İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mehmet Şevket EYGİ – Vahdet – Şubat 2016

 

  1.  

    İslam Medinesi

    Eski Fütüvvet kitaplarında yazar: “İyi olmak, adam olmak için kendini herkesten aşağıda göreceksin…”

    Hem kendini beğenecek, hem adam olacak, bu mümkün değildir.

    Müslümanın iyisi ve kötüsü olur mu?.. Hiç olmaz olur mu?

    Kendini beğenen kişi, imanı varsa Müslümandır ama iyi Müslüman değildir. Peki o nasıl bir Müslümandır?.. Kötü bir Müslümandır.

    Kendini beğenmek nelere yol açar?.. Kibre gurura yol açar… Allah kibirlileri, mağrurları (gurur sahiplerini) sevmez.

    Büyüklük Allahü tealaya mahsustur. İyi insan olmak, iyi Müslüman olmak, adam olmak isteyenler mütevazı, alçak gönüllü olsunlar.

    Müslüman çocuklara ve gençlere, kaynağı Kur’an ve Sünnet olan Fütüvvet ahlakı öğretilmelidir. Fütüvvet gönül yiğitliği demektir.

    Bu ahlakı kimler öğretebilir?.. Rabbanî alimler, gerçek şeyhler, kâmil mürşidler öğretebilir ancak.

    Nefs-i emmâresi Müslümanın en büyük düşmanıdır. Nefs-i emmâre, kötü şeyleri, günah ve isyanı çok emr eden demektir.

    Nefs-i emmâreden sonra ikinci büyük düşman şeytandır. Şeytan, kendini beğenenleri çok kolay aldatır ve doğru yoldan saptırır.

    İnsanın büyük ve öldürücü düşmanlarından biri kendi dilidir. Diline hakim olamayan kişinin başı beladan kurtulmaz.

    Müslüman bir toplum, genç nesillere (kuşaklara) ahlak ve karakter terbiyesi veremiyorsa, önünde sonunda yıkılmaya mahkumdur.

    Kur’an’ın, Sünnetin hükümlerine uyan ahlaklı ve faziletli bir İslam toplumunda kapıları kilitlemeye lüzum yoktur.

    Bir İslam şehrinde adamın biri içi para dolu cüzdanını düşürse, el çantasını bir yerde unutsa, onları bulma ihtimali binde 999’dur.

    Şeriat, hırsızların elini kesmeden önce, hırsızlığın kökünü keser.

    İslam toplumunda Müslümanlar birbirinin kurdu değil, meleğidir.

    Bir İslam toplumunda en az işlenen günah gıybettir.

    Lüks eviyle, lüks yazlığı ile, lüks otomobiliyle, lüks mobilyaları ile, lüks giyim kuşamıyla, yediği lüks yemeklerle, konakladığı yedi yıldızlı otellerle; övünen, gururlanan, kibirlenen, caka satan kimseler faziletli Müslüman değil, faziletsiz ve sefil sürüngenlerdir.

    Gerçek İslam toplumu bir medine-i fazıladır (erdem sitesidir).

    İslam medine-i fazılasında temel değerler (faydalı) ilim, irfan, yüksek kültür, görgü, mürüvvet, fütüvvet ahlakı, hayır hasenat, adalet, insaf, iç barış ve güvenliktir.

    İslam medinesinde haram kazanç olmaz, haram yenilmez, haramla zengin olunmaz.

    İslam medinesinde beyinsizlik sergilenmez.

    Dünyanın her yerindeki gayr-i müslimler bile bu medinede yaşamaya can atar.

    Kur’an ve Sünnet ahlakının olmadığı yerde İslam’ın sadece ismi ve resmi vardır.

    İslam medinesini kurmak isteyenler işe önce evlerinden başlasınlar…

    (Bazı yazılarımı okuyunca sinirlenen, morali bozulan zata: Okuma!..) 01 Şubat 2016

    Hiçbir Kadının Fâhişe Kıyafetiyle Gezmeye Hakkı Yoktur

    Bağdat Caddesi’nde bir kız, silahla tehdit edilerek tecavüze uğradı. İki çocuk babası tecavüzcü bulundu ve tutuklandı.

    Ülkemizde ahlak yerlere serilmiş vaziyettedir. Sadece tecavüz hadiseleri konusunda tepki göstermekle kalmamalıyız, her konudaki ahlak düşüklüğünü enerjik şekilde protesto etmeliyiz.

    Suçlular, başkalarına ibret olacak ve korkutacak şekilde cezalandırılmazsa suçlar çoğalmaya devam edecektir.

    Başta tecavüz olmak üzere suçların patlamasının en büyük sorumlusu ahlaksız medyadır. Müstehcen yayınlar bazılarını çıldırtmakta ve suç işlemelerine sebep olmaktadır. Gazete ve tv’lerdeki müstehcen yayınların mutlaka önlenmesi gerekir. Bunun için yeni kanun çıkartmaya lüzum yoktur. Ceza Kanunu’nda bu konuda yeterli madde bulunmaktadır.

    Bazı kadınların ve kızların, bazı erkekleri delirtecek, çıldırtacak, kudurtacak tarzda seksî ve şehevî kıyafetlerle dolaşmalarının tecavüz vak’alarını çoğalttığı inkar edilemez bir gerçektir.

    Bundan birkaç sene önce bir liseli kız, dekolte bir kıyafetle yabancı bir erkeğin evine gitmiş, orada feci şekilde öldürülmüş, cesedi parçalara ayrılmış ve çöpe atılmıştı. Bu cinayette, dolaylı şekilde de olsa kızın ana babasının, bizzat kendisinin suçu yok mudur?

    Siyasal İslam yükselirken maalesef dindarlık ve ahlak geriliyor. Bu da inkar edilemez bir gerçektir.

    Yıllardan beri, ahlaksızlık teşvik ediliyor. Otobüste herkesin içinde utanmazca öpüşüp birbirlerini mıncıklayan kadına ve erkeğe, yapmayın ayıptır diyen otobüs şoförünün çağdaş ve laik zümreler tarafından nasıl linç edildiğini hatırlıyoruz.

    Hiçbir namuslu kadın ve kızın sokaklarda meydanlarda fahişe kıyafetiyle dolaşması caiz görülemez.

    Tecavüzcülere lanet olsun ama onları tahrik edenlere lanet edilsin.

    İffet, hayâ, edep, terbiye değer ve kavramlarını yitiren bir toplum böyle iğrenç hadiselerle yüz göz olmaya mahkumdur.

    Hem tecavüzcüler, hem de ırz ve namus düşmanlığını dolaylı şekilde teşvik edenler, müstehcen yayın yapanlar, halkı azdıran iffet ve hayâ düşmanları cezalandırılmalıdır.

    Bugünkü Ceza Kanunu’yla başta tecavüz suçları olmak üzere bütün suçlarda patlama olacaktır.

    Biz en korkunç ve vahşi katillere bile idam cezası vermiyoruz. Kur’an “Kısasta sizin için hayat vardır” buyuruyor. İdam edilmesi gerekenleri idam etmeyen bir sistem hayattan vaz geçmiş, ölümü seçmiş, intihar etmiş olur.

    Fahişe olmayan, fahişelik yapmayan bazı kadın ve kızların fahişe kıyafetiyle gezmeleri kabul edilemez.

    Hürriyetler mutlak değildir. Azdırıcı, kışkırtıcı seksî kıyafetler için hürriyet var, o şekilde gezsin denilemez.

    Türkiye’nin nüfusu Müslümandır, kimliği ve kültürü İslam’a dayanır. Kadın kız kıyafetleri iffet hayâ konusunda İslamî kriterler göz önüne alınmalıdır. 02 Şubat 2016

    Temel İslam Değerleri

    İslâm’ın ana kriterleri, değerleri, ölçüleri vardır. Müslüman, bunları bilir, bunlara göre hareket eder, yaşar, düşünür, davranır.

    Nelerdir bu kriterler?

    Birincisi: Sahih bir imandır. İman işin başıdır.

    İkincisi: İbadet etmektir. İbadetin başı da beş vakit namazı dosdoğru kılmaktır. Erkeklerin, meşru geçerli bir mazeretleri yoksa farz namazları, imamlık yapmaya ehliyeti olan birinin ardında cemaatle kılmaları gerekir.

    Üçüncüsü: Kur’an’ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak, öğütlerini tutmaktır.

    Dördüncüsü: İyi ahlaklı faziletli olmak, kötülüklerden ve rezilliklerden uzak olmaktır.

    Beşincisi: Allah ile olan bütün işlerde ihlaslı olmak, riyadan kaçınmaktır.

    Altıncısı: Âhirete dönük olmak, dünyaperest olmamaktır.

    Yedincisi: Adalet ve insaftır.

    Sekizincisi: Faydalı ilim öğrenmektir. Faydalı ilmin başı akaid, ilmihal ve ahlak bilgileridir.

    Dokuzuncusu: Düşmanla küçük, nefsiyle büyük cihad yapmaktır.

    Onuncusu: Güçlü, üstün, vasıflı Müslüman olmaktır.

    On birincisi: Bütün mü’minlerin, tek bir Ümmet bünyesi içinde olmaları, yaşamaları, birbirlerini sevmeleri ve desteklemeleri gereğidir, yani Ümmet şuurudur.

    On ikincisi: Allah ile ezelde yapmış olduğu ahd ü misaka sadık kalmaktır.

    On üçüncüsü: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize biatli ve itaatli olmak, Sünnet-i seniyyesine sarılmaktır.

    On dördüncüsü: Resulullahı en güzel örnek, önder ve model kabul etmek, onun yolundan gitmektir.

    On beşincisi: Kafirleri sevmemek, onları taklit etmemek, onları dost ve veli kabul etmemektir.

    On altıncısı: Rab olarak Allah’tan, Kitab olarak Kur’an’dan, Din olarak İslam’dan, nebi olarak Muhammed Mustafa’dan, Şeriat olarak İslam Şeriatı’ndan razı olmaktır.

    On yedincisi: Doğru dürüst mustaqim olmaktır.

    On sekizincisi: Zamanın meşru Halifesine biatli olmaktır.

    ***

    Diyanet’in, dinî cemaatlerin, tarikatların; ulemanın, fukahanın, ziyalı Müslümanların bu temel değerleri Müslümanlara en iyi ve en güzel şekilde öğretmeleri gerekir. Bilenler bu hizmet ve vazifeyi yapmazlarsa vebál altında kalırlar.

    Bu değerleri bilmemek büyük ve öldürücü bir cahilliktir.

    Müslümanlık kuru kuruya lafla ben Müslümanım demekle olup bitmez. İslam’ı iyi ve doğru bilmek, İslamî kıstasları-kriterleri bilmek, onlara uygun yaşamak gerekir. 03 Şubat 2016

    Türkiye Haritalarda Parçalanırken

    Rivayet: On beş sene kadar önce Antalya’da bir toplantı yapılmış, birileri “Daha olmazsa, Türkiye’nin doğusunu ve güneydoğusunu bırakır, biz Batı ve orta tarafında devletimizi devam ettiririz” mealinde bir söz etmişler.

    Hangi devlet?.. Egemen azınlıklar Cumhuriyeti…

    Doğuda ve güneydoğuda İsrail uydusu bir Kürt-Ermeni devleti kurulacak…

    Bu fakire “Adam aklını mı yitirdin, nereden çıkartıyorsun bunları?” diyen olabilir.

    Ona cevabım şudur: Aç interneti, Kürdistan kelimesiyle ara, görsellerde önüne kaç harita çıkacaktır bak?

