın, adaletin, eşitlik prensibinin, millî kimlik ve kültürün ışığında seviyeli bir üslûpla tartışılabilir.

    Hapse atılanlar, Müslüman iki gazeteci olmuş olsaydı, aynı karar verilecek miydi?.. İşin püf noktası buradadır.

    * * *

    Suriye fâciasında, Esad’ın ve rejiminin ille de iktidarda ve ayakta kalmasını isteyenler baş sorumlu ve suçludur. Esad gidebilir, diktatörlük rejimi yumuşatılabilirdi. Esad’çılar buna izin ve fırsat vermediler. BOP mu?.. Ona göre Suriye’deki fitne fesat kaos anarşi daha da büyümeli, ülke üç-beş parçaya ayrılmalıdır. Siyonistler ve emperyalistler, İslam dünyasında hiçbir ülkenin ve halkın İslamî bir idareye sahip olmasını istemiyor. Kuzey Kore rejimine tahammül ediyorlar, İslam’a edemiyorlar. Bunun sonu üçüncü dünya savaşıdır. Ne zaman, nerede, bilemem…

    * * *

    İslamcılık ideolojileri dahil, bütün ideolojiler Kur’an, Sünnet İslam’ına, yâni gerçek İslam’a aykırıdır. Fırka-i Nâciye dışındaki bütün fırkalar bozuktur. İmanını kurtarmak isteyen Müslümanlar Kur’an, Sünnet, icmâ, Sevad-ı Âzam, cumhur-i ulema dairesi içinde bulunsunlar.

    * * *

    Dinin içini boşaltarak light ve ılımlı bir İslam türetmek isteyenler, hıyanet ve dalalet içindedir.

    * * *

    Kur’an’ın, üzerinde ittifak edilmiş kesin bir hükmünü kabul etmeyenler, ona aykırı sözler edenler, diğer dinî vazifelerini yapsalar veya yapar görünseler bile dinden çıkmış olurlar.

    * * *

    En büyük eşkıyalık din, Kur’an, mukaddesatı âlet ederek zengin olmaktır. Din, İman, Kur’an kutsaldır, zenginliğe alet edilemez.

    * * *

    Dine hizmet eden gerçek imamlara, müezzinlere, gerçek, müftülere, gerçek vâizlere, diğer hademe-i hayrata (din görevlilerine), geçinmeleri için maaş ücret ödenmesine fetva verilmiştir ama din yoluyla zengin olmanın fetvası yoktur. 03.03.2016

    Akılları İşkembelerinde ve Apış Aralarında Olanlar

    İnsanın aklı beyninde, akl-ı selimi gönlündedir.

    Akılları işkembelerinde ve apış aralarında olanlar, dıştan insan ve akıllı gibi görünseler bile, onlar ne insandır, ne de akıllı. Bu memlekete en büyük zararı, akılları işkembelerinde ve apış aralarında olan birtakım beyinsiz sefiller vermektedir.

    Bu herifler ve karılar, medya gücüne sahip olursa zararları bin kat fazlalaşır. Onlar benliklerine, menfaatlerine, şehvetlerine tapar.

    Onlar semavî dinlere inanmaz, onlarda pagan ahlakı, zihniyeti, kültürü vardır.

    Onlar iffetin, ahlakın, şeref ve namusun, haysiyetin, faziletin en büyük düşmanlarıdır.

    Onlar insî şeytanlardır ve yaptıkları kötülükleri ve tahribatı cinnî şeytanlar bile yapamaz. Onlar ülkenin Müslüman çoğunluğunu sömürge yerlisi, ikinci sınıf vatandaş, parya, zenci olarak görür.

    Onlar egemen azınlık vesayet rejimi taraftarıdır. Onlar Deccal ve Süfyan ideolojisinin azat kabul etmez köleleri, paralı askerleridir.

    Doğruluk ve dürüstlükten nasipleri yoktur. Alabildiğine taqiyye, kitman, hilekârlık yaparlar.

    Onlar alabildiğine küstah ve şirrettir. Onların olduğu yerde fitne fesat günah isyan tuğyan azgınlık da vardır.

    Onlar riba ve zina taraftarıdır. Onlar lüks sapıklardır.

    Allah bu devleti, bu ülkeyi, bu halkı onların dostluğundan da, düşmanlığından da korusun.

    Onlar Allah’a, Resulullah’a (Salat ve selam olsun ona), Kitabullaha, Şeriata, İlahî Nizama, huzura, iç barışa, ahlaka, iffete, namusa savaş ilan etmişlerdir.

    Bu savaşı kazanamayacak ve sonunda yenileceklerdir.

    Onları engellemek için çalışmayan sözde iyiler de enkazın altında kalacaktır.

    Onlar putperesttir, tabuları, öcüleri, sanemleri vardır.

    Onlar Türkiye’nin önündeki en büyük engeldir.

    Türkiye Ortadoğu’nun Japonya’sı olamadıysa, onların hıyanetleri ve beyinsizlikleri yüzündendir.

    Onları kontrol altında tutabilmek ve zararlarını hıyanetlerini asgarîye indirebilmek için onlardan daha cesur ve gözü olmak gerekmektedir.

    Onlar Müslüman çoğunluğu köleleştirmek ve rahatça güdebilmek için Ümmet birliğini yıkmışlar, Ehl-i Tevhid’i birbirinden kopuk bin parçaya ayırmışlardır.

    Onlar, var güçleriyle İslam’ın içini boşaltmak ve Müslümanları dünyevileştirmek için çalışıyor ve bu iş için birtakım satılmışları kullanıyor. 04.03.2016

    Niçin Üçüncü Dünya Savaşı Olmayacakmış?

    Şevket beyciğim, üçüncü dünya savaşı kopabilir sözleriniz gerçek dışı kuruntulardır. Savaş kesinlikle çıkmaz, ufukta savaş bulutları yoktur. Gelen sesler savaş tamtamları değildir. Savaş niçin çıkmaz size anlatayım:

    Allah kısmet ederse bu yaz Kazdağları’nda saray yavrusu üç katlı bir villa yaptırmak istiyorum. Filtreli yüzme havuzu olacak. Bahçe duvarları granit taşından örülecek. Zemini gül ağacı parke ile kaplanacak. Dillere destan bir mekan olacak… Şevket bey, kendine gel, savaş mavaş olmaz!

    İkinci bir itiraz:

    Şevket bey, kuzum niçin bu kadar abartıyorsun. Savaş kesinlikle olmaz. Çünkü:

    Yakında oğlumu evlendireceğim. Müthiş bir düğün olacak. Yavrum dünya evine girecek. Gelinim manken gibi kız. Oğlumun işi iyi, daha da iyileşecek. Düğünde orkestra çalacak, yenilecek içilecek. Savaş çıkarsa bunlar yapılamaz. Binaenaleyh çıkmayacak, boş yere ortalığı telaşa verme.

    Üçüncü itiraz:

    Muhterem Şevket bey… Çok zevk ü sefalı bir hayat sürüyorum. İyi bir kazancım var. Lüks lokantalarda israflı şahane yemekler yiyorum. Siirt büryan kebabı, kuzu dolması, hakikî döner, Tokat kebabı, İskender kebabı, havuçlu Buhara pilavı… Tatlılar da nefis. Peynirli künefenin üzerine kaymak koyduruyorum. Binaenaleyh üçüncü dünya savaşı olmayacaktır. Olursa bunları yiyemem, böyle lüks ve israflı bir hayat süremem… Lütfen makul olunuz.

    Dördüncü itiraz:

    Dehşetli hizmetler yapıyoruz. Caminin altına dünyanın en lüks ve acayip WC’sini yaptıracağız. Kur’an kursu yurdu yedi yıldızlı otel ayarında olacak. Cemaatimiz şöyle, başımızdaki baronumuz böyle… Dolayısıyla üçüncü dünya savaşı olmayacaktır.

    Bu gibi itirazlara, olmayacaktır sözlerine cevabım:

    Hangi tarihte, nerede, nasıl olacaktır bilemem ama üçüncü dünya savaşı kopacaktır.

    Sevgili ehl-i dünya, gel keyfim gel, oh kekâh dostlarımı uyarıyorum. Güçlerinin yettiği kadar hazırlansınlar, tedbir alsınlar. 05.03.2016

    ‘Ayda Beş Bin Lira Verilecek’ Demiş Olsaydım

    Vahdet’in 28 Ocak 2016 tarihli nüshasında

    “Adam olmak isteyen gence”

    başlıklı, 29 maddelik bir yazım yayınlanmıştı. “Bu yazıdaki plan ve programa uygun şekilde yetişmek, vasıf ve kemal kazanmak isteyen, adam olmak isteyen gençler arzu ederlerse müracaat etsinler” demiş ve bana ulaşabilecekleri bir mail adresi de vermiştim.

    Aradan hayli vakit geçti bir tek müracaat olmadı.

    Müracaat eden çıksaydı, programa uyabileceği konusunda ikna olduğum takdirde kendim de katkıda bulunarak,

    bu genç için ayda birkaç bin lira harcama yapılacaktı.

    O yazının sonunda

    “Adam olmak isteyen gencin eline ayda 5 bin lira nakit burs verilecektir”

    cümlesini yazmış olsaydım, netice böyle mi olurdu? En azından birkaç bin müracaat olurdu. Belki izdiham da olabilirdi.

    Türkiye’de büyük sayıda üniversiteli gence burslar, krediler veriliyor. Bunların yekûnu büyük rakamlar oluşturuyor. Bu paralar ne işe yarıyor? Gençlere cep harçlığı, yeme içme, çay, yurt parası…

    Bir genç bir çatı altında barındırılarak, kendisine yemek verilerek, cebine harçlık konularak yetiştirilemez. Yetişme ilimle, irfanla, dini iyi bilmekle, sağlam bir kültüre sahip olmakla, güçlü bir ahlâk ve karakterle olur.

    Çok iyi niyetli ve temiz bir gence

    “Al sana ayda 500 lira, bu parayla kendini yetiştir”

    diyerek, zikredilen parayı nakit olarak versek, delikanlımız veya hanım kızımız yine yetişemez.

