İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mehmet Şevket EYGİ – Vahdet – Ocak 2015

Mehmet Şevket EYGİ – Vahdet – Ocak 2015

  1.  

    Âhir zaman Türkiye’si

    Gezi hadiseleri ağaçların kesilmesini protesto değil, seçilmiş iktidarı sokak nümayişleri ile devirme darbesiydi. Hükümet başlangıçta gafil avlandı, sonra toparlandı ve darbe teşebbüsü başarılı olmadı.

    17 Aralık 2014 tutuklamaları normal bir yargı işlemi değil, sivil darbe teşebbüsü idi. Bu da başarılı olamadı.

    Şimdi sivil darbe heveslileri önümüzdeki baharda, eski Gezi’nin belki de yüz misli çapında genel kalkışma başlatacaklardır. Onlar ve iktidar, iki taraf da hazırlanıyor.

    Bazı azınlıklar 1930’lu yılların hasretini çekiyor, Türkiyeyi o karanlık baskı günlerine geri götürmek istiyor.

    Sünnî Kürtler bazı bölgelerden sürülüyor…

    Alevîler birkaç gruba ayrılmış vaziyette…

    Çoğunluğu oluşturan Sünnî kesim pasifleştirildi.

    Derin iç ve dış güçler, Sünnî eksenli Ümmeti yıkmak için bin parçalı bir İslâmcılıklar Protestanlığı oluşturdu.

    Light ve ılımlı İslâm taraftarı Fazlurrahmancılar, Mutezilîler, reformcular; Ehl-i Sünneti yıkmak için var güçleriyle çalışıyor.

    Türkiyede ABD, AB, İsrail Siyonizm, emperyalizm, sömürgecilik güçleri var.

    Birileri yeni bir Türkiye, yeni bir İslâm istiyor.

    Cemaat-iktidar savaşı şiddetini arttırarak devam ediyor.

    Önümüzdeki bahar mevsiminde patlak verecek olan genel kaos, anarşi, kargaşa en çok Sünnî çoğunluğa zarar verecektir ama onların bu konuda bir hazırlıkları yok.

    Turizm çökerse ekonomi çok büyük bir yara alır ve çökebilir.

    Yapı sektörü çökerse ekonomi de çöker.

    Ekonomik ve malî bir çöküntü olursa sokak hareketleri başlatılacaktır.

    Bir kısım medya yıkıcı muhalefet yapıyor.

    Bir milyon öğretmeni olan millî eğitimimiz Türkiye’ye gerçekten hizmet edecek vasıflı ve güçlü nesiller yetiştirebiliyor mu?

    Bunca kargaşa, toz duman, çekişme ve tepişme içinde Sabataycılar, bir milyon Kripto Yahudimiz, bir milyon Kripto Hıristiyanımız, Kırımçaklarımız, Pakradunilerimiz ne yapıyor? Sanıyorum, her cephede varlar.

    Müslüman Türkiye’de ne çok İbn Sebe’ var!..

    300 kelimeden fazla metinleri okuyamayan… Soyut kavramları anlayamayan… En basit mantık kültüründen habersiz… Sebepler ile neticeleri birbirinden ayırt edemeyen milyonlar…

    Latin yazısına Türk yazısı, Osmanlıcaya Arap yazısı diyen özürlüler.

    Dünyevîleşmiş, seküler Müslümanlar…

    İslâmın ve modernitenin çok gerisinde kalmış bir ülke.

    Eciş bücüş kargacık burgacık çok zor yazısıyla harikalar meydana getiren Japonya; Latin yazısıyla çok geri kalmış bir Türkiye…

    Sloganlar Türkiye’si… Yurtta sulh cihanda sulh… Öyle mi?

    Henüz yüzde yüz yerli ve millî bir otomobil sanayii olmayan Türkiye…

    Güney Kore’nin ürettiği bilgisayarlı cep telefonlarını çılgınlar gibi satın alan bir ülke.

    Şifahî kültür ülkesi.

    Rantlar ülkesi.

    Ribalar, zinalar, yüksek binalar ülkesi.

    Âhir zaman Türkiyesi. 1 Ocak 2015

    Tunus’ta İslâmcılar Yenildi

    Tunustaki Arap baharı balonu söndü. Hilesiz serbest seçimleri lâikler kazandı. İslâmcılar, İslâm aktivistleri, muhafazakârlar, Selefîler yenildi. Bu yenilgi İslâmın yenilgisi değil, onlarınkidir.

    Herkes takkesini önün koyup derin derin düşünmelidir?

    Siyasal İslâm yakın tarihimizde yenilgi üzerine yenilgi yaşamıştır.

    Pakistanda, Mısırda, Suriyede her yerde. Bu yenilgileri İslâma mal etmek, bunlardan İslâmı sorumlu tutmak adaletsizlik, haksızlık, insafsızlık olur.

    Yenilgilerin en büyük sebebi, İslâm aleminin hem İslâmı, hem çağı yakalamış üstün insanlar yetiştirememesi, bunlardan oluşan güçlü kadrolar kuramaması, işlerini böyle insanlarla yürütememesidir. İslâm dünyası artık

    Selahaddin’ler, Şâmil’ler, Abdülkadir’ler, Abdülkerim’ler

    yetiştiremiyor.

    Pakistan bir İslâm cumhuriyeti… Pakistan anayasasında, Şeriata aykırı kanun yapılamaz deniliyor.

    Mevdudî orada aktivist bir İslâm partisi kurdu

    , defalarca seçime girdi, bir ara bütün İslâmî partiler ittifak yaptılar da ne oldu?

    Yenildiler yenildiler yine yenildiler…

    İslâmın hakimiyeti öyle parti kurmakla, serbest demokratik seçimlere girmekle, bu seçimleri kazanmakla olmuyor.

    Bu hakimiyet ancak üstün ve güçlü Müslümanlarla kurulabilir.

    Bütün İslâm dünyasının böyle üstün ve güçlü adamlar yetiştirecek okulları, medreseleri yok.

    Resulullah Efendimizin

    (Salat ve selam olsun ona)

    Mescid-i Saadeti mecazî mânada bir tür üniversite idi ve onun gölgesinde dünyanın en kahraman, en güçlü, en vasıflı insanları yetişmişti.

    Onlar, karada yayan, atla, deveyle, denizde yelkenli gemilerle çok kısa bir zamanda

    Çin hudutlarından, Atlantik sahillerine kadar

    muazzam bir coğrafyada

    Tevhid sancağını dalgalandırmıştı.

    Müslümanlar İspanyayı feth etmişler,

    o çağın en parlak medeniyetini orada sergilemişlerdi. Bu fütuhat İslâmcılık, siyasal İslâm bayraklarıyla, sekter ideolojilerle değil, Kur’ân ve Sünnet bayraklarıyla gerçekleştirilmişti.

    Bir de bugünkü İslâm dünyasına bakınız: Müslümanlar ırkçılık çukurlarına düşmüşler, birkaç düzine ülkeye ayrılmışlar,

    birlik yok, beraberlik yok, Ümmet yok, Halife yok,

    uhuvvet-i imaniyye berhava olmuş…

    Sonra da zafer ümid ediyoruz. Bu hal ile, bu kafa ile zafer mi olurmuş!..

    Bu gidişin sonu müzmin mağlubiyettir, hezimettir, rezillik ve zillettir.

    Müslümanlar kurtulmak istiyorsa

    öncelikle birleşecekler, tek bir Ümmet olacaklar, bir İmam-ı Kebire biat ve itaat edecekler, bedevilik statüsünden medenî Müslüman seviyesine yükseleceklerdir.

    Bu inkılâb önce kalplerde ve yenilerde yapılacaktır.

    Kuyruklarına lüks otomobiller, lüks meskenler, lüks yazlıklar, lüks mobilyalar, lüks elbiseler bağlı kimseler nal toplamaya mahkûmdur.

    Tarih bize,

    Osmanlının, kuruluş ve yükseliş asırlarında nasıl olduğunu,

    neler yaptığını gösteriyor.

    Dünyaperest çağdaş Müslümanlar bir vadide, i’lâ-i Kelimetullah yapan, ya şehid ya gazi olan Osmanlılar bambaşka bir vadidedir.

    Ya birleşip tek bir Ümmet olacağız, başımıza râşid ve muktedir bir İmam seçip ona biat ve itaat edeceğiz, güçlü ve vasıflı Müslümanlar yetiştirip Ümmetin işlerine onlara vereceğiz, onlar da işleri ehliyle istişare edip görecekler, yahut da sürünmeye, zillete, yenilgiye razı olacağız.

    Tunusta emperyalistler, siyonistler İslâmcıları iktidardan düşürmüş…

    Bırakın bu kuruntuları yahu..

    Asıl içimizdeki bid’at ve cahiliyet ifritlerine bakalım..

    2 Ocak 2015

    Mü’min Olabilmek İçin

    Mü’min olabilmek için aşağıdaki maddelere inanmak gerekir:

    Birincisi: Allahtan başka ilah yoktur ve Muhnammed (aleyhissalatü vesselam) O’nun, insanlığa gönderdiği Resul=Elçidir. Sadece “Lâ ilahe illallah” dese, “Muhammed Resulullah” inancına sahip olmasa kişi mü’min olmaz.

    İkincisi: Tevhid ve tenzih akidelerine sahip olmak. Yâni Allah’ı kemal sıfatlar ile sıfatlamak, noksan sıfatlardan tenzih etmek.

    Üçüncüsü: Kur’ânın, Allah’ın kadim Kelamı olduğuna, kul sözü olmadığına, insanı kurtaracak bilgilerin bu ilahî Kitab’ta yer aldığına inanmak, onu düstur=anayasa olarak kabul etmek.

    Dördüncüsü: İslâmın Allah katında tek hak din olduğuna iman etmek. Başka hak ibrahimî dinler bulunduğu inancını reddetmek.

    Beşincisi: Bütün Peygamberlere (Hepsine selam olsun) iman etmek, hiçbirini reddetmemek.

    Altıncısı: Varlığın ölümle bitmediğine, berzah hayatı olduğuna, Kıyametin kopacağına, insanların tekrar diriltileceğine, hesaba çekileceklerine, Cennete Cehenneme, azaba saadete inanmak.

    Yedincisi: Bütün mü’minlerin kardeş olduğuna inanmak. Mü’minlerin kardeş olduğuna inanmayan kafir olur.

    Yedincisi: Allah’ın inzal etmiş olduğunu hükümlerin, emirlerin, yasakların, hadlerin=sınırların; doğru, hak, iyi olduğuna inanmak.

    Sekizincisi: Yukarıda sayılanlar gibi diğer zaruriyat-ı diniyeyi kabul edip onlara iman etmek. Tesettür vardır, haktır… Zina haramdır, büyük günahtır, suçtur… Riba haramdır… İçki ve kumar haramdır… Zaruriyat-ı diniyeden birini inkâr eden kafir olur.

    Sekülarizm sapık bir ideolojidir… İslâma, Kur’âna, Sünnete aykırı Dinlerarası Diyalog sapıklıktır…

    Ehl-i Kitab ile Amentüde ittifakımız var demek çarpıklıktır… Kur’ânın üç yüz küsur muhkem ayetinin hükümleri bu devirde geçerli değildir demek küfürdür… Feminizm İslâmla, Kur’ânla, Sünnetle uyuşmaz, dalalettir… Din ayrı dünya ayrı demek küfürdür, çünkü din dünya hayatını tanzim için gönderilmiştir… Lüks israf saçıp savurma haramdır; helaldir caizdir diyen kafir olur… Harama helaldir diyen kafir olur… Mü’mine kafir diyenin kendisi kafir olur.

    Hz. Muhammed’in (Salat ve selam olsun ona) Peygamberliğine, Kur’ânın hak kitap olduğuna, İslâmın hak din olduğuna inanmayan kimse Müslüman değildir.

    Allah, Peygamber, İslâm, Kur’ân düşmanı Deccalları, kezzabları, Tağutları sevenler, onlara inananlar, onların yolundan gidenler uyarılmalıdır. Uyanıp doğru yola girmezlerse ebedî zarara uğrarlar.

    İslâm biat ve itaat dinidir. Allaha itaat… Peygambere itaat… Bizden olan ülü’l-emre itaat… Bu üç itaat Kur’ân ayetiyle sabit olup inkâr eden kafir olur.

    Din, Kur’ân eğitimi ana rahminde başlar… Anne Kur’ân okursa karnındaki cenin onu duyar…

    Sigara, içki içen, kötü sözler eden anne yavrusuna zarar verir… Müslümanlar, doğan çocuklarının kulağına ezan okur… 3 Ocak 2015

    Mevlid Kandili Yazısı

    Muhterem Müslümanlar!.. Kuru edebiyatı bırakalım da Peygamberin

    (Salat ve selam olsun ona)

    mesajını, davetini, Sünnetini hayata uygulayalım.

    O bize, Kelamullah olan Kur’ânı getirdi. Kur’ânın emirlerini yerine getirelim, yasaklarından uzak duralım, öğütlerini tutalım.

    Allahü Teala Kur’ânında biz mü’minleri Kendisine ve Peygamberine itaat etmeye çağırıyor. İtaat edenlerden olalım.

    Sözle Peygamber edebiyatı yapıp, hayatta onun Sünnetine aykırı işler işlersek, elbette iyi Müslümanlar olamayız.

    Dünyevîleşmek, yani din ile hayatı birbirinden ayırmak en korkunç ve zararlı bid’attir.

    Peygamberimizin birinci Sünneti Kur’ân ahlâkı ile ahlâklı olmasıdır. Biz de elimizden geldiği kadar Kur’ân, Sünnet Müslümanı olalım.

    İnsanı dinden çıkartan kötülüklerden biri, Şeriatsız ve cihadsız light ve ılımlı bir İslâm türetmektir.

    Böyle şeytanî tuzaklara düşmeyelim.

    Kur’ân, Sünnet, Şeriat hükümleri haktır, onlara zıt ve aykırı olan her şey ya küfürdür, ya da bid’attir, dalalettir ve hederdir.

    Peygamberin, Ashabının, Sâlih Seleflerin imanı gibi doğru, sahih bir imanla mü’min olalım.

    Peygamber namazları hiç aksatmamıştı, bizde namazı dosdoğru kılalım.

    Peygamber ihlaslıydı, biz de öyle olalım.

    Peygamber dosdoğruydu, dürüsttü, Muhammedü’l-Emîn’di. Biz de onun gibi olalım.

    O, insanların en iyisiydi, biz de gücümüz yettiği kadar iyi olalım, iyileşelim.

    O, fâni dünyaya dönük değildi, “Ben bu dünyada garip bir yolcu gibiyim” buyurmuşlardır. Biz sakın dünyaperest olmayalım.

    Efendimiz mü’minleri, Ümmetini severdi, korurdu, onlara rauf ve rahimdi; biz de iman kardeşlerimize böyle olalım.

    Efendimiz asla gıybet etmemiştir, biz de (küstah fasık-ı mütecahirler) dışında kimsenin gıybetini yapmayalım.

    O ne kadar sabırlı, sebatlı, azimli idi… Biz niçin bu kadar sabırsız, sebatsız, azimsiziz?

    İnsanların en faziletlisi olmasına rağmen, onda zerre miktarı gurur, kibir yoktu. Biz de gururu, kibri, büyüklenmeyi terk edelim.

    İsmet sıfatıyla muttasıf olduğu halde, Allahın en fazla istiğfar eden kulu olmak isterdi. Biz de bunca günahlarımıza, kusurlarımıza, noksanlarımıza, hatalarımıza göz yaşları dökerek gece gündüz tevbe edelim, bağışlanma dileyelim.

    O, Allahın nimetlerini paylaşırdı, biz de infak eden, paylaşan olalım.

    Yerde kuru hasır üzerinde yatardı, hasırın izlerini mübarek bedeninde iz bırakırdı. Lüksü, aşırı konforu, gel keyfim gel hayatı biz de bırakalım.

    Allahü Teala bize büyük nimetler ve şerefler bahş etmiş. Birincisi Tevhid imanı vermekle. İkincisi Muhammed aleyhissalatü vesselama ümmet etmekle… Sadece lafla şükür olmaz, Resululahın Sünnetine uymak suretiyle halen ve fiilen şükr edelim.