    Türkiyemiz yeni haritalarla çoktan bölünmüş, parçalanmış da senin haberin yok.

    Güney sınırımızda Irak’tan Akdeniz’e kadar uzanacak İsrail uydusu bir Kürt devleti kuruluyor, çoğumuzun haberi yok.

    Bu Kürt devletini kurmak için Diyarbakır’ın Sur bölgesinde şiddetli sokak muharebeleri yapılıyor, Halk şehrin o bölgesini terk etti. İstanbul’daki Dönme medya ise vur patlasın çal oynasın müstehcen yayın yapıyor.

    Hayâsızlık utanmazlık rezillik kepazelik o hale geldi ki, şehit haberlerinin yanında seks, vajina, orgazm, kamasutra, hangi peynirle rakı içilir magazini gırla gidiyor.

    Birtakım Müslüman, İslamcı geçinenlerin umurunda mı bunlar?.. Lüks evlerinde lüks hayat sürüyorlar… Lüks otomobilleriyle gururlanıyorlar… Lüks yiyorlar, lüks giyiniyorlar… 400 liralık gömlek giyenleri varmış… Yedi yıldızlı otellerde yatıyorlarmış… Umreleri bile lüks bunların… Eskiden üst tabaka randevucusu bir Lüks Nermin vardı. Bunlar Lüks Nermin gibi Lüks Müslümanlar…

    İyi, olgun bir Müslüman değilim, sadece sıradan bir Müslüman olarak çok üzülüyorum, kahr oluyorum bu hallere… Bir yanda parçalanan vatan… Şehitler… Ağlayan anneler, eşler, çocuklar… Öte yanda en iğrenç şekilde müstehcen yayın yapan Dönme medya… Ötede, umursamazca lüks hayat süren İslamcı taife… Nasıl üzülmeyeyim, çatlamayayım… Taş olsa çatlar yahu! 04 Şubat 2016

    Halkı Uyarmak

    Kalabalık sokaklara, caddelere, meydanlara, çarşı, pazarlara çıksanız megafonu ağzınıza yaklaştırıp avaz avaz feryat etseniz, “Ey Müslümanlar, ey ahali uyanın, uyanın, uyanın!.. Günahlar, bozukluklar, azgınlıklar çok arttı, riba ve zina yaygın hale geldi. Namaz kılanlar oruç tutanlar, zekat verenler azınlığa düştü. Din, iman elden gidiyor. İsyan, günah, tuğyan her yeri sardı… Kendinize gelin toparlanın, doğru yola girin, bu gidiş iyi değildir…” deseniz sizi ne yaparlar? Yakalayıp ya karakola yahut tımarhaneye götürürler.

    Bugün doğruları haykıranlara deli muamelesi yapılıyor.

    Halk yığınlarını uyarmak o kadar kolay değildir.

    Allahü Teâla Kitab göndermiş, Peygamber (Salat ve Selam olsun Ona) göndermiş; emirlerini, yasaklarını bildirmiş, hem uyarmış hem müjdelemiş. Halk bunları dinleyip itaat ediyor mu?

    Eski din büyükleri çok faydalı kitaplar ve risaleler yazmışlar, halkı uyarmışlar. Bunları okuyup ders-i ibret alan, derlenip toparlanıp ıslah olan kaç kişi var?

    Allah’ın ulülazm Peygamberlerinden Hazret-i Nuh Aleyhisselam halka çok nasihat etmişti ama çoğunluk onu dinlememişti. Tufan olacak, inşa ettiğim kurtuluş gemisine binin dediğinde, inanmayanlar biz yüksek dağlara çıkar tufandan halas oluruz cevabını vermişlerdi.

    Her devirde ve asırda olduğu gibi, zamanımızda da “bilenlerin” büyük sorumluluğu ve vebali vardır. Onlar sözleri dinlensin veya dinlenmesin halkı uyarmak, aydınlatmak, bilgilendirmekle mükelleftir (yükümlüdür).

    Türkiye’yi ele alalım:

    Oldukça geniş din, fikir, medya, eğitim hürriyeti var. Yayın yapmak izne ve ruhsata bağlı değil… Matbaalar, yayın evleri, televizyonlar, gazeteler, internet siteleri, kitaplar, risaleler, dershaneler, afişler, panolar…

    Türkiye’nin bilen, ziyalı, sorumlu Müslümanları halkı, gençliği, kadınları uyarmak ve bilgilendirmek konusunda vazifelerini yapıyorlar mı?

    Nerede yüzlerce konuda yekûn tirajı yüz milyonlarca olan faydalı broşürler?

    Ahlak bozukluğuna karşı ne gibi nehy-i münker (kötülükleri köstekleme, engelleme) yayınımız ve faaliyetimiz var?

    İtikat konusundaki bozukluklarla nasıl mücadele ediyoruz?

    Halkı namaza davet bahsinde neler yapıyoruz?

    Lüks, israf, aşırı tüketim konusunda ne gibi uyarma ve vaz geçirme faaliyetlerimiz vardır?

    Kaç senedir, amansız bir Cemaat-siyasi iktidar savaşı sürüyor; bu savaş büyük paralara, masraflara mal oluyor, hiçbir tarafa faydası olmayan, zararı çok fazla olan bu savaşa para buluyoruz ama hayırlı işlere bulamıyoruz.

    Dini ve manevi açıdan dehşetli bir kaos, anarşi ve fetret içinde olduğumuzun farkında mıyız?..

    Mutlaka yapmamız gereken bazı temel hizmet ve vazifeler var, bunları doğru dürüst yapıyor muyuz? 05 Şubat 2016

    Zilli Uygarlık Âleti

    Kartal Pendik taraflarında özel bir lise… Öğrenciler sabah okula gelince telefonlarını idareye teslim ediyorlar… Akşam giderken geri alıyorlar…

    Başka türlü başa çıkılamamış… Telefon bir cihaz, bir ihtiyaç olmaktan çıktı; bağımlılık, hastalık, statü, fetişizm, çılgınlık halini aldı.

    Ah bu devirde bir Ziya Paşa olsaydı da, telefon hastalarını tenkit ve terzil etseydi.

    Türkiye şimdiye kadar cep telefonu cihazlarına ve konuşmalarına kimbilir ne kadar para harcamıştır?

    Suriçi İstanbul’unda neredeyse adım başında bir telefon dükkanı var.

    Adam acından ölecek, eline bir öğünlük yemek parası geçiyor, bunu telefona yatırıyor. Aç ölebilir ama telefonsuz ölmesin.

    Telefona ihtiyacı olanlar elbette alacak, konuşacak ama her şeyin bir sınırı var.

    Güney Kore gibi cep telefonları üretip dünyaya ihraç edemeyen Türkiye, telefon konusunda ipin ucunu kaçırmış vaziyettedir.

    Kaç sene olmuştu, gazeteler yazmıştı… Herif uçağa binmiş, telefonla konuşmak yasak. Aldırmamış, telefonu açmış konuşuyor. Aman etmeyin uçağa zarar verir, düşebiliriz demişler, bizimki ise ben konuşurum diye diretmiş…

    İçki bulamayınca delirium tremens krizine girip ağzı köpürüp kendini kaybedip yerlerde debelenen sarhoşlar gibi… Eroin bulamayınca sağa sola saldıranlar gibi…

    Bütün camilerde, cep telefonunuzu kapatın, huzurla ibadet edelim levhaları var, yine de çalıyor şu meret cihazlar.

    On yaşında çocuklar telefonlu…

    Yeterli akıl yok, yeterinden fazla telefon var…

    Üç yüz yirmi milyon nüfuslu ABD’nin en akıllı üç beş adamından biri, iki milyar dolar serveti olan ama telefonu olmayan Bill Gross’tur.

    Biraz akıl ve hikmet vardı, cep telefonları ile onların da yüzde doksanı uçup gitti.

    Bana günde kaç saat telefonuyla görüştüğünü söyle, neler görüştüğünü de bildir, ben senin nasıl bir insan olduğunu söylerim.

    Cep telefonu bir ihtiyaç mı?.. Olabilir… İhtiyaç ise ihtiyacın kadar konuş.

    İhtiyaç dışı pahalı cihazlar ve konuşmalar israftır. Para israfı, vakit israfı, ömür israfı…

    İlim, irfan, kültür, sanat, düşünce, mantık, bilgelik yok… Cep telefonu üç bin liralık… Zavallı insan.

    Cep telefonu bin liralık, kalemi (o da varsa) bir liralık… Dengesiz adam.

    Cep telefonunu kayb etmiş, yılan gibi kıvranarak kriz geçiriyor… Vah zavallı!..

    Samimî olmadığı bir büyüğünü ziyarete gidiyor, konuşma esnasında ansızın telefonu çalıyor, konuşmayı hemen kesiyor, cihazı çıkarıp konuşuyor… Terbiyesiz, görgüsüz, kaba ve küstah!..

    Yüz yılda bir güneşte dehşetli manyetik fırtınalar oluyor, elektrikler kesiliyor, cihazlar çalışmıyor. Böyle bir şey olduğunda telefon hastaları perişan ve berbat olacaktır. Olurlarsa olsunlar, onlara acımam.

    Diyanet, telefon bağımlılığı ve deliliği aleyhinde niçin hutbe okutmuyor?

    Eskiden karikatüristler, deli resmi çizerken başına kocaman bir huni, boynuna da bir çalar saat koyarlardı. Yeni delilerin boynuna pahalı telefonlar asmak lazım.

    Delidir, ne yapsa yeridir. Vır vır zır zır dır dır lüzumsuz ve boş yere konuşur da konuşur. Zilli uygarlık aleti!.. 06 Şubat 2016

    Yatay ve Dikey Islah

    Toplumların ıslahı, düzelmesi iki türlü olur: Yatay ve dikey.

    Önce yatayı anlatayım: İnsanlar kendi iradeleriyle ıslaha, doğruya iyiye güzele, hayırlı işlere yönelirler. Çareler çözümler ararlar bulurlar. Kötülüklerin giderilmesi, iyiliklerin yaygın ve hâkim hale gelmesi için bütün gayretlerini, cehtlerini, imkânlarını, enerjilerini bir araya getirirler. Böylece etkili bir ıslah (iyileştirme) faaliyeti başlar. Allahü Teâla ihlasla yapılan bu hayırlı faaliyetlerden razı olur, ilahi yardımını, nusretini muslihlere gönderir, ortalık çok kötüden kötüye, kötüden az kötüye; sonra iyiye, çok iyiye dönüşür.

    İnsanlar fert “birey” ve toplum olarak kendi cuz’î, yatay iradeleriyle salaha, ıslaha, mârufa, iyiliğe yönelmezler; azgınlıkta direnirlerse dikey çözüm gelir. Azgınların ve onları engellemeyenlerin üzerine azaplar ve musibetler iner. Bu musibetler genel gelir, kuruların yanında yaşlar da yanar.

    Tarih bu anlattıklarımla ilgili çok ibretli vakalarla, derslerle doludur.

    M üslüman bir toplumun emr-i maruf ve nehy-i münker farzını yapması gerekir. Bu farz-ı kifayedir. Yani Ümmetin bir kısmı bunu yaparsa, diğerleri sorumluluktan kurtulur. Ümmet bu farzı yeteri kadar, gerektiği gibi yapmazsa herkes mes’ul (sorumlu) olur.

    Şimdi, önemli ve hayati soru şudur: Türkiye Müslümanları yeteri kadar ve gerektiği gibi emri maruf ve nehy-i münker (iyiliği desteklemek ve kötülüğü kösteklemek) farzını yapıyor mu?