    Yetişmek planla programla, üstatla olur.

    Çocuklarımız liselerde fakültelerde okuyor… İş bununla bitmez.

    Okullar üniversiteler

    gereken, tekrar ediyorum

    gereken bilgi ve kültürü, ahlak ve karakter terbiyesini, estetik boyutu kazandırabiliyor mu?

    Biz Müslümanlar çoğunluktayız ama niçin büyük medya bizim kontrolümüzde değil? Yeterli miktarda büyük düşünürümüz, büyük edibimiz, büyük sanatkârımız var mı?

    Egemen azınlıkların silleleri, hakaretleri, güdümleri altındayız.

    Mâkûs talihimizi vasıflı, güçlü, üstün Türkiyeliler yetiştirerek değiştirebiliriz.

    Bu da ilimle, irfanla, geniş kültürle, kimliğimizin ana faktörü olan İslam’ı iyi bilmekle, gerçek dindarlıkla, şehir kültürüyle, nice faziletlere ve meziyetlere sahip olmakla olur.

    Sadece ilmi var ama irfanı yok… Olmaz.

    Ahlak ve karakter tarafı zayıf… Olmaz.

    Şehir kültürüne, görgüsüne, ahlakına, nezaketine, mürüvvetine sahip değil… Olmaz.

    Parayı, malı, zenginliği çok seviyor… Olmaz.

    Lüks ve israf konusunda açığı var… Olmaz.

    İhlâsı yok… Hiç olmaz. 06.03.2016

    Çok Önemlidir

    * Beklenen Büyük İstanbul Depremi:

    Kendi başınıza ne kadar önlem alabilecekseniz alın… Binanız çürükse bir an önce tahliye edin… Bireylerin, aile reislerinin deprem konusunda yapabilecekleri ile ilgili eski yazılarımı bulun ve dikkatle okuyun… Depremden sağ kurtulabilirseniz, İstanbul’dan nasıl ve nereye kaçacağınızın hesaplarını yapın.

    * Savaş İhtimalini de Düşünün:

    Bendeniz gaybı bilemem, savaş çıkar mı, çıkarsa ne zaman, nasıl, bu konularda kesin bir şey söyleyemem. Bildiğim bir şey varsa, o da âhir zamanda yaşadığımızdır ve büyük savaşlar olacağıdır. Bu konuda da yazılar kaleme almıştım, arzu ederseniz, internetten bulun okuyun, tedbir alın.

    * Yeni GEZİ Fesatlarına Karşı Uyanık Olun:

    İktidarı demokratik meşru yollardan deviremeyeceklerini anlayan fesatçılar, dış güçlerin de desteğiyle anarşi ve kaos ortamı oluşturmaya çalışıyor. Ukrayna’da Maidan Gezisi başarılı oldu, iktidar düştü ve Rusya Kırım’ı ilhak etti, ülkenin doğusunda ayrılma isyanı başladı. Türkiye’de gezicilerin zaferi, vatanımızın parçalanmasına, devletimizin çökmesine, halkımızın perişan olmasına yol açar. Bu konuda uyanık olunuz.

    * Rusya’ya Karşı Dikkatli Olun:

    Hava sahamızı ihlâl eden Rus uçağının düşürülmesi, o süper gücün gururuna ve prestijine büyük darbe vurmuştur. Bunun intikamını ilk fırsatta alacaktır. Âhir zamanda Beni Asfar (Sarı Oğulları) kavminin Konstantin beldesini işgal edeceğine, bilahare şehrin geri alınacağına dair haberler vardır.

    Gafil ve cahil olmayınız.

    * Gerçek Dindar Olunuz:

    Bugünkü dindarlığımız bizi kurtarmaz.

    Gerçek dindarlar olmalıyız.

    Haftada bir cumaya gitmek yeterli değildir. Beş vakit namazı kılmamız gerekir. Ramazan orucunu tutmalıyız. Zekatlarımızı hesaplayıp doğru dürüst vermeliyiz. Dinimizin azgınlık saydığı büyük günahlardan kaçınmalıyız. Faziletli, dosdoğru, güvenilir, eline diline beline hâkim, yüksek karakterli, vasıflı Müslümanlar olmalıyız. 07.03.2016

    Bin Türlü İsraf Günahı

    Ülkemizde dehşet verici, yüz kızartıcı, vicdan sızlatıcı bir ekmek israfı olduğu inkâr edilebilir mi?.. Her gün, evet her gün milyonlarca ekmeği çöpe atıyormuşuz. Hem israf, hem de korkunç bir nankörlük.

    Böyle başka israflarımız var mıdır?.. Vardır, o kadar çok ve çeşitlidir ki, saymakla tükenmez.

    Bitmez tükenmez gevezeliklerimiz ve zevzekliklerimiz ile kıymetli vakitlerimizi israf edip dururuz. Vakit nedir? Ömür demektir. Ömür israfı.

    Kanaat ve tasarrufla yaşamayız, gelirimizi israf ederiz.

    Yüz metrekarelik bir meskenle yetinmeyiz, yüz elli metre kareliğini alır, paramızı sermayemizi israf ederiz.

    Elli bin liralık otomobil bize yetecekken, yüz elli bin liralığını alır, yine israf yaparız.

    On beş yirmi liralık mütevâzı bir yemek ile doymak yerine, altmış beş liralık yemek yeriz, bu da israftır.

    Baklava zaten lüks bir tatlıdır, üzerine kaymak koydurur, israf sergileriz.

    Lüks, gösteriş, gurur, kibir yüzünden bin türlü israf boyasına gireriz.

    Param var diye, uçağın ön tarafındaki business class’tan bilet alır, israf yaparız.

    Markalı giyineceğim diye, benim yüz liraya aldığım ceketten daha kalitesizini bin liraya alana ne demeli? Müsrif (savurgan) değil de nedir o?

    Bir müşrik, bir kâfir, bir münafık, bir fâcir, bir fâsık devamlı ve alabildiğine israf yapabilir ama bir Müslümanın böyle yapması kabul edilemez.

    Bu konuda Müslüman halkın etkili şekilde uyarılması gerekir.

    Mütevâzı yaşamak, israftan kaçınmak cimrilik değildir.

    İsraf haramdır. Dindar Müslüman her türlü israftan kaçınmalıdır.

    Gerçek dindar, bayatladı diye bir dilim ekmeği bile çöpe atmaz.

    Bayat ekmek, yumurtaya bulanıp kızartılırsa tazeleşir, çok lezzetli olur.

    Doyduktan sonra yemek israftır ve haramdır.

    Yüz liralık cekete bin lira (Bazıları üç bin beş yüz veriyormuş!) vermek hem israftır, hem de salaklıktır, aptallıktır, enayiliktir.

    Cep telefonunun beş yüz liralığı işini görecekken, üç bin beş yüz liralığını almak akıl kârı mıdır?

    İsrafın en korkuncu vakit, yâni ömür israfıdır. İnsanın ömrü, doğumu ile ölümü arasındaki zaman değil midir? Bunu ziyan eden, ömrünü israf etmiş olmaz mı?

    Tv ekranları karşısında harcanan ömürler…

    Bu satırları okuyup da, israflarını frenleyen bir tek kişi çıkarsa bahtiyar olacağım. 08.03.2016

    Hanımefendilik Beyefendilik

    Kişi başına sarık sarmakla, sırtına cüppe geçirmekle âlim olmaz.

    Gereken bütün ilimleri

    icazetli bir hocadan

    (veya hocalardan) güzelce öğrenmesi, sonra imtihan vermesi, imtihanlarda başarılı olduktan sonra geçerli bir icazet alması gerekir.

    Sadece tac ve hırka ile de şeyh veya derviş olunmaz.

    Bir kimsenin beyefendi olması için, kendisinde beyefendilik ehliyeti ve istidadı olmalıdır.

    Hanımefendilik de öyledir.

    Dindar Müslüman hanım olmak için başına sadece eşarp bağlamak yetmez.

    Süslüman karılar hiçbir zaman hanımefendi olamazlar. Önce Süslümanlığı bırak, Müslüman ol, hanımefendilik ondan sonra…

    Adam olmak… Vasıflı Müslüman olmak… Beyefendi… Hanımefendi olmak için ilim, ilmin yanında irfan, edeb terbiye, yüksek ahlak ve karakter, görgü, nezaket, kibarlık, mürüvvet olmalıdır.

    Bedevî ve yamyam kültürlüler, türediler, ne oldum delileri, görmemişler hiçbir zaman beyefendi ve hanımefendi olamazlar.

    Gerçek hanımefendiler asla şirretlik, soytarılık, şarlatanlık, pespâyelik, çirkeflik, sürtüklük, eli maşalılık yapamaz.

    Üslûb-i beyan, ayniyle insan demişler… Beyefendinin, hanımefendinin gerçeği üslûbundan belli olur.

    Eli maşalı karıdan hanımefendi olmaz.

    Saldırgan, kaba, galiz adam beyefendi değildir.

    Meşhur olmak için Zemzem kuyusuna işeyen düşük karakterli kimse konusunda şâir şöyle söylemiş:

    Bevvâl-i çeh-i Zemzem’i lânetle anar halk

    Sen kendini Kâbe gibi hürmetle benâm etmeye bak

    Yazın, sokakta çarşıda meydanda elindeki dondurma külahını yalaya yalaya herkesin içinde kırıtarak yürüyen kadın, İslamî kriterlere göre, hiçbir zaman dindar bir hanımefendi olamaz. Böyle bir şey mürüvvete aykırıdır. Mürüvvetsizlikle hanımefendilik bir araya gelmez..

    Mürüvvet ne demektir?.. Ah mürüvvet!.. 09.03.2016

    Feministlerin Yaman Çelişkisi

    Hem Kemalist lâik çağdaş feministleri, hem de İslamcı feministleri doğrusu çok ayıplıyor ve kınıyorum.

    Feminizm edebiyatı yaparken mangalda kül bırakmıyorlar ama çok çirkin bir realiteye göz yumuyor, ses çıkartmıyorlar.

