İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mehmet Şevket EYGİ – Vahdet – Temmuz 2015

Mehmet Şevket EYGİ – Vahdet – Temmuz 2015

  1.  

    Dikkat Edelim

    ORUÇ tutan Müslümanlar nelere dikkat etmeli?…

    1. Dil âfetlerinden kaçınmalı, gıybet etmemeli, yalan söylememeli, fitne ve fesat çıkartacak sözlerden uzak durmalıdır.

    2. Tecessüs etmemeli, yani başkalarının gizli günah, ayıp ve noksanlarını araştırmamalıdır.

    3. Bunları istemeden öğrenecek olursa gizlemeli, örtmelidir.

    4. Sinirlenmemeli, öfkelenmemeli, kalp kırmamalıdır.

    5. Bir Müslüman kendisine kötülük ederse, ona iyilik etmelidir.

    6. Dedikodu yapmamalıdır.

    7. Dinî konuları hafife alan, hattâ onlarla alay eden terbiyesiz ve küstah dinsizlerin ve densizlerin sözlerini dinlememeli, yazılarını okumamalıdır.

    8. Şeytanî siyaset polemikleri yapmamalıdır.

    9. İmkanı olanlar, bir veya birkaç fakire iftar yemeği yedirmelidir.

    10. Gece ezanı okununca yatsı ve teravih namazı kılmalıdır.

    11. Çıplak karılara bakarak göz zinası yapmamalıdır.

    12. Kadın erkek karışık İslâm’a aykırı şenliklere, eğlencelere, etkinliklere katılmamalıdır.

    13. Zekat vermesi gerekiyorsa, hesabını iyi yaparak Kur’ân’a, Sünnet, Şeriata ve fıkha uygun şekilde dağıtmalıdır.

    14. Zekatın ötesinde sadaka vermelidir.

    15. Ramazanda sakın kilo almamalı, fazla kiloları varsa vermelidir.

    16. Cömert ve misafirperver olmalı ama israf etmemelidir.

    17. Günde en az bir kere ölümü hatırlamalı ve dünya hırslarını frenlemelidir.

    18. Gönül yıkmamalı, gönül yapmalıdır.

    19. Dinî konuları cahillerle tartışmamalı ve mıncıklamamalıdır. Dinî konuları magazinleştirmek, ayağa düşürmek küfre yol açan büyük bir saygısızlıktır.

    20. Bir sayfa da olsa faydalı ve güvenilir din kitaplarını okumalıdır.

    21. Kur’ân okumalı veya dinlemelidir.

    22. Ramazan’daki dindarlığını bayramdan sonra da devam ettirmelidir. Bilhassa namazı hiç aksatmamalıdır.

    * * *

    Hangi Hastalar Oruç tutmaz?

    Adam ateşler içinde yorgan döşek yatıyor. Yahut ensüline bağlı ağır diyabet hastası. Veya vahim bir kalp rahatsızlığı var, gündüzün ortasında ilaç almazsa sağlığı tehlikeye girecek. Bunlar oruç tutmaz, hastalık geçince kaza ederler.

    Adamın başı ağrıyor, baş ağrısı da bir hastalıktır. Midesi ekşiyor, bu da bir hastalık… Böyle bir sürü hafif hastalık vardır. Hayatı tehlikeye girmeyecekse, bunların oruç tutmasında yarar vardır. Çünkü oruç tutarak inşallah sıhhat bulurlar.

    Hastalığı yüzünden kimin oruç tutmayacağı muttaqi fıkıh alimlerine, müslim ve hâzık doktorlara sorulmalıdır. Sosyolojik Müslüman olanın raporu dinen geçerli olmaz.

    Ufak tefek hastalıkları rahatsızlıkları bahane edip oruç tutmamak samimî ve gerçek Müslümana yakışmaz.

    Ramazan gündüzünde açıkta yemeye içmeye gelince: Cumhuriyet ilan edildikten sonra 1924’e kadar ülkemizde İstanbul dahil, açıkta oruç yiyenler hakkında polis takibat yapıyordu. Bir İslâm devletinde açıkta oruç yenmez.

    Fas’ta halen böyledir. Arabistan’da da böyledir. Daha birçok Müslüman ülkede de…

    Dinsiz bir doktorun “Bütün hastalar oruç tutmasın” sözü eksiktir, yanlıştır. Hafif müzmin bir hastalığı var, oruç tutarsa inşaallah iyi olacak, sıhhat bulacak, niçin tutmayacakmış?

    Medenî insanlar, oruç tutan vatandaşlarını üzecek, yaralayacak aşırılıklardan, provokasyonlardan kaçınır.

    Vatandaşlık ahlâkı ve terbiyesi bunu gerektirir.

    Aşağıdaki bilgiler Dinimiz İslâm sitesinden alınmıştır. Dikkatinize arz ediyorum:

    “Oruca mâni olan hastalık çok azdır. Sâlih bir doktora sormadan, böyle bir doktor, “Senin oruç tutmaman gerekir” demedikçe veya orucun zarar verdiğini kendi tecrübesiyle anlamadıkça, orucu kazaya bırakmamalı. Salih olmayan doktorun sözüyle hareket edilmez. İlaç kullanan hastalar da, doktorun tavsiyesine uygun olarak ilaçların dozunu sahur ve iftara göre ayarlayarak oruçlarını tutabilirler… Şeker hastalığı çeşitlidir, salih bir doktor, oruç tutamaz demişse tutmaz, fidye verir. Hamile veya emzikli kadın, zayıf olursa oruç tutmayıp, iyi olunca kaza eder.

    Bir kimse, oruç tutunca sağlığına zarar verip vermeyeceğini bilemeyebilir, çünkü oruç tutabilirim der, oruç tutar ve hastalığı artabilir. Tersine ben oruç tutamam der, hâlbuki oruç tutması ona iyi gelebilir. Bunun için hasta olanın, oruç tutacaksa da, tutmayacaksa da, salih bir doktora sorup onun tavsiyesine göre hareket etmesi gerekir.”

    Laik Kemalist bir rejimde kimseye namaz kılacaksın, oruç tutacaksın diye baskı yapılmaz ama oruç tutmayanların tutanlara mutlaka saygı göstermesi, fitne ve fesat çıkartıcı kışkırtıcı hareketlerden kaçınması gerekir. Böyle yapmak iç barışın, iyi geçimin korunması için gereklidir.

    İnancı, ibadeti, dinî boyutu olmayan birtakım doktorların Müslümanların oruçlarına karışmaması, bütün hastalar oruç tutamaz gibi câhilâne genellemelerden kaçınması gerekir. 01 Temmuz 2015

    Alawistan Prensliği

    Esad Beşar

    şu anda Suriye’nin dörtte veya beşte birini kontrol etmektedir. Diğer bölgeler muhalif silahlı grupların kontrolüne geçmiştir. ABD ve İran, Nuseyrilerin yaşadığı bölgede Esad için bir Alawistan kuracaklardır. Suriye, Osmanlı devleti idaresinden çıkıp Fransızların eline geçtiğinde de böyle özerk bir bölge kurulmuştu, pulları bile vardı.

    Nuseyrilik İslâm’dan kopuk aşırı bir sekttir ve gerçek Alevilik ile ilgisi yoktur.

    Şiîler eskiden Nuseyrileri kendilerinden saymazlardı. Siyasî sebeplerle benimsemişlerdir.

    İsrail ve ABD Suriye’de üniter bir devlet kurulmasına izin vermeyeceklerdir.

    Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) planlarına göre zaten küçük olan bu ülke, bölünecek parçalanacak ve bitmez tükenmez çatışmalara sahne olacaktır. Suriye çoğunluğu Sünnî Müslümandır ama Müslümanların ılımlı da olsa bir İslâm devleti kurmasına izin vermeyeceklerdir.

    Suriye’deki olayları, dört yıldan beri devam eden iç savaşı, beş milyon Suriyelinin vatanlarından kaçmasını, üç yüz bine yakın ölüyü, harap olan şehirleri, çöken ekonomiyi sevinçle seyr eden Siyonistler, İsrail’in de bir gün yıkılacağını düşünmez görünüyor.

    Suriye’deki Nuseyrî Baas rejimini, kısa zamanda çabucak ve kolayca yıkarız, Şam’da namaz kılarız diye düşünenler ne kadar yanıldıklarını, ne büyük bir faciaya sebep olduklarını ne zaman anlayıp itiraf edecekler?

    Suriye’den sonra parçalanma, iç savaşa sürüklenme sırası Türkiye’ye gelecektir.

    Ortadoğu konusunda sağlam planları, projeleri, stratejileri olmayanların savaşa girmeleri cinnet ve intihar olur.

    Suriye konusundaki hatalar, yanlış tahminler Mısır konusunda da yapılmıştır.

    Hâlâ laik ve Kemalist bir rejime sahip olan Türkiye’nin Arap ve İslâm dünyasına ağabeylik taslaması, geniş hayallere ve emellere sahip olması realist değildir.

    Osmanlı devleti bir ulus devlet değildi, bir “Milletler Birliği” idi. Osmanlı hem devlet, hem Hilafet idi.

    Türkiye’de İslâmî bir düzen veya sistem kurulmadan yapılacak teşebbüsler kuruntudan öteye geçmez ve başarılı olamaz.

    Bu İslâmî sistem elbette Vehhabî ve Selefî inancı üzerine oturmayacak, Ehl-i Sünnete dayanacaktır.

    Osmanlı Müslümanlığında evliya türbelerini buldozerlerle veya dinamitlerle yıkmak değil, onlara hürmet vardır.

    Osmanlı İslâmlığında Şeriata uygun tasavvuf vardır.

    Osmanlı İslâmlığı bedevî değil, medenîdir.

    Osmanlı İslâmlığı terörist değildir.

    Onda cihad fi sebilillah vardır ama din adına terör yoktur. 02 Temmuz 2015

    İdeolojiyi Feda Ederek Devleti Kurtarmak

    Devlet ve rejim iki ayrı değerdir. Devlet devamlıdır, durur, rejim (düzen veya sistem de diyebiliriz) değişir. Devlet elma ise, rejim onun sarı yeşil kırmızı, büyük küçük, kokulu kokusuz, taze bayat, sağlam çürük olmasıdır. Eskiden buna cevher ve araz derlerdi.

    Faşist, ideolojik, totaliter zihniyetler devlet ile rejimi özdeşleştirir. Bu özdeşleştirme devlete, ülkeye, halka büyük zarar verir. Tarihte bunun çok örnekleri vardır.

    Rejim (Düzen sistem) eskir, miadını doldurur, hizmet edemez, ihtiyaçlara cevap veremez hale gelirse devlete yük olur, kambur olur.

    Kemalizm, M. Kemal Paşa’nın ölümünden sonra Dönmeler ve Dönmelerin kendilerine benzettikleri tarafından oluşturulmuş bir ideolojidir. Türkiye’nin resmî ideolojisidir. Bu ideoloji sosyal, kültürel, siyasî bünyemize dar gelmektedir.

    Kemalizm özelleştirilmediği takdirde devletimiz büyük zarar görecek, ülkemiz parçalanacak, halkımız acılar çekecektir.

    Artık çağımızda hiçbir medenî ülkenin resmî ideolojisi yoktur.

    Medenî, sağlıklı, çoğulcu ülkelerde ideoloji yerine, hukukun üstünlüğü, evrensel insan hakları, millî kimlik ve millî kültür mevcuttur.

    Sovyetler Birliği dağılmış, resmî ideolojisi olan Marksizm-Leninizm yürürlükten kalkmıştır.

    Paralardan pullardan Marx’ın, Lenin’in resimleri çıkartılmıştır.

    Almanya’da Nasyonal Sosyalizm tarihe karışmıştır… İtalya’da Faşizm… İspanya’da Frankizm… Portekiz’de Salazarizm…

    Derli toplu bir ideoloji bile olmayan, şiddete dayalı Kemalizm büyük bir tarihî ârıza, kaza, kopukluktur. En kısa zamanda özelleştirilmelidir. İnanmayan inanmasın, inanan inansın… Devletimiz vatandaşlarına hiçbir konuda ideolojik baskı yapmamalıdır.

    Resmî ideoloji özelleştirildikten sonra, onu bir din gibi benimseyenler arzu ederlerse siyasî bir parti kurarak yollarına devam edebilirler. Böyle bir şey yapsalar, bütün yurtta teşkilatlansalar, genel seçimlerde acaba yüzde kaç oy alabilirler?

    1923’te Cumhuriyet kurulduğunda Kemalizm yoktu…

    Cumhuriyetin Kemalizmle özdeşleştirilmesi tamamen yanlıştır ve millî menfaatlerimize büyük zarar vermektedir.

    Devlet din ve inanç konusunda baskı yapamayacağı gibi resmî ideoloji konusunda da yapamaz.

    Mevcut ideolojik Anayasa en kısa zamanda değiştirilmeli, onun yerine âdil, hukukun üstünlüğünü, evrensel insan haklarını, millî kimliği ve millî kültürü esas alan, sosyal ve kültürel yapımıza uygun yeni ve kalıcı bir Anayasa getirilmelidir.

    1923 Cumhuriyetine dönülmelidir.

    Devletin sırtındaki bütün ideolojik yükler ve kamburlar atılmalıdır.

    Kemalizm insan haklarını kısıtlayan totaliter bir ideolojidir.

    Devlet ile resmî ideoloji özdeşleştirilmesi devam ettiği takdirde büyük sarsıntılar, yıkımlar, parçalanmalar, krizler, sıkıntılar bizi beklemektedir.

    Keşke resmî ideolojiyi feda edebilsek, devletimizi ve ülke bütünlüğünü ayakta tutabilsek. 03 Temmuz 2015

    Madımak Faciasının Dönme Versiyonu

    Onlar samimî ve âdil olsalar, Madımak’ı yazarken Başbağlar faciasını da yazarlardı.

    Dönmelerin, Kriptoların, ateistlerin, İslâm ve Müslüman düşmanlarının, Sivas Madımak olayları yıldönümünde yazdıkları tamamen yalandır, kışkırtmadır.

    O üzücü hadise kasıtlı planlı programlı provokasyonlar kışkırtmalar neticesinde meydana gelmiştir. İçyüzü başkadır, dış yüzü başka.

    Bu facianın birinci suçlusu militan holigan fanatik ateist İslâm düşmanı (ismini vermeyeceğim) o yazar bozuntusudur.

    Sünnî Müslüman halkı üzmek ve harekete geçirmek için her kötülük yapılmıştır.

    Salman Rüşdi’nin Peygamberimiz aleyhindeki çirkin kitabı o hadisenin arefesinde Türkçe’ye çevrilip bir gazetede tefrika halinde yayınlanmaya başlamıştır.

    İşi büyütmek için her yıl bir köyde yapılan Pir Sultan Abdal etkinlikleri Sivas’ın içine taşınmıştır.

    Gaye büyük çapta bir Sünnî-Alevî çatışması çıkartarak ülke çapında iç savaşa yol açmak, belki de gericiler azdı, Kemalizm tehlikede yaygaralarıyla askerî bir darbeyi kışkırtmaktı.

    Madımak otelinde hiçbir suçu olmayan iki Sünnî müstahdem kışkırtıcılar tarafından tabanca ile vurularak şehid edilmiştir. Bundan bahs eden yoktur.

    Madımak olayından birkaç gün sonra Erzincan’ın Başbağlar Sünnî köyüne teröristler baskın yapmış, camiden çıkan otuz küsur Müslümanı canavarca şehid etmiştir ama Madımak yaygaracıları bundan bahs etmezler, bu cinayetin üzerine gitmezler.

    Sivas valisi merhum Recep Yazıcıoğlu katilleri bulmuştu ama savcı serbest bırakmıştı, onlar da yurt dışına kaçmıştı.

    Madımak hadisesi çarpıtılmış, büyütülmüş, abartılmıştır ama Başbağlar köyü dosyası kapatılmıştır. Hiçbir suçu olmayan Başbağlarlı Müslümanların kanı yerde kalmıştır.