    Peygamber ırkçılığı, kavmiyetçiliği kaldırdı. Sakın bu şeytanî tuzaklara düşmeyelim.
    İtikadımızı tashih edelim… Beş vakit namazı dosdoğru kılalım… Şeriatın emirlerine uyalım, yasaklarından kaçalım… Kur’ân ve Peygamber ahlâkı ile ahlâklanalım… Âbid olalım, zâhid olalım, sâlih olalım, muttaqi olalım, müstağfir olalım, mâruf ile emr edelim, münkerden nehy edelim, âdil olalım, musalli olalım, mütevazı olalım, ezelde vermiş olduğumuz söze, ahd ü misaka sadık kalalım…

    Kuru edebiyatı bırakalım… Bizi gören, işte bu Muhammedî bir Müslümandır desin. 4 Ocak 2015

    İslâm Protestanlığı Anarşisi

    Türkiye Müslümanlarının son otuz kırk yıl içinde başlarına gelen büyük felaketlerden biri de, Ümmet birliğinin parçalanıp, onun yerine birbirinden kopuk bin kadar hizipten, fırkadan, gruptan, parçadan, serseri mayından oluşan bir İslâmcılıklar protestanlığı mozaiğinin oluşturulmuş olmasıdır.

    Bunlar saymakla bitmez. Fazlurrahmancılar… Teravih inkârcıları… Şeriatîciler…

    Güneş doğuncaya kadar sahur yenir

    diyenler… Mezhepsizler… Telfik-i mezahipçiler… Sünnet inkârcıları… Seküler Müslümanlar… Diyalogçular… Ilımlı ve light İslâmcılar… Neo-haricîler… Terörist İslâmcılar…

    Karnü’ş-şeytan Necdîler… Aktivist İslâmcılar… BOP’çular… Neler neler…

    Bu

    İslâm Protestanlığı kendi kendine mi oluştu, yoksa planlı, programlı, kasıtlı şekilde mi oluşturuldu?

    Böyle büyük tefrikalar kendi kendine olmaz,

    bunun arkasında muhakkak kafirler, müşrikler, münafıklar, beyinsizler, yarı mühtediler, din sömürücüleri vardır.

    Büyük sayıda Müslüman niçin bu cehennemî tefrika ve bölünmüşlük uçurumuna düştü?…

    Düşer tabiî… Halka doğru dürüst Ehl-i Sünnet ve Cemaat kültürü verilmeyince sapıklıkların zuhur etmesi kaçınılmazdır.

    Bugün bazı kurumlar, Türkiyede Ehl-i Sünneti yıkıp onun yerine, İsrailin ABD’nin AB’nin Evangelistlerin, vahşi kapitalistlerin, emperyalistlerin, sömürgecilerin istediği suya sabuna dokunmaz bir

    musalla Müslümanlığı

    oluşturmakla vazifelendirilmiştir.

    Yine Ezanlar okunsun, camiler açık olsun, Ramazanda isteyen oruç tutsun, hacca gidilsin, hele lüks umreler yapılsın,

    tv’lerde öpüşmekle oruç bozulur mu bozulmaz mı magazin tartışmaları olsun

    ama Ehl-i Sünnet olmasın, Şeriat olmasın, cihad olmasın…

    İlle de seküler-lâik bir İslâm olsun.

    Protestan İslâmcılar tesettüre karşı değillerdir ama

    onlar şeytanî tesettür ister

    ,

    Kur’ân Sünnet Şeriat tesettüründen hoşlanmaz.

    Açık ve kesin yazacağım:

    Bugünkü İslâm Protestanlığı tefrikası ve bölünmüşlüğü içinde Türkiye Müslümanları kesinlikle selamete çıkamaz.

    Rezillik, rüsvaylık, zillet, esaret, bin türlü zaaf içinde sürünür dururlar. Kurtuluşun, necatın, izzetin, şer’î hürriyetin zarurî vesilelerinden birincisi Ümmet birliğidir, ikincisi Kur’âna ve Sünnete uygun din anlayışıdır. Protestanlıkta bunlar yoktur.

    Bin kadar Protestan İslâm kilisesi olacak ve Müslümanlar kurtulacak. Böyle şey olmaz.

    Kurtulmak,. izzet bulmak, hürleşmek için Ümmet birliği şarttır… Selef-i Sâlihînin İslâm uygulamasına uymak şarttır…

    Râşid, âdil, sâlih, âbid bir İmama biat ve itaat etmek şarttır…

    Kafirler, müşrikler, münafıklar, Deccalperestler, Tağutîler şu halimize bakıp kıs kıs gülüyor…

    Her kafadan bir ses çıkıyor…

    Birileri Kur’ânı kendi re’y ve hevalarıyla yorumluyor…

    Kemalî ve lâik ilahiyatçılar fesat saçıyor…

    Din sömürüsü fayrap… Tam bir Protestanlık anarşi ve kaosu

    … Zilletten kurtulup izzet bulabilmemiz için Osmanlının kuruluş ve yükseliş devirlerindeki İslâm anlayışına ve uygulamasına dönmemiz gerekir.

    Başka çare ve çözüm yok. 5 Ocak 2015

    İslâm Dünyasının Yokları

    1. Bugün İslâm dünyasının bir

    Salahaddin’i

    yok. Salahaddin’siz Kudüs istirdat edilemez

    (geri alınamaz).

    2. Bir

    Şeyh/İmam Şâmil’i yok.

    Şâmil hazretleri hem icazetli Şeriat âlimi, hem

    (Halid-i Bağdadî’den)

    icazetli tarikat şeyhi, hem de Emîrü’l-mü’minîn idi.

    3.Bir Hüccetülİslâm

    İmamı Gazalî’si yok.

    4.Bir buçuk milyar Müslüman var ama

    Ümmet birliği yok.

    5.Müslümanların, kendisine biat ve itaat ettikleri râşid, âdil, muktedir, muttaqi, sâlih bir İmam-ı Kebirleri yok.

    6.Hicret edilebilecek bir Darülİslâmları yok.

    7.Sokollu’ları, Barbaros’ları yok.

    8.

    Sinan

    gibi bir mimarları yok.

    9.Endülüs’te, Harunürreşid Bağdadı’nda, Kanunî İstanbulunda olduğu gibi yüksek ve parlak bir şehir medeniyeti yok.

    10.Abdülkadir Geylanî’leri, Seyyid Ahmed Rufaî’leri, Hasan eş-Sazelî’leri ve benzeri Pîran’ı yok.

    11.Âkif gibi şairleri yok.

    12.İbn Battuta ve Evliya Çelebi gibi seyyahları yok.

    13.Yunus gibi âşıkları yok.

    14.Mevlânâ Celaüddin Rûmî gibi güneşleri yok.

    15.Şeyhüalİslâm Tokatlı Mustafa Sabri’leri ve Düzceli Muhammed Zâhid el-Kevserî’leri yok.

    16.Râbiatü’l-Adeviye’leri yok.

    17.Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye müsevvidi bir Ahmed Cevdet Paşa’ları yok.

    18.Abdülkadir Meragî’leri, Dede Efendi’leri yok.

    Yok… Yok… Yok…

    Bunca yokluk ile şu bir buçuk milyarlık Âlem-i İslâmın hali ne olacak?

    Her tarafta hezimet, yenilgi, zillet, esaret…

    İsrail’deki yedi milyon Yahudi ile başa çıkamayan bir buçuk milyar mü’min… Ümmet birliği ve İmam-ı Kebir olmazsa sonuç böyle olur.

    Afganistan, Irak, Suriye, Mısır, Somali, Libya yanıyor.

    Kâfirler sıçan deliğine girseler, peşlerinden girmeye hazır Müslümanlar.

    Allahü Teala Kur’ânda ve Resulullah

    (Salat ve selam olsun ona)

    hadîslerinde birlik olun diyor ama Müslümanlar, birleşmemek konusunda ittifak etmişler.

    Şu Türkiye Müslümanlarına bakınız: Büyük kısmı namazı yitirmiş ve şehvetlerine uymuş.

    Riba, zina… Fısk fücur… Nifak şikak… Cehalet… İhmal, teseyyüb, tehâvün…

    Cuma ezanları okunur, Müslümanlar ticarete, alış verişe ara vermez.

    Din baronları hiç Ümmet birliği ve İmam-ı Kebire biat ve itaat ister mi?

    İslâm dini nasihat dinidir ve zamanımızda medya vardır, Müslümanlara niçin yeterli ve etkili nasihatler edilmiyor?

    Tâğut’ların, Deccal’ların, Haman’ların tahribatına karşı niçin tamirat yapılmıyor?

    Ey âbidler, ey salihler, ey muhlisler, ey ensarü’d-din ve mille!… Neredesiniz? Zuhur edin, size muntazırız… 6 Ocak 2015

    İslâm’da cihad vardır farzdır

    Ehl-i Sünnet İslâmlığında cihad vardır. İslâmda cihad yoktur diyenler, mukaddes ilahî dinimizi tahrif etmek istiyor. Cihad fi sebilillah Kur’ânla, Sünnetle, icmâ ile sabittir. Bu farzı inkâr edenler maazallah dinden çıkar, mürted olur.

    Ehl-i Sünnetin cihad anlayışı Necdîlerin, Selefîlerin, ehl-i bid’at fırkalarının anlayışı, yorumu ve uygulayışı ile paralel değildir.

    Ehl-i Sünnet âdildir, insaflıdır.

    Hz. Ebûbekir, Suriyeye gönderdiği ordunun kumandanına, savaşmayan sivillere, ihtiyarlara, çocuk ve kadınlara, inzivaya çekilmiş keşişlere dokunmamasını, meyveli ağaçları kesmemesini emr etmişti.

    Ehl-i Sünnet İslâmlığında terör yoktur.

    İslâmda hayvan kesmenin bile bir âdabı, usulü, erkânı vardır. Birtakım adamları sıraya dizeceksin, kameraların önünde boyunlarını vuracaksın veya enselerine bir kurşun sıkacaksın… Böyle bir şey İslâm ahlâkına yakışmaz.

    Ehl-i Sünnet devleti olan Osmanlı imparatorluğu, vatandaşı olan Hıristiyan ve Yahudileri himaye etmiş, onların can mal ırz namus kimlik ve kültürlerini koruma altına almıştı.

    Cihad sadece savunma değildir. Tevhid bayrağını dalgalandırmak, i’lâ-i kelimetullah etmek için cihad yapılır.

    Fazlurrahmancılar, Kur’ân’ın 300 küsur muhkem (kesin hükümlü) ayetinin bugün geçerli olmadığını iddia ediyor. Bu bir hezeyandır, dini tahriftir. Kur’ânın hükümleri Kıyamete kadar geçerlidir.

    Cihad konusunda bazı şazz görüşler vardır, bunlara itibar edilmez, cumhurun görüşü esas alınır.

    İslâm devletinin himayesindeki zimmîler, yani gayr-i müslimler rahat ettirilir, güven içinde yaşatılır, onlara dinleri dolayısıyla baskı yapılmaz.

    16’ıncı asırda İspanyadan kovulan Yahudiler Osmanlı devletine iltica etmişler ve güvenli bir hayat sürmüşlerdi.

    İslâmda gayr-i müslimleri zorla Müslüman etmek yoktur. Kur’ânda “Dinde ikrah yoktur” buyurulmaktadır.

    Bugün Türkiyede halkın çoğunluğunu oluşturan Ehl-i Sünnet Müslümanları iki ateş, örsle çekiç arasında kalmışlardır. Bir tarafta zalim açık agresif din düşmanları, öteki tarafta Müslüman görünen, lakin İslâmı tahrife, dinimizin içini boşaltmaya yeltenen bid’atçiler, reformcular, Mutezilîler, diğer şu’cular bu’cular.

    19’cu asırda, emperyalist ve sömürgeci güçlere karşı dâsitanî cihad yapan büyük Müslüman Şeyh Şâmil hazretleri mücahid bir kahramandır. O Nakşî ve Kadirî tarikatını askerî bir disipline sokmuştur. Buna müridizm denilmektedir.

    Tasavvuf ve tarikat erbabının cihad etmediği, küfre karşı pasif kaldığı iddiası yalandır, iftiradır, karnüşşeytan Necdîlerin uydurmasıdır.

    Allah yolunda, ihlasla cihad etmek, bu esnada ya şehid ya gazi olmak büyük bir rütbedir, şereftir.

    Kur’ânda şehidlerin ölü olmadıkları açıkça beyan edilmektedir.

    Osmanlılar cihad fi sebilillah yapmamış olsalardı, iki küçük beldede sakin bir aşiret bir cihan devleti kurabilir miydi?

    Cihad aleyhtarları ya cahildir, uyarılmaları ve aydınlatılmaları gerekir. Yahut bilgili, fakat kötü niyetli kimselerdir, çürütülmeleri red ve cerh edilmeleri gerekir.

    Cihad fi sebilillah konusunda “el-Cihad” unvanıyla değerli bir kitap çıkartan TAHŞİYE Yayınevini ve Molla Mehmed Doğan hocaefendiyi tebrik ediyorum. Çok zulme uğradılar. eziyet çektiler. Allahü Teala onları ödüllendirsin. 7 Ocak 2015

    Uyarılar notlar

    1. Önümüzdeki baharda büyük hadiseler patlak verecek diye yazıp duruyordum. Baharı beklemediler, kışın en şiddetli günlerinde bombalarını patlatmaya başladılar. Bunları yapanları araştırın, iki kimlikli olduklarını göreceksiniz. Hazır olun, tedbirli olun, ihtiyatlı olun daha neler olacak. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.

    2. Bir anne baba çocuğuna, bir veli velâyeti altındaki gence mutlaka ilmihalini dinini imanını ahlâkını öğretmeli veya öğrettirmelidir. Bu vazifesini yapar da, çocuk/genç yine de bozulursa sorumlu olmaz. Lakin öğretmediği için bozulursa sorumlu olur. Her hâl ü kârda çocuklara ilmihal öğretmek farzdır.

    3. Bendeniz tarikat derken, Şeriata sımsıkı bağlı, Şeriattan kıl kadar ayrılmayanlarını kasd ediyorum.

    4. Hiçbir saldırgan Mutezile veya Fazlurrahman mezhebi mensubunun, taqiyye ve kitman yaparak Ehl-i Sünnet İslâmlığını sinsice ve haince yıkmaya, Müslümanları aldatmaya hakkı yoktur. Önce mertçe ben Mutezile veya Fazlurrahman mezhebindenim demesi, ondan sonra mezhebinin bozukluklarını anlatması gerekir.

    5. Şeriata sımsıkı bağlı tarikatlara şirk demek, tarikat ve tasavvuf Müslümanlarını şirkle ve küfürle suçlamak gulüvdür, büyük bir aşırılıktır, küfre götürür.

    6 Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) önceleri kabir ziyaretini men’ etmişti, sonra buna izin verdi. Kabirleri yıkanlar, düzleyenler zalimdir.

    7. Ehl-i Sünnette mut’a nikâhı kesinlikle yoktur.

    8. Dine hizmet perdesi ardında kendisi için, maddî menfaati ve prestiji için para toplayanlar ve toplatanlar, hizmet paralarını kısmen de olsa zimmetlerine geçirenler haindir.

    9. Hizmet için toplanan paraları çarçur ve israf etmek, hizmet dışı işlerde kullanmak da hainliktir.

    10. Kalem mübarek ve çok faydalı bir âlettir. Cep telefonuna kalemden fazla önem veren dengesizdir. Cep telefonuna sahip olmamak ayıp değildir, kalemsiz ve deftersiz olmak ayıptır.

    11. Devamlı olarak, doyduktan sonra yemek israftır, haramdır.

    12. Hüseyin Üzmez’e çok zulm ve cefa edildi. Nice Müslüman, dün ona ağabey derken, bir gün sonra vefasızlık edip zavallıyı taşladı. Allah taksiratını affeylesin, rahmetiyle muamele buyursun.

    13. Bırakın şu müzeyyen eviyle, lüks otomobiliyle, markalı giysileriyle, jakuzisiyle, nükleer enerjiyle çalışan ördek kızartma makinasıyla övünen sürüngen beyinsizi!

    14. Geçenlerde sizi uzaktan işaret ederek, bu genç beş vakit namazı ehliyetli imamların ardında cemaatle kılar dediler. İsminizi, kim olduğunuzu bile bilmiyorum ama sizi candan tebrik ediyorum. Bendeniz günahkara dua buyurunuz.

    15 Şeytanî tesettüre bürünmüş rüküş Süslüman bayana: Başı açık gez demiyorum ama başı açık gezsen, nâmahrem erkeklerin kötü bakışlarını bugün olduğu kadar üzerine çekemezsin. Nedir senin o halin? Böyle tesettür olur mu? Müslüman gibi örtünsene!

    16. Risale-i Nurlara zarar verenlere: Size tokat yerseniz demiştim… Dediklerim çıktı.

    17. İslâma, Kur’âna, İmana, Şeriata, Sünnete ihlasla ve usulünce hizmet eden aziz olur; mukaddesatı istihdam ve istismar eden zelil ve rezil olur.