    Meseleyi açayım:

    Türkiye Cumhuriyeti,

    “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi”

    başlıklı metne imza koymuş, onu uygulayacağına dair taahhütte bulunmuştur.

    Bu Sözleşme’nin

    6’ncı maddesi

    şöyledir:

    “Taraf devletler,

    kadın ticareti ve fahişeliğin istismarının her şekliyle önlenmesi

    için, yasama dahil, gerekli bütün önlemleri alacaklardır.”

    Aradan otuz yıl geçmiş ve şu manzaraya bakınız: İstanbul başta olmak üzere sevgili vatanımızın nice yerinde, resmî ve yasal seks köleliği yaptırılıyor.

    Buralarda çalışan seks kölelerine TC başlıklı resmî “vesikalar” veriliyor.

    Seks köleliğinden KDV ve gelir vergisi alınıyor.

    Bu vergi gelirleri devlet bütçesine konuyor.

    Ve ve ve!.. Kadın hakları diye yırtınan, çırpınan laik veya İslamcı feministler bu köleliğe, bu rezalete ses çıkartmıyor.

    Olacak şey midir bu?

    Devletimize gelince: İmza koymuş olduğu uluslararası sözleşmenin yukarıda zikr edilen 6’ncı maddesine niçin uymuyor, niçin gerekli önlemleri almıyor?

    Bir kadının hem feminist olması, hem de yasal, resmî, KDV’li, serbest seks köleliğine karşı çıkmaması mümkün müdür?

    Laik ve Kemalist feministleri bir kere kınıyorsam, İslamcıları bin kere kınıyorum.

    İslamcı feministler, yasal ve resmî seks köleliğine mutlaka karşı çıkmalıdır. Bu konuda susamazlar, görmezlikten gelemezler, susmaya görmemeye hakları yoktur. 10.03.2016

    Ahlak Tepetaklak

    Zenginlik ilerledikçe ahlak geriliyor… Teknik ilerledikçe ahlak düşüyor… Otoyollar, hava limanları… Gökdelenler, lüks AVM’ler, lüks ve konforlu meskenler, lüks israflı pahalı otolar… Ahlak geriliyor…

    Maddî kalkınma olurken, mâneviyatta yıkım ve çöküş var.

    Ahlak ve insanlık paraşütsüz düşüyor.

    Zenginlik, lüks, konfor arttıkça haram yeme de çoğalıyor.

    Ahlak çökerken terör tırmanıyor.

    En büyük patlama cinsel suçlarda ve günahlarda yaşanıyor.

    İffete, namusa, hayâya karşı toplu bir başkaldırı var.

    Ahlak sınırları zorlanıyor ve aşılıyor.

    Fuhuşun ve azgınlığın her türlüsü yaygın hale geliyor.

    Müstehcen, ahlaksız yayınlar genel bir yangın gibi…

    Nicelerinin akılları apış aralarında ve işkembelerinde.

    Ahlakın temel değerlerine isyan var.

    Sodom Gomore… Ad ve Semud…

    Ahlak konusunda monoteist kültürden, pagan kültürüne kayış var.

    Ar, namus, iffet, hayâ şişeleri taşa vurulup şangır şangır kırılıyor.

    Ahlaksızlık ve faziletsizlik yangını var.

    Tarihe bakınız, hangi toplum ülke halk azgınlık ve ahlaksızlıkla ayakta durmuştur?.. Hepsi, tek istisnası olmadan yıkılmıştır.

    Azgın toplumların üzerine azap inmiştir.

    Sodom Gomore… Ad ve Semud… Roma ve Bizans… Pompei Herculanum… Hepsi yıkıldı, hepsi yok oldu.

    Hiçbir toplum ahlaksızlıkla, azgınlıkla, namussuzlukla, hayasızlıkla, iffetsizlikle, haram yemekle ayakta duramaz.

    Bunu, akılları apış arasında ve işkembelerinde olan beyinsizlere anlatamazsınız.

    Gökten azap iner… Yerde çeşitli âfetler olur… Krizler birbirini kovalar… Savaş çıkar… Nükleer, biyolojik, kimyevî silahlar… Şimdiye kadar görülmemiş acayip hastalıklar… Açlık ve kıtlık…

    Sodom Gomore, Ad ve Semud, Roma ve Bizans târümar olur…

    Ahlaka, fazilete, iffete, iyiliğe, güzelliğe isyan edenler bir varmış, bir yokmuş olur.

    Kitaplar bunları anlatır. 11.03.2016

    Azgın Saldırgan Ateistler

    Ateistler iki gruba ayrılır. Birinciler kendi halinde, İslam’a ve Müslümanlara saldırmayanlardır. Onlara hidayet diliyorum.

    İkinciler azgın, agresif, kırıcı dökücü, İslam’a ve Müslüman halka savaş ilan etmiş olanlardır ki, bu yaptıkları ile iç barışı dinamitlemekte, ülkemize milletimize devletimize büyük zarar vermektedirler.

    Bu azgınlar gemiyi delip batırmaya, uçağı düşürmeye çalışıyor.

    Onlar büyük yanılgılar, sapıklıklar içindedir.

    En büyük sapıklıkları, kendileri inanmıyorlar ya, Allah yoktur sanıyorlar.

    Allah’ın ilminin, iradesinin, kaderinin ve kudretinin; bütün evreni, bütün alemleri, mükevvenatı, havâdisi kuşatmış olduğunu anlayıp idrak edemiyorlar.

    Küçük beyinleri Allah ile savaşamayacaklarına akıl erdiremiyor.

    Onlar, Allah ile savaşabileceklerini sanacak kadar beyinsizdir.

    Tarih boyunca kurulmuş en kafir devlet Sovyetler Birliği idi, yıkıldı dağıldı, lakin onlar zerre kadar ibret almadılar.

    Onlar, azgınlığın, küfrün, zulmün sonunun azab olduğunu anlayamıyor.

    Onlar modern Nemrud’lar ve Firavun’lardır.

    O ateist barbarlar ellerinde laiklik ve çağdaşlık bayrakları olduğu halde imana, Kur’an’a, İslam’a, hikmete saldırıyor.

    Zavallı Don Kişot’lar.

    Onlar, devlet ile düzeni özdeşleştirecek kadar beyinsiz ve geri zekalıdır.

    Büyük bir felakete yol açacak azgınlıklar sergiliyorlar.

    Hem insan hakları diyorlar, hem de bu hakların birincisi olan din hürriyetine, dinine uygun bir hayat sürme hakkına saldırıyorlar.

    Onlar Deccal’ın ordusudur.

    Onlar Tağut’a hizmet ediyor.

    Onlar cüyuşü’-şeytandır.

    Fuhuş, zina, riba, işret, rüşvet, kumar, iffet tohumları ekiyorlar.

    Ülkeyi Sodom ve Gomore’ye döndürmek istiyorlar.

    Bilmiyorlar ki, Sodom Gomore, azdığı için azaba çarpılıp helak ve hâk ile yeksan olmuştur.

    Bu gözü dönmüşlerin azgınlıkları durdurulamazsa Türkiye’nin geleceği çok karanlıktır. 12.03.2016

    Darbeler

    12 Mart 1971… Uğursuz bir darbenin yıldönümü… Her darbe, ülkemize devletimize halkımıza zarar vermiştir. Darbenin askerîsi de, sivili de zararlıdır…

    Darbeler, egemen azınlıkların, vesayet rejimi heveslilerinin işidir.

    Darbeler, millî kimliğe ve millî iradeye, millî menfaatlerimize aykırıdır.

    Darbeler tarihî devamlılığa karşıdır… Darbe kopukluk demektir…

    Darbe yıkım demektir…

    Her darbe ülkeyi devleti geriye götürmüştür.

    Ülkedeki olumsuzluklar darbe ile değil, hukuk ve meşruiyet içinde giderilmelidir.

    Darbe ıslah etmez, ifsad eder. (İyileştirmez, kötü eder, fitne ve fesada yol açar.)

    Bendeniz bir gazeteci olarak 1971 darbesinden büyük zarar görmüş bir vatandaşım. Darbeciler haksız yere iki günlük gazetemi süresiz kapattılar ve müesseselerimin yıkılmasına sebep oldular. Hakkım onlara haram olsun, iki elim yakalarında olsun.

    Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi 1924’te yapılmıştır.

    Halifenin kovulması, Hilafet’in ilgası, insan haklarına, din ve vicdan hürriyetine, millet iradesine aykırı bir darbe değil midir?

    İkinci darbe 27 Mayıs 1960.

    Üçüncü darbe 12 Mart 1971.

    Dördüncü darbe 12 Eylül 1980.

    Beşinci darbe 28 Şubat.

    Altıncısı: Taksim’deki Gezi kalkışması da bir tür darbe idi, bunda başarılı olamadılar.

    Ukrayna’da Maidan Gezicileri başarılı oldular, Kırım elden gitti, Don bölgesi Rusya’nın kontrolüne girdi.

    Bizim Geziciler başarılı olsaydı, Türkiye parçalanacaktı.

    Çok şükür, ordumuz artık darbe teşebbüsünde bulunmuyor, askerî darbe tehlikesi yok.

    Şu anda sivil darbeciler ortalığı birbirine katıyor.

    Allah onlara fırsat vermesin.

    Darbeci vesayet rejimi bu devletin, bu ülkenin, bu halkın başına bela olmasaydı, Türkiye’miz Ortadoğu’nun Japonya’sı olabilirdi.

    Darbelere ve darbecilere lanet olsun! 13.03.2016

    Bunlar Ne Biçim Müslüman

    Yahu bunlar ne biçim Müslümandır!.. Şirk, küfür, nifak, bin türlü azgınlık ve pislik içinde yan gelip yatıyor, keyflerine bakıyor. Mutlaka rahatsız olunması gereken bunca kötülük ve olumsuzluk içinde hiç rahatsız olmuyorlar.

    Böyle Müslümanlık olur mu?

    Müslüman, İslam’a aykırı fenalıklara karşı olmakla yükümlüdür.