    Madımak olaylarında zamanın hükümeti vazifesini yapmamış gereken tedbirleri almamıştır.

    Bendeniz facia olmadan önce Başbakan Süleyman Demirel’i uyaran yazılar kaleme almıştım ama ilgilenen olmamıştı.

    Madımak olaylarına davetiye çıkartılmıştır.

    Madımak olayı patlak verdikten sonra Sivas’ta utanç verici bir Sünnî avı başlatılmıştır.

    Nice insaflı Alevi vatandaşımız, bazı Alevî gazeteciler de Madımak olayının planlı bir provokasyon olduğunu kabul ediyor.

    Ateist de olsa hiçbir vicdanlı ve âdil vatandaşımızın bu hadisenin Dönme ve Kripto versiyonuna inanmaması gerekir.

    Sivas hadisesinde provokatörlere hiçbir ceza verilmemiştir.

    Sivas hadiseleri Sünnî çoğunluğu ezmek, sindirmek için kasıtlı ve planlı şekilde haince çıkartılmıştır.

    Madımak faciasında dış güçlerin de tesirleri olmuştur.

    Şer kuvvetleri o gün arada binlerce vatandaşımızın birbirine girmesini, çok sayıda adam öldürülmesini planlamışlardı.

    Zamanın hükümeti, valisi isteseydi bu faciayı çok kolay önleyebilirdi.

    Madımak faciasının doğru versiyonu küçük bir kitap şeklinde yazılmalı, içine belgeler ve resimler konulmalı ve en az bir milyon basılarak yurt sathında dağıtılmalıdır.

    Madımak denilince Başbağlar’ı hatırlamamak mümkün değildir. Madımak için yaygara kopartmak, Başbağlar konusunda susmak adalete, insafa, vicdana, insanlığa sığmaz.

    Müslüman kesim Madımak ve Başbağlar konusunda üzerine düşeni yapmazsa intihar etmiş olacaktır.

    Hadisenin çarpıtılmasına karşıyım, adalet istiyorum, doğruların yazılmasını istiyorum, yalan senaryolara itibar edilmemesini istiyorum, hain planların, rezil provokasyonların gün yüzüne çıkartılmasını istiyorum.

    Başbağlar şehitleri bizden davacı olacaktır.

    Tekrar soruyorum: Madımak Madımak diye yaygara kopartıp timsah gözyaşları döküp de, Başbağlar faciasından ve katliamından hiç bahs etmemek büyük bir rezillik değil midir?

    * * *

    RAMAZANNÂME:

    Yarın Pazar günü Beyazıt Kitap Fuarı BEDİR Yayınevi standında, saat 15,30’dan 19.30’a kadar,

    RAMAZANNÂME

    isimli broşürü tanıtmak ve kitap imzalamak için bulunacağım. Bu 32 sayfalık broşür kutsal ayda küçücük bir hizmet olabilir ümidiyle yayınlanmıştır. Gönül arzu eder ki, milyonlarca dolarlık hizmet ve faaliyet bütçelerine sahip muhterem büyük ve güçlü İslâmî kuruluşlar çeşitli konularda böyle yüzlerce çeşit broşür hazırlatsınlar, bunları on milyonlarca adet bastırsınlar, bir kısmını ücretsiz, bir kısmını maliyet fiyatına dağıtıp satsınlar…

    Ramazannâme arzu edenlere bir adet ücretsiz takdim edilecek, beğenenler

    (iki kere düşündükten sonra)

    uygun görürlerse maliyet fiyatı olan 24 kuruştan alıp dağıtabilecek, hediye edebileceklerdir. 04 Temmuz 2015

    Statüler Fetişizmler

    Cep telefonu fetişizmi tedavisi çok ama çok zor pskiyatrik bir hastalıktır. Aylarca sürecek ciddî masraflı bir rehabilitasyon tedavisi gerektirir.

    Mesken, otomobil, markalı giysiler, lüks ve israflı hayat da böyledir. Bu hastalıklara yakalananların tedavisi güçtür.

    Normal, medenî kültürlü, mantıklı, vicdanlı, dengeli, selim akıllı (sağduyulu), ruh sağlığına sahip bir insanda statü kompleksi olmaz.

    Adamda anormal tezahürler görülüyor. Lüks ve pahalı cep telefonunu eline almış, cihaz çalsa da çalmasa aval aval hayran hayran bakıyor, kurcalıyor… Yine bakıyor, yine kurcalıyor… Fena fi’l-telefon olmuş… Başka bir dünyadadır o, pahalı cep telefonu dünyası… Biri bir laf söylüyor, kendini telefona o kadar vermiş ki, anlamıyor, ne demiştin diye soruyor… Dalgın, kendinden geçmiş… Lüks telefon sarhoşu olmuş… İnsanlıktan çıkmış…

    Elli bin liralık bir otomobil ihtiyacını görecek ama o 150 bin liralık lüks bir oto almış. O bir oto fetişistidir. Oto fetişizminin tedavisi mümkün müdür bilmiyorum.

    Kambur üzerinde kambur olanı da var. Adam hem oto fetişisti, hem de hız hastası. İçindeki şeytan daha hızlı, daha hızlı, en hızlı diye dürtüklüyor onu.

    Hız hastalığı piyango gibidir. Bin hızda bir şey olmaz, bin birincide korkunç bir kaza, ya ölür yahut sakat kalır. Arkasından hız şehidi oldu diyenler çıkar.

    Sözde dindar Müslümandır ama gider faizli kredi ile lüks pahalı israflı bir araba alır. Günah üzerine günah. İsraf günahı, lüks ve şatafatlı arabanın verdiği kibir ve gurur günahı, bunların üzerine riba günahı.

    Şu herife veya karıya bakınız. Ayakları üzerinde yerde yürürken oldukça mantıklı ve makul ama lüks otomobile binip direksiyon başına geçince canavarlaşıyor. Dolunayı görünce kurtlaşan Doktor Jeykll gibi…

    Başta Diyanet İşleri Başkanlığı ve sayın başkanı olmak üzere bütün dinî cemaatler, tarikatlar, sivil toplum kuruluşları ülkemizi, halkımızı, devletimizi öldürücü, sersemletici, sarhoş edici; lüks, israf, tantana, statü hastalıklarından kurtarmak için hep birlikte yoğun bir propaganda, uyarı, aydınlatma, bilgilendirme, ıslah kampanyası başlatmalıdır.

    Kur’ân, Sünnet, İslâm ahlâkı, İslâm hikmeti nasıl yaşamamız gerektiğini bize bildiriyor. Kur’ân israfa izin veriyor diyen dinden çıkar.

    Uruguay’ın eski başkanı Mujica’dan ders ve ibret almalıyız.

    Türkiye’mizde korkunç ve yıkıcı bir israf çılgınlığı görülüyor. Devletimizin, belediyelerin milyarlarca doları israf girdaplarında ziyan ediliyor.

    Ülkemiz son yıllarda zengin olmuştur ama bu zenginlik genel ve âdil bir zenginlik değildir.

    Zenginlerle fakirler arasındaki uçurum daha da derinleşmiştir.

    Cumhuriyet saltanat rejimi değildir, fazilet ve hikmet=bilgelik rejimidir.

    Adalet, fazilet, hikmet temelleri üzerine oturmayan cumhuriyet gerçek cumhuriyet olamaz.

    Lüks meskenleri, lüks binitleri, lüks telefonları, lüks mobilyaları statü ve fetiş haline getiren insanlar, rejimler, düzenler, sistemler hastadır.

    Biz Müslümanlar hayatımıza İslâm’ın temel değerlerini, ilkelerini, kurallarını hakim kılamazsak ayakta kalamayız.

    Kur’ân’a, Sünnete aykırı bir hayat tarzı zillete sürükler. 05 Temmuz 2015

    Yüz Ana Sütundan 85’i Yıkılırsa Bina Çöker

    Büyük bir bina düşünelim. Yüz sütun veya ana kolon üzerinde yükseliyor. Bunların üzerinde nice kat var.

    Alttaki, binayı ayakta tutan 100 kolondan 85’i yana yatarsa, yıkılırsa ne olur? Bina çöker, tekrar ediyorum bina çöker.

    Ülkemizde namaz kılan Müslümanların nispeti yüzde 10 veya bilemediniz 15’tir. Namaz nedir? Dinin direğidir. 100 sütundan 85’i yana yatar yıkılırsa ne olur. Müslümanlık binası çöker, tekrar ediyorum çöker.

    Namaz elden giderse dinin yıkılacağını ben mi söylüyorum? Hayır, Resulullah (Salat ve selam olsun ona) söylüyor.

    Bendeniz söylesem inanmayabilirsiniz ama Resulullah haber veriyorsa iyi dinlemeniz ve çok dikkat etmeniz gerekir.

    Namaz yitirilir ve Müslüman halk şehvetlerine uyarsa, din yıkılır. Nasıl yıkılır? Endülüs gibi yıkılır.

    Kur’ân kursları, İmam-Hatip mektepleri, cemaatler, tarikatlar, İslâmi hizmet ve faaliyetler, şadırvanlar, minarelerdeki hoparlörler, muhteşem iftarlar, Hazretler, Baronlar namazdan önemli ve öncelikli değildir. Önce namaz önce namaz…

    Dosdoğru kılınan namaz… Farzları cemaatle kılınan namaz…

    Emr-i mârufun, tashih-i imandan sonra ikinci maddesi namazdır.

    Nehy-i münkerin ameliyat aksiyon planında en önemli maddesi namazın terkinin önlenmesi konusunda halkı uyarmaktır.

    Namaz meselesini halledemezsek, 100 bin minareden 100 desibel şiddetinde avaz avaz ezan okuya okuya batarız, yıkılırız.

    Dünkü iftar çok mu görkemliydi? Bunu bırak da namaza bak.

    Şeyhim uçuyor… Bırak bu ucuz edebiyatı da namaz için çalış.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın temel ana vazifelerinden ve hizmetlerinden biri Müslüman halkın namaz kılması için nasıl çalışmak gerekiyorsa öyle çalışmaktır.

    Namaz kılma nispetinin yüzde 10’lara, 15’lere düşmesinin ana sebeplerinden biri cami imamlıklarının parayla namaz kıldırma memuriyeti haline düşürülmüş olmasıdır. Buna sebep olanlar din hainidir, Ümmet hainidir.

    Cami hizmetlilerinin hepsinin icazetli din alimi, faqih olması ve İslâm ahlâkı ve fazileti ile müzeyyen (bezenmiş) olması gerekir.

    Merhum Şeyh Muhammed Zahid Kotku hazretlerinin Fatih’te hizmet ettiği İskender Paşa Camii günün beş vaktinde doluyordu. Çünkü o gerçek bir imamdı.

    Her imam elbette onun gibi olamaz ama ona benzemelidir.

    Ülkemizde seküler küfür felsefesinin en büyük tahribatı, Müslüman çoğunluğu namaz kılmaz, bînamaz hale getirmiş olmasıdır. Müslüman bir toplum namazdan kopunca sarsılır, yıkılır, çöker.

    Namaz ve cemaat meselesini çözemezsek geleceğimiz karanlıktır. Karamsarlık ve kötümserlik sergileme diyenlerin alnını karışlamak gerekir. 06 Temmuz 2015

    Hazretü’l-Hazerat Kimdir?

    Kim gerçek Hazretü’l-Hazerat’tır? Yani Hazretlerin Hazretidir? Bu muhterem zatın bazı sıfatlarını, hasletlerini, meziyetlerini sayayım:

    1- Tarikat şeyhi de olsa, öncelikle Şeriat ehlidir. Şeriattan kıl kadar ayrılmaz. Ona bakan Şeriati görür.

    2- Zâhir şer’î ilimlerde ucu Hz. Peygambere ulaşan silsileli ve geçerli icazeti vardır.

    3- Tarikat şeyhi ise yine silsileli icazeti vardır.

    4- Beş vakit namazı dosdoğru kılar.

    5- Farz namazları (şer’î bir özrü olmadıkça) cemaatle kılar.

    6- Bağlılarına ve halka sahih itikadı, ilmihal ve ahlâk bilgilerini öğretir ve öğrettirir.

    7- Şer’î tesettüre taraftardır, şeytanî tesettüre karşıdır.

    8- Geniş kültür sahibidir, zamanı bilir.

    9- Nefs-i kemal derecesindedir.

    10- Ahlâk-ı hamide sahibidir.

    11- Gerçek mürşid-i kâmildir.

    12- Nazar sahibidir.

    13- Lisanıyla ve kalemiyle emr-i mâruf ve nehy-i münker yapar ve yaptırır.

    14- Kimsenin kendisini putlaştırmasına izin vermez.

    15- Allah’ı ve Peygamberi (Salat ve selam olsun ona) seven Ehl-i Tevhidi ve Ehl-i Kıbleyi dışlamaz, ötekileştirmez.

    16- Din ve iman kardeşliğini çok savunur.

    17- Ümmet birliği için çalışır.

    18- Sadece Hâdimü’l-fukara değildir. Onun ötesinde ve üstünde Hâdimü’l-Millet ve Ümmettir.

    19- Müritlerinden ve Müslümanlardan para toplamaz.

    20- Zekat paralarına el sürmez.

    21- Mütevazıdır.

    22- Henüz ismi belli olmayan, zuhur etmemiş bulunan İmamü’l-müslimînin vekili ve naibi durumundadır.

    23- Âhir zamanda çıkacak ve Müslümanların başına geçecek Mehdi hazretlerine hazırlık yapar.

    24- Birinci hizmeti imanın, insanlarının ebedî saadetlerinin kurtarılması hizmetleridir.

    25- Halka şefkat ve merhamet eder.

    26- Öncelikle zaruriyat-ı diniye için çalışır. Ehemmi mühimme tercih eder.

    27- Resul-i Kibriya efendimizle iki irtibatı vardır. Birincisi Şeriat irtibatı, ikincisi Tarikat irtibatı.

    28- Tenvir eder, aydınlatır.

    29- Müjde verir, uyarır.

    30- Dünya büyüklerinin huzuruna zaruret olmadıkça gitmez.

    31- Gitmek zorunda kalırsa, onların zulmünü azaltmak, halka faydalı olmalarını sağlamak için gider. Kendi menfaati için gitmez.

    32- Sohbeti çok istifadelidir. Uzasa da dinleyenler bitmesin ister.

    33- Nefret ettirmez, sevdirir.

    34- Onda lüks, israf, sefahat yoktur.

    35- Ehl-i duadır.

    36- Onun tarikatının herhangi bir şûbe ismi olsa da, asıl ismi Tarikat-ı Muhammediye’dir. 07 Temmuz 2015

    Hz. Ebûbekir

    Hazret-i Ebubekir hakkında Ehl-i Sünnetin inançları, görüşleri, fikirleri şunlardır:

    1- Bu zat, Peygamberlerden (hepsine selam olsun) sonra insanların en hayırlısıdır.

    2- Evliyaurrrahmanın en büyüğüdür.

    3- Hulefa-i Râşidî’nin birincisidir ve o dört kişinin mânevî rütbe olarak büyüğüdür.

    4- Efendimize inanmak, onu desteklemek, onun dinini ve Kitabını savunmak için en büyük fedakarlığı yapmıştır.

    5- Muhammed Mustafa aleyhissalatü vesselamın mağara arkadaşıdır, Kur’ân’da övülmüştür.

    6- O bir ihlâs kahramanıdır.

    7- Âdil ve râşittir.

    8- Çok yüksek bir ahlâk karaktere sahiptir.

    9- Hakkındaki bütün tenkitler ve iftiralar geçersizdir, yalandır, iftiradır, çarpıtmadır, hezeyandır.

    10- Peygamberlerden sonra Sıddıkiyet makamının en üst derecesindedir..

    11- Ehl-i Sünnet’in müctehid imamları, allameleri, büyük alimleri ve faqihleri, zamanların kutubları ve gavsları, müceddidler, müfessirler, muhaddisler, Dinin Hücceti makamındaki ulu zatlar Hz. Ebubekir’e büyük saygı beslemişler, onu rencide edecek beyanlardan, tenkitlerden uzak durmuşlardır.