    18. Kemalist olsun, İslâmcı olsun, devletin resmî “vesikalarıyla”, KDV’li, gelir vergili, polis korumalı hijyenik (!) seks köleliğine karşı çıkmayan riyakâr Feministlere yuf olsun. Samimî olsalardı bu iğrenç, bu rezil köleliği protesto ederlerdi. 8 Ocak 2015

    Müslümanların mâcerası

    Müslümanlar yakın tarihte bu memlekette çok acılar çektiler. Dine ve imana hizmet etmekten başka suçu olmayan nice hocalar, şeyhler, dindarlar idam edildi, zindanlarda çürütüldü, sürgünlerde çile çekti. Çok ezildik, çok zulme mâruz kaldık. On yıllar boyunca Türk Ceza Kanunun 163’üncü maddesinin kurbanı oldu nicemiz.

    Şeyh Muzaffer Efendiyi 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Sultanahmet Cezaevine atmışlardı.

    Merhumun ağzından dinlemiştim. Bir kısım Nurcuları da hapse atmışlar, daha önce iyice dövmüşler. Ayaklarının üzerine basamıyorlarmış. Zavallılar kötürümler gibi yerde sürünerek abdest alıp namaz kılıyorlarmış.

    İnançları yüzünden asılarak öldürülenler… Dövülenler… Sürgüne gönderilenler… Çoluk çocuğu perişan edilenler…

    Allah biz Müslümanların yüzüne güldü, son yirmi otuz yıl içinde biraz nefes aldık ama bu sefer de, evvelce mücahitlik taslayan, sonra müteahhit olan birilerinin oyununa geldik.

    Önceleri bozuktur, fasittir dediğimiz kötü düzenin haram ve zehirli rantlarına saldırdı bizden görünen birtakım sahtekarlar.

    Gerektiği gibi uyanık olamadık. Düşmanlarımız bizi böldü, birbirinden kopuk bin parçaya ayırdı.

    İslâmî kesimin içine salınan bir sürü casus, ajan, provokatör, yönlendirici; kardeş ve birlik olmaları gereken mü’minlerin bir kısmını birbirine düşman etti. Ümmet birliği gitti, İslâm Protestanlığı denilen acayip bir mozaik ortaya çıktı.

    Kafirler, münafıklar, müfsitler İslâmı ortadan kaldıramayınca, kendilerine zarar vermeyecek light ve ılımlı yeni bir İslâm türetmeye karar verdiler. İçimizden bazı hainler bu işte taşeron olmayı kabul etti.

    Bir camianın içine haram girmeye görsün, mânevî yangınlarla yanar tutuşur, yine mânevî zelzelelerle çöker yıkılır harap olur.

    Eski nesiller tecrübeliydi, birikimliydi. Yenilerde o tecrübe ve birikim yok. Kafirler ve münafıklar Müslümanların arasına lüks, israf, aşırı tüketim, aşırı konfor mikroplarını saçtılar. Müslümanların bir kısmını holigan, militan, fanatik yaptılar.

    İslâmın iki kere iki eder dört temel gerçeklerinden biri, Allah katında tek hak, geçerli, makbul dinin İslâm olduğu inancı idi. Birileri bu inancı sarsıp kaldırmak, onun yerine, bir değil, üç ibrahimî hak din vardır, üçünün mensupları ehl-i necat ve ehl-i Cennettir bâtıl inancını koymaya çalıştı.

    Hükümleri Kıyamete kadar baki olan üç yüz küsur muhkem ayetin bugün hükümden kalkmış olduğunu iddia eden tarihselcilik sapık mezhebi, Ehl-i Sünnetin yerine geçirilmek istendi.

    Yakın tarihte bunca acılar çekmiş olan Sünnî Müslümanlar, yeterli sayıda ehliyetli ve liyakatli çocuklarını askerî okullara gönderip subay yetiştirmedi… Yine öğretmenliği de hor gördüler…

    Müslüman halkın bir kısmı namazı yitirdi ve şehvetlerine uydu.

    Ümmet birliği yok… Mü’minlerin biat ve itaat edeceği râşid bir İmam-ı Kebir yok… Müslüman çocuklarını yetiştirecek, Kur’âna ve Sünnete dayalı eğitim veren İslâm mektepleri yok… Karz-ı hasen bankaları yok… Yazılı kültür ve medeniyet yok…

    Bu ne maceradır!.. 9 Ocak 2015

    ŞEMS-İ İRFAN İSLÂM LİSESİ

    Mektebimizde İslâma, Kur’âna, Sünnete, Şeriata uygun eğitim verilmektedir. Okul perşembe günü öğleden sonra tatile girer, cumartesi sabahı ders başı yapılır.

    Ders günleri her sabah, sarıklı cüppeli icazetli ehliyetli hocalar din, akaid, Kur’ân, ahlâk dersleri okutur.

    Okulun öğretmenleri uluslararası çapta uzman kişilerdir. Emekli büyükelçiler, emekli generaller, emekli üniversite profesörleri, mühtediler…

    Okul müdürü beş lisan bilen, çeşitli lisanlarda ilmî eserleri bulunan mümtaz bir zattır.

    Namaz vakitlerinde ezan okunur ve bütün öğrenciler okul camiinde, okul imamının ardında cemaatle namaz kılar. Namaz kılmak istemeyenlerin okulla ilişikleri kesilir.

    Okulda dört lisan öğretilir: Zengin Osmanlıca Türkçesi, İngilizce, Arapça, bunların yanında bir de seçimlik lisan. Bu dört lisanı, kültür kitabı okuyacak ve kompozisyon yazacak derece öğrenemeyenlere diploma verilmez.

    Okulda Latin yazıyla ve İslâm yazısıyla eğitim verilir. Okul, bilgi inanç ve kültürün yanında ahlâk ve karakter terbiyesi verir.

    Ayrıca sanat, güzellik, estetik boyutu kazandırır.

    Okulda karma eğitim yapılmaz.

    Yatılı olan okulun yemekhanesinde bir lokma ekmek israf edilmez, çöpe atılmaz.

    Okulun yılda dört sayı çıkan bir talebe yazıları, araştırmaları dergisi vardır. Türkçe, İngilizce, Arapça yazılar yer alır.

    Okulun sanat atölyelerinde en az on çeşit sanat eşyası üretilir ve satılır.

    Okulu bitiren gençler, Fuzulî ve Şeyh Galib divanını okuyacak, manasını anlayacak, metin şerhi yapacak derecede Türkçe bilir.

    Okulda sen demek yasaktır.

    Okulda ucuz tükenmez kalemle yazı yazılmaz. Her öğrencinin dolmakalemi vardır.

    Okulda akaid, fıkıh, usul-i fıkıh, usul-i tefsir, usul-i hadîs, ilm-i kelam, ilm-i ahlâk ve diğer ulum-i İslâmiye okutulur ve öğretilir.

    Okul içinde ve dışarıda hiçbir öğrenci serserilik, itlik, haylazlık, kopukluk, haytalık, züppelik, hoppalık, edepsizlik , soytarılık yapmaz.

    Okulun istidatlı ve kabiliyetli öğrencileri, kendi çaplarında araştırmalar yapar, edebî eserler verir ve bunlar kitapçıklar şeklinde yayınlanır.

    Okulda kesinlikle cemaatçilik, tarikatçilik, şuculuk buculuk oculuk yapılmaz. Okul Ehl-i Sünnete göre eğitim yapan bir kurumdur, hizip ve fırka militanlığına holiganlığına kapalıdır. Yapanlar okuldan uzaklaştırılır.

    Okulun İngiltere’nin Eton kolejinden üstün olduğu bîtaraf bir bilirkişi heyeti tarafından tasdik edilmiştir. 10 Ocak 2015

    Müslümanın Hasretleri

    Birincisi:

    Müslüman Kur’ân, Sünnet, Şeriat, fıkıh, İslâm hükümleriyle idare edilen bir düzende yaşamak ister, bunun hasretini çeker…

    İkincisi:

    Bütün Müslümanların tek bir Ümmet olmasını ister, bu hasretle yanar tutuşur…

    Üçüncüsü:

    Çocuklarını, oğullarını kızlarını, Kur’âna Sünnete Şeriata uygun eğitim veren güçlü ve vasıflı İslâm mekteplerinde okutmak hasretini çeker…

    Dördüncüsü:

    Vakit namazı için ezan-ı Muhammedî okununca Müslüman halkın Allah’a ibadet maksadıyla camilere koşmasını ister, bunun hasretini çeker…

    Beşincisi:

    Bütün İslâm kadın ve kızlarının şer’î

    (şeytanî ve bezirgânî değil!)

    tesettüre girmesini, Şeriatın hicab kurallarına uymasını ister…

    Altıncısı:

    Ümmet-i Muhammed’in başında, kendisine mü’minlerin biat ve itaat ettiği râşid, âdil, muktedir, faziletli, âbid, muttaqi, müdebbir, muhlis, firasetli bir İmam olmasını ister…

    Yedincisi:

    İslâm adaletinin hakim olmasını, Allahın koyduğu hadlerin uygulanmasını, suçların çok azalmasını, insanların güven ve barış içinde yaşamasını ister…

    Sekizincisi:

    İyi ve etkili bir eğitimle insanların büyük kısmının birbirlerinin kurdu değil, meleği olmasını ister…

    Dokuzuncusu:

    İslâm Birliği=Darülİslâm ülkelerinde pasaportsuz ve vizesiz seyahat etmek ister…

    Onuncusu:

    Her yıl yapılan dünya temizlik ve şeffaflık anketinde İslâm ülkelerinin liste başı olmalarını ister…

    On birincisi:

    Müslümanların ahlâkını, faziletini, meziyetlerini gören gayr-i Müslimlerin fevc fevc

    (akın akın)

    İslâm’a koştuklarını ve girdiklerini görmek ister…

    On ikincisi:

    Dünyanın en temiz, en yaşanılabilir, en düzgün, insan boyutlarına ve fıtratına en uygun şehirlerinin İslâm şehirleri olduğunu görmek ister…

    On üçüncüsü:

    Dünyanın bütün mazlumlarının

    (zulme uğramışlarının)

    İslâm ülkeleri birliğine iltica etmek için çırpınmasını görmek ister…

    On dördüncüsü:

    Müslümanların Kur’ânı, Sünneti, İslâmı, Şeriatı hayata en güzel ve uygun şekilde uyguladıklarının şahidi olmak ister…

    On beşincisi:

    Allahın Kur’ânda

    “Kısasta sizin için hayat vardır”

    buyurduğu cezanın yürürlükte olmasını ister…

    On altıncısı:

    Müslümanların bedevî şifahî anti-kültürden; medenî yazılı şehir kültürüne geçmesini ister…

    On yedincisi:

    Gayr-i müslimlerin, her hususta kendilerinden üstün olan Müslümanları taklid etmesini, benzemeye çalışmasını görmek ister…

    On sekizincisi:

    Seks köleliğini, alkollü içkilerin, uyuşturucunun, kumarın, mafyaların, fısk ve fücurun olmadığı temiz İslâm toplumları ister…

    On dokuzuncusu:

    İslâm dünyasının faydalı ilimlerde, sanatlarda, fenlerde, her hayırlı konuda dünya birincisi olmasını ister…

    Yirmincisi:

    İslâm dünyasında, sadece Müslümanlara değil, tüm insanlara ışık tutacak, rehberlik edecek Gazalîlerin, Mevlanaların, İmamı Rabbanîlerin, ve benzeri büyük zatların yetiştiğini görmek ister. Bu isteklere sahip olmayan, bu hasretleri çekmeyen Müslümanlara şaşarım. 11 Ocak 2015

    Fransa’da İç savaş senaryosu

    Fransa, önüne geçilemeyen, durdurulamayan bir şekilde Müslümanlaşıyor… Bu gidişle yirmi beş sene, belki daha az bir müddet sonra Müslüman bir ülke olacak, Hıristiyanlar ve ateistler azınlığa düşecek… Bu ihtimal, en fazla, resmen 500 binlik, gerçekte bir milyonluk

    Fransız Yahudileri egemen azınlığını

    çok korkutuyor…

    Fransanın dizginleri onların elinde… Yirminci asırda, İsrail kurulmadan önce biri Akdenizin doğusunda, diğeri batısında olmak üzere iki Yahudi Cumhuriyeti kurmuşlardı. Bunları ellerinden kaçırmak istemiyorlar… İslâm’ın bugünkü ilerleyişini mutlaka durdurmaları gerekiyor…

    Fransada İslâm nasıl durdurulabilir?.. Bunun için bir

    iç savaş

    çıkartmak istiyorlar. Vaktiyle 1936’da İspanyadaki korkunç, kanlı, acımasız iç savaş gibi. İspanya iç savaşında

    Sosyalistler ve Marksistler sekiz bin Katolik papazını öldürmüşlerdi.

    Pariste

    Charlie

    mizah gazetesi baskını yukarıda bahsettiğimiz

    iç savaş senaryosunun başlangıcı olabilir.

    New Yorktaki İkiz Kulelerin yıkılması konusunda arzu edenler,

    Webster G. Tarpley

    ‘in

    “9/11 Synthetic Terror”

    adlı kitabını okuyabilir.

    İslâm’ın Fransa’da ilerlemesi, yükselmesi durdurulabilir mi?..

    Bunun mümkün olmayacağını düşünüyorum. İnsan iradesi dünyanın ısınmasını, deniz seviyesinin yükselmesini nasıl durduramıyorsa, İslâm’ı da durduramayacaktır. Çünkü bu siyasî bir yükseliş değil, beşerî idareyi aşan bir gelişmedir.

    Bundan bir asır kadar önce Spengler

    “Batının Çöküşünü”

    yazmıştı. Artık o günler gelmiş çatmıştır.

    Romayı barbarlar yıkmıştı, Kapitalist ve emperyalist Avrupayı da Müslümanlar bitirecektir.

    «Emperyalist»

    dedim. Çünkü Avrupa hâlâ böyledir.

    Kapitalist emperyalizm…

    Teroristler değil, sıradan sivil silahsız Müslüman halk… Çoğala çoğala…

    Fransa’nın ünlü Yahudilerinden

    Eric Zemmour

    ,

    ülkedeki Müslümanların nakl edilmesini istiyor.

    Hitler, Yahudileri kamplara nakl etmişti. Siyonistler milyonlarca Müslümanı

    (en az beş milyon)

    nereye nakl edecekler? Bunun için kamplar kurmaları, kendilerini inkâr etmeleri, o şirin cadı demokrasilerini katl etmeleri mánâsına gelmez mi?…

    2015 yılı çık hızlı başladı…

    Üçüncü dünya savaşı

    bu yıl patlak verir mi?..

    Derin dünya güçleri ülkemizde de, önümüzdeki

    Nisan Mayıs Haziran

    aylarında

    iç savaş

    başlatmak istiyor. Bu konuda hummalı bir hareket var… Öncelikle liseli gençlerin bir kısmını

    (milyonlarcasını)

    sokağa dökmek istiyorlar…

    (On sekiz yaşındaki çocukların tam cezaî ehliyeti yok…)

    Ülke çapında kaos, anarşi, yakma yıkma, tahribat, kan dökme, yağmalama…

    Hepsi hürriyet ve demokrasi, lâiklik ve Kemalizm adına…

    Şu anda Akdeniz sahillerinde üç

    (……)

    cumhuriyeti var.

    Bunların sadece bir tanesi onların elinden çıkarsa, diğer ikisi de yıkılır. Her ne pahasına olursa olsun, bu üç ülkede hakimiyetleri hükümferma olmalıdır.

    Gerekirse

    yeni İspanya iç savaşları

    çıkartılacak, Cumhuriyetler onların kontrolünde kalacaktır.

    Ancak unuttukları bir şey var:

    İspanya iç savaşından sonra iktidar Yahudilerin ve ateistlerin eline değil,

    Franco’nun

    sağcı rejiminin eline geçmişti!.. Ne büyük hüsran.. 12 Ocak 2015

    Örnek Ehl-i Sünnet Müslümanı

    Ehl-i Sünnete ihlasla

    (tekrar ediyorum ihlasla)

    hizmet edenler gerçekten hizmet etmiş olur.

    Çünkü Ehl-i Sünnet Kur’ân’ın, Sünnetin, İslâmın doğru yorumudur. Kur’ân’a, Sünnete, İslâma yapışan sağlam kulpu tutmuş olur, yolda kalmaz.

    Ehl-i Sünnet gemisine binen ve

    ömrü ölümüne iman ile bitişenler

    inşallah ebedî saadete nail olur.

    Ehl-i Sünnet herhangi bir fırka değildir. İslâmın ana caddesidir, Sevâd-ı Âzamdır. İcazetli Ehl-i Sünnet alimlerine, fakihlerine, mürşidlerine bağlı olanlar, ucu Resullerin Seyyidine

    (Salat ve selam olsun ona)

    ulaşan çok sağlam bir zincire tutunmuş olur.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı ilahî İslâm dinini siyasî bir ideolojiye çevirmez. İslâm adına teröristlik yapmaz.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı, ehl-i Tevhid’i ve ehl-i Kıbleyi tekfir etmez.