    Müslüman, kötü münker şeyler karşısında kalben onlara buğz edecektir.

    İmkanı varsa diliyle, kalemiyle kötüleyecek, giderilmeleri için çalışacaktır.

    İdareci ise, fiilen nehy-i münker yapacaktır.

    Ülkede az buçuk demokrasi var, fikir hürriyeti var, medya serbestisi var ama dindar ve sofu geçinen bazıları ne emr-i mâruf yapıyor, ne nehy-i münker. Yahu böyle Müslümanlık olur mu?

    Bendeniz yasal sınırlar içinde hareket edilmesini istiyorum. İşte bu yapılmıyor.

    İslam’ın beş temel şartı var ama bunların dışında da bazı temel emirler var.

    Doğruluk dürüstlük bunlardan biridir.

    Emr-i mâruf ve nehy-i münker…

    Cihad fi sebilillah…

    Zarurî ve faydalı ilim öğrenmek…

    Adalet ve insaf…

    Ehl-i Tevhid, ehl-i kıble muhlis Müslümanları, meşreb ayrımı yapmaksızın sevmek…

    Ümmet birliği…

    Râşid, âdil, ehliyetli Halifeye biat ve itaat etmek.

    İffetli namuslu olmak, seks azgınlıklarından, zinadan uzak durmak…

    Hiçbir vicdanlı, şuurlu, uyanık ve gerçek Müslüman, yukarıda saydığım İslamî değerleri dışlayamaz, onları tâtil edemez.

    Müslüman hem haram yemez, hem de yiyenlere karşı olur, haram yenmesini engellemeye çalışır.

    Müslüman, öğrenilmesi kadın erkek her mü’mine farz olan ilmihal ve İslam ahlakı bilgilerini doğru olarak öğrenir ve öğrenilmesi için çalışır.

    Müslüman hem iffetli ve namuslu olacak, hem de iffetsizlik ve namussuzlukla yasal sınırlar içinde mücadele edecektir.

    Ülkede bunca azgınlık, pislik, şirk, küfür, nifak varken; sofu ve dindar geçinen Müslümanların yan gelip yatmaları kabul edilemez.

    Yapmaları gerektiği halde, yapma imkanı bulunduğu halde emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmayanlar iyi Müslüman değildir, kötü Müslümandır. 14.03.2016

    Avrupa Savaşı Kaybetmiştir

    Evdeki hesapları, hayalleri şöyleydi: Ortadoğu’da Müslümanlar birbirini yiyecek, bunlar kendi ülkelerinde keyf çatacaklardı. Bu hesapları tutmadı. Vatanlarından kaçan milyonlarca Müslüman şimdi Avrupa kapılarını zorluyor. İş o raddeye vardı, ki, Avrupa Birliği mülteciler yüzünden dağılabilir.

    Avrupa modern Roma’dır. Maddî medeniyeti yüksektir. Hukuk ve nizam sahibidir. Mülteciler ise başka bir medeniyete mensuptur ve kendi kimliklerine az veya çok yabancılaşmıştır.

    Batı Roma imparatorluğunu, medeniyet itibarıyla kendisinden aşağı seviyede olan Barbarlar yıktı.

    Avrupa’yı da mülteciler yıkacaktır.

    Avrupa, İslam’a yenilmeye zaten mahkûmdur. Çünkü nüfusu, bazı ülkelerde hiç çoğalmamakta, bazı ülkelerde ise yeterli miktarda çoğalmamaktadır.

    Avrupa demografik savaşı kaybetmiştir.

    Bakalım mülteciler savaşının neticesi ne olacaktır?

    Roma’nın, Paris’in yerle bir olacağına dair asırlarca önce yapılmış kehanetler vardır.

    19’uncu yüzyılda emperyalist ve sömürgeci Batı güçleri İslam dünyasını çok ezmişler, Müslümanlara kan kusturmuşlardı. Yaptıkları zulümlerin faturasını ödeme zamanı gelmiştir.

    Ülkelerinden kaçan Suriyeli mültecilerin vatanlarına geri dönebilmeleri için oradaki azınlık rejiminin yıkılması, yüzde yüz olmasa bile âdil bir rejimin kurulması gerekir. Rusya, İran ve ötekiler buna izin vermiyor.

    Suriye krizi AB’nin çökmesine, hattâ üçüncü dünya savaşının patlamasına yol açabilir mi? Bunu pek yakında göreceğiz.

    İsrail, halkın yüzde yetmiş beşini oluşturan Sünnîlerin Suriye’ye hâkim olmasına izin vermez. İran da böyle bir şeyi kesinlikle istemez.

    Emperyalist devletler ve güçler Suriye’nin üçe bölünmesini istiyor. Bakalım bu emellerini gerçekleştirebilecekler mi?

    Şu anda Türkiye’de üç milyona yakın Suriyeli var. Bence bunların iki milyona yakınına Türkiye vatandaşlığı verilmelidir. Böylece, iki ülke, bir dereceye kadar birleşmiş olur.

    Suriyeliler Türkiye’nin tarımının, hayvancılığının gelişmesinde büyük hizmet görebilir. Onlar küçük esnaflık, zanaat sahasında da çok başarılıdır. Devletimiz bu fırsata kaçırmamalıdır. Suriye ile Türkiye dört yüz küsur sene birlikte oldu, bu birlik yine kurulabilir. 15.03.2016

    Müslümanın Özellikleri

    Müslüman (1) Allah’a iman eder, O’na eş, ortak, benzer koşmaz; O’nun kemâl sıfatlarla sıfatlı, noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna iman eder, Rab olarak O’ndan razı olur…

    (2) Allah’ın Resûlü ve habercisi Muhammed Mustafa’ya (Salat ve selam olsun ona) iman, biat ve itaat eder, Nebi ve Seyyid olarak ondan razı olur; onun Dinine ve Sünnetine uyar, onun gösterdiği yoldan gider…

    (3) Kitap ve düstur olarak, Allah’ın kadim Kelâmı olan Kur’anı kabul eder, ondan razı olur, onun emirlerini yerine getirir, yasaklarından kaçınır, öğütlerini tutar…

    (4) Din olarak, Allah katında tek makbul din olarak İslam’ı kabul eder ve ondan razı olur, hayatını İslam’a göre tanzim eder…

    (5) Allah’ın koyduğu hükümlere uyar, bunlara aykırı hükümleri doğru kabul etmez…

    (6) Ahlak sistemi olarak İslam, Kur’an, Peygamber ahlakını kabul eder ve bunu hayata uygular…

    (7) Ümmet olarak Muhammed Ümmetinden razı olur ve bu Ümmet içinde yerini alır; Ümmete zarar verecek, birliği bozacak söz ve davranışlardan, her türlü ırkçılıktan, menfi asabiyetlerden kaçınır

    (8) Müslüman âdildir, insaflıdır, her türlü zulümden ve haksızlıktan uzak durur…

    (9) Müslüman, din kardeşlerinin ve insanların kurdu değil, meleğidir…

    (10) Müslüman yalan söylemez…

    (11) Müslüman gıybet ve iftira etmez…

    (12) Müslüman emanete hıyanet etmez…

    (13) O kendini beğenmez, gurur ve kibre kapılmaz…

    (14) Müslüman, öyle bir insandır ki, düşmanları ve karşıtları bile onun faziletlerini ve meziyetlerini kabul ve tasdik eder ve kendisine güvenirler…

    (15) Müslüman şehvetine ve nefsine uyup iffetsizlik etmez, zinaya uçkur çözmez; başkalarının analarına, karılarına, kızlarına, bacılarına kötü gözle bakmaz…

    (16) Müslüman eşittir iyi insan…

    (17) Müslüman haram gelir elde etmez, haram yemez, haramla zengin olmaz, haram rantlara bulaşmaz; devletin ve belediyelerin bütçelerini hortumlamaz…

    (18) Müslüman israf etmez, lükse kaçmaz, aşırı tüketim yapmaz, dengeli bir hayat sürer…

    (19) Müslüman fitne ve fesat çıkartmaz, ıslah için çalışır

    (20) Müslüman insanların gizli günahlarını araştırmaz, bunları istemeksizin öğrenecek olursa gizler, örter…

    (21) Müslüman, Allah’la ilgili bütün işlerinde, ibadetlerinde ihlaslıdır, riyadan ateşten kaçar gibi kaçar…

    (22) Müslüman işlerini, ehil kimselerle istişare ederek görür…

    (23) Müslüman, nefsiyle büyük, küffar ile küçük cihad yapar…

    (24) Müslüman, zamanın İmam-ı Kebirine biat ve itaat eder…

    (25) Müslüman, kendini kurtaracak miktarda ilmihalini, dinini öğrenir ve öğrendiği doğru ve kurtarıcı bilgileri hayata uygular…

    (26) Müslüman beş vakit namaz kılar…

    (27) Müslüman, dünya vazife ve hizmetlerini yapar olduğu halde âhirete dönüktür ve bütün gücüyle âhiret için hazırlık yapar, azık toplar…16.03.2016

    Ey Kendilerini İyi Sanan Müslümanlar!

    Ey kendilerini iyi, sofu, sâlih, dindar, dini bütün sanan Müslümanlar!.. Allah’ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun…

    Kendini iyi sanmak da, bir açıdan kötülüktür.

    Gerçek dindar, emr-i mâruf ve nehy-i münker yapan kimsedir. Emr-i mâruf ve nehy-i münker, iyiliği emr ve teşvik etmek, kötülüğü yasaklamak ve engellemek demektir. Müslüman bunu yapmazsa, iyi olamaz.

    Emr-i marufun ve nehy-i münkerin üç derecesi vardır.

    Birincisi farzdır herkesin yapması gerekir.

    Bu, iyilikleri istemek ve sevmek, kötülüklere karşı kalben buğz ve düşmanlık etmektir.

    İkincisi, ilim sahiplerinin, ulemanın fukahanın meşâyihin lisan ve kalem ile yapmalarıdır. Onların yeterli kısmı, imkân ve hürriyet varken bunu yapmazlarsa günahkâr olurlar.