    Pek klasik bir örnek vereyim: Fatih Sultan Mehmet Han’ın “Benim vakfettiğim bu camii camilikten çıkartanların üzerine Allah’ın laneti üzerine olsun dediği Ayasofya konusunda şunu yapıyor muyuz? Büyük din âlimlerinin, büyük hukukçuların, büyük düşünürlerin hazırlayacağı bir dilekçe halka sunulur. Elektronik posta ile Devlet, Meclis, Hükümet merci ve makamlarına, Genelkurmay Başkanlığı’na, medyaya, kamuya beş milyon adet imzalanır gönderilir. Ya bu camiyi açarsınız bizim rızamızı kazanırsınız yahut bundan sonra sizi desteklemeyiz.

    Yukarıda anlattığım hizmet ne kadar kolay. Hukuken bir sakıncası yok, gayet normal ve tabii bir hak arama.

    Türkiye Müslümanları bunu yapabiliyorlar mı?

    Herkese zorla namaz kıldırılamaz, kıldırılamıyor lakin bu demek değildir ki, namaz konusunda boş vereceğiz… Namaz için yapabileceğimiz çok hizmetler vardır. Bunları yapmıyoruz.

    Geçen Ramazan’da ülke sathında pervasızca oruç yenerek saygısızlık edildi. Biz Müslümanlar bu konuda ne yaptık?

    Ahlaksızlık, azgınlık, müstehcen yayınlar ayyuka çıktı ne yapıyoruz?

    Ahlaksızlık sınırları zorluyor, biz buna karşı tepki gösteriyor muyuz?

    Sözü uzatmayayım: Kendi yatay iradelerimizle, niyet ve gayret ederek iyilikleri emretmez, kötülükleri engelleyip yasaklamazsak dikey çözüme hazır olalım. 07 Şubat 2016

    Müslümanlık Notumuz Kaçtır?

    Biz elhamdülillah Müslümanız ama Müslümanlık notumuz on üzerinden kaçtır acaba?

    Müslümanlığın kriterleri, ölçüleri var mıdır? Elbette vardır. Bakalım bunlara göre notumuz kaç çıkacak?

    Birincisi: İnançlarımızın doğru sahih inançlar olması gerekir.

    İkincisi: İmandan sonra İslam’ın ikinci temel emri olan beş vakit namazı kılmamız gerekir. Benim kalbim temiz, namaz kılmasam da olur demek sapıklıktır. Çünkü, insanlara en güzel örnek ve model olarak gönderilmiş bulunan Resulullah efendimiz (Salat ve selam olsun ona) ölünceye kadar namaz kılmıştır.

    Üçüncüsü: Zekat vermemiz gerekiyor. Nasıl vermeliyiz? Kur’an’a, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun şekilde, gerçek şahıslara (derneklere vakıflara tüzel kişilere zekat verilmez) temlik etmek suretiyle vermeliyiz. Bunu yapıyor muyuz?

    Dördüncüsü: İyi, sağlam, dindar Müslümanda Ümmet şuuru olur. Bizde o var mı?

    Beşincisi: Uyanık, şuurlu, dindar Müslüman, zamanın Halifesine (İmam, Emîr) biatli ve irtibatlıdır, ona itaat eder. Bizde böyle bir bağ var mıdır?

    Altıncısı: İslam güzel iyi ahlak dinidir. Biz Kur’an’ın, Sünnetin ahlakî hükümlerine ve prensiplerine uyuyor muyuz? Daha açık konuşayım: Ahlaklı, faziletli Müslüman mıyız; yoksa ahlaksız faziletsiz kötü Müslüman mı? Mesela gıybetle aramız nasıldır?

    Yedincisi: Resulullah Efendimiz “Güçlü Müslüman zayıf Müslümandan hayırlıdır” buyurmuştur. Biz ilim, irfan, kültür, ibadet, hayır hasenat, ahlak bakımından güçlü müyüz, zayıf mıyız?

    Sekizincisi: Allah ve Peygamber, Dinimiz ve Şeriatımız bize adaleti emr ediyor, zulümden uzak durun diyor. Biz nefsimize ve yaratıklara karşı âdil ve insaflı mıyız, yoksa bilerek veya bilmeyerek zulm mü ediyoruz?

    Dokuzuncusu: İslam’ın temel esaslarından biri de Müslümanların birbirlerine kardeş oluşudur. Bizde bu kardeşlik şuuru var mıdır? Kardeşlerimizle birlik, ittihad, dayanışma, yardımlaşma içinde miyiz? Yoksa birbirinden kopuk bin parçaya ayrılmış olup çekişip tepişiyor muyuz?

    Onuncusu: Nefs-i emmâremizle, Şeytanla aramız nasıldır. Onlara uyuyor muyuz? Onlarla büyük cihad yapıyor muyuz?

    Lütfen yukarıdaki on maddenin, her birine 10 üzerinden kaç not alabileceksek bunları yazalım, yekun yapalım. Tam not 100’dür. Bakalım bizimkisi kaç çıkacak? 08 Şubat 2016

    Bizim Müslümanlığımız

    Müslümanlıktan bahs ederken mangalda kül bırakmıyoruz ama…

    Biz Müslümanlar, ezan okununca, şerî bir mazeretimiz yoksa, camiye gidip cemaatle namaz kılıyor muyuz?

    Serveti parası müsait olup da gerçek Müslüman evinde oturan kaç kişi çıkar İstanbul’da milyonlarca Müslüman içinden?.. Otuz kişi bile çıkmaz bence… Merhum Asım Ülker bey Bağlarbaşı’nda bahçe içinde bir Müslüman-Türk evi yaptırtmıştı ama ömrü yetmedi içinde sefa ile oturmaya.

    İç dekorasyonu Müslümanca olan, sedirli, küçük de olsa mermer havuzlu kaç evimiz var? Yirmi tane çıkar mı derseniz.

    Japonlar yer sofralarında yemek yer. Bizde yer sofrasında yemek yiyen kaç zengin veya fakir şehirli Müslüman vardır?

    O kadar alafranga Müslümanlar olduk ki, namazın edeb ve sünnetlerinden olan namaz tekkesini bile kullanmıyoruz artık.

    İslam dininin takvimi kamerî hicrî takvimdir. Kamerî ayları ezbere bilen, bugün (mesela) Rebiülevvelin üçüdür diyecek kaç kişi çıkar aramızdan?

    Biz tabiî ki, Müslümanız ama yabancılaşmış Müslümanlarız.

    İslamî hayat tarzından, İslam kültür ve medeniyetinden kopmuş, sudan çıkmış balıklara dönmüşüz.

    Alafranga, Tatlısu Müslümanları olmuşuz.

    Erkeklerimizin çoğu Batı kıyafetleri giyiyor. Kadınlarımızın kimi açık saçık dekolte… Sözde örtülü olanlarımızın çoğunluğu da, şer’î tesettüre bürünmemiş, şeytanî Süslüman tesettür ile geziyor. Müslüman halkın kaçta kaçı ilmihalini, yani öğrenilmesi farz olan dinî temel bilgileri yeterli miktarda ve doğru olarak biliyor?

    Ahlak bakımından ne kadar Müslümanız?

    Müslümanlıkla dünyevîlik bir arada yürümez. Bizim bu konuda durumumuz nedir?

    Cuma günü ticarete, işe ara verip, dükkanlarımızı bürolarımızı kapatıp namaza gidenlerimiz yüzde kaçtır. Müslüman İslam’ı yaşayan, İslam’ı hayatta uygulayan insandır. Biz öyle miyiz? diyor muyuz? 09 Şubat 2016

    Feminizm Terörü

    Fotografını gördüm, hem üzüldüm, hem öfkelendim. Doksan beş yaşında bir ihtiyar, iki bastonla ayakta duruyor. Zavallı adamcağızı hapse atmışlar. Ona orada kim bakacak?.. Suçu neymiş biliyor musunuz? Karısına şiddet uygulamış!.. Yahu onun âhı da gitmiş, vahı da gitmiş. Şiddet uygulayacak hali mi kalmış?

    Kadınlara pozitif ayrım yapacağız diye nerelere geldik, ne hallere düştük.

    Aşırı Feministler terör estiriyor.

    Bazı liseli kızlar dekolte kıyafetlere bürünmesin dersiniz, aşırılar yaygaraya başlar.

    Zina yeniden suç sayılsın, cezalandırılsın dersiniz, yaygaralar yeniden başlar.

    Çok açık ve seçik konuşuyorum: Hakların ve hürriyetlerin de sınırı vardır. O sınırlar aşılınca kötülük olur, fertlere ve toplumlara zarar ziyan ulaşır,

    İsviçre Medenî Kanunu’nun tercümesi olan eski Türk (!) Ceza Kanunu da kötüydü ama bugünkü kadar kötü değildi.

    Bizim ailemizin mutlaka bir reisi olması gerekir. Bugünkü Ceza Kanunu ailede reis tanımıyor. Kadını reis yapmış olsalardı bu kadar kötü ve yıkıcı olmazdı.

    İslamî kriterlere göre Feminizm, Darvinizm Komünizm gibi sapık bir ideolojidir. Türkiye’yi yıkacak faktörlerden biri işte bu sapık ve bozuk ideolojidir.

    Aile yıkılırsa Türkiye de yıkılır.

    Millî kimlik ve kültürümüze uyumlu olmayan yeni Medenî Kanun yüzünden aile kurumu sarsıntı içindedir. Boşanmalar anormal şekilde artmaktadır.

    Kadın cinayetlerinin ana sebebi bu kanundur.

    Bugün on binlerce ayrılmış koca, işleri bozulduğu ve eski eşlerine nafaka ödeyemedikleri için hapis cezası tehdidi altında titriyor.

    Çocuklar için ödenen nafakaların yerli yerinde harcandığına dair hiçbir denetim yoktur.

    Aile konusunda alarm zilleri çalıyor. 10 Şubat 2016

    Avaz Avaz Ezan Okunmaz

    1- EZAN, minareye çıkarak şerefeden okunur.

    2- Ezan, sesi güzel olan ve okumasını bilen müezzin tarafından okunur.

    3- Sesi bed olan ve okumasını bilmeyenlere ezan okutturulmaz. (Başka kimse yoksa ve zaruret varsa okuyabilir).

    4- Avaz avaz, yırtınarak, ciyak ciyak ezan okunmaz.

    5- Cami içinde ve dışında hoparlör kullanılması gerekiyorsa, ses yükseltme tesisatı diplomalı, ehliyetli ve ruhsatlı akustik uzmanları tarafından kurulur. Akustikten anlamayan cahillere kurdurulmaz.

    6- Hoparlör ve mikrofon statü değildir, ihtiyaç varsa kullanılır.

    7- Hoparlörün ses şiddeti 65’i, bilemediniz 75’i geçmemelidir.

    8- 100 desibelin üzerinde ezan okumak ezana zarar verir.

    9- Sabah namazında camide on iki cemaat var. İmamın önünde bir sabit, yakasında bir de seyyar mikrofon var, bu gülünçtür, ayıptır.

    10- Öyle harika ezanlar okunmalıdır ki, namaz kılmayanlar ve gayri müslimler bile kalkıp ezanı dinlemelidir.

    11- Ezan, İslam’ın sesli bayrağıdır.

    12- Hoparlörleri, duyanların ve dinleyenlerin duyu organlarına zarar verecek şekilde açmak İslam’a Ümmete ve Ezana hıyanet olur.

    13- Ezanı dinleyen bazı turistler büyük zevk ve haz almalı, İslam’a ısınmalı, bazısı ihtida etmelidir (Müslüman olmalıdır).