    Ehl-i sünnet Müslümanı dine hizmet eder, dini istihdam ederek sömürü, mukaddesat bezirganlığı yapmaz.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı, aralarında meşreb farkı, görüş ayrılığı da olsa iman kardeşlerini dışlamaz, ötekileştirmez, onlara kötülük etmez.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı ilmi ve imkanı varsa ya doğrudan doğruya yahut dolaylı olarak

    (yapanları destekleyerek)

    İman, İslâm, Kur’ân, Sünnet, Şeriat hizmetleri yapar.

    Bunları sırf Allahın rızasını kazanmak için yapar, mahlukattan ücret istemez.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı

    en büyük düşmanının kendi nefs-i emmâresi

    olduğunu bilir ve onunla büyük cihad yapar.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı

    beş vakit namazı dosdoğru kılar.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı zekatını Kur’âna, Sünnete, Şeriata uygun şekilde fakirlere, miskinlere ve diğer hak sahiplerine temlik suretiyle verir.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı, Ümmet Müslümanıdır, onda

    Ümmet şuuru vardır.

    Ümmet bütünlüğüne zarar verecek sözlerden, davranışlardan kaçınır.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı fitne fesat çıkartmaz.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı emr-i mâruf ve nehy-i münker yapar. Bunun asgarîsi (en azı), kalben iyi şeyleri istemek ve kötü şeylere buğz etmektir.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı, İslâm kadınlarının şer’î tesettürlü olmasını ister. Açık saçıklığı, hicabsızlığı ve şeytanî tesettürü beğenmez.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı, anasıyla zina etmek derecesinde iğrenç bir günah olan ribadan uzak durur.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı ezelde, kalû belâ gününde, Allahü Teala ile yapmış olduğu ahd ü misakı aklından hiç çıkartmaz ve bu ahde hıyanet etmez.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı Resulullah Efendimizle

    (Salat ve selam olsun ona)

    irtibatlıdır,

    ona biat etmiştir, onu itaat eder, Sünnetini hayata uygular, onun hizmetkârı ve mücahididir.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı

    zamanındaki İmam-ı Kebire biatlıdır.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı, israf ederek, saçıp savurarak israf etmez, şeytanın kardeşi olmaz.

    O mütevazı ve kanaatkârdır.

    Fazla parası ve malı varsa muhtaçlara sadaka olarak dağıtır, infak eder.

    Ehl-i Sünnet Müslümanı mazlum olsun ve zalim olsun kardeşine yardım eder. Zalime nasıl mı yardım eder? Elini onun elinin üstüne koymak suretiyle, yani zulmünü engellemeye çalışarak.

    Gerçek ve kâmil Ehl-i Sünnet Müslümanı iyi insandır, iyi vatandaştır. Onun faziletlerini ve iyiliklerini düşmanları bile kabul eder.

    Sadece Sünnîlik edebiyatı yapmakla iyi Müslüman olunmaz. Âyinesi iştir kişinin…

    Kur’ân, Sünnet, Şeriat, Ümmet Müslümanı olalım. Hakk’ın rızasını kazanalım.

    Bize bakan, bizde İslâmı görsün. 13 Ocak 2015

    Fine Dinning İn Istanbul

    Şu internet bir bilgiler okyanusu, içinde ne inciler mercanlar var… Geçen gün karıştırırken, Milliyet.com’da yayınlanmış,

    Ersin Süzer

    imzalı küçük bir haber gördüm. Birlikte okuyalım:

    “İSTANBUL’UN EN PAHALI RESTORANI: Kültür başkenti İstanbul’un lüks restoran sayısı dünyadaki metropollere kıyasla yok denecek kadar az. İstanbul’un bu kadar az ‘fine dinning’ restoranı olmasının en önemli nedeni yüksek fiyat politikası. Dünyaca ünlü Hakkasan bile İstanbul’u bu nedenle terk etmek zorunda kaldı…

    Geçenlerde, önemli isimlerin bulunduğu bir akşam yemeğinde bu konu gündeme geldi. İstanbul’da en pahalı restoranın hangisi olduğu tartışıldı. İlk sırayı da Ortaköy’deki Zuma aldı. İsmi bende saklı, önemli bir isim geçtiğimiz günlerde altı kişi gittikleri Zuma’da 4 bin 500 tl hesap ödediklerini söyledi. Masadaki herkes sadece bir yemekte bu kadar meblağa nasıl ulaştıklarını çözmeye çalıştı. Hesaba içilen lüks şarap da dahilmiş. Zuma’daki en lüks şarap üç bin 900 TL’lik Chetau (Chateau olacak) Latour. O gece içilen şarap ise bin 500 TL’lik La Turque. ( 12.02.2010)”

    Aradan beş sene geçmiş ama yine de çok ibretli bir haber. Magazin konusu demeyelim, zengin fakir, Türk Kürt, Sünnî Alevî, Müslüman laik bütün Türkiyelileri ilgilendiriyor.
    Enflasyon dolayısıyla fiyatlar atmıştır her halde… Etiler’de bir lokanta varmış, onun fiyatları daha da yüksekmiş. Fine dinning yapmak elbette ucuz olmaz.

    Fine dinning’i anladık da, pek fine olmayan şeyler de var. Geçen hafta Zuma’ya gittik, altı kişi 4 bin 500 lira hesap ödedik gibi. Fine centilmenler ve lady’ler yedikleri fine yemekleri anlatmazlar…

    ***

    1920’te Ankara’da ilk Büyük Millet Meclisi açıldığında “Düğünlerde Men’-i İsrafat” (düğünlerde israfı=savurganlığı önleme) Kanunu çıkartılmıştı. Bu kanun, caduc (geçersiz kalmış) olsa da, Turgut Özal zamanına kadar yürürlükteydi. Sonra büsbütün kaldırıldı.
    Zamanımızda israf korkunç boyutlara ulaşmıştır. Gazetelerde zengin, elit, yeni burjuva sınıfının delice masrafları yazılıp duruyor. İki yüz, üç yüz, hattâ beş yüz bin dolarlık lüks otomobiller… Akıl almaz derecede pahalı tripleks villalar… Çok lüks, çok pahalı giyim kuşam eşyası… Yedi yıldızlı oteller…

    Kötü medya (gazeteler, dergiler, tv’ler) halkı ve gençliği lükse, israfa, şatafata imrendiriyor.
    Mutlu azınlığın bir kısmı bu israf, saçıp savurma çılgınlığı içinde yaşarken, milyonlarca vatandaşımız sıkıntı içinde yaşıyor. Zenginlerle fakirler arasında uçurumlar var.
    Ölçülü olmak ne güzel, ne büyük bir fazilet ama nicemiz, eline para ve imkan geçince bunu yapamıyor.

    Yılda fert başına düşen ortalama 77 bin dolarlık geliriyle, Lüksemburg’tan sonra dünyanın en zengin ülkesi olan Norveç’i anlatıyorlar… Orada öyle lüks ve şaşaalı otomobiller yokmuş. Halk genellikle ikinci el Volvo arabalarına biniyormuş. Herkes arı gibi çalışıyormuş.
    İsraf imparatorlukları, cihar devletlerini bile yıkmıştır. Bizi de savurur atar. Bu tehlikenin farkında olan var mı? 14 Ocak 2015

    Charlie’ciler neredeydiler?

    İslâm Peygamberine (Salat ve selam olsun ona) hakaret etmek, fikir ve basın hürriyeti içinde mütalaa edilemez. Hürriyetin de sınırları vardır. Terör olmasın ama İslâma, Peygamberimize hakaret hürriyeti de olmasın.

    İslâm Peygamberine yapılan hakaretlere ses çıkartmayan, ayıptır yapmayın demeyenlerin Paristeki vak’a üzerine ayağa kalkıp cihanı velveleye vermeleri doğrusu büyük bir cinnet ve dengesizliktir.

    Alimler, araştırıcılar, âdil olmasalar da dinî konularda seviyeli tenkitler yapabilir; lakin alim olsun cahil olsun kimsenin mukaddesata âdice ve barbarca saldırması kabul edilemez.

    Terörist denilen kimseler, yaptıklarını durup dururken yapmıyor.

    Son yirmi otuz yıl iççinde dünyada on milyondan fazla Müslüman öldürülmüştür.

    Biz hepimiz Charlie’yiz diye dövünenler, İsrail Gazzede sivil Müslümanları, kadınları, çocukları vahşice katl ederken neredeydiler?

    Suriyede 250 yüz binden fazla Müslüman katl edildi, beş milyondan fazlası dış ülkelere kaçtı. Şu anda nicesi açlıktan ve soğuktan kırılıyor.

    Charlie’ler nerede?

    Orta Afrika Cumhuriyetinde Müslümanlar tavuk gibi boğazlanırken Charlie’cilerin sesi çıkmıyordu.

    Siyonistler, Evangelistler, emperyalistler, sömürgeciler bu kafayla giderlerse dünyayı ve insanlığı

    nükleer üçüncü büyük savaşın

    içine atacaklardır. Böyle bir savaş onları da yakacaktır. Bunun farkındalar mı?

    Allahın görülmeyen kılıçları vardır.

    Açık Mektup

    M. … beyefendi ve H. … hanımefendi kardeşlerimize:

    Şems-i İrfan Mektebi diye bir okul yoktur… Yazı hayalîdir… Müslümanlar böyle okullar aç(a)mamaktadır… Son kırk yıl içinde bazısı Selimiye büyüklüğünde kırk binden fazla yeni cami inşa edilmiştir ama böyle bir tek İslâm okulu açılamamıştır.

    Daha önce yazmış olduğum

    “Konya’da Mevlana Celalüddin Rûmî İslâm Mektebi”

    başlıklı yazımı internetten indirip okursanız, bu mektep hakkında daha fazla bilgi bulabilirsiniz.

    Türkiye Müslümanlarının en büyük ihtiyacı böyle vasıflı güçlü İslâm mektepleridir.

    Keşke mütevazı, damları kiremit kaplı, zeminleri hasır serili sade camiler inşa edilmiş olsaydı da, asıl himmet ve alâka böyle mekteplere yönlendirilmiş olsaydı.

    Müslümanların birinci gündem maddesi eğitim, mektepler olmalıdır.

    İhtiyacımız olan vasıflı ve güçlü Müslümanlar böyle mekteplerde yetiştirilebilir.

    Şu anda böyle mektep binaları yapacak yeterli, hattâ çok fazla paramız var ama öğretim kadrolarımız, idarecilerimiz yok. Hem böyle bir mektep açılsa bile

    okutulaacak vasıflı süper öğrenci bulmamız

    çok zordur.

    Hürmet ve selamlarımı sunarım. 15 Ocak 2015

    Yahudiler Müslümanlarla iyi geçinmeli ve barışmalıdır

    Biraz siyer ve hadîs ilmine vakıf olanların

    malumudur, Resulullah

    (Salat ve selam olsun ona)

    Efendimizin Medine’de Yahudi bir hizmetkarı vardı, çocuktu. Bu hizmetkâr bir gün hasta oldu, yatağa düştü, hizmete gelemedi.

    Çok merhametli, şefkatli, vefalı Peygamberimiz

    (s.a.v)

    çocuğun ziyaretine gitti. Hizmetkarın hastalığı ölümcül idi, Efendimiz

    (s.a.v)

    ona iman teklif etti,

    “Müslüman ol da senin için şefaat edebileyim”

    dedi. Çocuğun babası oradaydı, ona Peygamberin

    (s.a.v)

    teklifini kabul etmesini söyledi,

    hizmetkâr Kelime-i Şehadet getirip

    canını Rahman’a teslim etti. Radiyallahu anh.

    İslâm devletinin tebaası

    (vatandaşları)

    olan Ehl-i Kitab, Müslümanların zimmeti altındadır. İsyan ve hıyanet etmedikleri müddetçe korunurlar; canları, malları, ırzları, kimlikleri, din ve inançları güvende olur.

    Sefarad Yahudileri

    İspanyadan kovulduktan sonra Osmanlı devletine iltica etmişler

    (sığınmışlar),

    din hürriyeti ve güven içinde yaşamışlardır.

    Cumhuriyetin ilânından sonra bazı Yahudiler

    (bütün Yahudiler değil)

    Mürtedlerden yana olmuş, İslâma ve Müslümanlara cephe almıştır. Böyle bir isyan, Tevrat’a da, gerçek Museviliğe de aykırıydı.

    Asıl ismini gizleyen

    Moiz Kohen

    , Tekin Alp ismiyle Türkçülük kitapları yazmış, bunlardan birine “Kahr olsun Şeriat” başlıklı bir bölüm koymuştur. Ne büyük nankörlük!

    Gerçekten büyük bir ilim adamı ve araştırıcı olan Avram Galanti

    (Abraham Galante)

    ise Müslümanlardan, İslâm kültüründen yana olmuş

    , harf inkılabından önce,

    “Arabî Harfleri Terakkimize Mâni Değildir”

    ismini taşıyan bir kitap yazarak, projesi hazırlanan

    Latin yazısı devrimine, haysiyetli bir ilim adamı olarak muhalefet etmiştir.

    Türkiye Yahudileri, teolojik açıdan İslâmı kabul etmemekle beraber, Müslümanları desteklemelidir.

    Yahudi sinagoglarında cumartesi ayinlerinde, hangi ülkedeyseler o ülkenin devletine duâ edilir. Osmanlı devletinde de böyleydi. Devlete yapılan bu duâyı kaldıran,

    sahte mesih Sabatay Sevi

    olmuştur. Bu zat daha da ileriyle giderek Osmanlı mülkünü birtakım

    hayalî krallıklara

    ayırmış, başlarına adamlarını geçirmiştir. Onun bu cür’eti bile idamına yeterli bir delil olmakla birlikte Devlet-i Aliyye onu sürmekle yetinmiştir.

    Anadolu Ermenileri

    Osmanlı devletine ve Hilafetine sadık kalmış olsalardı

    , bugün ülkemizde beş milyon Ermeni yaşayacaktı.

    Yine

    Anadolu Rumları,

    Osmanlı’yı savunmuş olsalardı, Biz Osmanlı devletinin uyruğuyuz, Müslüman Türkler bizim vatandaşımızdır demiş ve istilacı Elen kuvvetlerine karşı çıkmış olsalardı,

    ülkemizde şu anda beş milyon Türkiye Rumu yaşar olacaktı.

    Anadolu Rumlarının feci sonu,

    İzmir metropoliti Hrisostomos’un karaya çıkan Yunan ordusunu resmen takdis etmesiyle

    (kutsamasıyla)

    başlamıştır.

    Ne büyük beyinsizlik!…

    Sen Osmanlı kimliğini taşıyorsun ve ülkeyi işgale gelen düşman ordusunu takdis ediyorsun…

    Tekrar Yahudilere dönelim:

    Ülkemizde artık çok az tek kimlikli Yahudi kalmıştır ama

    bir veya bir buçuk milyon iki kimlikli Gizli Yahudi

    bulunmaktadır. Bunların aklı ve iz’anı varsa, ülkenin hakikî sahibi Sünnî Müslümanları desteklemeleri gerekir.

    Böyle yaparlarsa, burada İsraildeki Yahudilerden daha hür ve haysiyetli yaşayacaklardır.

    İsraildeki

    Sefarad Yahudilerinin

    ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüklerini, ezildiklerini, horlandıklarını çok iyi biliyorum…

    Yahudiler varlıklarını korumak istiyorlarsa

    Tevrat’a ve gerçek Museviliğe aykırı Siyonizm ideolojisini bırakmaları

    ve Müslümanlarla barışmaları gerekir.

    Buna, bizim değil, öncelikle onların büyük ihtiyacı vardır.

    Çünkü İsrail tarihten silindiği vakit, Müslümanlarla barış ve uyum içinde olmaları gerekir. Bana inanmıyorsanız

    Neturei Karta

    hahamlarına sorunuz. 16 Ocak 2015

    Defol git!

    Allahü Teala seni açlıkla, miskinlikle, fakirlikle imtihan edebilir. Bunlara sabr ve şükr etmeli, Cenab-ı Haktan rızık genişliği dilemelisin… Sakın açlığını gidermek için Kur’ân ve mukaddesat tacirliği yapmaya kalkma. Böyle bir şey açlıktan bin kat daha kötü bir şey olur senin için…

    Zengin olmak nefsanî hırsına mı kapıldın?.. Helal ve meşru yollardan zengin olmaya bak… Zengin olursan zekatını ver, sadaka ver, sakın azma kudurma. Zengin olmak için din ticareti yapma alçaklığını irtikâb etme. Kur’ânı ve mukaddesatı ne ucuza sat, ne pahalıya. Seni uyarıyorum, iyi dinle: Zengin olmak için din sömürüsü yaparsan belanı bulursun.