    12- Hz. Ebubekir’i tenkit ve tahkir etmek, Resul-i Kibriya efendimizi (Salat ve selam olsun ona) üzer, ona eza verir.

    Böyle bir şeyden Allahü Teala hazretlerine sığınırız.

    Kur’ân ve Sünnet yolundan giden derecesi yüksek kamil Müslümanlar Hz. Ebubekir’e ve Ashab-ı Kirama asla dil uzatmazlar.

    İslâm’ın ana caddesi ve Sevad-ı Âzam olan Ehl-i Sünnet, camilerine Hulefa-i Râşidî’nin, isimlerini levha olarak yazıp koymuşlardır.

    Cenab-ı Hak bütün mü’minleri, Efendimize eza verecek sözlerden ve yazılardan, başta Hz. Ebubekir olmak üzere Hulefa-i Râşidîne ve Ashab-ı Kirama saygısızlık etmekten muhafaza buyursun.

    Bir kimse ki, Hak Teala ve Tekaddes hazretleri ondan razı olmuş, Resulullah ondan razı olmuş, Ehl-i Kur’ân ve Sünnet ondan razı olmuş, evliyaurrahman ondan razı olmuş; bize düşen de ondan razı olmak ve kendisine hürmet etmektir.

    Hiçbir alimin, ilmi ne kadar fazla olursa olsun, Hz. Ebubekir’i tenkit etme hak ve salahiyeti yoktur. Zaten ilmi, irfanı, idraki, insafı olanlar Siddiyk efendimizi tenkitten ve tahfiften hayâ ederler.

    Böyle bir şey büyük had nâ şinaslık (kendini bilmezlik) olur.

    Alim bir kimsenin beyanlarında ve yazılarında doğruların bulunması, onun hatalarını ve yanlışlarını mazur göstermez. Allah cümlemize adalet, insaf, edeb ve büyüklere merbutiyet nasib buyursun. 08 Temmuz 2015

    Ahmed Ziyaüddin Gümüşhânevî İslâm Koleji İlânı

    1. Kolejimize alınacak öğrencilere

    IQ testleri

    yapılacaktır. En alt seviye 100 IQ’dur.

    2. Karakter testleri yapılacaktır.

    3. Okulda

    eğitim haftada beş gün olmayacak, beş buçuk gün olacaktır.

    4. Veliler, eğitime karışmayacaklarına dair taahhütname imzalayacaktır.

    5. Okulda Fütüvvet ahlâkı hâkim olacaktır.

    6. Beş vakit namazın cemaatle kılınması mecburî olacaktır.

    7. Tedrisat Osmanlıca ve Latin yazısıyla yapılacaktır.

    8. Okulda fen dersleri de olacaktır ama fen sınıfları bulunmayacak,

    ağırlık sosyal kültüre verilecektir.

    9. Okulda mimarlık ve şehircilik, hukuka giriş, sağlıklı beslenme ve yaşama dersleri,

    bedenî yapısı müsait olanlara komando eğitimi

    verilecektir.

    10. El yazısı düzgün ve estetik olmayanların, bir senelik eğitimden sonra okulla ilişkileri kesilecektir.

    11. Okulda

    mecburî hat ve kaligrafi dersleri

    verilecektir.

    12. Okul talebeleri, dizaynı Pariste millî kültür ve sanatımıza göre hazırlanmış herkesin beğendiği ve takdir ettiği

    zarif fakat sade üniforma

    giyecektir.

    13. Okulda idarecilerin ve öğretmenlerin öğrencilere, öğrencilerin

    birbirlerine sen demesi yasak olacak,

    sen diyenler bir müddet sonra tard edilecektir.

    14. Okulun,

    icazetli alim faqih olan bir imamı

    bulunacaktır.

    15. Okul öğrencilerine

    akaid, fıkıh, usûl-i fıkıh, usûl-i hadis, usûl-i tefsir, Mecelle ve İslâm ahlâkı dersleri

    verilecektir.

    16. Okulda en az üç yabancı dil mükemmel şekilde öğretilecektir. İngilizce, Arapça, seçmelik bir dil daha. Öğrenciler bu üçdille konuşabilecek, doğru yazabilecek, kültür kitabı okuyabilecektir.

    17. Her öğrenci

    geleneksel millî sanatlarımızdan birini

    iyi derecede öğrenecek ve ürün verecektir.

    18.

    Okulda karma eğitim yapılmayacaktır.

    19. Okulda ehliyetli öğretmenler ve üstadlar tarafından

    eski İstanbul Osmanlı terbiyesi, kültürü, ahlâkı, görgüsü, nezaketi, kibarlığı dersleri

    verilecektir.

    20.

    İlk yıl 125 öğrenci alınacak,

    dördüncü yılda öğrenci sayısı

    500

    olacaktır.

    21.

    Her sene yazılı sınıf geçme imtihanları,

    son sınıfta ise lise bitirme ve bakalorya imtihanları yapılacaktır. Bu imtihanlara seçkin düşünürlerden, yazarlardan, üstadlardan bazısı mümeyyiz olarak çağırılacaktır.

    22. Okulda

    bütünleme imtihanı olmayacaktır.

    23. Bedenî ve fizikî yapısı müsait olan öğrenciler komando ve doğu sporları eğitimi alacaktır.

    24. Okuldan bir tek

    arivist, sahtekâr, soytarı, düşük ahlâklı, boş ve kof, din sömürücüsü, şarlatan kimsenin mezun olmaması için sıkı tedbirler

    alınacaktır.

    25. Okulu, dünyanın en büyük eğitimcilerinin takdir etmesi ve beğenmesi için gereken her şey yapılacaktır. 09 Temmuz 2015

    Gevezelik Zevzeklik Dedikodu Belimizi Büküyor

    Akıllı, sağduyulu, mantıklı, bilge bir Müslüman günlük gevezelik ve zevzekliklerle bir dakikasını bile ziyan etmez.

    Günümüzde, kötü medya yüzünden

    gırtlağımıza kadar dedikoduya, fasa fisoya, faydası yok zararı çok magazin haberlerine batmış vaziyetteyiz.

    Birtakım kendini bilmezler kutsal dinî konuları bile mıncıklayıp magazinleştirmişler.

    Geçen sene nereye gitsem, daha selam vermeden, aman ne iyi ettin de geldin, otur şuraya ve hemen bize

    Cemaat-İktidar savaşının içyüzünü anlat

    diyorlardı.

    Bugün ise, otur şuraya ve hemen bize şu

    koalisyon işleri ne olacak

    onu tafsilatlı bir şekilde (ayrıntılarıyla) anlat diyorlar.

    Müslümanların en çok şu haline şaşmak gerek:

    Şeriat elden gitmiş, dinin içi boşaltılıyor, iman elden gidiyor ve onlar dedikodularla vakit öldürüyor.

    İnsan dedikoduya, gevezelik ve zevzekliğe alışmayagörsün, bir daha kurtulması çok zordur.

    Müslümanların maalesef İslam’a ve realiteye uygun gerçek bir gündemleri yoktur. Hayaller ve kuruntular içindeyiz.

    Ortadoğu’daki durum her gün aleyhimize dönüyor.

    İrak ve Suriye sınırında, Akdeniz’e uzanan bağımsız bir Kürt devleti kuruluyor.

    İç politika çıkmaza girmiştir.

    Madalyonun bir yüzünde sert, yıkıcı, ölçüsüz bir muhalefet, öbür yüzünde iflah olmaz bir yalakalık ve yağcılık görünüyor.

    Halk olup bitenleri kendi aklıyla anlayamaz. Birtakım büyük uzmanların ve düşünürlerin açıklamaları, izahları, analizleri gereklidir. Bu konuda mozaik parçaları var ama bunlardan yapılmış tablolar yok.

    Bazı konuların gündemde tutulması gerekiyor.

    Din işleri iyiye mi gidiyor kötüye mi?

    Milyonlarca halk bu konuda aydınlatılmalıdır.

    Politika faaliyetleri

    iyi midir, kötü mü?

    İktisadî durum nedir?

    Önümüzde Yunanistan’da olduğu gibi vahim bir kriz tehlikesi var mıdır?

    Ahlâk, fazilet, temizlik, şeffaflık durumumuz

    nasıldır? İyi midir kötü müdür?

    Sık sık, beklenen büyük

    İstanbul depreminden bahs ediliyor.

    Buna hazır mıyız, hazırlanıyor muyuz?

    Mülkün temeli olan

    yargının durumu nedir?

    Türkiye’de hukuk ve adalet var mıdır? Varsa sağlam mıdır, kör topal mıdır?

    Geleceğimizin teminatı olan

    eğitim sistemimiz nasıldır?

    Bu eğitim sistemi ile ayakta kalabilir miyiz?

    Sağlık sistemi ticarî bir sektör ve kısır döngü haline geldi.

    Bunun farkında mıyız?

    Dışarıdan her yıl üç milyon tondan fazla

    genetiği değiştirilmiş sağlığa zararlı buğday

    ithal ediyoruz. Bunun sonu ne olacaktır.

    Bir savaş çıksa, ekmeklik buğday alamasak, ne yapacağız?

    İç barış ve sosyal mutabakat büyük öldürücü darbeler almıştır.

    Bundan haberimiz var mıdır, bu konuda neler yapmalıyız.

    Ülkemizdeki

    on milyonlarca Sünnî Müslümanı birleştirip tek bir Ümmet yapmak, başına râşid faziletli bir İmam geçirmek için çalışıyor muyuz?

    Ümmet ve İmam yok ama parça hizip fırka holiganlığı son haddinde. Buna karşı ne yapacağız?

    Şu mübarek Ramazan ayında büyük şehirlerin caddeleri meydanları alenen oruç yiyenlerle dolu.

    Oruca saygı konusunda bir faaliyetimiz var mıdır?

    Yahu biz neler yapıyoruz ve neler yapmıyoruz? 10 Temmuz 2015

    İnşaallah Savaş Olmaz

    İnşa’allah korkulanlar başımıza gelmez ama bir savaşın eşiğinde olduğumuzu gösteren gelişmeler var. Gazeteler yazıyor, tv’ler haber veriyor. Lakin bizim pek aldırdığımız yok. Ordumuz hazır, sınıra iki taraftan hendekler yazılıyor, mayınlar döşeniyor, karşı taraftan dumanlar yükseliyor, top sesleri geliyor, kumandanlar yazılı emir istemişler… Bizim daha önemli başka işlerimiz, problemlerimiz var.

    Filan futbolcu atılmış, şoka girmiş… Feşmekan futbolcuya büyük paralar ödenmiş… Koalisyon kulisleri ve entrikaları bütün hızıyla devam ediyor… Aşırı muhalifler verip veriştirmeye devam ediyor… Aşırı yağcılar aşırı şekilde yağlıyor, pohpohluyor… Müstehcen yayınlar gırla gidiyor… Bazı gazeteler seksoloji dergisi gibi… Kabağa aşılanarak elde edilen karpuzların tadı yokmuş… Yemek ve börek tarifeleri… Magazinin her türlüsü… Çağdaşlar kendi alemlerinde, dindarlar kendi dünyalarında… Müezzinin biri ezanı beş dakika önce okumuş, bütün ilçenin orucu bozulmuş… Ehl-i dünya dünyada, ehl-i ukba ukbada… Toklar bir telden çalıyor, açlar başka telden…

    Savaş başlarsa, başlayan savaş büyürse yayılırsa ne yapacağız? Yakın tarihte hiç lüzumu yokken Irak ile İran sekiz sene savaşmışlardı.

    Yaşı müsait olup da hatırlayan var mı? Lübnan’da iç savaş çıkmış ve tam on sekiz yıl devam etmişti.

    Savaşı başlatması kolaydır, bitirmesi çok zordur.

    İkinci Dünya Savaşı’nı Hitler istememişti ama altı sene sürmüştü.

    Keşke Almanya Polonya’ya saldırmamış, keşke İngiltere ve Fransa Almanya’ya savaş ilan etmemiş olsalardı.

    Keşke otuz milyon insan ölmemiş, ülkeler ve şehirler harap olmamış olsaydı.

    En iyisi barıştır, meselelerin müzakerelerle halledilmesidir.

    İlle de askerî harekât olacaksa, bunu sadece Türkiye yapmamalı, ABD ve AB de taşın altına elini sokmalıdır.

    Ortadoğu’da savaş çıkarsa İran ne yapacaktır? Türkiye ile İran karşı karşıya gelir mi?

    Bütün bu olup bitenlerin ardında İsrail’in bulunduğundan kimse şüphe etmesin. Acaba Filistin topraklarında kurulan bu devletin daha kaç yıllık ömrü kaldı?

    Bizim büyük, orta, küçük politikacılarımız, önce vatan millet devlet mi diyor, yoksa öncelikleri kendileri, ikballeri midir?

    Savaş büyürse nereye gideceğim. Köydeki evimin tamirini ve sağlamlaştırılması da yapamadım.

    İkinci Dünya Savaşı yıllarında, harbe girmediğimiz halde ekmek vesika ileydi. İnşaallah yine böyle bir sıkıntı olmaz.

    Eski genel kurmay başkanlarından biri Suriye’ye girersiniz ama çıkamazsınız demiş.

    Savaş bize de sıçrarsa Kemalist rejimin sonu gelir mi?

    Birilerinin bir ellerinde cımbız, bir ellerinde ayna, umurlarında değil yıkılsa dünya.

    Bırak şimdi savaşı mavaşı, böğürtlen göze iyi geliyormuş, havuç karaciğere. Zencefilli tertare kurabiyesi nasıl yapılır?

    Hangi besinler orgazmı kamçılar?

    Kodamanlar birbirine çalım atıyormuş.

    Birilerinin beyinlerinin içine sekiz tilki dolaşıyor. Kuyrukları birbirine değiyor mu? Yoksa kuyrukları birbirine dolaşmış, kördüğüm mü olmuş?

    Ufuklardan top sesleri geliyor. Bakalım savaş meydanına kimlerin çocukları sürülecek?

    * * *

    Yarın mürşidül emin kitabını imzalayacağım.

    12 Temmuz Pazar günü saat 17.30’dan 19.30’a kadar Beyazıt Kitap Fuarı BEDİR Yayınevi standında İmamı Gazali’nin son derece faydalı

    MÜRŞİDÜL EMİN

    kitabını, başka faydalı eserleri ve kendi kitaplarımı imzalayacağım. 11 Temmuz 2015

    Küfür ve Nifakın Belini Kırabilmek İçin

    Küfrün ve nifakın belini kırabilmek; yenilgilerden kurtulup zaferler kazanabilmek; zilletten ve esaretten kurtulup izzet ve hürriyete kavuşabilmek; haysiyetli ve şerefli bir hayat sürebilmek için Müslümanlar neler yapmalıdır?

    1- Yapılacak ilk iş birliği sağlamak, tek bir Ümmet olmaktır. Birlik ve beraberlik olmadan ne kurtuluş olur, ne izzet, ne de haysiyet.

    2- İkinci iş bütün mü’minlerin, bütünü olmazsa büyük çoğunluğunun râşid ve muktedir bir Halifeye (İmama, Emîre) biat ve itaat etmeleridir.

    3- Üçüncüsü: İtikadın tashihidir. Yani Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) öğrettiği doğru imanî bilgilere sahip olmaktır.

    4- Beş vakit namazı dosdoğru (farzlarını cemaatle) kılmaktır.

    5- Zekatı Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun şekilde hak sahiplerine vermektir.

    6- Nefsimizle büyük, küffar ile küçük cihad yapmaktır.

    7- Cahillikten ilme hicret etmektir. İlmin başı ilmihaldir, İslam’ın öğrenilmesi farz olan temel bilgilerini öğrenmek ve bunları hayata uygulamaktır.

    8- Yeterli sayıda bilgili ve kültürlü, ahlaklı ve faziletli güzel Müslümanlar yetiştirmektir.