    14- Hoparlörü sonuna kadar açıp bed sesle ezan okuyanlar, bazı fasık kimselerin küfre düşmesine yol açar ve büyük vebal altında kalır.

    15- Müezzinlerin güzel sanat kültürüne sahip olmaları, gönül ehli bulunmaları gerekir.

    16- Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) “Benden sonra peygamber gelecek olsaydı, bu Ömer el-Fâruk olurdu” buyurduğu Hz. Ömer radiyallahu anh, “Mü’minlerin emîri olmasaydım, müezzinlik yapardım” diyerek ezan okumanın kadrini, kıymetini, şerefini bizlere beyan buyurmuştur.

    17- Ümmetin şerefli, güvenli, haysiyetli, ruh asaletine sahip dindar çocuklarından, sesi güzel ve müzik kulağına sahip olanları seçilmeli ve ehliyetli üstadların eğitim verdiği Ezan Okuma Konservatuarı’nda yetiştirilmelidir.

    18- Hoparlör fetişistlerine kesinlikle ezan okutturulmamalıdır.

    19- Bilhassa sabah ezanları okunurken şehir vecd ve ulvî heyecanlar içinde ayağa kalkmalıdır.

    20- Her hâlükârda gönülsüzlere, ehliyetsizlere, bedevî kültürlülere ezan okutturulmamalıdır. 11 Şubat 2016

    400 Liralık Gömlek

    Soruyorum: Tarikat mensubu dindar bir Müslüman 400 liralık lüks gömlek giyebilir mi?.. 3500 liralık ceket giyebilir mi?.. 300 bin liralık lüks otomobille gezebilir mi?.. Adam başına 100 liralık lüks kahvaltı yapabilir mi?.. Bunlara benzer aşırı israflar sergileyebilir mi?…

    İsrafın her türlüsünün dinimiz tarafından haram kılındığını biliyoruz. Bir israf var, bir de aşırı israf… Her konuda aşırı israf yapmak azgınlık olmaz mı?

    Sıradan bir Müslümanın ayağı kayabilir ve zaman zaman israf edebilir ama dindar geçinen, filan veya falan tarikata mensup olan bir Müslüman nasıl lüks ve israf içinde yüzebilir?

    Dindarlık ile böylesine aşırı lüks ve israf uyuşur ve bağdaşır mı?

    Birkaç sene oluyor, bir turizm acentesinin şöyle bir reklamını görmüştüm: Lüks ve ihtişamlı umre seyahati… Aman ya Rabbi!.. Nafile bir ibadete bile lüks ve israf karıştırıyoruz.

    Bir kısım sözde Müslümanlar, sözde dindar sofular lüks lokantanın birinden öbürüne koşup duruyor.

    Bazılarının cevapları da hazırdır: İmam-ı Âzam Ebû Hanife hazretleri de güzel elbise giyerdi… Günah, israf ve azgınlıklarına bu muhterem şahsı perde yapmak istiyorlar.

    O zat zengindi, kumaş ticareti yapardı ve arada bir güzel kumaştan bir elbise yaptırır, bunu namazda giyer ve “Rabbimin nimetini tahdis için diktirdim…” derdi.

    O zat azgın değildi… Çok yüksek bir ahlak ve karakter sahibiydi. Zalim bir rejimin Bağdat başkadılığını kabul etmediği için zindana atıldığı ve kırbaçlandığı rivayet edilir.

    Tarikat mensubu Müslüman, Şeriata ve Kur’an Peygamber (Salat ve selam olsun ona) ahlakına uyan olgun veya olgunlaşma yolunda olan kimsedir.

    İslam her konudaki israfı kötü görmektedir. Ömür israfı… Lüks hayat tarzının sebep olduğu israflar… Yeme içmede israf… Meskende, mobilyada, binitte, sayfiye evinde, giyim kuşamda, her şeyde…

    Hüccetülislam ve Zeynüddin İmam Gazalî gibi büyüklerimizin kitaplarını okuyup, İslam’a göre israf nedir öğrenip kendimize çeki düzen vermemiz gerekmez mi? 12 Şubat 2016

    Önemli Üç Soru

    Önemli ve hayatî sorulardan bazısı şunlardır:

    Birinci soru: İslam’ın ve Müslümanların önündeki en son ve en büyük engel hangisidir?

    İkinci soru: İslam’a ve Müslümanlara azılı din düşmanları mı daha fazla zarar veriyor, yoksa dıştan Müslüman ve dine hizmet eder görünen; aslında dini imanı para ve benlik olan birtakım ahlaksız ve rezil münafıklar mı?

    Üçüncü soru: Bugünkü azgınlık, rezillik, isyan tuğyan, açık fısk ve fücur ile birlikte kurtuluş, ayakta durma, mânevî ilerleme olur mu?

    Birinci sorunun cevabı: Şu âhir zaman günlerinde İslam’ın ve Ümmetin önündeki en büyük engel ve sed kötü ve şerir Müslümanlardır. Onların verdiği zararı en azılı, en agresif kafirler veremez.

    İkinci sorunun cevabı: İçimizdeki dini imanı para, menfaat, benlik, zenginlik olan, haram helal demeden yiyen şişen münafıklar İslam’ı içten darbeleyerek, Ümmete hıyanet ederek, dış düşmanlardan fazla zarar vermektedir.

    Üçüncü sorunun cevabı: Fuhşiyyat yani azgınlık pisliklerine gömülmüş bir İslam toplumunun; bunlardan tevbe edip kendini ıslah etmedikçe kurtulması, iflah olması, necat bulması düşünülemez. Azgın âsilerin ve günahkarların çok cesur ve pervasız; sâlih dindarların pısırık ve korkak olduğu bir İslam toplumu zillete, esarete, yıkılmaya, sürünmeye mahkumdur. Emr-i mâruf ve nehy-i münker (iyilikle emr etmek, kötülükleri yasaklamak) farzını tamamen tâtil ve terk eden sözde salih Müslümanlar da suçludur, büyük vebal altındadır.

    İslam’ın temel emirlerinden bazısı şunlardır:

    1. İttihad-ı İslam… Tek bir Ümmet çatısı altında toplanmak.

    2. Âdil ve râşid bir Halifeye itaat ve biat etmek…

    3. Uhuvvet-i İslamiye, yani iman kardeşliğine riayet etmek, mü’minleri sevmek, onlara düşman olmamak.

    4. Kafirleri dost ve velî (idareci) edinmemek.

    5. Şeriat hükümlerine göre yaşamak, hayatı Şeriata göre tanzim etmek.

    6. Dünya iş ve vazifelerini yapar olduğu halde âhirete dönük olmak.

    7. İslam ahlakına uymak.

    8. Her türlü azgınlıktan ve beyinsizlikten, (mesela israftan) kaçınmak.

    Bunlara ve diğer temel islamî prensiplere uymayan Müslümanlar âsi olur ve (tevbe edip doğru yola girmezlerse) dünyada ve âhirette cezalarını çekerler. 13 Şubat 2016

    Şeriat Ulu Nimettir

    Şeriata aykırı her şey hederdir.

    Şeriata aykırı niyetlerde, fikirlerde, amellerde hayır olmaz.

    Şeriat, Kitabullahtan ve Resulün (Salat ve selam olsun ona) Sünnetinden çıkartılmış hükümlerin tamamına verilen isimdir. Şeriat İslam ile müteradiftir (eş anlamlıdır).

    Önce Şeriat, sonra tarikat…

    Şeriata uymayan tarikat gerçek ve hak tarikat değildir.

    Şeriatın en küçük hükmü, faydasız ve temelsiz dünya zevzekliklerinin ve gevezeliklerinin hepsinin üzerindedir.

    Allah’a itaat eden sâlih ve muttaqi kullar şeriata uyarlar; onun emirlerini yerine getirir, yasaklarından kaçınır ve öğütlerini tutarlar.

    Şeriata uyan ve itaat edenler aziz olur; şeriata sırt çevirenler zelil ve rezil olur.

    Şeriatlı Müslüman zindanda olsa bile yüksektir.

    Şeriata bağlılığı yüzünden asılarak şehid edilen Müslüman, büyük taç giymiş ve büyük tahta çıkmış olur.

    Osmanlı devlet-i aliyesi şeriata hizmet ettiği için altı yüz sene pâyidar olmuş ve nice şan u şeref kazanmıştır.

    Namaz, zekât, oruç, hac ahkâmı Şeriattır… Nikâh, talak şeriattır… Bey u şira (alışveriş) şeriattır… Helal kazanabilmek, haramdan uzak durmak için şeriatı ve fıkhı bilmek gerekir. Allah-ü Teâla ve Tekaddes hazretlerinin rızasını kazanmak isteyenler Şeriat dairesi içinde bulunsunlar, şeriatin sınırlarını çiğnemesinler.

    Şeriat zinayı haram ve yasak kılmıştır.

    Şeriat Müslümanların birbirleriyle riba kılmasını haram kılmış, büyük günah olarak göstermiştir.

    Şeriat hırsızın elini kesmekle kalmaz, hırsızlığın kökünü keser.

    Şeriatı ve fıkhı bilmeyenlerin tasavvufa ve tarikata girmesi sakıncalıdır.

    Temelsiz bina olmaz.

    Şeriat ebedî saadeti ve Cenneti Allah’ın lütuf ve keremi ile kazandırır.

    Şeriat, Müslümanlara ulu nimettir.

    Bizlere, nizamların en âdili ve mükemmeli olan Şeriat-ı Garra-i Ahmediyyeyi ihsan buyuran Rabb-i Müteal hazretlerine sonsuz şükürler olsun. 14 Şubat 2016

    Sorular

    SORU: Türkiye Suriye’deki iç savaşa müdahale etmeli mi (katılmalı mı)?..

    CEVAP: Bendeniz bu konunun uzmanı değilim. Uzmanlar soğukkanlılıkla düşünsünler, müzakere edip tartışsınlar, karar ona göre verilsin. Bir Müslüman olarak, sorumluların istişareden sonra istihare yapmalarını veya yaptırmalarını da tavsiye ederim.

    ***

    SORU: Rusya’nın koruması altındaki zâlim rejim kuvvetleri Haleb’i kuşatmaya başladı. Büyük sayıda göçmen Türkiye hududuna dayandı. Devletimiz bu göçmenleri kabul etmeli mi?..

    CEVAP: Savaştan, zulümden, vahşetten kaçan bu kardeşlerimiz, bu insanlar mutlaka ülkemize alınmalı, elden geldiği kadar geçimleri, barınmaları sağlanmalıdır. Onları orada ölüme terk edemeyiz.

    ***

    SORU: Türkiye’de, Ortadoğu’da, İslam aleminde, bütün dünyada işler iyiye mi gidiyor, kötüye mi?..

    CEVAP: İyiye gittiğini iddia edecek biri çıkarsa onun aklına şaşılır… Her geçen gün kötülükler artmaktadır. Bunun sonu, büyük Kıyamet’ten önceki küçük Kıyamettir. Yani üçüncü dünya savaşıdır.

    ***

    SORU: Ben bu yaz kırsal kesimde yüzme havuzlu lüks şahane bir villa yaptıracağım, savaş bu inşaata sekte vurabilir, binaenaleyh savaş olmayacak diyorum…

    CEVAP: Savaşın çıkıp çıkmaması senin keyfine zevkine kalmış bir mesele değildir. Saçmalamayı bırak.

    ***

    SORU: Adam başına 400 lira ödenen lüks restoranda, karım ve iki çocuğum ile birlikte (Hesap bin 600 lira, ayrıca bahşiş vs…) yemek yemem doğru mudur?..