    Kâmil=olgun Müslüman parayı sevmez, hele ona hiç âşık olmaz. Para, hayatın dişlilerini çarklarını çevirmek için gereklidir ama kirlidir, kirletir. Parayı fare ölüsü gibi maşayla tutmalısın, onu tuttuğunda elini iyice yıkamalısın.

    Para aşkı ruhu öldürür, imanı söndürür, bunu iyi bil ayağını denk al.

    Para kazanmak için sanayi işleri, ticaret, ithalat, ihracat, tarım, hayvancılık, arıcılık, balıkçılık, lokantacılık, çeşitli hizmetler yapabilirsin. Lakin lakin lakin sakın din ticareti, Kur’ân ticareti, mukaddesat ticareti yapmaya kalkma, perişan olursun perişan.

    Bil ki, din ilimleri zengin olmak için öğrenilmez ve öğretilmez. Din, Kur’ân, mukaddesat hizmetleri zengin olmak için yapılmaz.

    Bazı din hizmetlilerinin, geçimlerini sağlamaları için ücret ve maaş almalarına fetva ve ruhsat verilmiştir ama zengin olmaları için fetva da yoktur, ruhsat da.

    Senin niyetin zengin olmak, Ümmeti çarpmak, voli vurmak, köşeyi dönmek, derahim ve denanir kenz etmek=yığmak ise çekil din sahasından. Git ticaret yap. Ne halt edersen et.

    Gerçek dindar asla haram yemez.

    Din yoluyla vurgun vuranlar, dinimize saldırgan harbî kâfirlerden daha fazla zarar veriyor.

    Cehenneme odun taşıyorlar, farkında değiller.

    Din istismarı ve istihdamı

    (sömürüsü)

    yoluyla zengin olanların sonu berbat olur. Din sömürücüsü alçaklar karı, uyuşturucu satanlardan, gangsterlik yapanlardan daha alçaktır.

    Gerçek Kur’ân hizmetkârları gönüllü İslâm fedaileridir. İşleri Allah iledir.

    İleride din sömürüsü yapmak üzere din ilimleri öğrenenden daha alçağı var mıdır?

    İmanın, dinin, Kur’ânın, Sünnetin, mukaddesatın ticarete alet edilmeyeceği öncelikle bütün medrese, İmam-Hatip, kurs, ilahiyat öğrencilerine iyice öğretilmelidir.

    Hangi okul ve fakültede okuyorsa okusun, bütün Müslüman öğrencilere de öğretilmelidir.

    Din, iman, Kur’ân, Şeriat hizmetleri yapanlara şeytan ve nefs musallat olur. Hem hizmetini yap, hem de bu arada köşeyi dönüver… İfritin bu iğvasına kanan, tuzağına düşen yanar.

    Gerçek hizmetkarlar, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin askerleridir. Askerin tayını vardır, ne çıkarsa onu yer. Bazen kuru peksimet yer, şikayet etmez, büsbütün yiyeceksiz kalır, yine şikayet etmez.

    Allahın rızasını, Resulün şefaatini kazanmak için ihlasla, teslimiyetle; din, iman, Kur’ân, Şeriat hizmetleri yapanları tebrik ve tahsin ediyorum. Dini alet ve istismar ederek para, zenginlik peşinde koşanları takbih ve tel’in ediyorum

    (kötülüyor ve lâ’netliyorum).

    Gerçek hizmetkarların duâları üzerimize sâyeban olsun… 17 Ocak 2015

    Cami mi önemli lise mektebi mi?

    SORU: Bu devirde Türkiye Müslümanları için camiler mi önemlidir, yoksa liseler mi?.. Bendeniz bu soruya, hiç tereddüt etmeden liseler daha önemli cevabını veririm. Liseler camilere cemaat yetiştirmezse mâbetler desteksiz kalır, mânen yıkılır.

    İngiltere liselerinde öğrencilere üç boyut kazandırılır. Birincisi bilgi ve kültür, ikincisi ahlâk ve karakter, üçüncüsü sanat estetik güzellik.

    Günümüz Türkiyesinde, İngilterenin Eton Kolejine benzer bir tek lise yoktur. Neymiş bu Eton? 1440’dan beri aralıksız faaliyette bulunan bu okul, ülkesine 19 başbakan kazandırmıştır… Günün bazı saatlerinde öğrencileri frakla gezer… Okul kompleksi içinde diğer binalardan daha yüksek ve sanatlı bir kilise vardır ve her ders günü, sabahleyin orada âyin ve ibadet yapılır. Okula kız talebe alınmaz. Eton İngiltereyi İngiltere yapan kurumdur.

    Bir Etonlunun yılışıklık, şımarıklık, hoppalık, züppelik, itlik, serserilik, haylazlık, kopukluk, haytalık yaptığı görülmemiştir.

    İmparatorluk zamanında bizde de bir Galatasaray Sultanisi vardı. Eton’da her sabah ayin yapıldığı gibi Galatasaray’da da vakit namazları, okulun camiinde, okulun resmî imamının ardında bütün Müslüman öğrencilerin iştiraki ile topluca cemaatle kılınırdı. Türkiyenin en büyük din âlimleri, meselâ Hacı Mehmed Zihni efendi, sarığıyla cübbesiyle o okulda ders verirdi. Galatasaraydan beyefendiler, rical, din ü devlete hizmet verenler yetişirdi.

    Bazı doğu ülkeleri, mesela Japonya, Çin, Güney Kore, Tayvan, Singapur çok ilerliyor. Niçin? Mekteplerinin, eğitim sistemlerinin güçlü ve etkili oluşundan dolayı.

    Bizdeki okul sayısını bilmiyorum ama öğretmen sayısının dokuz yüz bini çoktan geçtiğini ve bir milyona yaklaştığını biliyorum.

    Eğitim konusunda kaliteye fazla önem vermiyoruz, kantite=kemmiyet üzerinde duruyoruz.

    Azerbaycan liselerinde Fuzuliyi okuyup anlayacak gençler yetişiyor ama, bizde yetişmiyor.

    Gençlerimize, en az on bin referanslı genel kültür veremiyoruz. Bırakın normal liseleri, İmam Hatip okullarımızda bile (bir iki istisna dışında) beş vakit namaz topluca kılınmıyor.

    Karma eğitim hem maarifimizi, hem de ahlâkımızı çökertmiştir.

    Genç nesillere edebî, sosyal, tarihî, sanatla mimarlıkla estetikle ilgili kültürü ya hiç veremiyoruz, yahut yeterli miktarda veremiyoruz.

    Eğitimimiz kaliteli olsaydı, Türkiyenin uluslararası şeffaflık ve temizlik notu bu kadar düşük ve yetersiz olur muydu?

    Müslüman çoğunluk, âhir zaman alâmeti olan müzeyyen camiler furyasını ikinci plana atıp, eğitimi ve bilhassa liseleri ıslah etmeyi, İslâmlaştırmayı düşünse çok iyi eder.

    Tâğutî eğitim bizi bugünkü hale getirdi.

    Camiler daha sade olsun, buna mukabil bizde de Etonlar olsun, eski Galatasaray Sultanisi gibi mükemmel mektepler bulunsun.

    Yalan

    Birinci yalan: Türkiye’de basın hürriyeti kısıtlanıyor… YALAN… Ülkemizde 1924’ten bu yana görülmemiş bir basın ve ifade hürriyeti vardır. Muhalif gazeteler istediklerini yazıyor, yine muhalif TV’ler istediklerini söylüyor.

    İkinci yalan: Sistem diktatörlüğe gidiyor… YALAN… Diktatörlük falan yoktur, otoriter bir zihniyet vardır. Gerçekten diktatörlük olsa böyle şiddetli, yıkıcı, amansız, radikal muhalefet yapılamaz. Diktatörlükle suçlanan devlet başkanı dava açıyor ve bazen bu davaları kaybediyor. Siz hiç böyle diktatörlük gördünüz mü? Evet diktatörlük kesinlikle yoktur, sadece otoriter bir zihniyet vardır.

    Üçüncü yalan: Geçtiğimiz yıllarda sivil darbe teşebbüsleri yapıldığı iddiası doğru değildir…

    Bu da yalandır, çünkü Gezi hadisesi ve 17 Aralıkta’ki tutuklamalar, birer başarısız sivil darbe hareketidir.

    Dördüncü yalan: Charlie gazetesinin İslâm Peygamberi’ni tahkir edici karikatürler yayınlaması fikir ve ifade hürriyeti içinde mütalaa edilmelidir. HAYIR!.. Charlie’nin yaptığı ahlâksızlıktır, suçtur, ayıptır, seviyesizliktir, fikir vandallığı ve barbarlıktır, sorumsuzluktur, nihilizmdir, anarşidir, provokasyondur. İsrail’de Hz. Musa’yı, Hz İsa’yı ve Hz. Muhammed’i tahkir etmek suçtur; İsrailsever Gizli Yahudiler bundan niçin ibret almıyor?

    Beşinci yalan: Okullara mecburî Osmanlıca dersleri koymak gericiliktir… YALAN… Aksine ilericiliktir. Çünkü bu coğrafyada bin yıldan fazla İslâm Kur’ân yazısı hakim olmuştur. Bin yıllık tarihî, kültürel, sosyal hafızamız bu yazıyla kayıt altına alınmıştır. Bu bin yıllık millî yazıyı, lisanı öğretmekte, öğrenmekte hiçbir sakınca ve zarar yoktur.

    Altıncı yalan: Bugünkü yazımız Türk yazısıdır. YALAN… Adı üstünde Latin yazısıdır. İslâm Kur’ân yazısı ise, bin yıldan fazla kullandığımız, geliştirdiğimiz için millî yazımız olmuştur.

    Yedinci yalan: Kolay yazılar ilerletir, medenî yapar, kalkındırır. Büyük bir YALAN… Bu iddia doğru olsaydı, yazıları son derece zor ve çetrefil olan Çin ve Japonya geri kalırdı. Kolay bir alfabe, ilerletmek yerine geriletir. Çünkü kolay olduğu için zekayı köreltir. Kolay Latince yazıyla Türkiye niçin Ortadoğu’nun Japonyası olamadı?

    Sekizinci yalan: Kadınların açılması, çıplaklık, dekolte seksî kıyafetler uygarlıktır, tesettür ise geriliktir. YALAN… Medeniyetten uzak kalmış taşdevir kültürlü Aborjinler çıplak geziyor. Çıplaklık medeniyet değil, bedeviyet ve vahşettir. Örtünmek kadını hürleştirir, ona haysiyet ve şeref kazandırır. Seksî kıyafetli çıplak kadınlar mânen köledir.

    Dokuzuncu yalan: M. Kemal’in ölümünden sonra Sabataycılar, Kriptolar tarafından fabrika edilmiş Kemalizm ideolojisi haktır. Yalanların en büyüğü… Bu ideoloji, Türkiyenin önündeki en büyük engel ve bukağıdır. Dünyanın hiçbir hür, medenî, demokrat, insan haklarına bağlı, hukukun üstünlüğünü kabul etmiş ülkesinde, millî kimlik ve kültüre aykırı böyle totaliter bir ideoloji yoktur.

    Onuncu yalan: 1930’lar Türkiye’nin altın çağıdır. YALAN… O devirde tek parti diktatörlüğü vardı ve insan haklarına aykırı bir yığın zulüm yapılmıştır. Halk sefalet, hastalık, yolsuzluk, susuzluk, baskı, açlık altında inliyordu. Fikir, basın, din, inanç, inandığı gibi yaşamak hürriyeti yoktu. 19 Ocak 2015

    Sünneti İnkâr ve sünnet düşmanlığı küfre götürür

    1. Mütevâtir ve sahih bir hadîsi bile bile inkâr eden kişinin, bu inkârından dolayı küfre düşmesinden korkulur.

    2. Allahın Kelam-ı kadimi olan Kur’ân, mü’minleri Resulullaha (Salat ve selam olsun ona) itaate, onu güzel bir örnek olarak görmeye davet ediyor. Resullahın Sünnetini inkâr, küfre ve dalalete götüren bir köprüdür.

    3. Sahiheyn’i, yani Sahih-i Buharîyi ve Sahih-i Müslimi inkâr eden küfre gider.

    4. Sünnet inkârı, fıkhı inkâr demektir. Sünnetsiz fıkıh olmaz. Fıkıh elden gidince din yıkılır.

    5. Kur’ân’ın yeni bir okuması ve yorumu olamaz, yapılamaz. Kur’ânın gerçek tefsiri bellidir. O gerçek tefsire aykırı heva ve re’ye dayalı yeni tefsirler yapılamaz.

    6. Peygamberin Sünneti, hadîsler olmadan Kur’ân doğru yorumlanamaz. Sünnet, Kur’ânın müfesseridir.

    7. İslâmı, Kur’ân’ı anlamakta Peygamberi devre dışı bırakma cereyanı iyi niyetli değildir, şeytanîdir.

    8. Müslümanlar, tanrılaştırmamak şartıyla Peygamberi ne kadar çok sever, onun Sünnetine ne kadar sıkı yapışırlar, onu ne kadar överlerse o derecede iyi dindar olur, dünyada izzet, âhirette necat bulur.

    9. Allahın Peygamberi bizim için güzel bir örnek ve modeldir. Kur’ân böyle diyor. Onun örnek alabilmemiz için Sünnetini, sahih hadîslerini bilmek gerekir.

    10. Sünnet ve hadîs inkârcıları dall ve mudildir (Sapmış ve saptıran).

    11. Mutezile mezhebi, sapık ve bozuk bir fırkadır.

    12. Fazlurrahmancılık da öyledir, beteridir.

    13. Resulullah Efendimizin mübarek, münci hadîslerini AB kriter, norm ve standartlarına göre ayıklamak korkunç bir bid’at ve İslâma hıyanettir.

    14. Sahih hadîslerdeki, Batı medeniyetine uymayan, onlarla çelişen bütün emirler, yasaklar, öğütler, hükümler doğrudur, iyidir, güzeldir. Batınınkiler yanlıştır.

    15. Bid’atçilerin, işlerine gelmeyen hadîslere mevzu demeleri büyük bir aşırılık ve küstahlıktır.

    16. Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslâmlığı, Kur’ânın tefsiri ve anlaşılmasında, Sünnetin müfesser olmasında ve diğer bütün konularda doğru yoldur.

    17. Ehli- Sünnet ile Ehl-i Bid’at arasındaki bütün ihtilaflı meselelerde Ehl-i Sünnet yüzde yüz haklıdır.

    18. Ehl-i Sünneti bozuk fırka ve mezheplerle bir tutmak sapıklıktır.

    19. Mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür. (Düzceli Muhammed Zâhid el-Kevserî’nin bir makalesinmin başlığıdır.)

    20. İslâm Şeriatini tehdit eden en tehlikeli bid’at mezhepsizliktir. (Şehid Ramazan el-Bûti’nin bir kitabının unvanıdır. Onun Esed rejimini destekler gibi görünmesi, Sünnî Müslümanları sıyanet=korumak içindi. Nuseyrî rejim tarafından camide öldürülmüştür.)

    21. Cahillerin, yarı cahillerin, ehliyetsizlerin, icazetsizlerin Kur’ânı kendi re’y ve hevâlarına göre tefsir etmeleri Ümmetin felaketine, dinin darbelenmesine ve dinamitlenmesine yol açar.

    22. Bu devirde ictihad yapılmaz. Hem, ictihad yapacak rütbede alim yoktur, hem de İslâm alemi her taraftar saldırıya mâruzdur, savaş vardır, ictihad zamanı değildir.

    23. Aklı başında vicdanlı ve iz’anlı Müslümanlar, din hakkında kendi re’yleriyle konuşmazlar, tartışmazlar, indî hükümler vermezler, tefrika çıkartmazlar; icazetli râsih ulemaya, fukahaya, kâmil mürşidlere tâbi olurlar.

    24. Dinle dünyayı ayırmak, sekülarizm küfürdür.

    Yasal Uyarı:

    GazeteVahdet’te yer alan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları Yeni Vahdet Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazıları ve haberlerin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazıları ve haberlerin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı veya habere aktif link verilerek kullanılabilir. 20 Ocak 2015

    İman kardeşliğine zarar vermek hainliktir

    Mü’minleri birbirlerine Allahü Teala kardeş yapmıştır. Kur’ânda “Hiç şüphe yok ki, mü’minler kardeştir” buyrulmaktadır. Resulullah Efendimiz

    (Salat ve selam olsun ona)

    “Siz birbirinizi sevmedikçe mü’min olamazsınız”

    buyurmuşlardır. İmandan ileri gelen bu kardeşliği inkâr edenler dinden çıkar. İnkar etmediği halde, kardeşliğe zarar verenler fâsık, fâcir, günahkâr, âsi, kardeş hâini olur.