    Üçüncüsü idarecilerin fiilen, aksiyon olarak yapmalarıdır.

    Emr-i mârufun ve nehy-i münkerin ikinci ve üçüncü derecesi farz-ı kifâyedir. Bir İslam toplumu bu farz-ı yerine getirmez, tâtil ederse bütün toplum sorumlu ve günahkar olur.

    Bir İslam toplumu emr-i marufu ve nehy-i münkeri terk ederse azaba layık olur ve sonunda helak olur.

    Bugün Türkiyemizde Kur’an’a, Sünnete, İslam ahlakına aykırı bin türlü fuhşiyat, azgınlık, günah, kötülük açıkça, açıkta, küstahça işlenmektedir.

    Bilhassa cinsel suçlarda ve günahlarda patlama vardır.

    Birtakım şerirler ve şakiler iffete, namusa, hayâya, edep ve terbiyeye, dine, ahlaka sanki savaş açmıştır.

    Hiçbir dindar Müslümanın

    “Ben yapmıyorum, bana ne…”

    demeye ve yan gelip yatmaya hakkı yoktur. Fitne ve fesat çıkartmadan, yasal sınırlar içinde iyilikleri emr etmeye, kötülükleri engellemeye çalışmamız şarttır.

    En büyük fitne ve fesat, emr-i mârufun ve nehy-i münkerin terkidir.

    Bu farzı herkes tek başına yapamaz. Müslümanların bu konuda birleşmesi gerekir.

    Ülkemizde, yüzde yüz olmasa da yeterli din hürriyeti vardır. Bir grup Müslüman,

    “İyiliği Emretmek, Kötülüğü Engellemek Vakfı”

    kurabilir, bu konuda dinî cemaatlerle işbirliği yapabilir.

    Uyanık ve bilen Müslümanlar bu vazifeyi ve hizmeti yapmazlarsa sorumlu olurlar.

    Münker, kötü, çirkin, günah işlere, azgınlıklara karşı olmayan, onlara kalbinde nefret beslemeyen Müslümanın imanı tehlikeye girer. 17.03.2016

    Neredeyse Tef Çalıp Oynayacaklar

    Terör hâdiseleri oluyor, büyük sayıda insanımız feci şekilde ölüyor… Birileri sevinçlerinden neredeyse kına yakacak, tef çalıp oynayacak… Bu utanç ve dehşet verici hal, terörden beterdir.

    * * *

    O zat kesinlikle gerçek ve örnek bir Nurcu değildir. Çünkü o dehşetli bir gıybet makinesidir. Nurcu devamlı surette, durup dinlenmeden, mütemâdiyen gıybet etmez. (Gerçek Nurcuları tenzih ederek yazıyorum…)

    * * *

    Bu memlekette yeterli miktarda vasıflı, medenî, derin kültürlü, yüksek ahlak ve karakterli, faziletli, meziyetli, dosdoğru, hikmetli Müslüman yetiştirilmediği takdirde Türkiye böyle olmaya ve böyle kalmaya devam edecektir. Bilmem anlatabildim mi? (Sekiz sıfat saydım, dikkat buyurmanızı istirham ederim.)

    * * *

    Nefs-i emmâresi ile büyük cihad yapmayanlar, yapamayanlar, küffar ile küçük cihad yapamaz.

    * * *

    İslamî hareketin, mukaddes hizmetlerin içine sızan ve dini imanı para, menfaat, nefsaniyet olan haşarat, eşkiya, hergeleler, eşirra, fesatçılar mutlaka ihraç edilmeli, kovulmalı ve kusulmalıdır. Onlar oldukça ve bulundukça iki yakamız bir araya gelmez.

    * * *

    Türkiye’nin şeffaflık, temizlik, ahlak notu 10 üzerinden 9 olmadıkça devlet de, halk da, ülke de düzelmez.

    * * *

    Katoliklerin Papa’sı, Yahudilerin Hahambaşısı, Budistlerin Dalay Lama’sı, Masonların Üstad-ı Âzam’ı olabilirmiş ama Müslümanların Halifesi olamazmış. Böyle bir şey Kemalizme aykırıymış… Onların aklı, mantığı, sağduyusu, vicdanı, adaleti bu kadardır.

    * * *

    Lise ve üniversite öğrencilerimizi küçük beyefendiler ve küçük hanımefendiler olarak yetiştirmedikçe, beklenen düzelme, salah, iyilik olmaz.

    * * *

    Tarikat mensubu bir imam efendinin aileden serveti ve kira gelirleri varmış. Aldığı maaşı her ay gizlice tasadduk ediyormuş. Bu haber beni çok mutlu etti.

    * * *

    Hastalara müşteri gözüyle bakıldıkça, tıp, ilaç sanayiinin güdümünde ve vesayetinde olduğu müddetçe sağlık işlerimiz hal yoluna girmez.

    * * *

    Adamlar veya kadınlar İslam’ı doğru olarak bilmiyorlar ve sonra konuşup yazıp duruyorlar. Bilen birileri onlara İslam’ı öğretse ne iyi olur. 18.03.2016

    Sekiz Önemli Konu

    BİLGİSAYAR ve TELEVİZYON: Eğitim, kültür, aydınlanma, bilgilenme, uyarma için müthiş bir alet ve imkan… Öbür yüzünde korkunç bir sapıklık, şaşkınlık, bağımlılık, bin türlü kötülük ve şer kumkuması… Madem ki, yaygın hale geldi, Müslümanlar bilgisayarın ve tv’nin olumlu tarafını kullanarak hizmet etmelidir. Bu maksatla müesseseler kurulmalı, ülke içinde on milyonlarca, dünyada birkaç milyar insana ulaşılmalı; doğruya hizmet edilmeli, şerle savaşılmalıdır.

    CEP TELEFONU: Çağımızın en berbat uyuşturucusudur. İnsan bir kez cep telefonu bağımlısı olmayagörsün, insanlıktan çıkar. Bu alet sadece ihtiyaç sınırları içinde kullanılmalıdır. Yığınların, bilhassa gençliğin cep telefonu hastası, fetişisti, manyağı olması engellenmelidir. Cep telefonunu bir statü haline getirenler, tedâviye muhtaç zavallılardır, insan müsveddeleridir.

    LÜKS OTOLAR: Bu da yaman bir hastalık ve sapıklıktır. Lüks oto kimseye fazilet kazandırmaz. İslamî kriterlere göre israfa, kibre, gurura sebebiyet veren şeyler kötüdür. İnsanlar ihtiyaçlarına göre otolar almalı ve kullanmalıdır. Türkiye, verimli sanayi sektöründe kullanması gereken trilyonlarca dolar sermayesini otoya, yakıta, yedek parçaya harcayıp ziyan etmiştir. Lüks, gösterişli, israflı araba sevdası bilgeliğe ve ahlaka uymaz.

    LÜKS MESKENLER ve YAPI SEKTÖRÜ: Hangi ülke, üretimi ikinci plana atıp mesken ve inşaat sektörünü birinci plana almışsa, sermayesini buna yatırmışsa, ileride batmaya, çökmeye mahkumdur. Ev konusundaki lüks, israf ve şatafattan vaz geçip, Japonlardan ibret alarak sanayiye, üretime yönelmeliyiz.

    VASIFLI İNSAN UNSURU: Bütün gücümüzle, planlı ve programlı şekilde vasıflı insan yetiştirmeliyiz. Bugünkü resmî ideoloji eğitimi ile Türkiye’nin millî kimlik ve kültürüne uygun vasıflı insan yetişmez. Müslümanlar, dünyanın en güçlü eğitim sistemine ve okullarına sahip olmalıdır. Bu işi, bu hizmeti ihmal ve terk ederlerse başları belâdan, esaretten, zilletten kurtulmaz.

    DOĞRU, İYİ, GÜZEL: İslam toplumunda doğru inanç, doğru kültür olmalıdır. Onun yanında çok yüksek ahlak ve fazilet… Üçüncüsü de güzellik, sanat, estetiktir. Bu üçü birlikte olmazsa dünya hayatı bozulur, fitne fesat çoğalır.

    ÜMMET ŞUURU ve BİRLİĞİ: Müslümanlarda bu olmazsa, toplum sürü haline gelir, düşmanların vesayeti altına girer. Her Müslümanın beynine ve kalbine Ümmet birliği şuuru çok sağlam ve kalıcı şekilde yerleştirilmelidir. Müslümanlar tek bir Ümmet olmalıdır.

    HİLÂFET: Ümmetin başında İmam-ı Kebir, Emîrülmü’minîn veya Halife unvanlarını taşıyan bir reis olmalıdır ve bütün mü’minler bu râşid, olgun, bilge, örnek, âdil zata itaat ve biat etmelidir. Her Müslüman bu konuda eğitilmelidir. 19.03.2016

    Lisansızlık

    Bir toplum lisansız kalınca ne olur?.. Önce lisansızlık ne demek, onu anlat… Anlatayım: İki lisan vardır. Birincisi, günlük şifahî konuşma ve iletişim dilidir, üç beş yüz kelimeyi geçmez. İkincisi: Yazılı, edebî kültür dilidir, on binlerce kelimeden, kavramdan, tâbirden oluşur… Bir toplum bu ikincisini yitirirse dejenere olur, seviyesi alçalır, bozulur ve ayakta duramaz.

    Türkçe deyip geçmeyelim, birkaç Türkçe vardır. Efendim’li Türkçe vardır, aha oho moho Türkçesi vardır…

    Kibar zengin Türkçe vardır, fakir kaba Türkçe…

    “Vâlide-i muhteremeniz hanımefendi nasıllar?” da Türkçe’dir, “Ulan anan nasıl beee!” de Türkçe’dir.

    Beyefendilerin, hanımefendilerin Türkçesi…

    Bayların bayanların Türkçesi…

    Heriflerin karıların Türkçesi…

    Sokak serserilerinin, tulumbacıların, itlerin kopukların, haytaların Türkçesi…

    Zengin, edebî, kibar, nazik, ince Türkçe nerede öğrenilir?.. Ailede öğrenilir… Mektepte öğrenilir…

    Aile ve mektep doğru dürüst Türkçe öğretemiyorsa, vah Türkiye’nin haline…

    Musiki gibi lisan vardır, hayvan böğürtüsü, karga gaklaması gibi dil vardır.