    CEVAP: İslam dini israfı haram kılmıştır. Bir Müslüman olarak öyle yerlerde lüks ve israflı yemek yemeniz haramdır, ayıptır, günahtır.

    ***

    SORU: Zekatımı bir derneğe, vakfa, tarikata, tüzel kişiye verebilir miyim?..

    CEVAP: Şeriat ve fıkıh zekatların, onları almaya hakkı olan gerçek kişilere, temlik edilmek suretiyle verilmesini emr etmektedir. Derneklere, vakıflara zekat verilmez, verilirse, zekat borcu ödenmiş olmaz. Bu konudaki aykırı ictihad ve fetvalar geçersizdir.

    ***

    SORU: Farz namazlarını tek başıma kılabilir miyim?..

    CEVAP: Şer’î bir özürleri yoksa, erkek Müslümanların farz namazları cemaatle kılmaları gerekir. Özürsüz kimselerin cemaate katılmaları mecburîdir, keyfe ve isteğe bırakılmış değildir.

    ***

    SORU: Hangi imamların ardında namaz kılınabilir?…

    CEVAP: İtikaden Sünnî olmaları, fıkıh ve kıraat ilimlerinde yeterli olmaları, taharete çok dikkat etmeleri gerekir.

    ***

    SORU: Türkiye’nin bugünkü düzeni, İslamî kriterlere göre iyi midir, kötü müdür?..

    CEVAP: Kötü olduğundan hiç şüphe yoktur. Bugünkü düzen veya sistem, İslam’a aykırı ve zıt bir ideoloji üzerine kurulmuştur. Buna bile bile iyi demek küfre götürür. 15 Şubat 2016

    Akıl ve Din

    Mükellef olmak, mü’min ve müslim olmak için akıl sahibi olmak gerekir ama insan aklı dinin kaynağı değildir.

    Akıl, dini anlamak için vasıtadır.

    Aklı olmayanın dini olmaz.

    Ehl-i Sünnete göre dinin üç ana temel kaynağı Kur’an, Sünnet ve icmâ-i ulema ve fukahadır.

    İnsan aklı ne kadar parlak, gelişmiş, eğitilmiş, keskin olursa din o kadar iyi ve doğru anlaşılır.

    Dini doğru anlamak için âlî ilimleri ve ‘âli ilimleri okumuş ve icazet almış olmak gerekir.

    Aklın kategorileri vardır.

    Akl-ı selim sahibi olanlar Müslüman olur.

    Şeytanî akıllılar inat eder ve küfürden hidayete geçmezler.

    İslam’ın temel davet kurallarından biri şudur: İnsanlara akıllarına göre hitap edip hak dine çağırmak gerekir.

    İslam’ı doğru dürüst anlayamamış cahil ve kaba kimselerin lisanla kal ile davet ve tebliği yapmaları doğru olmaz.

    En iyi ve tesirli davet ve tebliğ hal ile yapılanıdır.

    Âlim, fazıl, ârif, ahlaklı, yüksek karakterli, cazibeli, karizmatik bir Müslümanın haline bakan ondaki faziletleri görür ve İslam’a ısınır.

    Gerçek ve olgun Müslüman iyi ve vasıflı insan demektir.

    Böyle Müslümanlarda İslam’ın tecellileri ve parıltıları müşahede edilir.

    Akıl dinin kaynağı değildir ama iyi Müslüman akıllı kimsedir.

    Vasıflı ve güçlü Müslüman iki kültüre sahip olmalıdır:

    Birincisi: İslam’ı iyi ve doğru olarak öğrenmeli ve bilmelidir.

    İkincisi: Genel dünya kültürüne yeterli miktarda sahip olmalıdır. Dünya kültürü geniş ve yeterli, din kültürü eksik güdük yetersiz… Bu kimsede eksiklik vardır.

    Din kültürü sağlam ama dünya kültürü çağın dışında ve yetersiz, bu da eksiktir.

    Kültürün yanında ahlak ve karakter meselesi de önemlidir. Olgun ve vasıflı Müslüman, İslam’ı yaşayan insandır. Beşer olmak hasebiyle birtakım kusurları olsa bile hali ile İslam’ı yansıtmalıdır.

    Bazı sapık mezhepler aklı din kaynağı olarak görüyor, Ehl-i Sünnet bunlara karşıdır. 16.02.2016

    Bir Hanımefendiye

    Pek muhterem hanımefendi,

    Ziyaretime gönderdiğiniz, lise üçüncü sınıf öğrencisi mahdumunuz (…..) beyle görüştüm. Terbiyeli, efendi, kibar bir genç olması itibarıyla kendisini beğendim, takdir ettim, sizi de böyle bir çocuk yetiştirdiğiniz için tebrik ediyorum.

    Sormasa idiniz, şu satırları yazmayacaktım. Oğlunuzun iyi yetişmesi, iyi insan, iyi Müslüman olması için neler yapılmalıdır diye sorduğunuz için aşağıdaki satırları kaleme alıyorum.

    Hanımefendi!.. Oğlunuz bir elmastır ama şu haliyle ham elmastır. Onun, usta elmastraşçılar tarafından yontulması, şekillendirilmesi gerekir.

    Bunun için aşağıdaki konularda, ehliyetli ve liyakatli üstad ve mürşidlerden ders alması gerekir. Ders konuları şunlardır:

    Mürüvvet dersleri… 2. İslam ahlakı dersleri… 3. İstanbul kültürü, ahlakı, görgüsü dersleri… 4. Eton Koleji ayarında genel kültür dersleri… 5. Hüsn-i hat dersleri… 6. Latin kaligrafisi dersleri… 7. Giyim kuşam, yeme içme dersleri… 8. Kabiliyeti ve istidadı varsa resim dersleri… 9. Akaid, fıkıh, ilmihal dersleri… 10. Şeriata mutabık tarikat ve tasavvuf dersleri… 11. Nefs-i emmaresi ve şeytan ile büyük cihad yapma dersleri alması gerekir.

    Bendenizin bu dersleri vermeye ehliyet ve icazeti yoktur. Belki, haddimi aşmamak şartıyla, bir dereceye kadar rehberlik edebilirim.

    Çocuğunuz, yetiştirilmezse, eğitilmezse ham elmas olarak kalacak ve kendisine yazık olacaktır.

    İstihare yaptırmadan bu konuda yük ve vazife almak istemem.

    Bilvesile selam eder ve ihtiramat-ı faikamı takdim eylerim, muhterem hanımefendi. 17.02.2016

    Rusya Sonunda Yenilecektir

    Rusya, Suriye iç savaşına katıldı ve şimdilik başarılı görünüyor. Acaba bu başarıyı sonuna kadar götürüp zafer elde edebilecek midir?

    Bu sorunun cevabını bugünkü verilere baktırarak veremeyiz. Bu filmin daha baş taraflarındayız.

    1940’ta, 41’de Hitler Almanyası her cephede akıl almaz zaferler kazanmıştı. Tarafsız kalan Portekiz, İspanya, İsviçre ve İsveç dışındaki Avrupa ülkeleri, ya Almanya tarafından işgal edilmiş, yahut onun safında yer almıştı.

    Sonra sonunda ne olmuştu? Almanya yenilmiş, Hitler intihar etmişti.

    Beni Asfar olması kuvvetle muhtemel Rus güçleri başlangıçta mevzii zaferler kazanacak, sonunda hezimete ve yenilgiye uğrayacaktır.

    Beni Asfar Kostantiniye’yi bile işgal edecektir. Bu işgal geçici olacak, sonunda Mehdi’nin İslam devleti Belde-i Tayyibe’yi savaşsız geri alacaktır.

    Sovyetler Birliği Afganistan’a saldırmış, birtakım kukla hükümetlerle o İslam ülkesini birkaç sene ezmiş, sonunda çekilmek zorunda kalmış ve bu savaşın verdiği yaralar onun yıkılmasına yol açmıştı.

    Üçüncü dünya savaşı patlak verecek diyorlar. Bu savaş zaten yapılmaktadır, ileride daha büyük ve tahripkar şekilde genelleşecektir.

    Pek uzak olmayan bir tarihte, Rusya ile ABD, AB ve NATO arasında muhtemelen büyük ve yıkıcı savaşlar olacaktır.

    Türkiye’nin bu savaşların dışında kalması çok zordur.

    Mehdi savaşları sonunda Rusya Federasyonu dağılacak, İslam dünyası birleşecek, Avrupa Birliği sona erecektir.

    Türkiye devleti, bazı yenilgiler yaşasa da, ayakta kalacaktır.

    Arap dünyasındaki diktatörlükler birer birer yıkılacaktır.

    Türkiye’de Kemalist ideoloji yürürlükten kalkacaktır.

    Âhir zamanda olup bitecekler hakkında, 1400 yıl önce Muhbir-i Sâdık (Salat ve selam olsun ona) haber verilmiş olan hadiselerin bazısı gerçekleşmiştir. Henüz gerçekleşmemiş olanlar da birkaç yıl içinde vuku bulacaktır.

    Âhir zaman savaşları on milyonlarca azgının, münafığın, agresif İslam düşmanının, zalimin, beyinsizin mahv ve helakine yol açacaktır.

    Âhir zaman savaşlarında, iman, İslam ve Kur’an cephesinde yer almalıyız.

    Tağutun, Deccalların, Kezzabların yandaşları hem dünyada, hem de ebedî âlemde azap görecektir.

    Gafillerin dillerinde pelesenk olan bir laf vardır. Bize bir şey olmaz… Üçüncü dünya savaşı patlak vermez… Ateş bizi yakmaz deyip dururlar.

    Yazımı okuyanlara naçizane tavsiye ediyorum: Tağuttan uzak durun, Rahmanîlerin cephesinde olun. Büyük hadiselere hazırlanın. Tevbe ve istiğfar edin. Rahman’ın rızasını kazandıracak işler yapın. 18.02.2016

    İslami Gündem

    İslamî gündem, diğer bir söyleyiş ile Müslümanların gündemi nasıl olmalıdır? Hangi maddeler bulunmalıdır?

    Birinci madde iman meselesidir… İmanlı olmayanlar veya imanını kayb edenler, en uygun ve düzgün şekilde imana çağrılmalıdır…

    İkinci madde: İmanı olanlar, tashih-i itikada, yani imanlarının sahih ve doğru bir iman olması konusuna dikkat etmeli, onlara bu konuda, bilenlerin yardımcı olmasıdır.

    Üçüncü madde: Herkes, seviyesi ve rütbesi ne kadarsa, yeterli miktarda ilmihal öğrenmelidir. Bilenlerin ve sorumluların halka ilmihal öğretmeleri vaciptir.

    Dördüncü madde: İlmihalini öğrenen Müslümanların öğrendikleri bilgileri hayata geçirmeleri, uygulamaları gerekir.

    Beşinci madde: Bütün âqil, bâliğ, mükellef Müslümanların beş vakit namazı kılmaları.

    Altıncı madde: Hür ve mukim erkeklerin farz namazları, ehil imamların ardında cemaatle kılmaları, şerî bir özür olmaksızın farz namazların tek başına kılınmaması.

    Yedincisi: Bütün mü’minlerin, tek bir Ümmet çatısı altında ittihad, birlik, uyum içinde olmaları; Ümmetin hiyerarşisine ve disiplinine riayet etmeleri.

    Sekizincisi: Bütün mü’minlerin âdil ve râşid bir İmam’a biat ve itaat etmeleri, onun dine uygun emir ve tavsiyelerine uymaları. İmamın veya Halifenin ehliyetli ve âqil kimselerden oluşan Şûrası bulunması.