    9- Bedevilikten kurtulmak, medenî Müslüman olmaktır.

    10- Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmaktır.

    11- Emanetleri yani vazifeleri, makam ve mevkileri, hizmetleri, başkanlıkları, müdürlükleri, işleri ehil ve layık olanlara vermektir.

    12- Ümmet işlerini ehliyetli ve güvenilir kimselerle istişare ederek görmektir.

    13- Allah’ı ve Resulullahı (Salat ve selam olsun ona) seven Müslümanları dışlamamak, ötekileştirmemek, onlara buğz etmemek, onlarla alakayı kesmemek, onlara düşmanlık etmemektir.

    14- Müslüman kadın ve kızların haysiyetleri ve iffetlerini korumak, onları Kur’anî ve şer’î tesettüre sokmak, orta malı olmalarına engel olmaktır.

    15- Müslüman halkın dünyevileşmesine, lükse israfa beyinsizliğe çeşitli azgınlıklara kapılmasını önlemektir.

    16- Müslüman çocukları, gençleri, yeni nesilleri İslam mektep ve medreselerinde Tevhidî eğitimle yetiştirmektir. Bu yapılmazsa, yapılamazsa kurtuluş olmaz.

    17- Yeterli sayıda, kafirlerden münafıklardan İslam düşmanlarından daha güçlü Müslümanlar yetiştirmek, bunları kadrolaştırmaktır.

    18- İslamî hizmet ve faaliyetleri ihlasla görmektir.

    19- Sanatta ve estetikte kafirlerin üzerinde olmaktır.

    20- Ümmet birliğine zarar veren her türlü holiganlıktan, militanlıktan, fanatizmden uzak durmaktır.

    21- Medya denilen büyük güce sahip olmak, bu sahada üstünlük kazanmaktır.

    22- İş, çalışma, ticaret, iktisat faaliyetlerini, kaynağı Kur’an, Sünnet ve hikmet olan Fütüvvet ahlakının denetimi altına sokmaktır.

    23- Başarılı, muzaffer olmak için bütün sebep ve vesilelere tevessül etmektir.

    Bunlar yapılmazsa kurtuluş, necat, felah, zafer olmaz.

    * * *

    Bugün

    «Mürşidül Emin»

    kitabını imzalayacağım: Bugün saat 17.30’dan 19.30’a kadar Beyazıt Kitap Fuarı BEDİR Yayınevi standında İmamı Gazali’nin son derece faydalı MÜRŞİDÜL EMİN kitabını, başka faydalı eserleri ve kendi kitaplarımı imzalayacağım. 12 Temmuz 2015

    Ortadoğu İslam Birliği

    Irak Suriye Ürdün Filistin ve diğer Ortadoğu Arap ülkeleri kardeş ülkelerdir. Kardeşlerin birlik olması gerekir.

    Bugünkü sınırlar emperyalist ve sömürgeci güçlerin çizdiği devamlı olmayan yapay sınırlardır.

    Müslüman devletlerin, konfederasyon mu olur, federasyon mu olur, adına İslam Birliği mi denir mutlaka bir araya gelmeleri gerekir.

    Bu Birliğin ortak parası olacaktır. Vatandaşları önce vizesiz, sonra pasaportsuz seyahat edebilecektir.

    Alabildiğine ticaret, kültür, eğitim, turizm yapılacaktır.

    Halep’teki Suriyeli, Türkiye’ye sabahleyin kolayca geçecek alış verişini yapacak, akşama tekrar dönecektir.

    İslam, bu ülkeler arasındaki en güçlü bağ olacaktır.

    Bütün küfür, nifak, ilhad dünyası bu birliği önlemeye çalışacak ama Müslümanların azmi ve sabrı karşısında başarılı olamayacaktır.

    İslam Devletleri Birliği’nde ağabey olmayacaktır.

    Birlik üyesi devletlerin ilk işi ahlakı düzeltmek, temizlik ve şeffaflık getirmek olacaktır.

    Dünya temizlik ve şeffaflık anketlerinde İslam Birliği, Yeni Zelanda ve Danimarka’nın önünde 10 üzerinden 9 not alarak dünya birincisi olacaktır.

    Dünyanın en iyi okulları ve üniversiteleri İB’de olacaktır.

    İB Asya, Afrika, Güney Amerika ülkeleriyle sıkı işbirliği yapacaktır.

    İB ülkeleri birer Medine-i Fazıla haline gelecek, insanlığa örnek olacaktır.

    25 sene sonra bazı Avrupa ülkelerinin çoğunluğu Müslüman olunca o ülkeler de birliğe katılmak isteyecektir.

    Dünyanın çeşitli yerlerinde zulme uğrayan mazlum ve mağdur insanlar, İB topraklarına hicret edebilmek için can atacaktır.

    İB, dünyanın her yerinden beyin ithal ederek ilimlerde, fenlerde, sanatlarda, bütün iyi ve güzel faaliyetlerde dünya birincisi olacaktır.

    İB’de kadınlar ve kızlara seks objesi olarak bakılmayacak, her türlü fuhşa ve bilhassa devlet vesikalarıyla seks köleliğini yapılmasına kesinlikle izin verilmeyecektir.

    İB, dünyayı yaşanmaz hale getiren pusulasını şaşırmış Batı medeniyetine karşı insanlığın bir alternatifi olacaktır.

    İB bünyesindeki suçlular ve ahlaksızlar korkudan kan kusacaklar ve yaşayabilmek için çar nâ çar ıslah olacaklar, olamazlarsa Darülharb’e hicret edeceklerdir.

    Bu anlattıklarım ne uçuk hayaller değil mi? Evet bugün hayal, yarın gerçek olabilir…

    Yeter ki, niyet edilsin, vasıflı kültürlü yüksek ahlak ve karakterli güçlü ve üstün Müslümanlar tarafından; ihlasla sabırla ve azimle teşebbüs edilsin, bir yerden başlansın, Allah’ın izniyle yapılamayacak güzel şey yoktur. 13 Temmuz 2015

    Uyarılar..

    1- İçinde yaşadığın ve Kur’ânî, Nebevî, şer’î kriterlere göre iyi olmayan düzene ve sisteme sakın iyi deme ve ona alışma.

    2- Cep telefonunu bir ihtiyaç olmanın ötesinde fetiş ve statü haline getirme, onun bağımlısı olma. Cep telefonu bağımlılığı eroin, kokain, bonzai gibi (mânen) öldürücü kötü bir alışkanlıktır.

    3- Yaşamak için ye, yemek için yaşama. Acıkmadan sofraya oturma, sofradan doymadan kalk. Böylece sağlığını korumuş olursun.

    4- Kavgacı, saldırgan, (kötü manada) inatçı olma.

    5- Çare ve çözüm arayıcı ol, çaresiz, çözümsüz kalma.

    6- (Gençler için) El yazın düzgün, güzel, estetik değilse yazını düzelt. İnternetteki güzel yazı sitelerine bak, paran varsa güzel yazı dersleri al.

    7- Sırlarını kimseye söyleme. Birinin kulağına eğilip, sana bir şey söyleyeceğim ama sakın sen onu kimseye söyleme dediğin anda sen kendi sırrına hıyanet eden ahmak bir boşboğaz olursun.

    8- Sakın gururlanıp kibirlenme, büyüklük taslama. Allah gururlu ve kibirlileri sevmez. Onların burunları yere sürtülür.

    9- Ekmek ve su konusunda şu iki temel gerçeği hatırından hiç çıkartma: Sağlıklı yaşamak istiyorsan kepekli ekmek tüket. Ölü su içme, canlı su iç. (Bu iki konunun tafsilâtı buraya sığmaz, sağlam kaynaklardan öğren).

    10- (Bir marka hastasına) Pahalı, lüks kılık kıyâfetlerinin markalarını yakana diktir. Diktir de herkes görsün.

    11- (Yaza yaza bıktım…) Cebinde mürekkepli bir dolma kalemin ve güzel bir cep defterin olsun.

    12- Namaz kılmıyorsan namaza başla, kılıyorsan farzları cemaatle kıl.

    13- Haftada bir gün tatil yapan ve bu tatil gününde namaz kılmayan imamın (inşaallah böylesi yoktur) ardında namaz kılma.

    14- Sokakta yürürken cep telefonuyla konuşma, elektrik direğine çarparak yaralanabilirsin… Toplu taşıma arasında telefonla konuşma etrafını rahatsız etme.

    15- Sana çok ayıp bir şeyi söyleyeyim: Çok yakın ve samimî olmadığın kimselerin yanında yediğin yemeklerden bahsetme.

    16- Çıplak karılara ve kızlara bakmak göz zinasıdır, bunu yapanın hâfızası zayıflar, hastalık derecesinde unutkan olur.

    17- Her gün bir saat kadar faydalı, uyarıcı, aydınlatıcı, bilgilendirici kitap okumazsan cahil kalırsın.

    18- Oğlunu, kızını göreyim, senin ne mal olduğunu söylerim.

    19- Lüks, pahalı, şatafatlı, ihtişamlı Mercedes sana gurur ve kibir verir. Gurur ve kibir seni mânen yıkar, böyle bir Mercedes’le Mevlâ’nı değil belânı bulursun. Söylemediler deme.

    20- Dinî konuları magazinleştiren, mıncıklayan, hafife alan programları seyretme. Haberin olmadan dininden olursun.

    (Bir zata: Sizi övmemi istiyormuşsunuz. Bendeniz kendimi övmüyorum, sizi niçin övecekmişim?)

    14 Temmuz 2015

    Mélanie Georgiades’in Çarşafı

    Melanie Georgiades

    ‘in Müslüman olduktan sonraki çarşafına ibretle baktım ve birtakım yerli Müslüman hanımların gülünç tesettürlerine bir kere daha teessüf ettim.

    Bu hanım 1980’de Kıbrıs Lefkoşe’de Fransız bir annenin ve Rum bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelmiş, ana baba ayrılmışlar, annesiyle üç yaşındayken Fransa’ya gitmiş, gençliğinde müzik san’atkârı olmuş, şöhret kazanmış, kitap yazmış, eseri bir ayda 50 bin nüsha satılmış ve 2008’de Müslüman olmuş.

    Lütfen internet’e bakın ve çarşafını görün. Koyu gri sapsade basit bir çarşaf, sadece yüzü görülüyor, hiçbir süsü püsü, alacabulacalığı yok.

    İslam kültürüne yabancı bir hanım Müslüman oluyor ve böyle şer’î

    (Şeriata uygun)

    bir tesettüre giriyor. Bir de bizdeki birtakım doğma büyüme

    (Müslüman)

    hanımlara bakın. Rengarenk… Gökkuşağı gibi… Sanki Frenk boyacısının küpüne düşmüşler. Hepsi Batı kıyafeti… Manto pardesü tayyör tünik eşarp tayt… Ayakkabıların topukları ipince ve upuzun…

    Hocalarımız, ziyalı Müslümanlar, gerçek dindarlarımız bizdeki bu tesettür çelişkisini niçin düzeltmeye çalışmıyorlar?

    Yakup Kadri

    dindar değildi ama

    “Çarşafa ve Peçeye Dair”

    başlıklı harika yazısıyla, bir estet olarak İslamî tesettürü savunmuştur.

    (Lütfen bu önemli yazıyı internetten indirip muhakkak okumanızı istirham ediyorum.)

    İlle de çarşaf demiyorum ama gerçek dindar Müslüman hanımlar mutlaka İslamî tesettüre bürünmelidir.

    Doğu Anadolu’nun ihramları… Baş iyice örtülmek şartıyla eski feraceler…

    Rengarenk tesettür olmaz.

    Vücut hatlarını belli eden, erkeklerin dikkatini açıklardan daha fazla çeken, bak bana diyen kıyafetler

    tesettür değil, anti-tesettürdür.

    Milyarlarca dolarlık İslamî hizmet ve faaliyet bütçelerine sahip olan birtakım dinî cemaatler ve tarikatler niçin bu tesettür işine el atmıyor?

    Tesettür dinî, imanî, İslamî, Kur’anî bir değerdir ve kesinlikle bezirganlığa alet edilmemelidir.

    Şeriata zıt tesettür olmaz.

    Başına bir bez bağlamakla tesettür olmaz.

    Avrupaî şeytanî kıyafetleri tesettür olarak göstermek İslam’a hıyanettir.

    Hanımlarımız çarşafa, feraceye dönmelidir.

    Çeşit çeşit parlak renklerle, hele bana bak diye bağıran ciğer kırmızısı örtülerle tesettür olmaz.

    Bir hafta önce mayo reklamları yapan mankenlere eşarplı kıyafetler giydirilip podyumlarda rap müziğin eşliğinde tak tak yürütmekle tesettür olmaz.

    Muhterem İslam hanımları, Allah aşkına hiç olmazsa, şu alaca bulaca ciyak ciyak bağıran eşarpları atınız ve pastel renkli, göze fazla batmayan örtülere bürününüz. 15 Temmuz 2015

    İman, Kur’an, İslam İçin Çalışmalıyız

    Militan inkarcılar nasıl çalışıyor görüyorsun. Siyonist Siyonizm için, misyoner Teslis için, ateist ateizm için, Mason Masonluk için, deccalperestler Deccalizm için, Firavuncular Firavunculuk için harıl harıl gece gündüz çalışırken senin, muvahhid olarak çalışmaman elbette yakışık almaz.

    İcazetin, yeterli ilmin irfanın varsa doğrudan doğruya, yahut dolaylı olarak İslam için çalışmalısın.

    İnsanların Allah’a iman etmeleri için… Resulullahın davetini duymaları, dinlemeleri ve mü’min olmaları için.

    Mü’minlerin itikatlarını tashih etmeleri için…

    Kur’an için, Sünnet için, Şeriat için…

    Beş vakit namazın dosdoğru kılınması için…

    Daha fazla insanın oruç tutması için…

    Ülkemize ve yeryüzüne faziletin, ahlakın, doğruluğun, adaletin, insafın hakim olması için…

    Çocuklarımızın, genç nesillerin daha bilgili, daha kültürlü, daha ahlaklı, daha iyi, daha güzel olması için…

    Mü’minlerin tek bir Ümmet haline gelmesi için…

    Bu Ümmetin başında âdil ve râşid bir Halife olması için…

    Küfrün, nifakın, fitne ve fesadın, azgınlıkların azalması için…

    Hayırların fethi, şer’lerin def’i; şu vatan sathında haysiyetli ve hür bir hayat sürebilmemiz için…

    Allah’ın rızasını kazanabilmek, Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) şefaatine nail olabilmek için.

    Şu yaman dünya imtihanında başarılı olabilmek için…

    Allah dinine yardım edenlere, yardım edeceğini vaad buyuruyor.

    Bizler din için, iman için, Kur’an için kendi re’yimizle, heva ve hevesimizle hizmet edemeyiz. Bunun plan ve programlarını kendi kafamızla yapamayız. Resulullah Efendimizin (salat ve selam olsun ona) ve onun vekili varisi halifesi durumunda olan geçmiş büyüklerimizin metotlarıyla hizmet etmeliyiz. İhlasla, ilim ve irfanla, garazsız ivazsız, birlik halinde hizmet etmeliyiz.

    İslamî, imanî, Kur’anî hizmetleri şahsî menfaatlerimize alet etmemeli, alet ettirmemeliyiz. Hizmetler sadece Allah için yapılmalı ve ücreti Allah’tan istenmelidir.

    Bunların ücreti O’nun rızasını kazanmak ve kerem ve lütfuyla Cennete konulmaktır.

    Din, iman, Kur’an hizmetleri dünya zenginliklerine alet edilmesin. Beşerî ihtiraslara, nüfuz ve prestij celbine alet edilmesin.

    Benlikler kalksın, birlik ve beraberlik içinde hizmet edilsin.

    Hizmette rekabet olmaz, müsabaka (yarışma) olur ancak.

    En büyük kazanç ve ticaret, Allah’ın bir kulunun senin vasıtanla imana gelmesine vesile olmandır.