    İnsan, bildiği dil kadardır.

    Eski İstanbul’un medenî kibar insanları günlük hayatta en çok şu beş kelimeyi kullanırlardı:

    Efendim… Teşekkür ederim… Bir şey değil… Estağfirullah… İnşaallah…

    İstanbul Türkçesi’nde bugün kullanılmayan, hattâ çoğu bilinmeyen binlerce kelime, kavram, değer vardı:

    Bendeniz… Bu fakir… Devlethaneleri… Saadethaneleri… Fakirhane…

    Mürüvvet… Kerem… İhsan… Teşrif teşerrüf… Hilm… Fütüvvet… Meymenet…

    Tâciz etmiyorumdur inşaallah… Estağfirullah efendim, o ne demek, şeref duyarım…

    Velîme cemiyeti… ‘İydiniz said olsun…

    Heyhat ki, heyhat… Efsus…

    Zengin ve ince lisan gitti, fakir kaba dil geldi. 20.03.2016

    Su ile Şifa

    Bir kaptaki suya üç, yedi, on bir kere

    Bismillahirrahmanirrahim,

    yahut

    Fâtiha

    okursunuz, her defasında suya üflersiniz, su şifalı, sağlıklı ve bereketli olur. Şifa niyetine içersiniz, içtikten sonra Elhamdülillah dersiniz. Bu size inşallah size şifa olur.

    * * *

    Yukarıda yazdıklarımı ateistler, pozitivistler, inkârcılar, maddeciler anlayamaz. Japon

    Masaru Emoto’

    nun

    “Suyun Gizli Mesajı”

    kitabını (Türkçe’ye çevrilmiştir) okuyanlar az çok anlayabilir.

    * * *

    Rusya Suriye’ye asker ve silah göndermişti. Bunların büyük kısmını geri çekmeye başlamış. Suriye savaşına katılan küfür ve şer kuvvetleri helâk olmaya mahkumdur. Rusya İslam’la, Müslümanlarla iyi geçinirse, adalete riayet ederse ayakta durabilir. İslam’la Müslümanlarla savaşırsa ve zulm ederse yıkılacaktır.

    * * *

    Türkiye’deki Sünnî Müslümanların ilk yapmaları gereken dokuz önemli, temel, hayatî iş şunlardır: (1) Tashih-i itikad… (2) Beş vakit namazı dosdoğru kılmak… (3) Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmak… (4) Her Müslümanın ilmihalini ve İslam ahlakını doğru şekilde öğrenmesi ve öğrendiklerini hayata uygulaması… (5) Tek bir Ümmet olmak… (6) Râşid ve âdil bir Halifeye biat ve itaat etmek… (6) Azgınlıklardan uzak durmak, azgınlıklarla mücadele etmek… (7) Ümmetin işlerinin ehli, âqil, mu’temen kimselerle istişare edilerek görülmesi… (8) Ümmetin işlerinin, hizmet ve vazifelerin ehliyetli, liyakatli, ihlaslı, faziletli kimselere verilmesi… (9) İhlâs ihlâs ihlâs…

    * * *

    Deccalı seven, ona saygı gösteren, Deccalperestlik yapan, deccalî ideolojiyi benimseyen kimse dinden çıkar.

    Harama helaldir diyen kâfir olur.

    Yaratan’a isyanda, yaratığa itaat yoktur. 21.03.2016

    Sakın Yapma!

    İslam ahlakının temel kurallarından biri şudur: Sana yapılmasını istemediğin şeyleri sen de başkalarına yapma.

    Bu kurala uy ve:

    1-Kimseye yalan söyleyerek onu aldatma.

    2-Kimsenin gıybetini yapma.

    3-Kimseye iftira etme.

    4-Hilekârlık yaparak kimseye zarar verme.

    5-Kimseyi alaya alıp, küçük düşürüp rezil etme.

    6-Kimsenin gizli ayıp ve günahlarını araştırıp onu teşhir etme.

    7-Kimsenin anasına, karısına, kızına, bacısına kötü gözle bakarak namussuzluk, şerefsizlik ve iffetsizlik etme.

    8-Kimseye haset etme, kimsenin nâil olduğu nimetlerin gitmesini isteme.

    9-Kimseye zulm ve gaddarlık etme.

    10-Kimsenin kurdu ve şeytanı olma.

    11-Başlarına felaket ve musibet gelenler için oh olsun deme.

    12-Kimseye eziyet etme, sıkıntı verme, kimsenin başına belâ olma.

    13-Kimsenin malına, canına, ırzına, namusuna zarar verme.

    14-Kimseyi kendine beddua ettirme.

    15-Kimseyi üzme.

    16-Kimsenin kalbini kırma.

    17-Bu madde çok önemlidir, iyi dinle: Kimseyi ağlatma.

    18-Bu dünya etme bulma, men dakka dukka dünyasıdır, eden bulur, bunu unutma.

    19-Bir şey satarsan, malın kusurunu söylemeden satma.

    20-Kimseye şeytanlık yapma.

    21-Kimsenin Firavun’u olma.

    22-Kimseye beddua etme, kendin ve başkaları için ıslah duası et.

    23-Sana kötülük yapanları affet.

    24-Kimseye tuzak kurma, içine kendin düşersin.

    25-Kimseyi, bilhassa fakirleri ve yoksulları imrendirme.

    26-Kimseye tepeden bakma.

    27-Düşene bir tekme de sen vurma. 22.03.2016

    İstanbul’a On Milyonluk Kütüphane

    Ankara’da Cumhurbaşkanlığı külliyesinde kurulmakta olan beş milyon kitaplık ve belgelik kütüphaneden sonra, İstanbul’da da on milyonluk bir kütüphane kurulacağı haberini sevinç ve memnuniyetle öğrendim.

    Kültür Bakanımız Mahir Ünal beyefendiyi bu hayırlı teşebbüsünden dolaylı tebrik ediyorum.

    On milyon kitap ve belge içerecek kütüphane büyük kütüphane sayılmaz. Orta büyüklükte bir kütüphanedir. ABD’de Harvard Üniversitesi’nin 15 milyonluk bir kütüphanesi vardır.

    İstanbul’da kurulacak kütüphâ-neye rastgele kitap konulmamalı, öncelikle Türkiye’yi, Osmanlı devletini, İslam dinini ve medeniyetini konu alan seçme kitaplar, gravürler, resimler, fotoğraflar bulunmalı ve alınmalıdır.

    Günümüzde eski değerli kitap bulmak çok zorlaştı. Bulunsa bile fiyatlar çok arttı. 1950’li, 60’lı yıllarda bu konuda büyük bolluk ve ucuzluk vardı. O tarihlerde, bugünkü aklım ve maddî imkan olsaydı, tek başıma birkaç milyon kitap ve belge toplayabilirdim.

    Yazık, bin kere yazık ki, nice yazma ve matbu kitaplar, belgeler yıllar boyunca İzmit Kağıt Fabrikası’nda hamur yapılmıştır.

    Yine son elli altmış yıl içinde kimisi parşömene, kimisi papirüse yazılmış çok eski kutsal kitaplar bulunmuş, bunlar da değerlendirilememiş, yurt dışına kaçırılmıştır.

    1931 yılında, o zaman Topkapı sarayında bulunan Osmanlı arşivinin bir kısmının balyalar halinde Bulgarlara okkası 2,5 kuruştan satılmıştı. Böyle bir rezalet ve hıyanetin benzeri tarihte görülmemiştir.

    Ordumuzun kara ve deniz arşivleri de heba ve heder edilmiştir.

    Son yıllarda antika müzayede piyasasında anormal miktarda otantik ferman tedavül etmektedir. Bunların kaynağı, menşei nedir?

    On binden fazla eski camimizdeki, bir kısmı çok kıymetli müzelik hüsnühat levhaları ne olmuştur?

    Şifahî kırsal kültürlüler İstanbul’a büyük bir kütüphane yapmayı düşünmemişlerdi. İnşaallah bu eksiklik telafi edilir.

    Mısırlılar, İskenderiye’ye sekiz milyon kitap ve belgelik büyük bir kütüphane kurdular. İnşaallah böyle bir ilim, kültür ve medeniyet hamlesini biz de yaparız.

    İstanbul, Doğu Roma İmparatorluğu’nun ve Osmanlı Hilafetinin pâyitahtlığını yapmış olmak hasebiyle yüz milyon kitaplık ve belgelik bir kütüphaneye layıktır. 23.03.2016

    Niçin Göremiyorlar Acaba?

    Onların gözleri var, göremiyorlar, kulakları var işitemiyorlar, akılları var, çalışmıyor. Onlar bu hale nasıl gelmişler acaba?

    ***

    Akılları apış aralarında ve işkembelerinde olan onlar, insan mıdır, hayvan mıdır, yoksa hayvandan daha aşağı mıdır?

    ***

    Bu adam bunca yemeği yedikten sonra, herhalde bir kenara çekilip birkaç saat geviş getirecektir.

    ***

    Kanatlılar içinde kargalar çok akıllıymış, on ayrı konuyu hafızalarında tutabiliyormuş. Tavuklar biraz akılsızmış. Onlar üçe kadar çıkabiliyormuş. Bizimkisi ise tavuklardan geride, aklına ancak bir konu sığıyor.

    ***

    Oldukça zengin kütüphanemi, para almadan, herhangi bir menfaat istemeden bağışladım, vakf ettim. Bu yüzden bana kızan, sövüp sayan birilerine soruyorum. Ne suçum ve kabahatim var ki, aleyhimde konuşuyorsunuz?

    ***

    Antika piyasasında haddinden fazla sahte hüsnühat var. Bilmeyenler, büyük paralar ödeyerek bunları sahiciymiş gibi satın alıyor. Ekspertiz yaptırmadan almamalarını tavsiye ediyorum.