    Dokuzuncusu: Bütün Müslüman kadın ve kızların Kur’an’ın, Sünnetin, İslam’ın kılık kıyafet ve ahlakla ilgili emirlerine riayet etmeleri.

    Onuncusu: Çocukları, genç nesilleri iyi ve güçlü Müslümanlar olarak yetiştirebilmek için İslamî bir eğitim sistemi ve İslam mektep ve medreseleri açılması.

    On birinci: Bozukluk, fısk, fücur, azgınlık içindeki toplumun ıslahı için planlı ve programlı şekilde çalışılması.

    On ikincisi: Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapılması.

    On üçüncüsü: Yüksek İslam, Kur’an, Peygamber (Salat ve selam olsun ona) ahlakının topluma hakim olması için çalışılması.

    On dördüncüsü: Ehliyetsiz, liyakatsiz, yetersiz, ahlaksız kimselerin dinî konuları mıncıklamasının; din sömürüsü yapmasının önlenmesi.

    On beşincisi: Toplumun, yaklaşan büyük depreme ve üçüncü dünya savaşına hazırlanması, gereken bütün tedbirlerin alınması.

    On altıncısı: Korkunç, dehşet verici boyutlara ulaşmış olan her tür azgınlığın önlenmesi için enerjik ve tesirli şekilde çalışılması.

    On yedincisi: Müslümanları bölen, Ümmetin temellerini dinamitleyen her türlü cemaat, tarikat, hizip, fırka, sekt holiganlıkları, militanlıkları, fanatizmleri ile müessir şekilde mücadele edilip, Müslümanların itidale, ittihada, birbirlerini sevmeye, desteklemeye, yardımlaşmaya çağrılması. 19.02.2016

    Eşeklik Yapmış Olurum

    Aşağıdaki satırları kendim için yazmış bulunuyorum…

    Şayet ben hem Müslümanlık ve dindarlık taslıyor, hem de mütemadiyen hiç durmadan gıybet ediyorsam, gerçek bir dindar değilimdir.

    Yalan söylüyorsam eşeklik etmiş olurum.

    Masum insanlara iftira ediyorsam, bu da eşekliktir.

    Başkalarının gizli günah ve ayıplarını araştırıyor ve onları teşhir ve terzil ediyorsam, eşeklik yapmış olurum.

    Okumuş, tahsilli bir Müslümana, az ve özet de olsa, ilmihalini bilmemek cahillik olarak yeter de artar.

    Kendimi beğenen gururlu kibirli bir kimseysem, beyinsizin teki olurum.

    Parayı deliler gibi sevip putlaştırmak mânen intihar olmaz mı?

    Haram kazanıyorsam, haram yiyorsam, haram servet sahibi olmuşsam, dindar olabilir miyim hiç?

    Haram kazanan fâsıktır, fâcirdir, âsidir.

    İyi, muti’, sâlih bir Müslüman olmadığım halde kendimi böyle gösterirsem azılı bir münafık olmaz mıyım?

    Mü’min olmaktan başka hiçbir faziletim yoktur. O fazilet de benden değildir, Allah’ın ihsanıdır, fahr edemem, şükr ederim.

    Haddimi bilmem, kendimi cümleden edna görmem gerekir.

    Yalan da olsa övgülerden çok hoşlanıyor, doğru da olsalar tenkit ve uyarılardan rahatsız oluyorsam yazıklar olsun bana.

    Namaz kılmak bana ‘ucb veriyorsa vah bana… Her namazdan sonra “Ya Rabbi Sana lâyık ibadet edemedim” diye istiğfar etmem gerekmez mi?

    Zâhiren mütevazı görünüp, bâtınımda gurur ve kibir varsa eyvah bana, vah bana, efsus bana.

    Muteber kitaplardan, büyüklerden alıp faydalı bir şeyler yazabiliyorsam, bunların karşılığında övgü ve sena istemem büyük ayıp olmaz mı?

    Dua eden olursa sevinir, müteşekkir ve minnettar kalırım.

    Büyükler kendilerine değer vermezler, onlar tevazu ve mahviyet taçlarını giymişlerdir.

    Bendeniz büyük olmadığım halde, büyüklük taslarsam, bu benim için ne büyük küstahlık ve haddini bilmezlik olur. 20.02.2016

    Devletimizin Suriyelilere Gösterdiği Şefkat

    Beş yıldan beri komşumuz, kardeşimiz Suriye’de iç savaş var.

    Dört yüz bin kişi öldü. Yaralananların sayısı daha fazla. Şehirler, evler köyler yıkıldı, yangın yerine, harabeye döndü. Milyonlarca Suriyeli vatanlarını terk etti, gurbetlere düştü. Nicesi denizde boğuldu.

    Tarihte benzeri az görülmüş bir facia yaşanıyor.

    Türkiye’de üç milyona yakın

    Suriyeli mülteci

    yaşıyor şu anda.

    Suriye’de diktatörlük rejimi değişmiş, oldukça âdil çoğulcu bir rejim kurulmuş olsaydı, bu facialar yaşanmayacaktı.

    İran buna izin vermedi, ABD ve AB bunu istemedi,

    Rusya buna karşı çıktı, oraya hava kuvvetlerini gönderdi.

    BOP planlarına göre Suriye’nin bölünmesi öngörülüyordu…

    İsrail böyle istiyordu…

    Suriye konusunda

    Türkiye’nin bazı stratejik hataları olmuştur

    ama bunları telafi edecek iyilikler de yapılmıştır. Sanırım şu anda ülkemizde üç milyona yakın Suriyeli göçmen bulunmaktadır. Hattâ bunların bir kısmının, ileride ülkeleri huzur ve istikrara kavuşsa da bizde kalacakları düşünülmekte ve hesaplanmaktadır.

    Türkiye devletinin, Suriye halkına gösterdiği bu şefkat takdire şayandır.

    Bizden çok zengin Avrupa ülkeleri böyle bir yükün altına girmek istemiyor.

    Suriye halk bakımından homojen bir yapıya sahip değildir. Gelenler içinde olumsuz mülteciler de olabilir.

    Onlara kızıp, mağdur ve mazlum kimselerin hepsini suçlamak ve dışlamak adalete ve insafa sığmaz.

    İstanbul’da maalesef bazı aç gözlü kimseler, gayr-i menkullerini Suriyelilere fahiş fiyatlara kiralamışlardır. Bu, İslam dinine, insafa, ahlaka aykırıdır.

    Yine bazı ahlaksızlar, Suriyeliler konusunda iffet ve şerefe uymayan çirkin işler yapmışlar ve yapmaktadırlar.

    Çok şükür, sayıları az olan bazı şoven ve ırkçılar Suriyeli düşmanlığı yapmışlarsa da,

    halkımızın büyük kısma o komşularımıza, dindaşlarımıza şefkat nazarıyla bakmaktadır.

    Netice itibarıyla, devlet ve halk olarak Suriye mültecileri konusunda notumuz kırık değildir, tatminkârdır.

    İnşaallah bu felaketlerde de bir hayır vardır.

    İleride Türkiye ile Suriye, ama şöyle ama böyle birleşecektir.

    Türkiye Müslümanları Suriye’de olup bitenlerden ders alabildiler mi?..

    Maalesef alamadılar ve toparlanamadılar.

    Suriyeli Müslümanların başına gelen felaketlerin ana sebebi,

    orada en az yüzde 75 oranında çoğunluk olan Sünnî Müslümanların birlik olamamaları,

    birbirinden kopuk paramparça cemaatler halinde bulunmalarıydı. Ayrı zaaf ve bölünmüşlük maalesef Türkiye Müslümanları arasında da var.

    Keşke Suriye’de yaşanan facialardan ders alıp birleşmek için bir şeyler yapmış olsaydık. 21.02.2016

    Şeriat Hukukunun Üstünlüğü

    Büyük müctehitlere, din imamlarına, allâmelere, rasih ulema ve fuqahaya, kâmil mürşidlere, gerçek meşayihe, ziyalı salih kişilere, hakikî mü’minlere göre:

    Hukuk sistemleri ikiye ayrılır:

    İlahî hukuk sistemleri ile insanların yaptıkları sistemler. İlahî hukuk sistemleri de kendi aralarında ikiye ayrılır:

    Bozulmamış, tahrife uğramamış, hükümleri kaldırılmamış geçerli ilahî sistem ile tahrife uğramış, hükümden kaldırılmış, geçersiz olmuş şeriatlar.

    Hükümleri Allah’ın kadim kelamı olan Kur’an’dan, Muhbir-i Sâdık olan Allah’ın Resulünün (Salat ve selam olsun ona) Sünnetinden çıkartılmış olan

    İslam hukuku, hukuk sistemlerinin mükemmeli ve insan yapısına, fıtrata en uygun olanıdır.

    Bu hukukun ana kurallarında, hükümlerinde, maddelerinde ihtilaf yoktur. Teferruatında, rahmete ve genişliğe vesile olan olumlu çeşitlilik vardır.

    Beşerî hukuk sistemleri eskir, eskiyen kanunlar çöpe atılır, yenileri yapılır, onlar da eskir ve pörsür.

    İslam hukukunun ve şeriatinin hükümleri insanlık sona erinceye kadar tazeliğini ve zindeliğini korur, hükümleri devamlı olarak yürürlükte kalır. Onlar evrenseldir, eskimez.

    Beşerî kanunlar yanlışlarla doludur.

    Allah kemal sıfatlarla sıfatlı ve noksan sıfatlardan münezzehtir, O yanılmaz, onun koyduğu hükümler ve sınırlar doğrudur.

    Resulullah kendi hevasından konuşmaz, hüküm koymaz. Onun sahih hadisleri ve Sünneti bir tür vahiydir, buna

    vahy-i gayr-i metluv

    denir.

    Şeriat hukuku, hırsızın elini kesmezden önce hırsızlığın kökünü keser. Her hukuk sistemi âdil değildir ama

    İslam hukuku adaletin ta kendisidir.

    Şeriat hukuku insan haysiyetine en uygun hukuktur. Bu ilahî hukuka yönlendirilen bütün tenkitler haksızdır, yersizdir ve çürütülmüş, red ve cerh edilmiştir.

    İslam ceza hukukunun temel prensiplerinden biri kısastır, Kur’ân

    “Sizin için kısasta hayat vardır”

    buyurmaktadır. İslam hukuk sistemi veya Şeriat can ve mal, din ve iman, ırz namus nesep güvenliğini sağlar.

    İslam hukukunda zina etmek, Müslümanların kendi aralarında riba muamelesi yapmaları, resmî veya gayr-i resmî fuhuş köleliği, rüşvet, ihtikâr, namusa tecavüz büyük suçlardır ve âdil bir muhakeme sonunda bu suçları işledikleri sabit olanlara, başkalarına örnek olup korkutacak ağır cezalar verilir.

    İlimleri, irfanları, kültürleri, ahlak ve karakterleri, kişilikleri yetersiz olanlar; İslam Şeriat hukukunun yüceliğini, yüksekliğini, faydasını, ulviyetini, meziyyetlerini hakkıyla anlayamaz ve hükümlerini hayata uygulayamaz.

    İslam hukukunu uygulayacak kimselerin Hz. Ömer Fâruk zihniyetine ve meşrebine sahip olmaları gerekir.

    İslam hukukunun uygulandığı ve halkın bu hukuka layık olduğu bir toplumda kapıları kilitlemeye lüzum ve ihtiyaç olmaz.

    Ehl-i Sünnete göre, akıl İslam’ın ve din hukukunun kaynağı değildir ama ana vasıtasıdır.