    Önce kendimden başlayayım:

    İman kardeşliğine zarar verecek işler ve sözler etmiş isem, bunlardan dolayı sorumluyum ve tevbe etmez pişman olmaz, Allahın afvını kazanamazsam cezasını çekeceğimi iyi bilmeliyim.

    Yazılarımda sık sık mü’minlerin kardeş olduğu konusunu işlemeliyim.

    Birbirleriyle kardeş olan mü’minlerin Ümmet denilen mübarek bir topluluk olduğunu beyan etmeliyim.

    Bu ümmetin başında, mü’minlerin biat ve itaat edeceği râşid âdil âbird ihlaslı muttaqi muktedir bir İmam-ı Kebir bulunmasını sık sık hatırlatmalıyım.

    Mü’minler arasında ihtilaflar, meşreb farklılıkları olabilir, bunlar kardeşliğe asla zarar vermemelidir.

    İman kardeşliğinin merkezleri camilerdir. Her gün beş vakitte her çeşit mü’min ehliyetli imamların vazifeli olduğu camilere giderek, cemaatle, hep birlikte Allaha ibadet etmelidir. Saflarda âlimlerle âlim olmayanlar, zenginler orta halliler fakirler, idareciler idare edilenler, sûfiler sûfi olmayanlar, ihtiyarlar orta yaşta olanlar gençler yan yana bulunmalıdır.

    Mü’minlerin, sadece bir grup mü’mine hitap eden değil, bütün iman edenlere hitap eden gazeteleri, dergileri, kitapları olmalıdır.

    İman kardeşliğine zarar veren en büyük kötülük mü’minleri ötekileştirmek ve dışlamaktadır.

    Mü’minler birbirlerinin gizli, saklı günahlarını, ayıplarını, kusurlarını tecessüs etmemeli, araştırmamalıdır. Bunları ez-kaza öğrenecek olurlarsa gizlemeli ve örtmelidir.

    Mü’minler birbirinin gıybetini yapmamalıdır. Tecessüs ve gıybet iki büyük günahtır.

    Mü’minler birbirlerine acımalıdır, yardım etmelidir. İmkanı olanlar, ellerindeki nimet ve nafakaları, imkanı olmayan kardeşleriyle paylaşmalıdır.

    Hiçbir mü’min, öncelikle fakir ve miskin mü’min kardeşlerinin hakkı olan zekatlara göz dikmemeli, el uzatmamalıdır.

    Cemaat, hizip, fırka holiganlığı, militanlığı, taassubu iman kardeşliğine çok büyük zarar vermektedir. Bunlardan kaçınmalıyız.

    Aynı meşrebi, mezhebi paylaştığımız kardeşlerimizi bir seviyorsak, aramızda meşreb farkı olan kardeşlerimizi bin sevmeliyiz ki, şeytan aramıza girip tefrika çıkartmasın.

    Mü’minler birbirleriyle nefsânî polemikler, sert üsluplu, hakaretâmiz tartışmalar yapmamalıdır.

    Fikir ve görüşlerine itiraz ettiğimiz sâlih kardeşlerimize “Sevgili kardeşim, öyle diyor, şöyle yazıyorsunuz ama işin doğrusu budur…” şeklinde gerekçe göstererek yumuşak, kardeşçe, dostça hitap etmeliyiz.

    Mümkün olduğu kadar isim vermeden tenkit etmeliyiz.

    Bendeniz bu konularda olgun bir Müslüman mıyım? Kesinlikle olgunluk iddiam yoktur, maalesef kâmil değilim.

    Eşeklik ederek, kendilerini haksız yere kırdığım, üzdüğüm mü’min kardeşlerimden helallik diliyorum.

    Tenkit edilmesi gereken bozuklukları, dalaletleri isim vermeden anonim şekilde, olabildiğince yumuşak bir üslupla tenkide devam edeceğim.

    Yasal Uyarı: GazeteVahdet’te yer alan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları Yeni Vahdet Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazıları ve haberlerin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazıları ve haberlerin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı veya habere aktif link verilerek kullanılabilir. 21 Ocak 2015

    Müslümanların kan kustuğu günler

    Faşist zâlim acımasız küfür rejiminin dine imana Kur’âna hizmet eden Müslümanlara kan kusturduğu karanlık günleri hatırlıyorum. İhlaslı Risale-i Nur talebeleri… İhlaslı tarikat mensupları… Müslüman gazeteciler, yazarlar, fikir adamları, Kur’ân ve din dersi hocaları ne çileler çekmişlerdi.

    Öncesini hatırlamıyorum, 40’lı, 50’li, 60’lı yıllarda, o menhus 28 Şubat günlerinde aktif, mücahid, hizmetkar Müslümanlara iç düşman olarak bakılıyordu.

    TCK 163 madde terör giyotini gibi çalışıyordu.

    Birkaç Nurcu bir evde toplanırlar, çay içip Risale-i Nur okurken eve baskın yapılır, zavallı masumlar caniler gibi yakalanırdı.

    Üç beş Nakşî bir evde toplanıp zikir mi ettiler, basılıp yakalanırlarsa işleri bitikti.

    Çocuklara özel olarak din ve Kur’ân dersi vermek bir cinayetti.

    Bendeniz bir hizmet kahramanı olmadığım halde evim gazete idarehanem defalarsa basılmış, evrak ve kitaplarımın bir kısmına el konulmuştur.

    27 Mayıs darbesinden sonra bazı Nurcuları yakalamışlar, işkence ettikten sonra Sultanahmet Cezaevine atmışlar. Zavallı mazlum Müslümanlar, ayaklarına basamadıkları için yerde sürünerek abdest alır, namaz kılarmış.

    Beyoğlu’nda yatılı mektepte okurken hatırlıyorum, Ezan-ı Muhammedî okumak suçtu, Ağa camiinin önünde geçerken şerefedeki müezzin Tanrı uludur diye tercüme ezan okurdu.

    60’lı yılların başında resmî vaiz Alasonyalı Cemal efendi sık sık Emniyete çağrılır, azarlanır, tehdit edilirdi. Daha niceleri.

    Robert Kolejde okumuş Diyanet vaizi Abdülhalim Akkul hoca ihtilalden sonra işinden atılmış, büyük geçim sıkıntısı çekmiş, ciğerparesi oğlunu, birkaç kuruş ekmek parası getirmesi için bir dökümcünün yanına çırak vermiş, çocuk ağır işe dayanamamış, verem olup ölmüştü. Taziyet için hocanın evcine gidenler, zemherir soğuğunda sobanın yanmadığını görmüşlerdi. (Altınoluk dergisinde Abdülhalim hoca ile yapılmış röportajı mutlaka okuyunuz. /Abdülhalim Akkul Altınoluk/ kelimeleriyle arar bulursunuz.)

    Bediüzzamanın ve has talebelerinin çektikleri…

    İskilipli Âtıf efendinin idamı… Doksanına yaklaşmış Nakşî şeyhi Erbilli Esad efendinin iki büklüm zincire vurularak Menemene götürülüp orada hastahanede şehid edilmesi. 27 Mayıs 1960’tan sonra hocaların, Kur’ân hadimlerinin, Nurcuların Sivas’ta, Hitlerin temerküz merkezleri gibi bir kampa tıkılması…

    Ankarada Siyasal Bilgiler Fakültesinde okurken, birkaç arkadaşımla beraber Asrî (!) Cezaevinde tutulan merhum üstad Necip Fazılı ziyarete giderdik.

    Dinsiz ihtilalcilerin gözleri o kadar dönmüştü ki, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Başkanı Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil üstadı da tutuklamışlar, Pangaltıdaki Harbiye binasının bodrumundaki ışıksız havasız pis bir hücreye atmışlardı. Onu daha sonra Balmumcu çiftliği Askerî hapispahesine nakl ettiklerinde ziyaret etmiştim. Bir kutu lokum götürmüştük, kutuyu açmışlar, lokumları iğneyle delerek kontrol etmişlerdi!.. Bu hapishaneye bendeniz de tıkılmıştım…

    Egemen azınlıklar o devri özlüyor, Cenab-ı Hak o kara günleri bu millete tekrar yaşatmasın… Yaşatmasın da, Müslümanları bu konuda uyanık ve şuurlu görmüyorum. 22 Ocak 2015

    Ümit var mı?

    Ümit var mı?… Kur’ân bize

    Allahtan ümit kesilmez

    diyor. İnsanların, insanlığın hali ise pek ümit vermiyor. İslâm düşmanlarının, ateistlerin, münafıkların ümitli olup olmadıkları beni pek ilgilendirmez; bir Müslüman olarak İslâmca düşünmeye çalışırım.

    Müslümanların büyük kısmı ümit vermiyor.

    Günah her devirde olmuştur ama zamanımızdaki gibi açıkta, açıkça, küstahça büyük günah işlenmesi, dindar geçinen Müslümanların bunu kötülememesi, engellemeye çalışmaması, yani nehy-i münker yapmaması ümitlerimi kırıyor.

    Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir hürriyet ve serbestlik içindeyiz ama bu hürriyeti ganimet bilerek vazifelerimiz yapmıyoruz. Bu da ümit kırıcıdır.

    Bu hürriyet ve serbestlik içinde, bütün mü’minleri çatısı altında toplayacak bir Ümmet birliği ve teşkilatı kurulmaması da çok üzücüdür.

    Hürriyet var ama Müslümanlar, başlarına râşid bir İmam seçerek ona biat ve itaat etmiyor. Ümmet yok, İmam yok, birlik ve beraberlik yok. Aksine tefrika var, bin türlü İslâmcılık var. Hepsi birbirinden kopuk.

    Hürriyet var, Müslüman halka ilmihalini öğretme seferberliği yok. Cemaatle beş vakit namaz kılma seferberliği yok. Şer’î tesettür konusunda ciddî çalışmalar yok.

    Hürriyet var, MEB

    bedava Osmanlıca kursları

    açtı. Gidip bin yıllık millî yazımızı öğrenen pek az.

    Memleket ve bir kısım Müslümanlar çok zenginleşti ama başta Suriyeli mültecilere ve yerli fukaralara yönelik toplumsal paylaşım, sosyal adalet yok.

    Cami var, cemaat yeterli değil.

    Cuma ezanı okunuyor, dükkanlar açık, alış veriş devam ediyor.

    Her kesim haklarını arıyor, Sünnî çoğunluk medreselerin ve tekkelerin açılması, Ayasofyanın tekrar cami haline getirilmesi için baskı yapmıyor.

    Bir kısım sözde İslâmcı münafıklar Dinimizin, Şeriatimizin, ahlâkımızın kesin olarak yasakladığı rüşvete, haram komisyon ve rantlara, pis ve bulaşık işlere, ribaya batmış vaziyette.

    Zina serbest bırakıldı, Müslümanlar umursamıyor. Dindar geçinen zenginler beş yıldızlı, yedi yıldızlı içkili, fuhuşlu, fışkılı otellerde fink atıyor.

    Haram yeme yaygın hale gelmiş. Haram yeme konusunda ağlayanların bir kısmı biz niçin yiyemiyoruz diye ağlıyor.

    Din, iman, Kur’ân sömürüsü korkunç boyutlarda. Nafile bir ibadet olan umre lüks ve ihtişamlı turistik seyahat haline getirilmiş.

    İsraf sosyal bir âfet ve felaket olmuş. Dışarıdan her yıl üç milyon ton buğday alan Türkiyede günde beş milyon ekmek çöpe atılıyor.

    Para ana değer olmuş… Benlikler put haline gelmiş…

    Cemaat, tarikat, grup, fırka, hizip, parça asabiyeti, holiganlığı, militanlığı, fanatizmi

    zıvanadan çıkmış. Müslümanların sayısı çok ama ağırlıkları pek az.

    Evet beşerî planda ümit göremiyorum. Lakin

    Allahtan ümit kesmiyorum.

    Hz. Yakub aleyhisselam oğullarına

    “Gidiniz kardeşiniz Yusuf’u arayınız, sakın Allahtan ümid kesmeyiniz. Kafirlerden başkası Allahtan ümid kesmez”

    buyurduğunu Kitabullah bize haber veriyor. 23 Ocak 2015

    Tavzihler= Açıklamalar

    12 Eylül 1980 darbesinden sonra merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun çektiği acılar, maruz kaldığı işkenceler, zindanda geçirdiği zor günler yanında bendenizin çektikleri çok hafif kalır. Bu fakir de acılar çektim, hürriyetimden mahrum kaldım, maddî ve mânevî zararlara uğradım ama onun kadar değil. Bâzı tarizler üzerine durumu tavzih etmek ihtiyacını duydum.

    ***

    Bir yazımda “Fabrike etmek” yazarken, yanlış tuşa basarak fabrika yazmışım… Düzeltiyorum. Fabrike edilmiş demek, düzmece, uydurma, üretilmiş mânasına geliyor.

    ***

    Günümüzde TCK 163’üncü madde ve benzeri mevzuat yok. Vatandaşlar inançlarından, dinî görüş ve kanaatlerinden dolayı mahkemeye verilmiyor, hapse atılmıyor, mağdur edilmiyor. Elhamdülillah, eskiden yazamadığım ağır yazıları kaleme alabiliyorum. Mahkemeye verilen, tutuklanan Müslümanlar var ama onların aleyhindeki muameleler din, inanç ile ilgili değil. Sivil darbe yapmak, devleti ele geçirmek, sahte belgeler üretmek, komplo hazırlamak gibi iddialar var…

    ***

    Herkes fakirin yazısını okumalı gibi iddiam yoktur. Okuyan okusun, okumak istemeyen okumasın. Yazılarımdan rahatsız olanlara, muhterem kardeşim, sayın vatandaşım lütfen okuma derim.

    ***

    İsim vermek kimliğini açıklamak suretiyle tenkit etmeyi, polemik ve kalem kavgası yapmayı uygun görmüyorum. Faydasından çok zararı oluyor. Bendeniz polemik, kavga, çatışma, tartışma makinesi değilim.

    ***

    Övgüye layık olmayanları övmek, yağcılık ve yalakalık yapmaktır. Övgüye gerçekten layık olanların ise övgüye ihtiyacı yoktur.

    ***

    Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) Sünnetini tenkit eden kafir olur demekle, isim vererek filanca kişi Sünneti tahkir etti ve kafir oldu demek başkadır. Birincisinde kural zikr ediliyor, ikincisinde bilinen birinin üzerine suç atılıyor.

    ***

    Şeytanî, Batı taklidi, alaca bulaca, örtülü açık saçıklık, bezirganlığa alet edilen, erkeklerin kötü bakışlarını celb eden tesettür ne kadar tenkit edilse azdır.

    ***

    Şeriatın en küçük bir hükmü, mesela namaz kılarken başın takke, arakiye, imame ile örtülü olması edebi ve sünneti ile ilgili hüküm, en gümbürtülü dedikodulardan, polemiklerden, faniliklerden, gelip geçici aktüel hadisattan daha önemlidir.

    ***

    İman, İslâm, Kur’ân, Şeriat kutsaldır, kesinlikle zengin olmaya, lüks hayat sürmeye, siyasî veya şahsî prestij kazanmaya, üne, alkışa alet edilmemelidir.

    ***

    IQ’ları çok düşük, akılları güdük, kültür ve ilimleri yok denecek kadar az kimselerin imana ve İslâma ihtiyacı vardır ama böylelerinin din işlerine burunlarını sokmaları, İslâm temsilciliği taslamaları büyük felaket olur.

    ***

    Dört başı mâmur, hem İslâmı iyi bilen, hem çağı yakalamış, yüksek ahlâk ve fazilete sahip, etkili vasıflı güçlü Müslüman gençler yetiştirmek en büyük hizmettir. Böyle gençler binde bir çıkar. Özel programlarla yetiştirilmeleri gerekir. Bundaki hayrı, faydayı, sevabı, ecri bilsek, iki mülkümüz varsa birini satar, parasını bu yetiştirme işine yatırırız. Yukarıda zikr ettiğim gibi plansız programsız vasıflı Müslüman yetişmez, paralar boşa gider. Böyle bir programı olan var mı?

    ***

    Layık ve müstehiq olmadığım için hiçbir övgü ve aferin istemiyorum. Hak Tealanın beni bağışlaması için hayır dua edilirse memnun, minnettar ve müteşekkir kalır, sevinirim..