    Bir kimseyi namaza başlatmak ne büyük bir hizmettir.

    Kur’an hükümlerinin ve öğütlerinin hayata hakim olması için çalışmak dünyalara bedel bir hizmettir.

    Ulemadan, fukahadan, meşayihten, ziyalılardan oluşan ehliyetli ve liyakatli bir heyet iman ve Kur’an hizmetlerinin talimatnamesini hazırlayıp halka sunmalıdır.

    Yüzlerce hizmet konusu küçük müfid risaleler halinde hazırlanıp milyonlarca nüsha basılmalıdır.

    Bu iş kesinlikle ticarete alet edilmemelidir.

    İhlası zedeleyecek her türlü ahlaksızlıktan, bencillikten, para devşirmeden, nifaktan, riyadan uzak durulmalıdır.

    En büyük, en kârlı ticaret dine, imana, Kur’an’a İslam’a Şeriata Sünnete doğru dürüst hizmet etmek suretiyle Allahü Teala ile yapılan ticarettir. Bu ticaret kişinin ebedî saadet kazanmasına vesile olur. Bu ne büyük ticarettir. 16 Temmuz 2015

    Bayramınız Kutlu ve Mutlu Olsun!

    Suriye’de korkunç bir iç savaş var, beş milyona yakın insan göç etti, 250 bin ölü, yüz binlerce yaralı ve sakat, ülke yangın yerine ve harabeye döndü… Bayramınız kutlu olsun!

    Irak üçe bölündü. Sünnîlere hayat hakkı tanınmıyor. Türkmenler eziliyor. Durum çok kötü… Bayramınız kutlu olsun!

    Mısır’ın hali malum. Seçilmiş Müslüman Cumhurbaşkanı zindanda, idam hükmü giydi. Gizli Yahudiler, Müslüman çoğunluğu eziyor… Bayramınız kutlu olsun!

    Libya’da iki hükümet var. Biri Müslüman, öteki laik. İç savaş, istikrarsızlık, çatışmalar gırla gidiyor. Kardeş ülkenin durumu pek fena… Bayramınız kutlu olsun!

    Yemen faciası, Nijerya faciası, Orta Afrika Cumhuriyeti faciası, öteki facialar… Bayramınız kutlu olsun!

    Myanmar’daki Müslümanlara yapılan zulümler. Orada Müslüman kanı ve gözyaşı akıyor… Bayramınız kutlu olsun!

    Doğu Türkistan’dan iyi haberler gelmiyor… Bayramınız kutlu olsun!

    Tacikistan’da on sekiz yaşından aşağı çocukların ve gençlerin camilere gitmesi yasak edilmiş… Bayramınız kutlu olsun!

    Özbekistan’da Müslümanlara, Stalin rejimine rahmet okutacak zulümler ve baskılar yapılıyor, zindanlar Müslüman dolu… Bayramınız kutlu olsun!

    Filistin kan ağlıyor. Gazze harabe halinde, Müslümanlar çok acılar çekiyor… Bayramınız kutlu olsun!

    Çeçenistan ah Çeçenistan… Bayramınız kutlu olsun!

    Gelelim Türkiye’ye:

    Ayasofya hâlâ müze… Bayramınız kutlu olsun!

    İslam medreseleri, tasavvuf tarikatları kapalı…

    M. Kemal zamanında bile suç olan zina, suç olmaktan çıkartılmış… Bayramınız kutlu olsun!

    Namaz kılan, oruç tutan Müslümanlar azınlığa düşmüş… Bayramınız kutlu olsun!

    Ümmet birliği yok, kendisine biat ve itaat edilen râşid bir imam yok… Bayramınız kutlu olsun!

    Dinsizlik, densizlik, ahlaksızlık, haram yeme, müstehcen yayınlar, azgınlığın her türlüsü, riba, zina, yüksek şeddadî binalar, israf, lüks, sefahat, uyuşturucu, lüks otomobil çılgınlığı, tefrika, nifak ve şikak, açıkta küstahça günah işlemek, fısk fücur ülkeyi pençesine almış… Bayramınız kutlu olsun!

    Çok büyük birkaç baron, büyük baronlar, orta baronlar, küçük baronlar… Ne çok baron var… Bayramınız kutlu olsun!

    Şeriat elden gitmiş, din ve iman elden gidiyor… Bayramınız kutlu olsun!

    Türkiye’nin uluslararası şeffaflık ve temizlik notu 10 üzerinden 5… Bayramınız kutlu olsun!

    Büyüklerimiz dünyanın en lüks Mercedes’lerine biniyor. Yüzde yüz millî ve yerli otomobilimiz yok ki binsinler…

    Bayramınız kutlu olsun!

    Sabahları yüz bin camide ezanlar okunuyor, Müslümanların yüzde biri bile kalkıp Rahman’a secde etmeye gelmiyor… Bayramınız kutlu olsun!

    Cemaat-iktidar savaşı bütün şiddeti ile devam ediyor. Bayramınız kutlu olsun!

    Birlik yok ama şuculuk buculuk oculuk holiganlıkları, iman kardeşliğine aykırı düşmanlıklar ve çekişmeler had safhada… Bayramınız kutlu olsun!

    Ey mutlu Müslümanlar, bayramınız kutlu olsun, mutlu olsun…

    BAYRAM duası:

    Cenab-ı Hak biz Müslümanlara akıl fikir iz’an nasip buyursun… Dinî ve dünyevî konularda Kur’ana, Sünnete, ahkam-ı şer’iyeye uymayı nasip etsin… İtikadımızı tashih etmeyi, vakit namazlarını dosdoğru kılmayı, zekatımızı Şeriata uygun şekilde vermeyi nasip etsin… İslam ahlakı ile ahlaklı faziletli vasıflı doğru medenî Müslümanlar olmayı nasip etsin… Birlik ve beraberlik nasip etsin… Ülkemizi, kardeş Suriye’nin durumuna düşmekten muhafaza buyursun… Çocuklarımızı iyi ve güçlü Müslümanlar olarak yetiştirmeyi nasip etsin… Bize İslamî şuur ve uyanıklık nasip etsin… Bizleri cemaat ve tarikat holiganlıklarından korusun… Cümlemize hüsn-i hâtime nasip buyursun… Hastalarımıza şifa, dertlilerimize deva, borçlularımıza eda nasip etsin… Âmin… 17 Temmuz 2015

    İslam’ın Ahlak ve Fazilet Boyutu

    İslâm’ın beş şartı: Kelime-i Şehadet yani iman etmek… Beş vakit namazı dosdoğru kılmak… Ramazan’da oruç tutmak… Zekât vermek… Gücü yetiyorsa hacca gitmek…

    Şartlar bunlar… Bitti mi? Bitmedi bitmedi bitmedi…

    Temel ana değerler var:

    İslam adaleti emrediyor, zulmü yasaklıyor… Allah ile olan bütün işlerde ve ibadetlerde ihlas şart… Emr-i mâruf nehy-i münker yapmak… Yalan söylemek, iftira atmak, gıybet etmek, tecessüs haram ve yasak… Kesinlikle kul hakkı yenmeyecek, Allah-ü Teâlâ Kendi hakkını afvediyor ama kul hakkını afvetmiyor… Doğruluk dürüstlük… Rüşvet almamak… İyiliğin her türlüsünü yapmak… Mü’minlerin birbirine kardeş olması… Allah’ı Resulünü (Salat ve selam olsun ona) Kur’an’ı seven kimsenin zatına düşmanlık etmemek… Nefsiyle ve küffarla cihad etmek… İsraf etmemek… Helalinden kazanmak… Zinadan ve ribadan uzak durmak… Faydalı ilimleri öğrenmek, zararlı anti-ilm öğrenmemek…

    İslam ahlak dinidir, fazilet dinidir…

    İslam sahtekârlığı, soytarılığı, soysuzluğu, halkı kandırmayı, dolandırıcılığı, güçlülerin güçsüzleri ezmesini yasak eder.

    İslam iffet, edeb, yüksek terbiye dinidir.

    İslam terörü kabul etmez. Din adına terör yapılamaz.

    İslam mürüvvet dinidir.

    İslam, kadınların seks vasıtası, seks kölesi yapılmasını kabul etmez. İslam kadın ve kızların şehevî reklamlara alet edilmesine izin vermez. İslam’da devletin resmî vesikalarıyla yasal genelevlerde KDV’li seks ticareti yapılamaz.

    İslam’da fahişelik hakkı ve hürriyeti yoktur.

    İslam, idarecilerin ve reislerin hizmet esnasında zengin olmalarına ruhsat vermez.

    İslam nereden buldun diye sorar.

    İslam’da haram rant yemek yoktur.

    İslam zina ve ribayı kesinlikle yasaklamıştır. Zinacılara ve ribacılara İslam düzeninde hakk-ı hayat yoktur.

    Ne kadar yüksek, ulvî, beğenilen meziyet varsa hepsi de bir eksiksiz İslam’dadır.

    İslam medrese ve mekteplerinde âlim, fazıl, ârif, kâmil, vasıflı insanlar yetişir.

    İslam’ın bir kriteri şudur: Dünyanın çeşitli yerlerinde zulme uğrayan mazlum gayr-i Müslimler Darül İslam’a hicret etmek için can atar. İslam herkese bir melce’, bir limandır.

    İslam zimmet ehline (İslam devletinin Yahudi ve Hıristiyan tebaasına) din, can, mal, kimlik, kültür, nesep hürriyeti ve güvenliği sağlar.

    İslam toplumu her tür azgınlığa hayır der.

    Elbette namaz kılınacak, oruç tutulacak, zekât verilecektir ama İslam bununla bitmez.

    Bunların yanında İslam’ın ahlak boyutuna da dikkat edilecektir.

    Hiçbir münafığın, yarı mühtedinin, sahtekârın, rüşvetçinin, komisyoncunun, üçkâğıtçının, şarlatanın, arivistin, riyakârın, haram rantlarla şişen hınzırın İslam’a gölge düşürmesine izin verilmeyecektir.

    İslam helal ticareti teşvik eder ama din ve mukaddesat ticaretine asla izin vermez.

    Müslüman, öteki Müslümanların kardeşidir, meleğidir. Onlara buğzeden, onlara zulmeden, onları üzenler gerçek ve iyi Müslüman değildir.

    Bu memlekete İslam hakim olsa, Türkiye uluslararası şeffaflık, temizlik ve fazilet anketinde, 10 üzerinden 9 küsur not alarak birinci olurdu. 18 Temmuz 2015

    Sünnîler Suriye’den İbret Alamadılar

    Diktatör Saddam Hüseyin zamanında çok baskı vardı ama Irak bu kadar kötü durumda değildi. Ülkede birlik vardı, üniter devlet yapısı vardı. Bugünkü gibi parçalanmamıştı. Sünnîler ve Şiîler birbirinden bugünkü kadar kopmamıştı.

    Suriye’de de dört sene önce devlet vardı, güvenlik vardı, oldukça yumuşama vardı, meselâ bendeniz arkadaşlarımla birlikte oraya gidip keyf içinde gezebiliyordum. Bugün ise korkunç bir iç savaş var, ülke yangın yerine, harabeye dönmüş vaziyette.

    Yemen’in durumu da oldukça iyiydi, orada da güvenlik vardı, gidebiliyorduk.

    Libya’da diktatörlük vardı ama bugünkü gibi iç savaş yoktu, birbiriyle çarpışan iki ayrı devlet ve hükümet yoktu.

    Irak hakkında kesin konuşamam ama Suriye’nin bugünkü duruma düşmesinin asıl sebebi, çoğunlukta olan (yüzde 75 veya 80) Sünnî Müslümanların gafletinden ve birlik olmamalarından ileri gelmiştir. Onların en ölümcül hatâsı (imkân varken) istidatlı ve kabiliyetli çocuklarının yeterli kısmını subay yetiştirmemeleri olmuştur.

    Onlar orduyu ihmal etmiş, yüzde onluk Nuseyrî azınlığı orduya sızmış ve sonunda kanlı bir diktatörlük kurulmuştu.

    Sünnîlerin müzmin hastalıklarından birincisi ittihadsızlıktır, yâni tek bir Ümmet çatısı altında bir ve beraber olmamalarıdır.

    Yekûn olarak nüfusun yüzde seksenini oluşturuyorlar ama birbirinden kopuk bir sürü hizbe, fırkaya, cemaate ayrılmış oldukları için azınlık durumuna düşüyorlar.

    Haçlı seferleri başladığında Ortadoğu Müslümanları bir sürü küçük devlete ayrılmıştı, bunlar birbirleriyle rekabet ve çekişme halindeydi ve sonunda Haçlı ordusu geldi, hepsini hallaç pamuğu gibi attı ve Kudüs’ü zabt etti.

    Aradan yüz yıla yakın bir zaman geçtikten, çok acılar çekildikten, çok kanlar döküldükten sonra Salahaddin Eyyubî birliği sağladı da Kudüs ondan sonra istirdat edilebildi (tekrar ele geçirilebildi.)

    Sadece Ortadoğu’da değil, bütün İslam âlemindeki Sünniler ittihattan uzaktır, gaflet içindedir.

    Suriye’de olup bitenler onlara ders vermemiştir, ibret almamışlardır.

    Türkiye Sünnîleri arasında hiçbir derlenme, toparlanma, tek bir Ümmet olma, bu Ümmetin başına râşid bir Halife seçme, güçbirliği yapma niyeti teşebbüsü ve faaliyeti görülmüyor.

    Birilerine küçük saltanatlar çok zevkli geliyor.

    On, yirmi, otuz Sünnî cemaat tarikat hizip fırka sivil toplum kuruluşu başkanının bir araya geldiği görülmemiştir.

    Tek bir Ümmet olma yolunda dişe dokunur bir çalışma yoktur.

    Böyle bir çığır şu mübarek Ramazan’da açılabilirdi. Lakin bu konuda hiçbir şey yapılmadı.

    Türkiye parçalanıyor, güneyimizde birkaç Kürt devleti kuruldu, ordu sınıra yığılmış ve teyakkuz durumunda, yarın bizim topraklarımızda da çok vahim gelişmeler olabilir ama Sünnî çoğunlukta bir toparlanma, birleşme yok.

    İftar ziyafetleri gırla gidiyor. Birlik mi, Ümmet mi, Halife mi?.. Kalsın…

    Bu durum hep böyle gider mi?

    Suriye Nuseyrilerin eline düşmeden önce Sünnîler derin bir gaflet içindeydiler. Durum biraz yumuşadıktan sonra gaflet yine devam etti.

    Bizdeki birileri ne diyor biliyor musunuz? Suriye’de olabilir ama bizde olmaz…

    Balkan harbinden önce de bazı gafil Osmanlılar bir şey olmaz bir şey olmaz demişlerdi ve sonra beş asırda aldığımız Rumeli’yi üç haftada kaybetmiştik.

    İttihadsızlık, Ümmetsizlik, İmamsızlık, şuursuzluk, gaflet gerçekten büyük beyinsizlik ve felaket. 19 Temmuz 2015

    Dinsiz ve Dindar

    Dinsiz yalan söylerse bir, Müslüman söylerse bin kere ayıptır.

    Dinsiz haram yiyebilir, inancı yoktur, Müslüman yiyemez, İslam haram yemeyi yasak kılmıştır.

    Dinsiz gıybet ve iftira edebilir, Müslüman edemez.

    Dinsiz lüks ve israflı hayat sürebilir, Müslüman süremez.

    Dinsiz her haltı yiyebilir, Müslüman bir halt bile yiyemez.

    Dinsiz yamuk olabilir, Müslüman olamaz.

    Dinsiz emanete hıyanet edebilir, Müslüman edemez.

    Dinsiz para karşılığında vicdanını satabilir, Müslüman asla satamaz.

    Dinsiz, günah olan işleri utanmadan açıkta ve açıkça işleyebilir, Müslüman işleyemez.

    Dinsiz gaflet karanlıkları içindedir, Müslümanın gaflete düşmesi, gaflet içinde kalması caiz olmaz.