    Aklı yüksek ve parlak olmayanlar, İslam’ın Şeriat hukukunu anlayıp idrak edemez.

    Çünkü bu hukuk yüksektir, ancak yüksek akılla, firasetle, iz’anla anlaşılabilir ve uygulanabilir. 22.02.2016

    Müslümanları Aldatmayınız

    Müslüman halkı aldatmayınız… Oyalamayınız… Şaşırtmayınız… Gaflete düşürmeyiniz… Akıllarını dağıtmayınız… Dikkatlerini, önemli faydalı konulardan önemsiz zararlı konulara çekmeyiniz…

    Birinci aldatma ve şaşırtma: Siyasî çekişmeleri, cıvık magazin dedikodularını; İslamî, Kur’anî, hayatî konuların üzerinde tutmaktır.

    İkincisi: Müslümanlara Ümmet birliğinden ve şuurundan, ittihad-ı İslam’dan, uhuvvetten hiç bahs etmemektir.

    Üçüncüsü: Hizipçilik, fırkacılık, cemaatçilik, tarikatçılık militanlığı yapmak, iman kardeşlerini birbirine düşürmektir.

    Dördüncüsü: Tashih-i itikad meselesini gündeme almamaktır.

    Beşincisi: Ehl-i Sünneti sapık bozuk bid’atçi fırkalarla bir tutmaktır.

    Altıncısı: Müslüman halkı, öğrenilmesi farz olan ilmihali (akaid, fıkıh, muamelât ve ahlak) öğrenmeye teşvik etmemek, onları zararlı dedikodu gevezelik ve zevzekliklere yönlendirmektir.

    Yedincisi: Lüks, israf, gurur kibir, gösteriş, statü, pahalı cep telefonu bağımlılığı beyinsizliklerine karşı Ehl-i İslam’ı uyarmamaktır.

    Sekizincisi: Anne babalara, buluğa eren çocuklarına namaz kıldırmaları gerektiğini kesin şekilde söylememektir.

    Dokuzuncusu: Din ve düşünce hürriyeti olmasına rağmen İmamet ve hilafet konusunda halkı uyarmamaktır.

    Onuncusu: Genelleşen haram yeme, haram kazanç ve rantlar, haramla zenginleşme konularında yoğun kötüleme kampanyası başlatmamaktır.

    On birincisi: Hiç faydası olmayan, zararı çok olan konuları ön plana çıkartmaktır.

    On ikincisi: Parti, cemaat, tarikat, sekt, grup, hizip holiganlığı yapmaktır.

    On ücüncüsü: Halka çok açık ve seçik bir üslupla, imandan sonra en büyük vazife, ibadet, amel beş vakit namazı dosdoğru kılmaktır, her Müslüman namazı kılsın, namaza başlasın, namaza büyük önem versin dememektir.

    On dördüncüsü: Halkı, icazetsiz ve ihlassız kimselerin aldatmasına karşı tedbir almamaktır.

    Müslüman halk yığınları gırtlaklarına kadar, kemiklerinin içindeki iliklere kadar dedikoduya, magazine, batmışlar ve bulaşmışlardır. Bu çok kötü bir gaflettir.

    Bilen Müslümanların, bilmeyen Müslümanları uyarmaları, aydınlatmaları, bilgilendirmeleri onların temel vazifesidir. Bunu yapmazlarsa suçlu ve sorumlu olurlar, büyük vebal altında kalırlar.

    Bilenlerin, bilmeyenleri gafletten uyarmaları gerekir.

    Hiçbir bilen Müslümanın, şirk küfür nifak ehlinin gündemini benimsemeye hakkı yoktur.

    Gerçek gündem İslam gündemidir.

    Halk bu gündeme göre uyarılmalı, aydınlatılmalı, bilgilendirilmeli ve yönlendirilmelidir.

    Bunun dışı aldatmacadır. 23 Şubat 2016

    İki Güzel Haber

    Kötü, iç karartıcı, yıkıcı, ümit kırıcı haberleri okumaktan iyice bunalmıştım ki, içimi ısıtan iki haberle biraz düzeldim, kendime geldim.

    Birincisi: İstanbul Nişantaşı’ndan Zeki-Gülmelek çifti, ellisinden sonra Artvin Arhavi Aslandere köyüne gitmişler, oradaki dede konağını restore edip yepyeni bir hayata başlamışlar. Tavuklar, ördekler, inekler, buzağılar… Çok mutluymuşlar.

    İkincisi: Kastamonu Taşköprü Yukarışehirören köyünde yaşayan yetmiş üç yaşındaki Münevver Akgün hanım, kışın ilçeye gidecekmiş ama bakmakta olduğu kediler aç kalmasın diye gitmemiş, her gün onları besliyormuş. Zeki beyi, Gülmelek ve Münevver hanımları tebrik ediyorum.

    Böyle haberlere çok ihtiyacımız var.

    ***

    Bütün imparatorluklar yıkılmaya mahkumdur. ABD, AB, Rusya Federasyonu, Çin birer imparatorluktur. Şu veya bu sebeple yıkılacaklardır. Ne zaman, nasıl?.. Onun bilemem.

    ***

    Dünyada dinler ve medeniyetler savaşı oluyor. Bunu göremeyenler, olup bitenleri anlayamaz.

    ***

    Avrupa için Yahudi-Hıristiyan kültürüne dayanan medeniyet denilebilirdi ama bu medeniyet artık bir pagan medeniyeti haline gelmiştir.

    ***

    İslam Batı’ya kafa tutuyor. Bu söz doğrudur. Bu kafa tutma işini Ehl-i Sünnet Müslümanları ele almadıkça işler düzelmeyecektir.

    ***

    Terörizm arttıkça, İslam’ı seçen, ihtida eden Batılıların sayısı da artacaktır. Descartes aklı ve mantığı bunu anlamakta büyük güçlük çekiyor.

    ***

    Türkiye nereye gidiyor? Herkesin ağzında ve kaleminde bu soru var. Soru bir de, cevapları çeşitli. Doğru cevap: Türkiye kaderine doğru hızla ilerliyor.

    ***

    Mutlu ve putlu bir hayat sürüyormuş. Lüks, israf, beyinsizlik içinde gel keyfim gel yaşıyormuş, bir eli yağda bir eli baldaymış… Kavaklıdağ’da bu yaz, filtreli yüzme havuzu olan, zemini Brezilya graniti kaplı çok ihtişamlı bir villa inşasına başlayacakmış. Binaenaleyh büyük krizler, iç savaş, çok vahim hadiseler, dünya savaşı olmayacakmış, olmamalıymış… Bu da bir kafa yahut mankafadır…

    ***

    Be adam, be kadın!.. Madem ki, tarih kültürün yok, tarih konusunda niçin bu kadar zevzeklik ve gevezelik ediyor, saçmalıyorsun. Bilmediğin konulara burnunu sokmamak, senin için iyi olmaz mı?

    ***

    Şehit haberleri… Terör patlamalarında parçalanmış cesetler… Kan, gözyaşı, keder… Bu haberlerin yanında vajina penis orgazm şehvet fuhuş edebiyatı, en rezil ve iğrenç müstehcen resimler ve yazılar. Şehit haberleri altı dakika, futbol yorumları yirmi altı dakika… Rezil ve kepaze kelimeleri pek hafif kalır, iğrenç evlilik programları… Böyle bir büyük medya ile Türkiye’nin düzelip selamete çıkacağını sananın aklına şaşılır.

    ***

    Bayat ekmekleri çöpe atan sözde sahte beyinsiz Müslümana açık ihtar: En büyük nimet olan ekmeğe bu hakareti yaptığın için günün birinde bir lokma kuru ekmeğe muhtaç kalacağını düşünmüyor musun?

    ***

    Cebinde zarif bir defter ve en az 30 liralık mürekkepli bir dolmakalem bulunmayan, bu deftere inci gibi güzel yazıyla not almayan sözde entelektüel Müslüman gence teessüf edilir. 24 Şubat 2016

    Bilge Diktatör

    1923’te kurulan Cumhuriyet tarihi boyunca en fazla demokrasi şimdi var. En fazla insan hakları, en fazla çoğulculuk, en fazla hürriyet…

    Bu demokrasi İngiltere, İsviçre, İsveç demokrasisine benziyor mu? Benzemiyor? İleride benzeyebilir mi? Hiç sanmıyorum.

    Bizim demokrasimiz bu kadar, buraya kadar…

    Peki Türkiye nasıl bir düzenle-sistemle kurtulur, huzura kavuşur, ilerler?

    Bence İslamî sistemle… Peki bu İslamî sistemi getirecek ve yürütecek vasıflı Müslümanlar var mıdır?

    Cevap: Yoktur. Müslümanların bugünkü kültürü ve ahlakı ile İslamî sistem gelmez.

    Gerçek bir İslamî sistemi zamane Müslümanları kaldıramaz.

    Peki, bu durumda ehven-i şer nedir?

    Bilgelik (hikmet) ve millî kimlik üzerine kurulu bir diktatörlüktür.

    Nasıl bir diktatörlük?

    1. Diktatör çok kültürlü, çok ahlaklı ve faziletli bilge bir zat olacaktır.

    2. Ülkeye, halka, devlete hizmet için sırtına ateşten bir gömlek giyecektir.

    3. Başa geçince bütün malını, servetini sadaka olarak dağıtacaktır.

    4. Çok mütevazı bir lojmanda oturacaktır.

    5. Çok mütevazı bir hayat sürecektir.

    6. Aldığı maaşın onda dokuzunu fakirler fonuna yatıracaktır.

    7. Lüks ve pahalı makam aracı olmayacaktır.

    8. Âdil olacaktır.

    9. Düşmanlarının ve karşıtlarının bile güvenini ve saygısını kazanmış olacaktır.

    10. İlme, irfana, akla, mantığa, sağduyuya aykırı söz etmeyecek, iş yapmayacaktır.

    11. Türkiye’nin bazı şerir ve şaqi unsurları, bugünkü hürriyeti kötüye kullanarak kaos ve anarşi ortamı oluşturuyor. Bilge diktatör buna izin vermeyecektir.

    12. Hürriyetin gölgesindeki azgınlıklara, ahlaksızlıklara, rüşvetlere, rantlara, haram yemeye, sosyal adaletsizliğe son verecektir.

    13. Hiçbir suçlunun gözünün yaşına bakmayacaktır.

    14. İyilere alabildiğine şefkatli ve merhametli, kötülere alabildiğine sert olacaktır.

    15. Kötülüğe alet olan, kötülük ve anarşi oluşturan hürriyetlerin bir kısmını askıya alacaktır.

    16. Mal, can, din, inanç, namus, nesep hürriyeti sağlayacaktır.

    17. Türkiye’nin uluslararası şeffaflık ve temizlik notunu 9,9’a çıkartarak, ülkemizi dünyanın en temiz ve ahlaklı ülkesi haline getirecektir.

    18. Yapılan kanun değişiklikleri ile büyük soygunculara, rüşvetçilere, haram yiyicilere, rantçılara, komisyonculara, uyuşturucu tacirlerine, karı tacirlerine, hırsızlara idam cezası verilecektir.

    19. Nereden buldun, nasıl elde ettin kanunları çıkartılarak haram servetlere el konulacaktır.

    20. Diktatör, askerlere verilen yemeklerden yiyecek, lüks yemek yemeyecektir.

    21. Onun kardeşleri, yakınları, oğulları, damatları, arkadaşları, canları ciğerleri, falanları filanları Başkanlık dairesine giremeyecektir.

    Yukarıdaki 21 madde bir fikir vermiştir sanırım.