    ***

    İhlas ilahî bir sırdır. Hadîs-i kudsîde “İhlas Benim sırlarımdan bir sırdır, sevdiğim kulumun kalbine koyarım” buyurulmuştur. Ben ihlaslıyım diye davul çalanlardan çok korkmak gerekir. 24 Ocak 2015

    Ümmetleşmeyi engelleyen baronlar

    Müslümanların tek bir Ümmet çatısı altında birleşmelerini ve güçlenmelerini kimler engelliyor?.. Tabiî ki, ABD, AB, Papalık, Evangelistler, İsrail, Siyonizm, Mecusiler, militan ateistler böyle bir birleşmeyi, bütünleşmeyi asla istemezler ve gerçekleşmesini var kuvvetleriyle önlemeye çalışırlar.

    Lakin, İslâm dünyasının içinde birtakım hainler ve gafiller vardır ki, onlar da Ümmet birliğini

    (bazen lafla ister gibi görünseler de)

    istemiyorlar ve dolaylı şekilde sabote ediyorlar.

    İmana, İslâma, Kur’âna, Şeriata hizmet eden gerçek ulemayı ve meşayihi, ellerinden öperek, dualarını talep ederek, tenzih ederek yazıyorum: Din istismarcısı birtakım baronlar Ümmet birliği ve teşkilatı istemez. Çünkü birlik onların baronluklarına, menfaatlerine, sekter saltanatlarına, din sömürülerine, nefs-i emmarelerine öldürücü bir darbe indirecektir. Müslümanlar birleşirlerse onların hoşaflarının yağı kesilecektir.

    İslâm birlik dinidir. İnançta Tevhid

    (Ortağı, naziri, benzeri olmayan)

    bir Allaha inanıp ibadet etmek… Dünyada, tek bir Ümmet olarak birlik… Râşid, âdil, muktedir bir İmam’a biat ve itaat etme konusunda birlik… İslâm bu birliğe o kadar önem veriyor ki, meşru bir İmam varken ikinci bir imam zuhur ederse onun katlini, idamını uygun görüyor, tá ki, birlik bozulmasın.

    İslâm Şeriatine göre dünya ikiye ayrılır: İslâmın uygulandığı ve Müslümanların hakim olduğu

    Darülİslâm

    ile küfrün hakim olduğu

    Darülharb

    .

    Mü’minlerin darüİslâmın ne olduğunu bilmeleri, darülİslâmı hararetle, hasretle istemeleri gerekir.

    Bir şey bilinmezse, istenmezse, kurulmasına niyet edilmezse, bu niyet aksiyon haline getirilmezse elbette istenen birlik ve Ümmet gerçekleşmez.

    Özetliyorum:

    Bütün mü’minler, tek bir Ümmet çatısı altında ve yapısı içinde birleşmelidir… Bu Ümmetin başında râşid bir İmam bulunmalı ve mü’minler bu muhterem zata biat ve itaat etmelidir… İmam, Ümmetin işlerini ehil ve layık olan müşavirlerle istişare ederek görmelidir. Ümmetin yaşadığı topraklarda İslâm hükümleri, İslâm ahlâkı geçerli ve hükümran olmalıdır…

    Müslümanlara Ümmet, İmamet, Darülİslâm konusunda eğitim verilmeli, yoğun propaganda yapılmalıdır.

    Müslümanlar İslâm ülkelerine pasaportsuz, başlangıçta bu kabil olmazsa vizesiz gidebilmelidir.

    Ümmet birliğinin kurulmasına bir başlangıç olmak üzere İslâm ülkeleri ve devletleri Avrupa Birliği gibi bir federasyon veya konfederasyon oluşturmalıdır.

    İslâm ülkelerinin

    altın esasına dayalı ortak bir parası

    olmalıdır. Bu dediklerim petrol parasıyla hayata geçirilebilir ama gereken niyet, irade, ahlâk yok.

    Yazımın başında ifade ettiğim gibi, İslâm birliğinin, Ümmetin, İmametin, Dârülİslâmın en büyük köstekçileri, hizmet perdesi altında hedm eden

    (yıkan)

    birtakım din baronları, din sömürücüleridir. Onlar Nuh derler, tek bir Ümmet, tek bir İmam demezler.

    Sekter ve cahilî zihniyetli ve nefsanî ahlâklı bu baronlardan kurtulmadıkça Müslümanlar birleşemez, güçlenemez, aziz ve hür olamaz. 25 Ocak 2015

    Eski mücahidler yeni müteahhidler

    İslam’a ve ümmete en büyük zararı, dünün mücahitleri, bugünün gözü para hırsıyla dönmüş haram yiyen bazı müteahhitleri veriyor.

    1960’larda, bütün şuurlu Müslümanlar kötü düzen ve sistemi çok ağır şekilde tenkit ediyordu. O tarihlerde bir Müslüman’ın tağuttan ve tağutî sistemden razı olması, onu övmesi mümkün değildi. Gerçi bazı gafiller vardı ama onlar elden geldiği kadar uyarılmaya çalışılıyordu.

    Köprülerin altından sular aktı ve eskinin düzen bozuktur diye haykıran yırtınan bazı radikal mücahitleri, akıl almaz bir metaformozla müteahhit oluverdiler. Kötü düzen cici oluvermişti. Birtakım mezhepsiz ilahiyatçılardan bozuk fetvalar aldılar, vaktiyle küfür düzeni dedikleri sistemin haram gelirlerini, rantlarını ganimet olarak toplamaya başladılar.

    Fetvanın meali şuymuş: Kötü düzenlerde kötü işler yapılabilir, Şeriatın haram dediği gelirler elde edilebilirmiş… Bu, Rahmanî bir fetva mıdır, şeytanî bir fetva mıdır?

    İslam’da cihad esnasında ganimet toplamak vardır ama bu sadece küffar ile yapılan cihatta olur ve gayr-i Müslimler’den alınır. Dinimizde Müslümanlar’dan ganimet toplamak yoktur. Bizim bazı eski mücahidler, yeni müteahhidler Müslümanlar’dan yüklüce ganimet toplamaya başladılar.

    İhalelere fesat karıştırdılar… Yapılaşmaya açık olmayan araziyi yapılaşmaya açarak yüklü komisyonlar aldılar…

    Hayır hayır, sakın beni kınamayınız. Bendeniz namusuyla hizmet verenlere çamur ve iftira atmam. Namuslu hizmetkârlara, bürokratlara, sorumlulara tükürmek, rüzgara tükürmek gibi olur. Temizlerin ellerinden öperim.

    İddiam şudur: Eskiden mücahidim diyen, sonra eline fırsat geçince mücahitlik postunu atıp müteahhitlik şalına bürünenler vardır. Yalan söylüyorsam, iftira atıyorsam, ayıp ediyorsam bendenizi uyarsınlar.

    İslam’a, ülkeye, halka hizmet ederken haram yemeyen, rant ve ganimet devşirmeyen, yolsuzluk yapmayan tertemiz dürüst şeffaf kimselere hürmet ediyorum. Elbette onları tenzih ederek yazıyorum. Onların bir yarası yok ki, yazılarımdan gocunsunlar.

    Eskiden mücahitlik taslayıp bilahare müteahhit olanlar hakkındaki en ağır yazıyı “Allah Belanızı Versin!” başlığıyla bu fakir yazmışımdır. Bu yazımı fikriyet sitesi almış, birtakım şerhler yapmış, arzu edenler internetten indirip okuyabilir. (fikriyet.com Mehmet Şevket Eygi)

    Kimler eskiden mücahitlik taslıyordu da sonra müteahhit olup köşeyi döndü, malı götürdü? Bu konuda isim vermekle vazifeli değilim. Bendeniz naçiz bir yazarım, savcı hakim cellat değilim. Bu memleketin savcıları var, onlar arasınlar bulsunlar adalete teslim etsinler.

    Dünya adaleti böylelerinin hakkından gelemiyor mu? Dava bütünüyle Mahkeme-i Kübra’ya kalır…

    Hem, kimse dünya adaletinden paçamızı kurtardık demesin; bildiğimiz adaletin dışında tokatlar, silleler adaleti vardır. Adaletin pençesinden kurtulduklarını sananlar onlardan korksun. Ansızın sessizce gelir o dehşetli tokatlar, silleler… “Hak sillesinin sedası yoktur; bir vurdu mu hiç devası yoktur.” 26 Ocak 2015

    Onlara sorularım var

    Onlara bazı sorularım olacak? Siz yalana, dolana, sahtekarlığa kanıksadınız da, onları tabiî mi görüyorsunuz?.. Siz haram yenmesine alıştınız da, bunu tabiî mi buluyorsunuz?.. Siz Japonyanın Türkiyeden niçin çok daha ileride olduğunu sorgulamak istemiyor musunuz?.. Siz hayatınızda bir kere olsun, Güney Kore cumhurbaşkanı Kore otomobiline biniyor da, Türkiye devlet başkanı niçin Türk otomobiline binmiyor diye sordunuz mu?… Siz bugünkü çılgın yapılaşmanın, betonlaşmanın normal ve tabiî olduğunu mu sanıyorsunuz ki, bunu hiç protesto etmiyorsunuz?.. Siz, her yıl dışarıdan üç milyon tondan fazla buğday ithal eden Türkiyenin günde beş milyon ekmeği çöpe atmasını tabiî mi buluyorsunuz ki, bu israf nankörlüğü faciasını feryad ü figan protesto etmiyorsunuz?.. Siz güneydoğu Anadolu elden giderken niçin acı içinde haykırıp gömleğinizi yırtmıyorsunuz?.. Bütün gün aç dolaşan Suriyeli çocuğun, fast food lokantasında bir müşteriden artan patatesleri yemek istemesi üzerine feci şekilde dayak yemesi hadisesi duyulunca sizin vicdanınız hangi buz dolabında idi?.. Birtakım gazeteler ve tv’ler yoğun rezil müstehcen yayınlar yaparken niçin, elinizde hürriyet ve fırsat olduğu halde, siz bu kötülüğe ve çirkinliğe tepki göstermiyorsunuz?…

    Ah soracak ne kadar çok sual var!.. Bir iki soru da Müslümanlara sorayım: Sen, iki kere hacca, yedi kere umreye gitmiş musalli Hacı bey, Cuma ezanı okununca niçin dükkanını kapatmıyor da, Kur’anın emrini çiğniyorsun? Cuma ezanı okunduktan, namaz bitinceye kadar yapılan ticaretten, alım satımdan sana fayda değil, zarar geleceğini aklın idrak etmiyor mu?..

    Sen Süslüman bayan cevap ver: O şeytanî tesettürle ve deve hörgücü gibi saçlarınla dinin emrini yerine getirdiğini mi sanıyorsun?..

    Sen imtihanda kopya çeken dindar genç, kopyanın bir tür hırsızlık ve başkalarının hakkına tecavüz olduğunu ne zaman anlayacaksın?

    Sen, sadece resmî işlerde kullanılması gereken devlet vasıtasını niçin özel işlerinde kullanıyorsun?

    Sen, sahte düzmece sağlık raporuyla işine gelmeyen sahtekar, bu yaptığının haram olduğunu ne zaman anlayacaksın?

    Sen dünün eski sahte genç mücahidi, bugün nasıl kart ve hilekar bir müteahhit oldun, şu mâcerayı bir anlatsana.

    Sen müseccel obur, yedi kişiye yetecek o kadar yemeği bir oturuşta midene nasıl sığdırıyorsun?

    Sen sözde çok hassas Kuşkonmaz Dinibütün bey, Ayasofya müzesinin önünden geçerken niçin fenalık geçirmiyor, sarsılmıyorsun, gözlerin niçin yaşarmıyor, vicdanın niçin titremiyor?

    Sorular sorular sorular… İnsanlar kanıksamış, dinlemezler, duymazlar.

    Ya ben?… Vah bana, eyvah bana, efsus bana, yazık bana!.. 27 Ocak 2015

    Dünkü Kudüs Haçlı Krallığı bugünkü İsrail Devleti

    İstanbul, 1450’ye kadar Bizans’ın başkentiydi. Eskiden bizim başkentimizdi gerekçe ve mantığıyla Greklerin bu şehre sahip çıkmaları haklı kabul edilemez.

    Kudüs, bundan binlerce yıl önce birkaç asır Yahudi krallığının başkentiydi, binaenaleyh Yahudilerindir mantığı da saçmadır.

    Kudüs Filistin’in başkentidir, Filistinlilerindir.

    Lakin şu anda Yahudilerin hakimiyetindedir, buna ne diyeceksin?

    Bir ara Kudüs’ü Haçlılar almışlar, on binlerce Kudüslüyü kılıçtan geçirmiş ve orada bir Frank krallığı kurmuşlardı. Sonra olmuştu? Selahaddin Kudüs’ü geri almıştı.

    Kudüs’e beş yüz yıl boyunca Osmanlı İslam devleti hakim olmuştur. Türkiyenin de bu şehirde mânevî hakkı vardır.

    İnkar edilemeyecek doğru şudur:

    Kudüs hem Müslümanların, hem Hıristiyanların, hem de Musevîlerin kutsal şehridir. Bu şehirde üç dinin haklarına hukukuna riayet edilmelidir.

    Siyasî hakimiyete gelince:

    İsrail’in Kudüs’teki hakimiyeti geçicidir.

    Şehir inşallah tekrar Müslümanların eline geçecektir.İsrail, devlet olarak Haçlı Frank krallığı gibi kısa ömürlü olacaktır.

    Bana inanmıyorsanız Neturei Karta hahamlarına sorun. Onlar İsrail devletini ve Siyonizm ideolojisini küfür olarak görmekte, Filistin Filistinlilerindir demektedir.

    Mülk Allah’ındır. Dilediğine verir, dilediğinden geri alır. Dilediğini aziz, dilediğini zelil kılar. Buna itiraz edecek bir dindar var mıdır?

    Üçüncü dünya savaşı sanırım İsrail ve Kudüs yüzünden patlak verecektir.

    İsrail’in nüfusu şu anda 9 milyondur. İslam alemi ise 1,5 milyardır. Siyonistler Müslümanları bölmekte, parçalamaktadır. Onlar tek bir Ümmet çatısı altında birleşip zamanın Selahaddinine biat ve itaat ettiklerinden kısa bir müddet sonra İsrail diye bir devlet kalmayacaktır.

    İnternette okudum: Naturei Karta hahamlarından birine soruyorlar?… -Filistin Filistinlilerin olduğuna göre, orada hakimiyet tekrar Filistinlilerin eline geçinde bunca Yahudi ne olacak?.. Şu cevabı veriyor? -İstedikleri kadar Yahudiyi bırakırlar, diğerlerini kovarlar…

    Bunu bendeniz söylemiyorum, bir Yahudi Rabbisi söylüyor.

    Şu anda İsrail’i süper devlet ABD destekliyor ve ayakta tutuyor. Bu süper devlet de, Sovyetler Birliği gibi yıkılınca ne olacak?

    Bazıları Siyonizmle Yahudiliği özdeşleştiriyor. Büyük bir yanlıştır bu. Musevilik dindir, Siyonizm ideolojidir. Almanyayı, Alman halkını Nazizm ideolojisiyle özdeş hale getirmek, ne kadar yanlışsa ve yakın tarihte yanlış olmuşsa, Siyonizmi ve Musevîliği bir tutmak o kadar yanlış olur.

    İnterneti açalım ve /Anti-zionist Jews… Naturei Karta/ kelimeleriyle arayalım. Karşımıza hayli site çıkacaktır. Bütün Yahudiler Siyonisttir demek büyük bir yalan olur.

    Nazizm Almanya’nın ve Almanların sebeb-i felaketi olmuştu. Siyonizm de Yahudilerin felaketine sebep olacaktır.

    Yahudiler keşke dinleriyle mütedeyyin olsalar ve Naturei Karta hahamlarının uyarılarına kulak assalar.

    Siyonizm ve İsrail devleti Tevrat ile uyuşmaz ve bağdaşmaz. Neturei Karta hahamları böyle diyor… 28 Ocak 2015

    Sünnet İslamın ikinci ana kaynağıdır

    Sünnetini inkar etmek, dolaylı şekilde Resulullahı (Salat ve selam olsun ona) inkar olur. Resulullahı inkar ise küfürdür. Allahın kadim Kelamı olan Kur’an bizi Resulullaha imana, biat ve itaat etmeye çağırıyor, bu konuda nice ayet ve beyyinat vardır.

    Büyük hadis imamları mevzu hadisleri inceleyip ayırmışlardır. Hadis denilince ilk olarak mevzu hadisler hatıra gelmemelidir. Sünnet ve hadisten maksat Resulullah efendimizin öncelikle mütevatir ve sahih hadisleridir.

    Zayıf hadis demek mevzu=uydurulmuş düzmece hadis demek değildir.

    Sünnet ve hadisler olmadan Kur’anın tamamı doğru bir şekilde yorumlanamaz ve sapıklıklar başlar.