    Dinsiz bir delikten çıkan zararlı ve zehirli mahluk tarafından defalarca sokulur, Müslüman ikinci defa sokulmaz.

    Dinsiz lüks ve israflı eviyle, otomobiliyle, mobilyaları ile incili cep telefonu ile övünebilir ama Müslüman bunlarla asla övünmez caka satmaz.

    Dinsiz sabah ezanı okunurken yatar uyur, Müslüman uyumaz, kalkar ibadet eder.

    Dinsiz kadın ve kızlara seks gözlüğüyle bakar, Müslüman bakamaz.

    Dinsiz rüşvet alabilir, Müslüman asla alamaz.

    Dinsiz benliğine tapar, nefsinin her arzusunu yerine getirir; Müslüman nefsini dizginler, frenler, arzularını yerine getirmez.

    Dinsiz âhireti düşünmeden yaşar, bu yüzden bir yığın kötülük yapar, günah işler; Müslüman âhirette hesap vereceğini bilir ve dünyada ona göre davranır.

    Dinsiz kalp kırar, gönül yıkar, Müslüman gönül yapar.

    Dinsiz fitne ve fesat çıkartır, Müslüman çıkartmaz, aksine ıslah için çalışır.

    Dinsiz riba yer, Müslüman yemez.

    Dinsiz adaletsizlik ve insafsızlık yapar, Müslüman âdildir, insaflıdır, zulm etmez.

    Dinsiz komşularına eziyet edebilir, Müslüman komşularının meleğidir.

    Dinsizde gurur ve kibir olabilir, Müslüman mütevazı ve alçakgönüllüdür.

    Dinsiz nice faciaya güler, Müslüman ise ağlar.

    Dinsiz yedi mide ile yar, Müslüman bir mide ile.

    Dinsiz küfran-ı nimette bulunur, Müslüman şükr eder.

    Dinsiz ifrata tefrite aşırılıklara kaçar, Müslüman itidal üzeredir.

    Dinsizin sorumluluk boyutu güdüktür, Müslüman ise başta ayağa sorumluluk duygusunu taşır.

    Dinsiz negatif kültürlüdür, câhildir; Müslüman âlimdir, âriftir.

    Dinsiz hınzır gibidir, dişisini kıskanmaz; Müslüman iffet ve gayret sahibidir, ırzına şerefine leke sürdürmez.

    Dinsiz paylaşmaz, egoisttir, cimridir; Müslüman paylaşır, yardım etmeyi sever.

    Dinsiz faziletsizdir, Müslüman faziletli ve meziyetlidir. 20 Temmuz 2015

    Ol Olma

    1. Kâğıtlı kalemli ol, kâğıtsız kalemsiz olma.

    2. Kitaplı ol, faydalı kitap oku, kitapsız olma.

    3. Namazlı Müslüman ol, abdestsiz namazsız olma.

    4. Yaşamak için ye, yemek için yaşama.

    5. Bilgili ol, cahil olma.

    6. Mütevâzı ol, gururlu kibirli bencil olma.

    7. Samimi ol, riyakâr olma.

    8. Allah’tan kork, korkusuz olma.

    9. Terbiyeli, edebli, kibar ol; terbiyesiz, edebsiz, kaba, hoyrat, haşin olma.

    10. Medenî ol, bedevî olma.

    11. Merhametli ol, merhametsiz ve gaddar olma.

    12. (Mecazî mânada) Güzel ol, çirkin olma.

    13. Bu fâni dünyada garip bir yolcu gibi ol, sere serpe lök gibi dünyaya çökme.

    14. İffetli ve hayâlı ol, namussuz ve şerefsiz olma.

    15. Yazılı ol, şifâhî olma.

    16. Dilini tut, çeneni kapat, dilli düdük gibi olma.

    17. Hünerli, mârifetli, hırfetli, sanatlı ol; hünersiz ve mârifetsiz kalma.

    18. Geçinmek için para kazan ama parayı hor gör, sakın altına, gümüşe, dolara, euroya tapma.

    19. İhtiyâcın varsa otomobilin olsun ama sakın otomobil manyağı olma.

    20. Medenî ve dikkatli bir sürücü ol; trafikte çılgınlar gibi araba kullanma.

    21. Büyük bir şehirde yaşıyorsan haftada bir gün kırlara, ormanlara, dağlara git; beton yığınları içinde ezilip kalma.

    22. Bakmaya, görmeye, idrak etmeye çalış; basîreti bağlı kalma.

    23. Cömert ol, cûd u sehâ sahibi ol, sakın cimri olma.

    24. Üstteki el ol, alttaki el olma.

    25. Günlük hayatta en fazla kullandığın üç kelime: Efendim, Teşekkür ederim, Estağfirullah olsun; aha oho moho deme.

    26. Kibar bir insanla konuşurken “ben” deme, “bu fakir”, “bendeniz” de.

    27. Kibar bir insana eviniz deme, devlethâneniz veyâ saâdethâneniz de.

    28. Yine kibar bir insanla konuşurken evim deme, fakirhâne de.

    29. İnsanların meleği ol, kurdu olma.

    30. Tek başına kırk elli liralık yemek yeme, yanına bir kişi al, ucuz bir lokantada iki kişi aynı paraya yemek ye.

    31. Komşunu kendine bedduâ ettirme, hayır dua ettir.

    32. Annene-babana öf deme, gâyet tatlı bir dille sevgili anneciğim ve babacığım de.

    33. Şikâyet etme, şükr ve hamd edenlerden ol.

    34. Mekke deme, Mekke-i Mükerreme de; Medîne deme, Medîne-i Münevvere de.

    35. Sana kötülük edene sen iyilik et.

    36. Gâvur deme, inşaallah Müslüman olur de. 21 Temmuz 2015

    Zor Günler

    Büyük Ortadoğu projesi tıkır tıkır, takır takır, şangır şungur, gümbür gümbür işliyor. Irak bölündü… Suriye bölündü… İç savaş bitse bile orada üniter devlet kurulması artık pek zor.

    Kürdistan devleti kuruldu.

    Şimdi sıra Türkiye’de…

    Büyük Ortadoğu Projesi ters tepebilir ve Türkiye bölüneceği yerde büyüyebilir. Bu da bir ihtimal.

    Küçülse de büyüse de Türkiye’yi zor ve çetin günler bekliyor.

    Hiç istemem ama kan, ateş, büyük patlamalar, çatışmalar olabilir.

    Derin dünya güçleri bizi cezalandırmak istiyor.

    Bir tarafta Deccalların, Kezzabların, Nemrud’ların, Firavunların, Tâğutların hesapları, hile ve hud’aları; öbür tarafta Rahman’ın kaza ve kaderi. Bu ikincisinin önüne hiçbir güç geçemez. Allah’ın yazdığı, dediği olur.

    Önümüzdeki dehşetli tufanlara, krizlere, kasırgalara dayanacak sağlam bir Müslümanlığımız var mı?

    Teşkilatlı tek bir Ümmet miyiz?

    Râşid ve âdil bir İmam’a biatli ve itaatli miyiz? Allah’tan sabır ve salat ile yardım istiyor muyuz? İttihad, vifak, uhuvvet, tesanüd içinde miyiz? Kur’anın emirlerini yerine getiriyor muyuz, yasaklarından uzak duruyor muyuz?

    Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) Sünneti ile aramız nasıl?

    Doğru Müslümanlar mıyız?

    Ahlakımız, karakterimiz İslam’a uygun mu? Mâruf ile emr, münkerden nehy ediyor muyuz? Emanetleri ehil olanlara mı veriyoruz? Haram yeme, kul hakkı yeme konusunda durumumuz nasıldır?

    Dünyevileşmiş, dünyaperest olmuş Müslümanlar mıyız, yoksa dünya vazifelerimizi yapar olduğumuz halde âhirete dönük Müslümanlar mı?

    Kafirlere benziyor muyuz, benzemiyor muyuz?

    Yukarıda anlattıklarım her zaman önemlidir ama kötü günlerde çok önemlidir.

    Nerede, ne zaman, nasıl bir patlama olacağı belli değil.

    Kimse güvende değil, kimsenin garantisi yok.

    Bayram trafiğini gördünüz. Milyonlarca vatandaş İstanbul’dan İzmit’e beş saatte gittiler ve bu gidişe razı oldular. Bu akılla, bu fikirle…

    Ülkenin en büyük sosyal ve kültürel gücü olan büyük medya şehvet kokuyor. Müstehcen yayınlar Şeytanı bile utandıracak seviyede. Azgınlığın her türlüsü gırla gidiyor. Para şehveti, lüks ve israf şehveti, ün alkış riyaset şehveti, magazin şehvetleri…

    Dinî konular bile mıncıklanıyor.

    Dinî faaliyetler genellikle ism ve resmden, ritüelden ibaret kalmış. Müslümanlık hayattan çekilmiş, kitaplara haps olmuş.

    Yalan, iftira, gıybet, nemime… Nefsaniyet, gurur, kibir, gösteriş…

    Kendilerini dindar sanan şu beyinsiz holiganlara, militanlara, fanatiklere bakınız. Din, iman, Şeriat elden giderken keyf içinde yaşayan sözde Müslümanlar.

    Suratlarına toprak saçılası yalakalar, yağcılar, dalkavuklar, meddahlar.

    Bu hâyühuy, bu hengâme içinde biz Asr-ı Saadet’i geri getireceğiz diye haykıran ucuz mücahidler. Bunlar… Asr-ı Saadet…

    Âşikâre fısklar fücurlar… İsyanlar tuğyanlar… Ribalar zinalar uzun binalar… Lüks binitler… Tefrika… Fitneler fesatlar…

    Sen ben kavgaları… Dini para, kıblesi karı olanlar… Para şıkırtıları… Mide gurultuları… Alkışlar… Zor günler, zor günler.. 22 Temmuz 2015

    Şeytanî Deccalî Tâğutî Siyaset ve Satranç

    ABD, AB, İsrail, Siyonizm, uluslararası kapitalizm, Derin Global Güçler; Ortadoğu’da ve bütün İslam dünyasında şeytanî, deccalî, tağutî bir siyaset, strateji takip ediyor ve büyük fitnelere yol açacak bir satranç oynuyor.

    Bu gidişin sonu üçüncü dünya savaşıdır,

    dünyanın altüst, hercümerç olmasıdır. Beyinsizlikler insanlığı Hermageddon savaşına sürüklemektedir.

    Demokrasiye din gibi inanan ve tapınan Batı dünyası, İslam aleminin şeklen, teknik olarak demokrasiden yararlanmasına izin vermiyor.

    Müslümanların birleşmesine izin vermiyor.

    İslam aleminde Sünnîlerle Şiîlerin birbirlerine düşmanlık etmesini teşvik ediyor, kışkırtıyor.

    Selefîleri Vehhabîleri IŞİD’i kullanıyor. Birini ötekine kırdırtıyor.

    Batı’nın gözünde en büyük düşman Sünnîliktir.

    Türkiye’de yıllardan beri Sünnîliği yıkıp yerine light ve ılımlı İslam projesi getirmeye yönelik sinsi faaliyetleri vardır.

    Önemli bir kurumu bu konuda vazifelendirmişlerdir.

    Onlar , Sünnetsiz, hadîssiz, fıkıhsız, Şeriatsız, seküler, beşerî bir İslam istiyor.

    Ümmet birliğini yıkmışlar, Müslümanları Halifesiz bırakmışlar, İslam Protestanlığı denilen bin başlı bir ucube çıkartmışlar, Müslümanları birbirleriyle çekişir ve tepişir hale getirmişlerdir. Maalesef Müslümanlar büyük kısmı, bu tuzaklara düşmüştür.

    Şeytanî, deccalî, tâğutî şer güçleri tarafından hazırlanan Büyük Ortadoğu Prosesi gereğinde Afganistan’da savaş bitmiyor, Irak üçe ayrılmış vaziyette, Suriye iç savaşı müzminleşmiş, Libya iki düşman devlete ayrılmış, Mısır’da

    halkın oylarıyla başa gezmiş Müslüman cumhurbaşkanı ve iktidarı alaşağı edilmiş, Yemen’de iç savaş başlamıştır.

    Meşruiyetlerini ABD’den ve ABD’den alan rejimler bu kötü ve şeytanî gidişe dur diyemiyor.

    IŞİD’in bile bir Batı projesi olduğu konusunda rivayetler var.

    Bugün satrançta İrana oynayanların, ileride İsrail’i ayakta tutmak için Türkiye ile İran’ı savaştırmaları projesi vardır. Kimse, hiç böyle bir şey olur mu demesin; yakın tarihte, Batılıların entrikalarıyla İran ile Irak’ın sekiz sene boyunca boğazlaştırıldıklarını hatırlasın.

    Emperyalist, sömürgeci, tahripkâr, iki dünya savaşına sebep olmuş, üçüncüsüne yol açan, dünyayı yaşanmaz hale getiren, insanlığı acılar içinde kıvrandıran, içinden çürümüş, eşcinselleri kiliselerde evlendiren, kendi dinlerine hıyanet etmiş Batı dünyası Ehl-i Sünnet Müslümanlığından, Osmanlı Hilafetinden, Osmanlı Devleti’nin Milletler Birliği uygulamasından nefret ediyor.

    Batılıların ve İsrail’in ellerinde dünyayı ve insanlığı bir kere değil, bin kere yok edecek korkunç silahlar var ama acaba kundaklayıcısı oldukları üçüncü dünya savaşını kazanabilecekler mi?

    Bin küsur yıl ötesinden gelen haberler kazanamayacaklarını bildiriyor.

    Dünyayı taş devrine döndürecekler ve savaşı kaybedeceklerdir.

    Akılalmaz derecede kan akacak, tahribat olacak, dünya yangın yerine dönecek ve sonunda İslam kazanacaktır.

    Dahasını da söyleyeyim: İngiltere, Fransa, İtalya ve başka bazı Batı ülkeleri Müslüman olacaktır. Güneş Batıdan doğacaktır. Bana inanmazsanız

    Rex Offa

    ‘ya sorunuz. 23 Temmuz 2015

    Sünnî Kürtler Bazı Yerlerden Kovuluyor mu?

    Tek gündemli, uni-dimentionnel bir toplum olduk. Üç beş on önemli konuyu aynı anda kafamızda tutamıyoruz. Önemine ve vehametine göre bir hafta veya nadiren birkaç hafta bir konuyu gündemin tek maddesi haline getiriyor, heyecanlanıyor bağırıyor çağırıyoruz. Sonra unutuyoruz.

    Toplumun bu hali manipülasyona yönlendirmeye son derece müsaittir.

    Bir ara Doğu Türkistan’da Uygurlara yapılan zulüm ve baskılara takılıyoruz… Onu unuttuktan sonra Filistin Gazze… Ondan sonra Şam Halep… İçteki bazı hadiseler de böyle tek madde haline gelebiliyor ama hiçbiri kalıcı olmuyor, hiçbiri diğer önemli konularla birlikte yer tutamıyor.

    Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da otuz yıldır sürüp giden kanlı bir facia var. O facia devam ediyor ama bizim beynimizin ekranında kopuk kopuk sahneler görünüyor.

    Bir müddetten beri o bölgenin bazı yerlerinde Sünnî halka karşı terör uygulanıyor, ülkenin bütünlüğüne taraftar dindarlar göçe zorlanıyor, ölüm tehditleri yapılıyor. Biz arada bir bunu biraz dile getiriyoruz ama pek çabuk unutuyoruz.

    Beyinlerimiz manzarayı bütünüyle kavrayamıyor.

    Halka olup bitenler anlatılamaz mı? Bu mümkündür ama çok zordur. Önemli konular çok güzel özetlenmeli, kısa yazılar veya programlar halinde halka duyurulmalıdır.

    Doğudaki ve güneydoğudaki bazı yerlerden Sünnî dindar halk kovuluyor mu? Bu konuda baskı ve terör var mıdır?