    Geriye böyle bilge bir diktatör bulmak kalıyor… 25 Şubat 2016

    İslam Mektepleri Olmadan Kurtuluş Olmaz

    Bir ülkeyi, toplumu, devleti üstün yapan; vasıflı, erdemli, değerli insanlarıdır.

    Vasıflı insanın olmadığı yerde yüksek binalar, otoyolları, hava alanları, barajlar, köprüler, lüks rezidanslar, gökdelenler, israf merkezi AVM’ler üstünlük sağlamaz.

    Devlet ve ülke vasıflı ve güçlü idarecilerle ve vasıflı idare edilenlerle ayakta durur.

    Vasıflı insanlar iyi okullarda, doğru bir eğitim sistemi ile yetiştirilir.

    Bir ülkenin eğitim sistemi bozuk, okulları kalitesiz ise yükseliş olmaz, ülke ayakta duramaz.

    İnsanların kaliteli olmadığı yerde zenginlik, faydadan çok zarar verir.

    Vasıflı insanlar birbirinin kurdu olmaz, meleği olur.

    Türkiye’nin çoğunluğunu oluşturan Sünnî Müslümanlar, süslü ve israflı camiler yaptırmayı bırakıp, var güçleriyle kaliteli okullar açmalıdır.

    Aşağıda sayacağım işler İslamî hizmetler değildir:

    1. Camilere ve minarelere hoparlör tesisatı kurmak.

    2. Camilere kalorifer tesisatı kurmak.

    3. Camilere klima cihazları koymak.

    4. Camilere halı sermek.

    5. Cami altlarına veya avlularına paralı WC’ler yaptırmak.

    6. Din görevlilerine lojman yaptırmak.

    Müslümanlar bunları bırakıp gerçek İman, İslam, Kur’an hizmetlerine yönelmelidir.

    Şeriat elden gitmiş, din elden gidiyor, bu hengâme içinde biz şadırvan hoparlör klima kalorifer WC lojman ile uğraşıyoruz ve yekûn olarak bunlara milyar dolarlar harcıyoruz, bu bir cinnet değil midir?

    On milyonlarca Müslüman, özet de olsa İslam’ı doğru dürüst bilmiyor. Namaz kılanlar, oruç tutanlar azınlığa düşmüş, azgınlıklar ayyuka çıkmış, Ümmet birliği parçalanmış, kendisine biat ve itaat edilen râşid bir İmam-ı Kebir yok… Böyle bir ortamda kalorifer, klima, hoparlör, WC ile meşgul olanlarda akıl ve hikmet var mıdır?

    Kurtulmak istiyorsak, mutlaka çok üstün, çok güçlü, çok etkili, çok kaliteli İslam mektepleri açmamız gerekir. Çocuklarımızı ve gençliği iyi insanlar, iyi Müslümanlar olarak yetiştirmeliyiz.

    İslamî eğitim, İslam mektepleri olmadan kurtuluş, necat, felah olmaz.

    Bu temel gerçeği ne zaman anlayacağız? 26 Şubat 2016

    İhlâs Olmazsa Bereket ve Başarı Olmaz

    Allah için yaptığımız bütün ibadetlerde, işlerde, niyetlerde ihlaslı olmamız temel şarttır.

    Kendini insanlara beğendirmek, bu ne dindar adammış be dedirtmek için kılınan namazlar makbul olmaz.

    Allah’ın rızasını kazanmak için değil de, insanların övgüsünü kazanmak için yapılan hayır işleri makbul olmaz.

    İnsanlar, kendisi için bu ne âlim adammış yahu desinler diye ilim öğrenen, ilim okutan kişi ihlaslı değildir, riyakardır.

    Sahih-i Müslim’de geçen sahih bir hadîste; riyakâr, ihlassız, bozuk niyetli; âlimin, mücâhidin, hayırsever zenginin, yüz üstü sürüklenerek Cehenneme atılacağı bildirilmektedir.

    İhlâs kesir kabul etmez, ya yüzde yüz olur, yahut olmaz.

    Müslümanlar ihlas konusunda uyarılmalı, aydınlatılmalı ve bilgilendirilmelidir.

    Her Ehl-i Sünnet Müslümanı, İhyâu Ulûmi’d-Din kitabının İhlas bölümünü dikkatle, iyice anlamak suretiyle, hafızasına nakş ederek okumalıdır.

    Kendini halka dindar göstermek için ibadet etmek münafıklıktır.

    Câmi yaptıran kimse, bunu sırf Allah rızası için yaptırmalıdır. İşin içine benlik karışırsa ihlas uçup gider.

    Ramazan ayında, belediyenin iftar çadırında yemek veren kişi, çadır kapısına kocaman bir levha asarak, bu akşamki iftar Zengin Zâde Zengin bey tarafından verilmektedir, aman duymayan bilmeyen kalmasın diye yazdırırsa ihlas gider.

    Nâfile bir ibadet olan umreye giderken, döndükten sonra reklam yapılması utanç verici bir ayıptır. Nafile ibadetler gösterilmez, duyurulmaz, onların edebiyatı ve tantanası yapılmaz.

    Din ilimleri, din iman Kur’an hizmetleri zengin olmaya, dünyalık edinmeye alet edilmemelidir.

    Allah için verilen sadakalar, yapılan hizmetler, yardımlar gizli tutulmalı, sağ elinin verdiğini sol el bilmemelidir.

    İslamî hizmet ve faaliyetlerde ihlas olmazsa, bunların bereketi gider. Yâ ihlaslı olacağız, yahut mânen öleceğiz. 27 Şubat 2016

    İyilik Yap, Denize At

    Faydalı bir yazı kaleme alsam… On bin kişi tıklasa okusa… Bir kişi bundan yararlansa… Bu bana yeter… Hiç kimse faydalanmasa, kulak asmasa… Hiç olmasa vazifemi bir nebzecik yapmış olurum.

    Bendeniz âlim ve fazıl bir kimse değilim. Mürşit hiç değilim. Müslüman bir okur-yazarım. Azıcık hizmet edebiliyorsam ne mutlu bana.

    Hadis-i Şerifte “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır” buyrulmaktadır.

    Hayırlar, hizmetler hem edene hem de onlardan hisse alana faydalı olur.

    En faydalı hizmetler İslam hizmetleridir.

    Hiç konuşmadan, propaganda yapmadan İslami faziletleri sergileyen küçük bir tacir ve esnaf bile hayırlı bir hizmet etmiş olur.

    Bir tatlıcıya gittiniz, bir kilo tatlı aldınız. Müslüman tatlıcı karton kutuyu boş olarak tarttı, 115 gr. geldi. İçine tatlı koydu tarttı 1 kilo 115 gram… Tezgâhın arkasındaki levhaya baktınız “Dükkânımızda net ağırlıkla tatlı satılır, ambalaj darası düşülür yazılı… Bu bir hizmettir.

    Müslüman bir börekçiye gittiniz. Tereyağlı harika bir börek yediniz. Tadı damağınızda kaldı, fiyatı da makul. Bu bir hizmettir.

    Güler yüzlü olmak, tebessüm etmek bu da hizmettir.

    İnsanlara faydalı risaleler, kitapçıklar hediye etmek hizmettir.

    İyilik yapmak hizmettir.

    İyilik yaparken şuna dikkat edeceksiniz: O iyiliğe layık olmayan şerir ve şaki, agresif, akrep ahlaklı insanlardan uzak duracaksınız.

    Atalarımız “İyiliği denize at, balık bilmezse, Halik bilir” demişlerdir.

    Dilleriyle iyilik edebiyatı yapıp, amelleriyle (iş ve davranışlarıyla) kötülük yapanlar münafık ruhlu insanlardır. Bunların iyilik edebiyatına aldanmamak gerekir.

    Müslüman iyi insandır. İyilik yapmayı sever, iyilik yapar, iyi olur. Karşılığında insanlardan ödül beklemez. Onun ücreti Kerim olan Allah-ü Teâlâ’dandır. 28 Şubat 2016

    Mü’minin Bütününe Düşmanlık Edilemez

    Hiçbir (tekrar ediyorum hiçbir) mü’min, yani kendisinde iman bulunan kimse bütünüyle terk edilemez,

    Bir mü’minin zatına bütününe buğz ve düşmanlık edilemez,

    Bir mü’min tekfir edilemez,

    Mü’mini tekfir edenin kendisi kâfir olur.

    Mü’minin hatâları, günahları, fıskı fücuru, yanlış ve bozuk tarafları, cürmü olabilir; sadece onlara karşı olunur, tamamına bütününe değil.

    Adam mü’min, fakat fâsık-ı mütecahir, yani büyük günahları açıkta, açıkça işliyor. Böylesinin gıybeti yapılabilir ama imanı olduğu ve kaldığı müddetçe kardeşlikten atılamaz, silinemez.

    Mü’minin günahları gizli saklı kapalı ise tecessüs edilemez ve gıybeti yapılamaz.

    İnsanların gizli günah ve ayıplarını araştırmak haramdır.

    Olgun mü’min, olgun olmayan iman kardeşlerinin gizli günah, ayıp ve kötülüklerine karşı karanlık gece gibi olur.

    Bu gizli günah ve ayıplar öğrenilirse, ifşa edilmez, açıklanmaz, aksine setr edilir, gizlenir.

    Hadiste buyruluyor: “Bir mü’mini, ondaki günah ve ayıplar yüzünden ayıplayan kimsenin canını, Allahü Teala hazretleri, aynı ayıpları ona vermeden almaz.”

    Geçtiğimiz yıllarda, küçük bir kızla ilişkisi yüzünden mü’min ve müslim bir gazeteci maalesef Müslüman kesim yüzünden linç edilmiş, bitirilmiş, yerin yedi kat dibine sokulmuştur. Bu, adaletsizlik, insafsızlık ve aşırılık olmuştur.

    İslam dini kadar gıybeti kötüleyen, ayıplayan bir din yoktur ve maalesef bir kısım Müslümanlar kadar çok gıybet eden de yoktur.

    Sıradan Müslüman, hasbe’l-beşeriyye arada bir dili sürçerek gıybet edebilir ama mütemadiyen, hiç durmadan gıybet etmek mü’min kişiye asla yakışmaz.

    Aşırı ve devamlı şekilde gıybet etmek eşekliktir.

    Gıybet Kur’an’la, Sünnetle, icmâ ile haramdır.

    Gıybet helaldir diyen kafir olur.

    Gıybet ederken, ben gıybet etmiyorum, bunlar tenkittir diyen de kafir olur.

    Ehl-i Tevhid ve ehl-i Kıble olan, Allah’ı ve Resulünü seven mü’minlerin bütününe, zatına buğz ve düşmanlık etmeyelim.

    İman kardeşliği, talakı olmayan bir nikah gibidir, bozulamaz.

    Mü’minlere karşı kerim olalım… Onlara düşmanlık etmeyelim… Onları ötekileştirmeyelim…

    (Bir menkıbe: Asırlarca önce bir şehirde ehlullahtan bir zat gece evine dönerken, sokak kenarına yıkılmış bir sarhoş görmüş. Adam kendini kaybetmiş, kusmuklar içinde Allah deyip duruyormuş. Muhterem zat ona acımış, sırtlayıp evine götürmüş, bir hasırın üzerine atmış, ağzını suratını silip temizlemiş. Herif ertesi sabah kendine gelince, ben nerdeyim, sen kimsin diye sormuş. Muhterem “Seni dün yerde pislik içinde Allah derken görünce acıdım da buraya getirdim, üstünü başını biraz temizledim” deyince adam tevbekâr olmuş.) 29 Şubat 2016

Yorumlar kapatıldı.