    Adı üzerinde, İslamın ana caddesi ve Sevad-ı Âzam olan Ehl-i Sünnet ve cemaat, Sünnete ve hadislere büyük önem verir ve bunları İslamın ikinci ana kaynağı olarak kabul eder.

    Sünneti inkar edenler firak-ı dallenin (sapık fırkaların) mensuplarıdır.

    Sünnet inkarcıları ikiye ayrılır: Bir kısmı tamamen inkar eder. Diğer kısmı ise aşırıya giderek, işlerine gelmeyen, kendi bâtıl mezheplerine uymayan sahih hadisleri de inkar eder. Bu iki taife ifrat ve tefrit üzeredir.

    Sünnet ve hadisler hakkındaki en âdil, doğru, isabetli, hikmetli görüş Ehl-i Sünnet ulemasının görüşleridir. Cumhur-i ulemanın görüşlerine zıt, aykırı görüşler yanlıştır.

    Bazıları hadisleri Avrupa Birliği standartlarına, kriter ve normlarına göre ayıklamak istiyor. Böyle bir ayıklama küfürdür, dalalettir=sapıklıktır , hıyanettir.

    Son derece bozuk ve sapık bir fırka olan Fazlurrahman mezhebine göre Kur’anın üç yüz küsur muhkem (kesin hükümlü) ayeti tarihseldir, bu devirde geçerli değildir. Fazlurrahmancılar nice sahih gerçek hadisi de kabul etmiyor. Onlar, ortaya “Ben Fazlurrahmancıyım, benim fırkam doğrudur, o doğrular şunlardır…” diyerek ortaya çıkmıyor, münafıklık ve taqiyye yapıyor, gizleniyor

    Sünnet ve hadislere karşı olan diğer bir taife de bozuk Mutezile mezhebi mensuplarıdır. Onlar da taqiyye ve kitman yaparak gerçek kimliklerini saklamakta, Ehl-i Sünneti sinsice yıkmaya çalışmaktadır.

    Sünnet düşmanlığın geri planını araştırırsanız, perdenin arkasında BOP’u, Siyonizmi, emperyalizmi görür ve bulursunuz.

    Meşhur BBC bundan birkaç yıl önce “Turkey in radical revision of Islamıic texts” başlıklı ve Robert Pigott imzalı bir makale ile, Türkiyedeki hadis ayıklama işinin, 1400 yıllık İslam tarihinde benzeri görülmemiş bir reform olduğunu yazmıştı. (Bu makalenin Türkçe tercümesi de vardır. Lütfen internetten indirip okumanızı istirham ediyorum.)

    Düşmanlarımız, İslamı yeryüzünden kaldıramayacaklarını anlayınca, dinde derin ve köklü reformlar yaparak, kendilerine zarar vermeyecek, suya sabuna dokunmayan ılımlı ve light bir İslam türetme projesini uygulamaya koydular. Şeriatsız, fıkıhsız, cihadsız, tesettürsüz , İmamsız, Ümmetsiz bir İslam türetmek istiyorlar. Musalli Müslüman değil, dünyevileşmiş (seküler, laik olmuş) musalla Müslümanı istiyorlar.

    Safsatalarından biri de şudur: Asr-ı Saadettde mezhep var mıydı?.. Cevap: Asr-ı Saadette Mushaf (tek cilt veya tomar halinde) Kur’an nüshası da yoktu. Size göre Mushaflar da mı bid’attir? Mushaf Kur’anın metninin ve nazmının bir araya getirilmesidir. Fıkıh da, Kur’an ahkamının, Sünnet ışığında sistematik bir şekilde bir araya getirilmesidir. Sünneti ve fıkhı kaldırırsanız, İslamın ismi ve resmi kalır, din yıkılır.

    Bir kısım Fazlurrahmancılar ve Mutezile mezhebi mensupları İlahiyat fakültelerinde öğrencilere “Biz size mezhepleri anlatacağız, bunların arasında ayırım yapmayacağız, tercih size aittir” mealinde konuşuyorlar. Onlara göre Ehl-i Sünnet, sapık fırkalar gibi, onların ayarında bir fırkaymış… Hayır, Ehl-i Sünnet İslamın doğru yorumludur ve firak-ı dalle ile bir tutulamaz.

    Mütevatir ve sahih hadisleri inkar edenler dalalet yolundadır. Efendimizin sünnetini, mütevatir ve sahih hadislerini bile bile, inatla, kötü niyetle inkar ve reddetmek küfürdür.

    Hadis deyince hemen mevzu hadislerden bahs etmek, o da büyük haksızlık, adaletsizlik, dengesizlik ve çarpıtmadır.

    Ehl-i Sünnet imamlarının, müfessirlerinin, muhaddislerinin doğru ve sahih bulduğu ve eserlerinde kullandığı hadisler doğrudur.

    Ebu Reyye ve Albanî gibi icazetsiz aşırıların Sünnet ve hadisleri konusundaki aykırı ve aşırı fikir ve görüşlerinin kıymeti yoktur, onlar keenlem yekundur, onlara itibar edilmez.

    Sevgili ve muhterem Müslüman kardeşlerime, Efendimizin Sünnetine ve sahih hadislerine cankurtaran simidi gibi sarılmalarını acizane tavsiye ederim.

    Sünnet düşmanlarına, hadis inkarcılarına karşı uyanık olalım, onların tuzaklarına düşmeyelim.

    Okyanus gibi bir hadis ilmi vardır. İcazetli, takvalı, ihlaslı, alim ve arif büyüklerimize uyalım, Sünnet ve hadis konusunda onların gösterdiği yoldan gidelim.

    Sünnet ve hadis düşmanları önce samimi ve mert olsunlar, kendi fırka ve mezheplerini açıklasınlar. Biz Ehl-i Sünneti, düşman gibi görmesinler. Mertçe biz Fazlurrahmancıyız, biz Muteziliyiz, biz Rafıziyiz desinler, ondan sonra konuşsunlar. Biz Sünnî olduğumuzu inkar ediyor, saklıyor muyuz?

    Allah Kur’anda biz mü’minlere, Resulullaha itaat etmek, onu güzel bir örnek olarak kabul etmek, kendisine biat etmek, Allah katından ne getirdiyse kabul edip almak konusunda kesin emir vermiş, onun hevasından konuşmadığını beyan buyurmuştur. Sünneti ve sahih hadisleri inatla inkar bu ilahî emirleri ve beyanları inkar manasına gelir ve küfre götürür.

    İki türlü vahiy vardır. Metluv vahiy ki, Kur’andır; gayr-i metluv vahiy Efendimize Allahın ilham edip bildirdiğidir.

    Cahillerden, inkarcılardan, dall ve mudil olanlardan, BOP’çulardan, reformculardan, kemalîlerden (el-Kumbuletü’l-Kemaliyye ‘alâ hayati’l-islamiyye…) olmayalım. Sadıklardan olalım.

    Habib-i Kibriya Resulullah efendimizin, Allahın izniyle yapacağı şefaate nail oluruz inşallah.

    Unutmayalım, Sünnet inkarcılığı dinin yıkılmasına yol açar.

    (Âlimlik taslamıyorum, Sünnetin ve sahih hadislerin, dinimizin ikinci ana kaynağı olduğunu yazıyorum. Bunu bilmek ve yazmak için alim olmak gerekmez. Bu bilgi, İslamın iki kere iki eder dört’lerindendir….) 29 Ocak 2015

    Hilafetsiz halifesiz başsız Müslümanlar

    İslâm Hilafetinin yıkılmasında, Necid’de zuhur eden ve Müslümanların çoğunluğunu şirk ve küfürle suçlayıp, canlarını heder, mallarını helal kabul eden batıl ve bid’atçi mezhebin büyük rolü ve hıyaneti olmuştur. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Şama ve Yemen’e dua etmiş, orada bulunan biri, Necd’e de dua buyursanız deyince, istenen duayı etmemiş, Şeytanın boynuzu oradan çıkacaktır demiştir. Bu bozuk fırka ve ideoloji, İngiliz emperyalizminin ve Siyonistlerin aleti olmuştur.

    Osmanlıların, birtakım hatâları olmuşsa da, İslama Şeriata Ehl-i Sünnete Hilafete samimî şekilde bağlı idiler ve ihlasla hizmet ediyorlardı.

    Hilafet yıkıldıktan sonra İslam dünyası başsız kaldı.

    Ortadoğu, haritaları kolonyalist devletler tarafından cetvelle çizilmiş bir yığın sun’î devlete ayrıldı. 1948’de Filistin’de İsrail devleti kuruldu.

    Hilafet gittikten sonra Ümmet birliği de yıkıldı. Hilafet varken, başka devletlerin hakimiyetindeki Müslümanlar, cuma günlerinde camilere Osmanlı bayrağı çekiyordu.(Mesela Hint okyanusundaki İngiliz kolonisi Mauritius adasında…) Kenyada cuma hutbelerinde Sultan Abdülhamidin ismi zikr ediliyor, ona dua ediliyordu. Kütüphanemde Bombayda basılmış Arapça, İngilizce, Urduca bir kitap var. Sultan Abdülhamidin 25’inci cülus yıldönümünde Hindistan Müslümanlarının Halife hazretlerine bağlılıklarını ifade eden telgraflar ve yazılar yer alıyor. Bombay Osmanlı konsolosluğuna gönderilmiş…

    Hilafetin yıkılması Resulullah efendimize (Salat ve selam olsun ona), Kur’ana, Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslamlığına en büyük hıyanet olmuştur.

    Güçlü de olsa, zayıf da olsa Hilafet büyük bir güçtü.

    Halifesiz ve Hilafetsiz İslam alemi, ipi kopmuş bir tesbihin taneleri, şirazesi dağılmış bir kitabın sahifeleri gibi darmadağınık olmuştur.

    Osmanlı Hilafetinin tarihe karışmasından bu yana 90 sene geçti. Şimdi Siyonistler, emperyalistler, sömürgeci güçler, globalciler, kendilerine hizmet edecek fantoş (kukla) bir Halife türetmeye ve üretmeye çalışıyor. Allah onlara fırsat vermesin.

    Şer güçleri Hilafeti kaldırdıkları gibi Müslümanların büyük kısmından Ümmet birliği ve Râşid İmam-ı Kebire biat ve itaat kavramını da kaldırdılar.

    Son hakikî ve iktidarı olan Halife Sultan Abdülhamid hazretleri idi. Ondan sonra gelen Sultan Reşad Jön Türklerin ve İttihadçı eşkıyanın elinde oyuncak oldu. Sultan Vahidüddin başa geçtiğinde devlet Birinci Dünya savaşında yenilmişti, yıkılma başlamıştı.

    Katoliklerin Papası, İngiltere Anglikan kilisesinin Canterbury Başpiskoposu, Masonların Büyük Üstadı, Tibet Budistlerinin Dalay Laması, Yahudilerin Sefarad ve Eşkenaz Başhahamları, her dinin, her mezhebin, her cemaatin bir lideri ve büyüğü var da; Ümmetin, İslam aleminin niçin bir Halifesi yok sorusunu sormayan birtakım cahil, gafil, uyuşuk, uyurgezer Müslümanların haline kadar üzülsek ve acısak yeridir. 30 Ocak 2015

    Ümmet’i kuşatan yirmi tehlike

    Birincisi: Dinde reform, dinde yenilik, light ve ılımlı İslam, BOP gibi cereyanlar ve projelerdir. Bunların arkasında Siyonistler, Batinîler, Mutezile, Fazlurrahmancılar, yarı mühtediler vardır. Taqiyye yaparak kendilerini gizliyorlar. Milyonlarca saf ve bilgisiz Müslümanı zehirlemişlerdir. İslamın reforma ihtiyacı yoktur, dinde reform olmaz (tecdit olur).

    İkincisi: Gulüvv’a sapmış, Tevhid v e Tenzih akidesine aykırı sözler eden, mutaassıp karnü’ş-şeytan Necdîlerdir.

    Üçüncüsü: Sünneti ve fıkhı, ya tamamen, ya kısmen inkar eden mezhepsizlerdir.

    Dördüncüsü: Dini ve fıkhı oyuncak halen getiren Telfikçilerdir.

    Beşincisi: Cihad fi sebilillahı, hududullahı, nice Kur’an ve Sünnet ahkamını hükümsüz bırakmak isteyen “Şeriatsız ucuz İslam” taraftarlarıdır.

    Altıncısı: Neo Batinîlerdir. Bunlar iman etmedikleri halde Müslüman görünerek ve her meşreb ve taifenin nabzına göre şerbet vererek, bin türlü yalan, hile, desise ile İslamı içinden yıkmak istiyor. Onların çoğu materyalisttir (dehrîdir). Okur yazar ziyalı Ehl-i Sünnet mensuplarına, Batinîler hakkında ehliyetli ve icazetli Kelam ilmi hocaları en az on saat sürecek ciddî dersler vermeli ve onları bu konuda uyarmalı, aydınlatmalı, bilgilendirmelidir.

    Yedincisi: Dıştan Müslüman görünen, gerçek dinleri ise Museviliğin bir sekti-branşı olan Gizli Yahudiler.

    Sekizincisi: İran kökenli Meşhed Yahudileri. Bunlar kendilerini Şiî gibi gösterirler ama asıl olarak Yahudidir.

    Dokuzuncusu: P(B)akraduniler… Bunlar üç kimliklidir. Asıl kimlikleri Yahudiliktir. Onun üzerinde Ermeni kimliği, en üstte iğreti Müslümanlık. En sinsileri bunlardır. 19’uncu asrın son çeyreğinde Adana civarındaki Ermeni isyanlarını, devlete sadık Ermeniler çıkartmamış, bunlar çıkartmış, sonunda bütün Ermenilere büyük zarar ve ziyan gelmiştir.

    Onuncusu: Kırımçaklardır.

    On birincisi: Kripto Ermenilerdir. Tek kimlikli Ermeni vatandaşlarımızı tenzih ederek yazıyorum… Nüfusları en az bir milyondur. Alevî, Kürt kılığına girmişlerdir. Bu konuda bendenize inanmayan çıkarsa Türkiye gazetesinin 9 Şub. 2008 tarihli nüshasının birinci sayfasında yayınlanmış olan”Ermeniler Asıl kimliklerine Dönüyor” başlıklı ve Melik Duvaklı imzalı haberi okusun.

    On ikincisi: Soygun, talan, rant peşinde koşan, karpuz gibi dışları yeşil içleri kızıl yarı mühtedi İslamcılardır.

    On üçüncüsü: Kafkasyadan gelmiş Tat Yahudileridir, kendilerini Müslüman gösteriyorlar.

    On dördüncüsü: ABD’de yuvalanmış olan bir kısım Protestanlardır ki, kendilerine Evangelist adını takmışlardır. Bunlar İslamı ve Müslümanları yer yüzünden kazımaya kaldırmaya ahd etmişlerdir. Yahudilerden daha siyonisttirler.

    On beşincisi: İslamı, Kur’anı, mukaddesatı şahsî menfaatlerine, nüfuz ve prestijlerine alet eden, saf Müslümanları kaz gibi yolan, inek gibi sağan; rezil, sefil, beyinsiz, ahlaksız , riyakar, alçak din sömürücüleridir.

    On altıncısı: Meşreblerini, cemaatlerini, parçalarını, gruplarını ve sektlerini; İslamın, Ümmet birliğinin üzerinde gören militan, fanatik, cahil, ufuksuz, beyinleri yıkanmış holigan sekter düşüncelilerdir.

    On yedincisi: Gerçekten Müslüman olan, lakin kültürü, ilmi, irfanı, firaseti, ufuk genişliği İslamı ve Ümmeti temsil etmeye müsait olmadığı halde temsilcilik ve liderlik taslayan kendini beğenmiş güdük yetersizlerdir.

    On sekizincisi: Afgan olmadığı halde Afganlık taslayan, Şiî olduğu halde Sünnî görünen, Masonluğun en azılı locasına yazılan, ihtilalci aktivisit entrikacı, İngiliz ajanı Blunt’la işbirliği yaparak Sultan Abdülhamid’i devirmek isteyen, Bahailerle şüpheli ilişkileri olan karışık ve bulaşık bir zatı İmam kabul edenler.

    On dokuzuncusu: Kur’anın “Allah katında din İslamdır” ayetine taban tabana zıt olan “Halen dünyada üç hak İbrahimî din vardır, bunların üçünün mensupları da ehl-i necat ve ehl-i Cennettir” diyen fırkanın dâileri.

    Yirmincisi: Kur’anın kesin ayetine ve uyarısına rağmen azılı İslam ve Kur’an düşmanlarını dost ve velî (idareci) edinen, onlarla işbirliği yapanlar. 31 Ocak 2015

Yorumlar kapatıldı.