    ***

    İstanbul bir papağanlar şehri oldu. Sıcak ülkelerin bu sevimli kuşları şehrimize nereden, nasıl geldiler? Birtakım gaddar canavarlar, geceleri, papağan yuvası olan ağaçlara tırmanıp zavallı hayvancıkları satmak için yakalıyormuş. Bu esnada bir kısmını da öldürüyorlarmış. Allah belalarını versin!

    ***

    İstanbul’u bugünkü hale getiren haram rantçılara beddua etmediğim gün yoktur. Bugün yazılı beddua ediyorum: Bu güzelim şehri yaşanmaz hale getiren, en fazla beş milyon nüfus kaldıracak bu coğrafyaya otuz milyon dolduran, yeşil alanları katl eden, trafiği içinden çıkılmaz hale getiren canavarların Allah cezasını versin. İstanbul katilleri! 24.03.2016

    İki Rekât Namaz Kadar Kıymeti Yoktur

    Bütün siyasî dedikoduların, bütün zevzeklik ve gevezeliklerin, bütün cıvık magazin haberlerinin, bütün deli saçması komplo teorilerinin ve bütün bunlara benzeyen boş ve kof ıvır zıvır faso fiso konuların, iki rekat gayr-i müekked namaz kadar kıymeti yoktur. Haydi dinsizler, densizler bunlarla uğraşıyor, senin gibi bir Müslüman bunlara nasıl itibar edebiliyor?

    **

    Onun iyi ve olgun bir Müslüman olmadığı, büyüklere saygısızlık, küçüklere merhametsizlik etmesinden ve kaba üslubundan bellidir.

    **

    Rezzak-ı âlem olan Allahü Teala hazretleri o akşam ona bir kâse tarhana çorbası vermişti. O, içine ekmek doğramak suretiyle bu çorba ile güzelce karnını doyurmuş ve yürekten şükr etmişti. Çünkü o bir Müslümandı… Hak Teala ötekine de çorba vermişti ama o çok surat asmış, ağlamış, ya Rabbi bana niçin lezzetli yemekler yedirmiyorsun diye küfran-ı nimette bulunmuştu. Çünkü o tevekkül etmeyen nankörün biriydi.

    **

    Eskiden esnaf lokantalarında ucuza satılan salçalı patates yemeği bulunurdu. Şimdi yok. Dar gelirli de olsa, insanımız böyle ucuz yemeği beğenmiyor. Lokantalarda yeşil mercimek yemeği de yok. Mercimek, besin olarak etten daha zengin ve sağlıklı. Niçin mütevazı ve akıllı olamıyoruz?

    **

    Bu halk, devamlı olarak beyaz, en beyaz, bembeyaz ekmek tükettiği müddetçe sağlıklı olamayacak, bin türlü hastalığın pençesinde inleyecektir. Yıllardır yazar dururum: Devamlı olarak beyaz ekmek tüketmek, uzun vadeli intihardır. Kepekli ekmek tüketelim. Glüteni haddinden fazla ekmek de zararlıdır.

    **

    Öyle cemaatler var ki, himâye ettikleri, (sözde) yetiştirdikleri gençleri harcıyorlar. Onlara Ümmet birliği, uhuvvet-i islamiye, Ehl-i Sünnet dairesi içindeki meşreb farklılıklarının bir zenginlik olduğunu, zamanın Halifesine biat ve itaat etmek gerektiği şuurunu veremiyor, onlara her türlü holiganlıktan kaçınmayı öğretemiyorlar.

    **

    Müslüman bir gence: Size üç kere tenbih ettim. Namazları, edebe ve Sünnete uymak için mutlaka başınızda İslamî bir serpuş olduğu halde kılınız, dedim. Siz bu öğüdü tutmuyor, başı açık namaz kılmakta ısrarla inat ediyorsunuz. Size hayır dua ederim, lütfen bir daha ziyaretime gelmeyiniz. 25.03.2016

    Çok Kârlı Küçük İyilikler

    Aşağıda eksik bir listesini verdiğim küçük iyilikler Müslüman için çok kârlı ticaretlerdir. Cömertlerin en cömerdi olan Hak Teala hazretlerinin bir iyiliğe yedi yüz sevap ve ücret verdiği bildirilmiştir.

    1- Pencere kenarına gelen aç kuşlara ekmek kırıntıları, bir avuç bulgur veya pirinç vererek onları doyurmak.

    2- Din kardeşinin yüzüne gülmek, ona tebessüm etmek.

    3- Yola atılmış, gelip geçenlere zarar veren bir şeyi kaldırıp kenara koymak.

    4- Aç bir köpek veya kediyi doyurmak.

    5- Üzüntülü bir insanı teselli etmek, açılmasını sağlamak.

    6- Bir simitle, yanında bir bardak çayla da olsa ikramda bulunmak.

    7- Kur’an’a, Sünnete, Şeriata aykırı kötü, münker şeylerden nefret etmek, kalben de olsa onlara buğz etmek.

    8- İstiğfar etmek.

    9- Resulullah efendimize salat ve selam getirmek.

    10- Her gün birkaç sayfa ilmihal okuyup dinini öğrenmek.

    11- Mail göndererek, kötü olduğunu kesin şekilde bildiği sözleri, hareketleri terbiyeli ve edepli bir üslupla protesto etmek.

    12- Evde pişen enteresan bir yemekten veya tatlıdan komşusuna ikram etmek. (İkram kabul etmeyen kimselere vermeyin, aksi tesir yapabilir.)

    13- Çok ucuz, çok faydalı, içlerindeki bilgiler doğru güvenilir broşürler, kitapçıklar alarak dağıtmak. (Tepki göstereceklere vermeyiniz.)

    14- Sulanması unutulmuş bir saksıdaki kuruma tehlikesine mâruz kalan bitkiye su vermek.

    Bütün bu iyiliklerin sadece Allah rızası için ihlasla yapılması gerekir. Nefsimizi tatmin için değil… 26.03.2016

    Dini Bilmek ve Yaşamak

    Sadece kuru kuruya, biz Müslümanız demekle iş bitmez. İslam’ı doğru olarak öğrenmeliyiz ve öğrendiklerimizi hayata uygulamalıyız.

    İslam bir nizamdır, hayat tarzıdır, bir medeniyettir, bir kültürdür.

    Bunları nerede, nasıl öğreneceğiz?

    Dünyanın derin güçleri ve onların içimizdeki ajanları ve yardakçıları İslam’ı öğrenmemizi ve hayata geçirmemizi istemiyorlar.

    Doğru İslam Kur’an, Sünnet, Şeriat, Cemaat İslamı’dır.

    Şirk, küfür, nifak, sapıklık güçleri, lâfla Müslüman olmamıza karşı değiller ama gerçek Müslüman olmamızı kesinlikle istemiyorlar.

    Kur’an, Sünnet, Cemaat ve Şeriat İslamlığının yerine; hayattan kopmuş içi boşaltılmış bir İslam getirmek istiyorlar.

    Bu içi boşaltılmış İslam, Hz. Muhammed Mustafa’nın (Salat ve selam olsun ona) bize Allah katından getirdiği münzel (indirilmiş) İslam değildir.

    Şirk, küfür, nifak, sapıklık derin güçlerinin istediği light ve ılımlı İslam ile kesinlikle kurtulamayız, çünkü o gerçek İslam değildir.

    Kurtuluşumuz, necat ve felahımız için Kur’an’a uymamız gerekir. Kur’an’a uymak, onun yap dediklerini yapmak, yapma dediklerinden uzak durmak ve öğütlerine kulak verip tutmaktır.

    Kurtuluş için Resulullah’ın Sünnetine uymamız, İslam’ı onun gibi anlamamız, onun gibi yaşamamız gerekir.

    Şeriat, Kur’an’dan ve Sünnetten çıkartılmış hüküm ve kuralların tamamına verilen isimdir. Namaz, oruç, zekat, adalet, meşru ticaret, güvenlik Şeriattadır. Biz Müslümanız diyeceğiz ama Şeriatı hayata geçirmeyeceğiz, böyle Müslümanlık olmaz.

    Gerçek Müslümanlık yüksek ahlak, fazilet dinidir. Bu memlekette gerçek İslam yaşansa ülkemiz temizlik, şeffaflık, ahlak, fazilet konusunda dünya birincisi olur.

    Bugünkü çeşitli İslamcılıklar, İslam Protestanlığı denilen cemaatler, gruplar, hizipler ile kurtuluşa ve saadete eremeyiz.

    Kur’an’a, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına, İslam medeniyetine, İslam kültürüne yönelmemiz gerekir.

    Bunu becerecek kültüre, ilme, irfana, niyete, iradeye, azme, sebata sahip miyiz? 27.03.2016

    On Dokuz Bin Dolara Lüks Umre

    Gözümle görüp okumasaydım inanmazdım. Lüks ve ihtişamlı (görkemli) bir umre turu tertip edilmiş. Adam başına 19 bin dolar. Başında da bir ilahiyat profesörü var.

    19 bin dolara, lüks, ihtişamlı umre. Ne günlere kaldık ey Gazi Hünkâr…

    Fesubhanallah!

    ***

    Camiler, içinde Allaha ibadet edilen hayırlı mekanlardır. Yeni camilerin ihlasla temeli üzerine bina edilmeleri gerekir. Camiler siyasete, benliğe, şöhrete âlet edilmemelidir.

    ***

    Düzenci bir İslamcıya: Söyle bana, bu düzen veya sistem Allahın rızasına, Resulün (Salat ve selam olsun ona) Sünnetine uygun hak, âdil, faziletli, temiz bir düzen midir?

    ***

    Terbiyesiz ve ağzı bozuk saldırganın birine: Sana cevap vermeyeceğim, üzerime pislik sıçrayabilir.

    ***

    Birine: Şarıl şarıl bardaktan boşanırcasına yağmur yağan günde, beni mi ziyarete gelmiştiniz, yoksa kuru bir yerde cep telefonuyla çılgınlar gibi konuşmaya mı?