    Bunları yapanlar Kürt müdür, yoksa Gizli Yahudi ve Gizli Ermeni midir?

    Bu işte Zerdüştilerin, Gizli Yezidîlerin rolü nedir?

    Siyasî iktidarın tutumu nedir?

    PKK vergi topluyormuş, kendi mahkemeleri varmış, hattâ (inanılacak gibi değil) para bastırmaya teşebbüs etmiş diyorlar. Bunlar doğru mudur?

    Oralarda TC ne kadar vardır, ne kadar yoktur? Gündüz TC, gece PKK diyenler var, bu doğru mudur?

    Halka uzun ve karışık istihbarat raporlarını, stratejik araştırmaları veriniz, bunları okuyup hazm edip bir şey anlamaz.

    Her şeyin, çok açık ve çok seçik bir üslupla doğrusu anlatılmalıdır.

    Durum çok kötü ise o da gizlenmeden söylenmelidir.

    Kaypak, lastikli laflar edilmemeli, gerçekler bütün çıplaklığıyla ve acılığıyla dile getirilmelidir.

    Türkiye parçalanmaya doğru mu gidiyor, bu konu edebiyat yapmadan açıklanmalıdır.

    Bir kısım Sünnî kardeşlerimizin Gizli Yahudiler, Gizli Ermeniler, Zerdüştiler, teröristler, Pakraduniler tarafından yerlerinden yurtlarından kovulmak, göçe zorlanmak istenmesi gerçekten çok vahim bir hadisedir. Bunu görmezlikten gelmeye, önemsememeye kimsenin hakkı yoktur. 24 Temmuz 2015

    İslam’a ve Ümmet’e Hizmet Edebilmek İçin

    Bu devirde İslam’a ve Ümmet’e üst seviyede doğru dürüst gerçekten hizmet edebilmek için şu üç lisan aletine sahip olmak şarttır:

    Birincisi: Mükemmel Osmanlıca, yazılı edebî Türkçe bilmek. Ölçüsü şudur: Fuzulî Divanı’nı Osmanlıca orijinal metninden kolayca okuyacak ve metin şerhi yapabilecek. Özel notlarını Latin/Frenk yazısıyla değil, Osmanlıca yazabilecek.

    İkincisi: Mükemmel Arapça bilmek. Arapça din, fikir, edebiyat, kültür kitaplarını okuyup anlayabilmek. Arapça kompozisyon, makale, kitap yazabilmek. Arapça konferans verebilmek.

    Üçüncüsü: Mükemmel İngilizce bilmek.

    Vasıflı hizmetkar iki şeyi yakalamış olacaktır: (1) İslam’ı yakalamış, anlamış olmak. (2) Çağ kültürünü sahip olmak.

    Çağ kültürüne sahip olmak için dünyanın on güçlü lisesinin seviyesinde eğitim görmüş olmak gerekir.

    Medreselerde okutulan âli (elifle) ve ‘âli (ayn ile) ilimleri okumuş ve icazet almış olmak.

    Vasıflı ve güçlü hizmetkârın en az on bin, orta derecede yirmi bin, ileri derecede otuz bin kültür referansına sahip olması gerekir.

    İslama doğru dürüst hizmet edebilmek için şu şartlar gerekir:

    1) Ehl-i Sünnet itikadı… 2) Beş vakit namazı dosdoğru kılmak… 3) İhlâslı ve ahlaklı olmak… 4) Yüksek karakter sahibi olmak.

    Vasıflı hizmetkârın iki icazeti olmalıdır:

    Şer’î zahir ilimlerinde, kopuksuz bir silsile ile ucu Resulullah’a (Salat ve selam olsun ona) ulaşan icazet. Tarikat ve tasavvuf icazeti veya ona benzer bir icazet.

    İslam’ın ve Ümmetin has hizmetkarları ücret ve maaş almazlar.

    (İmamlar, müderrisler, hademe-i hayrat ruhsat ve fetva ile ücret alabilirler. Lakin din ve hizmet yoluyla zenginleşemezler.)

    Has hizmetkarlar, dünya geçimlerini sağlamak için ticaretle, sanatla, zanaatla meşgul olabilirler.

    Para sevgisi ve aşkı ile hizmet birlikte yürümez.

    Nefs-i emmâre derekesinde bulunanlar din hizmeti yapamaz. En az, nefs-i levvâme derecesinde bulunmaları gerekir.

    Gerçek İslam hizmetkarında riyaset şehveti ve ihtirası yoktur.

    Riyasete kesinlikle talib olmazlar.

    Matlub olursa, ehliyeti olduğu takdirde zaruret ve lüzum varsa kerhen kabul eder. Dünya riyasetlerini, makam ve mevkileri ateşten gömlek giymek gibi görür.

    İslam’ın Kur’anın Sünnetin Şeriatın has ve gerçek hizmetkarı gıybet ve iftira etmez, yalan söylemez, başkalarının günahlarını ve özel hayatlarını araştırmaz.

    Gerçek hizmetkarlar, aileden gelen helal servete sahip olsalar bile israflı, lüks, ihtişamlı, tantanalı, debdebeli, konforlu, şaşaalı bir hayat sürmezler.

    Gerçek hizmetkarlar Şeriattan kıl kadar ayrılmaz.

    Bir adam hizmet eder görünüyor ama onda holiganlık, militanlık, meşreb taassubu var, o sahte bir hizmetkardır.

    Kendisinde iman, Allah sevgisi, Resulullah sevgisi bulunan bir mü’minin zatına düşmanlık ve buğz etmek, gerçek hizmetkara yakışmaz. Sadece ondaki günaha karşı olunabilir, zatının tamamı kardeşlikten çıkartılmaz.

    Yukarıda arz ettiğim vasıflar, şartlar yüksek dereceli has hizmetkârlara mahsustur. Bunlar kibrit-i ahmer gibidir, az bulunur.

    İslamın, imanın, Kur’anın, Sünnetin, Şeriatın, Ümmetin, Millet-i islamiyenin has hizmetkarı olmak çok büyük bir şereftir. Onlar bu şerefe tâlib olmazlar. Şöhret istemezler, bilinmekten hoşlanmazlar. Müstecab duaları üzerimize sâyeban olsun.

    (NOT: Bu yazıda has hizmetkarlarla ilgili birtakım yüksek vasıflar, ahlak, meziyetler zikr edilmiştir. Böyle kimselerin sayısı çok azdır, himmet ve hizmetleri pek çoktur. Avam sınıfı içinde böyle kimseler yoktur. Bendenizde bu sıfatlar ve meziyetler bulunmamaktadır. Kendimi mânevî rütbesi büyük bir hizmetkar zannetmeyi aklımın köşesinden geçirmem. Sen kendini ne sanıyorsun, böyle adam mı olurmuş itirazları yersizdir. Türkiye’de böyle on has hizmetkar olsa büyük ıslahat ve fütuhat olur.)

    25 Temmuz 2015

    Dinsiz Parti

    Komünist Partisi dinsiz bir parti midir? Bu soruya verilecek cevapta hiçbir tereddüt yoktur. Elbette yüzde yüz, azılı, azgın bir dinsiz partidir. Çünkü din düşmanı, din hürriyeti düşmanı, dine afyon diyen Marksist-Leninist ideolojiyi benimsemiştir.

    Bizdeki malum ve mahut bir partiye gelince, bu parti yakın târihimizde din konusunda neler yapmıştır:

    1- Din hocası, din hizmetlisi yetiştiren medreseleri kapatmış, bir günde kırk bin medrese talebesini sokağa atmıştır.

    2- İçinde zikrullah yapılan, ibâdet edilen, tasavvuf tekkelerini kapatmış, tarikatları yasaklamıştır.

    3- İlahiyat fakültesini ve İmam-hatip mektebini kapatmıştır.

    4- Din derslerini kaldırmış, din eğitimini yasaklamıştır.

    5- On bine yakın târihî camiyi, medreseyi, tekke binâsını yıkmış, satmış, kirâya vermiştir.

    6- Târihî İslâm kabristanlarının çoğunu düzlemiştir. Sadece Üsküdar Bülbülderesi Dönmeler Mezarlığı’na dokunmamıştır.

    7- Kâbe Arabın olsun bize Çankaya yeter demiştir.

    8- Uzun yıllar boyunca hacca gitmeyi yasaklamıştır.

    9- Gazete ve dergilerde dînî konuda yazı yazılmasını yasaklamıştır.

    10- İktidarda bulunduğu yıllarda devlet radyosunda Ramazanla ilgili bir kelime bile söyletmemiştir.

    11- Zâlim İstiklal Mahkemeleri kararlarıyla masum din adamlarını, tarikat mensuplarını, Müslüman ziyâlıları ve dindar halkı perişan etmiş, kimisini asmış, kimisini sürmüş, kimisini zindanlarda çürütmüştür.

    12- Din hürriyetini kaldırmış, Sünnî çoğunluğun temel insan haklarını ayaklar altına almıştır.

    13- Ayasofya’yı câmilikten çıkartıp müze yapmıştır.

    14- Müslüman halkı korkunç ve merhametsiz bir terör altında inletmiştir.

    15- Ezan-ı Muhammedî’yi yasaklamış, zorla Türkçe ezan okutmuş, hakîki ezan-ı Muhammedî okuyanlara câni muâmelesi ve ağır zulümler yapmıştır.

    Böyle bir partiye dindar denilemez, dinsiz denilebilir mi? Ebetteki bunları yapan bir parti dinsiz bir partidir.

    Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra Rusya Federasyonu mâzideki birçok kötülükleri itirâf etti, nice idam edilen veya zulme uğrayan târihî şahsiyeti akladı. Türkiye’de de aynı şey yapılmalıdır. Biz yakın târihimizde şu şu şu zulümleri yaptık, bunlardan dolayı halkımızdan özür diliyoruz denilmelidir.

    İsim vermek istemem, bir parti yakın târihimizde çok zulmetmiş, din hürriyetini ve temel insan haklarını çok çiğnemiş, Müslüman halka çok acılar çektirmiştir. Bunları inkâr etmek târihin üzerine kanlı ve kirli bir kasap süngeri çekmek olur.

    Rusya’da Stalin rejimi, Türkiye’deki dinsiz parti Müslümanlara kan kusturdu. Rezalete bak ki, böyle bir partiye dinsiz demek suç oluyor. 26 Temmuz 2015

    İstanbul Feryatları

    Eyâ ey kavm-i İslambol bilin tahkik olun âgâh

    İrişir nâgehan bir gün size hışm ile kahrullah –

    (Veysî)

    Birinci feryat: İstanbul elden gidiyor! İkinci feryat: Müslümanlar uyanın, birleşin ve toparlanın… Üçüncü feryat:

    İstanbul bize 1453’te teslim edilmiş bir emanetti. Bu emanete bunca hıyanetin sonu, elimizden alınmasıdır, bundan korkalım.

    Ahlaksızlık, hayâsızlık, azgınlık tufanları içinde olduğumuzun farkına varalım.

    Bu azgınlıklarının encamının iyi olmayacağını aklımıza koyalım.

    Islah edebiliriz yahut edemeyiz ama var gücümüzle ıslah, emr-i mâruf ve nehy-i münker yapalım.

    Emr-i mâruf ve nehy-i münker farizasını tâtil ve terk edersek başımıza azab ineceğinden korkalım.

    Kur’an’ın, Sünnet’in, Şeriat’ın kesinlikle yasak kılmış olduğu, ahlak ve bilgeliğin kınadığı büyük kötülüklerin; utanmadan, arlanmadan, çekinmeden açıkta ve açıkça küstahça işlenmesini protesto edelim.

    İslam’ın, Kur’an’ın, Sünnet’in mutlaka yapılmasını istediği iyi (mâruf) şeylerin yaptırılması, kötü (münker) şeylerin engellenmesi vazifesini ihmal ve terk edersek başımıza büyük felaketler geleceğini bilelim.

    Allah-ü Teâla ihmal etmez, imhal eder.

    Bin kere tekrar edelim, hâfızamıza nakşedelim: Bu azgınlığın sonu hiç iyi olmaz.

    Küfre rızanın küfür olduğunu bilelim.

    Nifaktan, fısk ve fücurdan, fitne ve fesattan, tefrikadan vebadan kaçar gibi kazalım.

    Büyük bir gemide yolculuk yapıyoruz. Gemi delinir ve batarsa hepimiz helak oluruz, bunu aklımızdan hiç çıkartmayalım.

    İstanbul’un bize tevdi edilmiş (verilmiş) bir emanet olduğunu bir an bile unutmayalım.

    Veriliş tarihi: Miladî 1453 yılıdır. Biz emanete hıyanet edersek tarih veremem ama elimizden alınabilir.

    Bugünkü ahlaksızlıklar, azgınlıklar emanete hıyanettir.

    Halkın çektikleri emanete hıyanettir.

    Bugünkü korkunç ve dehşetli trafik eziyeti ve işkencesi emanete hıyanettir.

    Bugünkü rant kuduzlukları emanete hıyanettir.

    Namazın terki emanete hıyanettir.

    Medaris-i islamiyenin ve tasavvuf tekkelerinin kapalı olması emanete hıyanettir.

    Ayasofya’nın hâlâ müze halinde tutulması emanete riayet midir, hıyanet midir, bu sorunun cevabını da siz veriniz muhterem okuyucularım.

    İstanbul bugünkü gibi bir azgınlığı Bizans zamanında bile görmedi.

    1919-22 yılları arasındaki işgal yıllarında görmedi.

    Bugünkü dinsizlikler, densizlikler tarihte görülmedi.

    Bu şehir kurulduğu tarihten bu yana bugünkü kadar ahlak fesadına uğramadı.

    Bendeniz kısık sesli bir kimseyim, sesimin çıktığı kadar feryat ediyorum. Müslümanlar, başınıza azab inmeden uyanınız, birleşiniz, toparlananız ve emr-i mâruf ve nehy-i münker yapınız.

    Yapmazsanız, öyle bir musibete uğrarsınız ki, o, içinizden sadece kötü olanlara isabet etmez, genel gelir.

    Bu yazıya birinci ek:

    HACI KUŞKONMAZ beyefendiye:

    “Ben kendim kötülük yapmıyorum, başkalarının kötülüklerini önlemeye çalışarak başımı belaya sokamam, kendimi tehlikeye atamam” diyormuşsunuz. Bu suya sabuna dokunmama felsefeniz sizi çok belalara mübtelâ eder, çok vahim tehlikelere atar. Bir Müslümanın en az kalbinden emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmaması, kendisini büyük tehlikeye atması demektir. Sizi uyarmama müsaade buyurmanızı istirham ederim efendim.

    İkinci ek:

    İstanbul âşığı Çelik Gülersoy demiş ki:

    “Bu İstanbul’u Türklere bırakmayacaklar… Gelecekler ve geri alacaklar.”

    (Radikal gazetesi, 7 Tem. 2003, Mine Kırıkkanat’ın makalesinden.)

    27 Temmuz 2015

    Dinsiz Partinin Aklanması

    Yakın tarihimizde insan haklarını çiğneyerek İslam’a ve Müslümanlara karşı nice kötülükler yapmış Dinsiz Parti; eski günahlarına tevbe etmedikçe, onlar dolayısıyla halktan özür dilemedikçe, zararlarını tazmin ve telafi etmedikçe aklanamaz, temize çıkamaz. Yapılacak işler şunlardır:

    1. Ayasofya’nın tekrar cami olması için ciddî ve inandırıcı şekilde çalışacak.

    2. Kapattığı İslam Medreselerinin tekrar açılması için çalışacak.

    3. Kapattığı ve yasakladığı tasavvuf tekke ve tarikatlarının açılması için çalışacak.

    4. Latin/Frenk alfabesi devriminin yanlışlığını itiraf edecek, bin yıllık millî ve dinî yazımızla eğitim ve yayıncılık yapılmasına öncülük edecek.

    (Kimse karşı çıkmaya yeltenmesin. İsrail kendi İbranî yazısıyla, Japonya kendi çok zor millî yazısıyla okuyup yazıyor…)

    5. Eski millî yerli hukuka dönülmesi için çalışacak.

    6. Evkaf-ı İslamiyenin

    (İslam vakıflarının)

    bağımsız İslam teşkilatına iade edilmesi için çalışacak.

    7. Tek parti iktidarı sırasında zalimane şekilde yıkılmış harap edilmiş, satılmış, kiraya verilmiş, depo olarak kullanılmış on binden fazla cami, mescid, medrese ve tekke binası, taş mekteb, imarethane konusundaki suçlarını kabul edip Müslüman halktan ve İslam aleminden özür dileyecek.

    8. Hilafetin yeniden ihya edilmesi için samimiyetle çalışacak.

    9. TC başlıklı fahişelik vesikalarıyla resmî ve KDV’li karı satışlarını ve seks köleliğini kötüleyecek.

    10. İstiklal Mahkemeleri’nin zalim, canî, canavar sahte mahkemeler olduğunu kabul edecek ve on binlerce idam edilmiş, zindanlarda çürütülmüş, sürgünlerde süründürülmüş vatandaşın

    itibarlarının iade edilmesi için

    çalışacak.

    11. Kötü politikaları, dinsizlikleri, zulümleri, cehaletleri, millî kimlik ve kültüre olan düşmanlıkları yüzünden Türkiye’nin; Ortadoğu’nun Japonya’sı olamadığı acı gerçeği kabul edilecek.

    12.

    İskilipli Âtıf Efendi’ye yapılan zulümler dolayısıyla özür

    beyan edilecek, Müslümanlardan afv dilenecek.

    13.

    Erbilli Esad efendiye yaptıkları zulümler dolayısıyla pişmanlık

    duyguları dile getirilecek.

    14. Ulemaya, fukahaya, Müslüman halka sormadan

    Ezan’ın Türkçe okutulmasının, gerçek Ezan’ın yasaklanmasının bir insan hakları ihlali ve büyük bir zulüm olduğu

    kabul edilecek.

    15. Matbuat Umum Müdüriyeti

    İzzettin Nişbay imzasıyla resmen dinî yayınların yasaklanmasının büyük bir kötülük ve haksızlık olduğu itiraf edilecek.

    16. 1928 Latin yazısı devriminden sonra ülkenin çeşitli yerlerindeki Osmanlıca ve Arapça kitapların yığınlar halinde üzerlerine gazyağı dökülerek yakılmasının bir kültür cinayeti olduğu kabul edilecek.

    17. Yine, eski tarihî kitabelerin, tuğraların kazınmasının vahşi bir vandallık olduğu kabul edilecek.

    18. Velhasıl evrensel insan haklarına aykırı, din inanç inandığı gibi yaşama hürriyetini çiğneyici bütün zulümler, baskılar, diktatörlükler, idamlar, hapisler, rejim terörleri dolayısıyla özür dilenecektir.

    Bunlar yapılmazsa eski hamam eski tas demektir ve çoğunluk onlara güvenmeyecek, onlara itimat etmeyecek, onlara oy vermeyecektir. Sittîn sene muhalefette kalmaya mahkûmdurlar. 28 Temmuz 2015

    Pek Muhterem Efendim

    Pek muhterem efendim… Selam ve hürmetten sonra:

    Zat-ı âlinizi ehl-i Tevhid, ehl-i kıble bilirim, hüsn-i zan ederim. İsim vererek sizin gıybetinizi yapmam, aleyhinizde konuşmam.

    Anonim olarak tenkit ettiğim taraflarınız şunlardır:

    1. Hem Müslümanım diyorsunuz, hem de Deccal’a ve Tağut’a saygı gösteriyorsunuz. Müslüman, Rahman’a açıkça isyan edenleri sevemez, destekleyemez, onlara sevgi besleyemez. Zaruret olmadıkça bu konuda taqiyye de yapamaz.

    2. Bozuk düzenin haram veya şüpheli rantlarını yiyormuşsunuz. Müslüman haram yiyemez. Bu düzen bozuktur, bozuk düzenlerde bozuk işler yapılabilir diyormuşsunuz. Bu sözünüzün makbul bir te’vilini yapamazsanız küfre düşebilirsiniz. Haram olduğunu inkar etmeden haram yemek küfre götürmez ama harama helal demek götürür. (Haram olduğunu inkar etmeksizin bile bile fütursuzca mütemadiyen haram yemek imana zarar verir.)

    3. Bu düzene, eskisine göre daha iyidir diyormuşsunuz. Bu düzen kötüdür ve onun daha iyi, orta iyi, az iyi olması mümkün değildir. Bir şeyin kötülüğü azalırsa o, daha iyi olmaz, daha az kötü olur. İslam’da kötüye iyi demek asla caiz değildir. Mantık bilen, ne dediğimi anlar.

    4. Aşırı lüks ve israf içinde yaşamanız sizin büyük noksanlığınızdır. Bunu doğru bulmam mümkün değildir. Zengin de olsanız, mütevazı ve ölçülü olmaya mecbursunuz.

    5. Hem dervişlik taslıyorsunuz, hem de bu fakirin gıybetini yapıyorsunuz. Hiçbir derviş ve muhib gıybet edemez. Ederse, o ne derviştir, ne muhib… Bendeniz kendini beğenmeyen, hiçbir fazileti ve meziyeti olmayan bîçare bir Müslümanım, sizin dilinizden selamette olmaya hakkım yok mudur?

    6. Yazılarımı, üslubumu, meşrebimi beğenmiyormuşsunuz. Beğenmemek elbette hakkınızdır, lakin lütfen düşmanlık ve buğz etmeyiniz. Bendeniz Rab olarak Allahü tealayı, Kitab olarak Kur’anı, Din olarak İslam’ı, nebi ve seyyid olarak Muhammed Mustafa’yı (Salat ve selam olsun ona), Şeriat olarak İslam Şeriatını, Ümmet olarak Muhammed Ümmetini kabul etmiş ve onlardan razı olmuş bir mü’minim. Mânevî rütbem ve derecem yoktur ama Müslümanlığımda da şüphe yoktur. Fakire buğz, husumet ve düşmanlık etmek size zarar verir, uyarıyorum. Şu ana kadar yapmış olduğunuz gıybetler dolayısıyla hakkımı helal ediyorum, bundan sonrakileri helal etmeyeceğim.

    7. İsim vermeden yazıyorum: Müntesib (bağlı) olduğunuzu iddia ettiğiniz muhterem ve aziz zatın emirlerine, yasaklarına, öğütlerine, talimatına aykırı işler yapıyorsunuz. Mazanne-i kiramdan olan o mübarek, mü’mine buğz ve düşmanlık etmenizden, lisanınızı gıybet ve iftira ile kirletmenizden, meşreb taassubu gütmenizden, holiganlık yapmanızdan razı olmaz. Eserleri ve menkıbeleri ortadadır. 29 Temmuz 2015

    Bunlara Çok Dikkat Et

    1 – Allah katında makbul olan sahih=doğru bir imana sahip olmalısın. İmam Mâturidî’nin ve İmam Eş’arî’nin öğretilerini kabul edersen iman konusunda doğru yolda olursun. Sakın inanç konusunda Kur’an ayetlerini kendi re’y, heva ve hevesinle yorumlamaya kalkma. Bid’atçi ve sapık fırkalardan uzak dur, Sevad-ı Âzam dairesi içinde bulun.

    2 – Beş vakit namazı ihlasla ve dosdoğru kılmalısın. Namazsız kurtulamayacağını bil.

    3 – Farz namazları, arkasında namaz kılınacak ehliyetli ve icazetli sâlih bir imamın ardında cemaatle kılmalısın.

    4 – Zekatı Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun şekilde vermelisin. Zekatını sakın zekat hırsızlarına kaptırma, borcunu ödemiş olmazsın. Zekat gerçek kişilere verilir, tüzel kişilere (dernek, vakıf, cemaat, tarikat vs) verilmez.

    5 – Rabb olarak Allahü Tealadan razı olmalısın.

    6 – Kitab ve düstur (anayasa) olarak Kur’an-ı Kerim’den razı olmalısın.

    7 – Din olarak İslamdan razı olmalısın. Tek hak İbrahimî din vardır. O da İslamdır.

    8 – Nebi ve Seyyid olarak Muhammed Mustafa’dan rıza olmalısın.

    9 – Şeriat olarak İslam Şeriatinden razı olmalısın.

    10 – Ümmet olarak, Ümmet-i Muhammed’den (Salat ve selam olsun ona) razı olmalısın.

    11 – Sünnet ve cemaat ehli ol. Sünnet Resulullah efendimizin yoludur. Cemaat Ashab-ı Kiram’ın ve Ehl-i Beytin İslam anlayışıdır.

    12 – Evliyaurrahmanı sev, onlara hürmet et.

    13 – Deccallara, kezzaplara, Tağutlara, Nemrud ve Fir’avunlara cephe al, onlara Allah için buğz ve düşmanlık et. Sakın onları sevme, beğenme, destekleme, imanını yitirirsin.

    14 – Nefs-i emmâreni düşman bil, onun isteklerini yerine getirme. Onu aklama. Emmâre derekesinden levvame derecesine yükselmeye çalış.

    15 – Allahın verdiği nimetleri muhtaçlarla paylaş, cömert ve sahi ol.

    16 – Allahı ve Resulünü seven Ehl-i Kıble mü’minlerin zatlarına bütün olarak düşmanlık etme. Varsa sadece günahlarına karşı ol.

    17 – Zaruriyat-ı diniyenin hiçbirini inkar etmeye yeltenme, dinden çıkar, kafir ve mürted olursun.

    18 – Hüsn-i hatime konusunda korkulu, endişeli, kaygılı ol.

    19 – Seni ancak Allahü Tealanın lütfunun, kereminin, fazlının. rahmetinin kurtaracağını bil; ibadetlerine, hayır hasenatına güvenme, ‘ucba kapılma.

    20 – Parayı, malı deliler gibi sevme, onlara âşık olma. İsrafa, ihtişama, gösterişe, gurur ve kibre, aşırı tüketime kapılma.

    21 – Dünya hizmetlerini ve vazifelerini görür olduğun halde âhirete yönelik ol.

    22 – Sakın kendini beğenme. Kendini beğenmek belaya ve felakete götürür.

    23 – Çocuklarını iyi insan, iyi Müslüman olarak yetiştirmek için neler yapman gerekiyorsa onları yerine getir. Öncelikle doktor, mühendis yetiştireceğim deme, öncelikle adam olsunlar, iyi Müslüman olsunlar.

    24 – İslam iyi, yüksek ve güzel ahlak dinidir. Ahlaklı ol, faziletli ol, meziyetli ol., vasıflı ol, güçlü Müslüman ol.

    25 – Adaletli ve insaflı ol.

    26 – Allahtan çok kork, O’dan çok ümitli ol. Havf ile reca arasında ol.

    27 – Dilini tut, dilini tut, dilini tut. Gıybet ve iftira etme, yalan söyleme, laf taşıma. Gevezelik ve zevzeklik etme, Ya hayırlı ve faydalı söz et, yahut çeneni tut.

    28 – İki günün birbirine eşit olmasın. Her yeni günün, bir öncekine göre ilim, ibadet, ahlak, hayır hasenat, cihad, yardımlaşma konusunda ileri ve üstün olsun.

    29 – Komşularının ve vatandaşlarının kurdu olma, onların meleği ol.

    30 – Sana bakan, sende İslam’ın güzelliklerini, üstünlüklerini, tecellilerine görsün. Faziletlerini düşmanların bile kabul ve tasdik etsin. 30 Temmuz 2015

    Âhir Zaman Fitneleri Çoğalıyor

    Olup bitenler hakkında yazılanların çoğu (yüzde 99’u) derinliği olmayan sözlerdir. Ortadoğu, onun büyük bir parçası olan ülkemiz büyük hadiselerin arefesindedir. Uçaklarımız kalktı, şu kadar bomba attı, yerlerine döndü haberleri, film senaryosunun binde biri bile değildir. Senaryonun tamamı nedir? Bunu bilen yoktur. Bilinmez, ancak Allah bilir.

    Tahminler ve tahliller (analizler) yapabiliriz sadece.

    Üçüncü dünya savaşı çoktan başlamıştır.

    Âhir zamanda patlak vereceği bildirilen büyük savaş… Akıl almaz hâdiseler… Büyük yıkımlar, büyük sayıda kayıplar…

    İstilalar… Denenmemiş silahların denenmesi… Büyük göçler… Sıkıntılar, krizler, acılar…

    Sanırım 2022 yılına kadar İsrail büyük bir darbe yiyecek ve varlığını kaybedecektir. Varlığı tehlikeye girince elindeki, bütün Ortadoğu’yu tahrip edecek güçteki nükleer silahları kullanacaktır.

    Kur’an’a, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına uymayan Müslümanların büyük tokatlar, ağır silleler yiyeceklerinden korkulur.

    Büyük bir şehrimiz elden çıkacak, bilahare tekrar alınacaktır. Müslümanların bir kısmı âhir zamandaki Melhâme-i Kübra savaşından haberdardır. Bilmeyenler de yakında en fazla birkaç yıl içinde haberdar olacak, Melhame-i Kübra ne imiş göreceklerdir.

    Akşam yemeğini yedi, birazdan çayını içecek, salonundaki rahat koltuğuna oturuyor, ekranın başına geçiyor ve Melhame-i Kübra savaşının haberlerini dinliyor… Başka korkunç bir senaryo da olabilir. Uzaklardan bir füze ateşlenir, şehri vurur. Ne apartman, ne daire, ne salon, ne ekran kalır.

    Türkiye Müslümanlarının âhir zaman fitnelerinden korunmaları veya en az zararı görmeleri için aşağıdaki şeyleri yapmaları gerekir:

    1 – İslam dininin gereklerini yerine getirecekler.

    2 – Kur’an’ın emirlerini tutacaklar, yasaklarından uzak duracaklar, öğütlerini hayata geçirecekler. Laf ve edebiyat Müslümanı değil, hal ve iş Müslümanı olacaklar.

    3 – Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) Sünnetine uyacaklar.

    4 – İslam ahlakıyla ahlaklı faziletli insanlar olacaklar.

    5 – Râsih Rabbanî muttaqi muhlis alimlerin sözlerini öğretilerini dinleyecekler.

    6 – Tek bir Ümmet çatısı altında toplanacaklar.

    7 – Râşid âdil ve muktedir bir Halifeye biat ve itaat edecekler.

    8 – Aralarında kardeşlik, birlik, sevgi, yardım, birbirini destekleme olacak.

    9 – Dinin fuhşiyyat=azgınlık dediği büyük günahları, kötülükleri, azgınlıkları işlemeyecekler.

    10 – Beş vakit namazı en az yüzde 95 kılacaklar.

    11 – Sünnet ve Cemaat ehli olacaklar.

    12 – Dünya vazife ve hizmetlerini tam yapar oldukları halde âhirete dönük olacaklar.

    13- Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapacaklar.

    14 – Norveç’in, Yeni Zelanda’nın, Danimarka’nın önünde, 10 üzerinden 9 küsur not alarak, dünyanın en temiz en şeffaf en faziletli en ahlaklı toplumu olacaklar.

    Müslüman kardeşlerime hitap ediyorum: Patlamaya hazırlanan volkanın tepesinde piknik yapanlara benziyoruz…

    Topun ağzındayız…

    Haberiniz olmuştur herhalde, Emniyet halkı metrolarda, trenlerde, tramvaylarda patlama olabilir diye uyardı. Bu uyarı size bir şey anlatmıyor mu?

    Gaflet uykularından uyanmak… Kendimizi ıslah etmek… Silkinmek derlenip toparlanmak… İslam’a Kur’ana Sünnete Şeriata Ahlaka Hikmete sarılmak… Hak Tealaya iltica etmek… Veya bunları yapmamak… Seçim bize aittir. Ya Mevlamızı, ya belamızı… 31 Temmuz 2015

Yorumlar kapatıldı.