    ***

    Yükselip duranlara: Paraşütsüz bu kadar yükselmeyin, bir düşerseniz param parça olursunuz.

    ***

    Başı örtülü bayan Tavus kuşuna: Sizdeki renk çeşitliliği tavus kuşunda yoktur. Resminizi çektirip Guinness rekorlar kitabına gönderseler, yeni baskısına koyarlar.

    ***

    O müptezel için donu düştü diye yazmışlar, yalandır, çünkü o don giymez.

    ***

    Mürüvvet bir kadın ismi… Vefa ünlü bir boza markası… Çocukluğumda seyyarlar haysiyetli nâne şekeri satardı…

    ***

    Müslüman geçiniyor, cep telefonu üç bin beş yüz lira ama evinin salonunda orijinal bir Hilye-i şerif levhası yok. Telefon zengini, acınacak kültür fukarası. Gözüm görmesin. 28.03.2016

    Bu Benim İşim Değildir

    Muhterem efendim… Mektubunuzu aldım, teşekkür ederim… Bendeniz soru ve müşküllerinizi halledemem… Allah size nasip eder de, kâmil bir mürşid, gerçek bir şeyh bulursanız o zata sorarsınız. Bir hususa dikkatinizi çekmek isterim. Sakın gayr-i kâmil zatlara müracaat etmeyiniz, sormayınız. Aksi takdirde çözüm bulacağınıza, belanızı bulursunuz. Cenab-ı Hak hepimizin yardımcısı olsun.

    ***

    Öfke baldan tatlıdır demişler. Zamanımızda öfkeden daha tatlı şeytanî zevkler var. Gevezelik, zevzeklik… Gıybet… Tecessüs… Tecessüs ne midir? Başkalarının gizli günah ve ayıplarını merak edip öğrenip, sonra onları çekiştirmek ve ayıplamaktır… Nâ puhte insanlar polemiklere de bayılır.

    ***

    Beyni yıkanmış birinin kafası kızıyor, beline patlayıcı madde sarıyor ve münasip bir zamanda kalabalığın içinde düğmeye basıp terör yapıyor… Hadisenin bundan ibaret olduğunu sananlar geri zekalıdır. Bu işlerin ardında, büyük derin global güçler vardır. Çok ince ve karmaşık hesaplar vardır. Dehşetli bir strateji vardır. Şeytan Türkiye ile satranç oynuyor.

    ***

    Üçüncü dünya savaşına sebep olacak ne kadar çok barut fıçısı var, patlamaya hazır… Suriye… Filistin… Kafkasya… Çeçenistan Dağıstan… Ukrayna… Kırım… Kosova… Avrupa’yı sarsan mülteciler meselesi… Libya… Saymakla tükenmez.

    ***

    Kendilerini gerçek dindar zanneden birtakım cahil kaba sofuların bu dine verdiği zararı, harbî ve agresif azılı kâfirler veremez.

    ***

    Birine: Cenab-ı Hak seni ıslah etsin demiyorum, Allah hepimizi ıslah etsin diyorum.

    ***

    Kötü haberler, kötülükler, azgınlıklar, pislikler, âhir zaman fitne ve fesatları bendenizi taş taşımışçasına yoruyor. Dinlenmek, huzur bulmak için iyi insanlarla oturup sohbet etmem gerekiyor. Ah onları bir bulabilsem!.. Onlar elbette vardır. Lakin fakiri lütfen dâvet etmeyiniz. Biz çok iyiyiz, gel sohbet edelim derseniz, iyiliğiniz elden gider. Onları başka yollardan arayıp kendim bulmalıyım. 29.03.2016

    Evler Mal Değil Yuvadır

    Müslümanın evi elbette hukuken malıdır amma ahlaken mal olmaktan önce yuvasıdır. Evlerine sadece mal gözüyle bakanlar İslam zihniyetinden, kültüründen, ahlakından uzaklaşmışlardır. Evet, önce yuva sonra mal…

    ***

    Şehvetlerin en hafifi yeme içme şehvetidir. En korkuncu riyaset şehvetidir. Bu ikincisi, cinsel şehvetten üç yüz altmış misli şiddetlidir.

    ***

    Kur’an-ı Azimüşşan, azan kötü bir toplum için “Onlar namazı yitirdiler, şehvetlerine uydular” buyuruyor. Tevbe edip doğru yola girmedikçe böyle toplumların başları azaptan, beladan, musibetten kurtulmaz.

    ***

    Kendini çok beğenen, dev aynasında gören, lüks hayat süren bir zata; Ben Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) yolundayım demişsiniz. Yalan söylemişsiniz. O bir vâdidedir, siz bambaşka bir vâdide.

    ***

    Efendi saçma sapan şeytanî soruları ve konuları bırak da, iki metrelik çukura girdiğinde sana sorulacakların cevaplarını öğrenmeye bak.

    ***

    O sözde din okulunda, bütün talebeler, evet bir tek eksiksiz bütün talebeler, vakit namazlarını, okul camiinde, okul imamının ardında topluca cemaatle kılmadıkları müddetçe orası bir İslam okulu olamaz.

    ***

    Nâmahrem yabancı erkeklerin bakışlarını ve dikkatlerini çeken o rengarenk alaca bulaca giysilerle, gökkuşağı gibi başörtüleriyle Kur’an’a, Sünnete, Şeriata uygun tesettür olmaz. Böyle tesettür şer’î tesettür değil, şeytanî tesettürdür.

    ***

    İslam devleti kurulunca Ezan-ı Muhammedî konusunda şunlar yapılacaktır: (1) Bed seslilere Ezan okutturulmayacaktır… (2) Gerekmediği zaman hoparlör kullanılmayacaktır… (3) Hoparlör kullanıldığı zaman ses şiddeti 75 desibeli geçmeyecektir… (4) Cami ve minarelerde akustik kurallarına uyulacaktır… (5) Ses düzenleri ruhsatlı ve ehliyetli uzmanlara kurdurulacaktır… (6) Gayr-i Müslimlerin ve dinsizlerin bile hayran kalacağı Ezanlar okutturulacaktır… (7) Millet güzel Ezan dinlemek için cami yakınlarına koşacaktır… (8) Büyük metropollerde, şehirlerde bedevî kültürlü cahillere Ezan okutturulmayacaktır… (9) Müezzin yetiştirmek için Ezan Enstitüleri kurulacaktır…

    ***

    Yine İslam devleti kurulunca cami helalarından para alınmayacak, Vakıflar İdaresi cami helalarını açık artırma ile kiraya veremeyecektir. 30.03.2016

    Camilerle İlgili İsteklerim

    1. Camilerdeki bütün lüzumsuz sıralar, sandalyeler, tabureler, koltuklar atılmalıdır.

    2. Bazı camilerdeki secdeye mâni olacak, namazı sakatlayacak kadar kalın ve yumuşak halılar değiştirilmeli, yerlerine ince yaygılar konulmalıdır.

    3. Camilerdeki helalar bedava olmalıdır. Kutsal mekanlarda WC ticareti yapılmamalıdır.

    4. Camilerdeki bütün saçma sapan latin yazılı levhalar ve tabelalar kaldırılmalıdır.

    5. Camilerde para toplanmamalıdır.

    6. Cami ve minare hoparlörlerinin 70 desibelden yüksek sese ayarlanmaları yasaklanmalıdır, bu yasağa uymayanlar cezalandırılmalıdır.

    7. Camilerdeki aşırı elektro manyetik alan meydana getirerek kansere sebep olan bütün elektrikli ve elektronik sistemler kaldırılmalıdır.

    8. Bazı imamların, hiç lüzumu olmadığı halde yakalarına kablolu seyyar mikrofon takmaları yasaklanmalıdır.

    9. İstanbul’da büyük bir camide İngilizce Cuma hutbesi okunmasına son verilmelidir.

    10. Bütün İmam-Hatip okullarında, bütün öğrencilerin okul camiinde okul imamının ardında bütün vakitlerde cemaatle namaz kılmaları mecburî olmalıdır.

    11. İmam-Hatip okullarındaki karma eğitime derhal son verilmeli, kızlar için ayrı din mektepleri açılmalıdır. Bu kız mekteplerine İmam-Hatip ismi verilmemelidir.

    12. İmam-Hatip mekteplerinde Osmanlıca mecburî ders olmalı, mükemmel Osmanlıca bilmeyenlere diploma verilmemelidir.

    13. İmam-Hatip okullarında Arapça öğretilmeli, öğrenemeyenlere diploma verilmemelidir.

    14. Bed sesli hoparlör fetişisti kaba insanların Ezana eza vermeleri önlenmelidir.

    15. Hutbelerde Türkçe gramer, edebiyat hataları yapılmasının önüne mutlaka geçilmelidir.

    16. Dikkatle, merakla, heyecan duyuran, gözleri yaşartan, ıslah edici ve etkili hutbeler okunmalıdır.

    17. Bütün camilerde, Ehl-i Sünnete göre yazılmış küçük ilmihaller, İslam ahlakı, Müslümanca yaşama, görgü ve terbiye kitapçıkları, her biri bir lira gibi ucuz ve sembolik bir fiyatla cemaate satılmalı, arzu edenler fazla miktarda alıp dağıtmalıdır.

    18. Namaz kılanların, cemaate gelenlerin sayısı bütün sebep ve vesileler kullanılarak artırılmalıdır.

    19. Camilere kesinlikle siyaset sokulmamalıdır.

    20. Camilerde devlet adamları alkışlanmamalı, lehlerinde tezahürat yapılmamalıdır.

    21. Akidesi düzgün olmayan ve yeterli fıkıh bilmeyenler imam yapılmamalıdır.

    22. Bütün büyük camilerde geleneksel İslamî millî sanat kursları açılmalı, bu sanatlar hobi olarak değil, öğrenenlerin ileride eser verebilmelerini ve hayatlarını bu yolla kazanmalarını sağlayacak şekilde öğretilmelidir.

    23. Camilerde sağlam ve doğru ilmihal, ahlak dersleri verilmelidir. 31.03.2016

Yorumlar kapatıldı.