İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sultan Abdülhamid

Perşembe

 

Gazeteci ve romancı

Ahmed Midhat Efendi

,

“Jön Türk”

adlı romanının bir yerinde

Sultan Abdülhamid

devrinin istibdatını anlatırken şöyle diyor: “…seneden seneye, aydan aya, günden güne artan tazyikat Mülteka gibi kütüb-i kadimenin bile imhalarına lüzum gösterecek dereceleri bulunmuş olmasına mukabil, ihtiyatın bu derecesini kâfi görebilir miydi? Mübalâğaya haml buyurulmasın, okunan Arabî ed’iyenin mânasını anlayanlar meyanında Kunut duasını ve Kur’an-ı Kerim’in bazı âyat-ı celilesini muzır görenler bile var idi. Cevdet Tarihi ve merhum müşarünileyhin Kısas-ı Enbiya’sı da kütüb-i muzırradan idi.”

(Jön Türk, Oğlak Yayınları, 1995. s. 215-6)

Sultan Abdülhamid rejimi aleyhinde gerçekten ağır bir itham yer alıyor bu satırlarda.

1. Mülteka gibi çok muteber bir fıkıh kitabı ve diğer bazı kitaplar muzır (zararlı) bulunup imha edilmiş.

2. Kunut duası da zararlı görülmüş.

3. Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetleri de muzır addedilmiş.

4. Cevdet Paşa’nın tarihi ve Kısas-ı enbiyası da muzır sayılmış.

Sultan Abdülhamid

dindar bir padişahtı.

Şazelî şeyhi Muhammed Zârif el-Medenî hazretlerine intisablıydı.

Şeyh için saray bahçesinin yanına bir tekke yaptırtmıştır. Merhum Şadiye Sultan, geceleri babasının bazen tekkeye gidip şeyh ile görüştüğünü, bazen de şeyhin saraya geldiğini anlatmıştır. Padişahın başka tarikatlere ve şeyhlere de intisabı vardı. Böyle bir kimsenin

Mülteka

gibi mübarek, muazzez, muteber bir din kitabını imha ettirmiş olması düşünülemez. Böyle bir iş olduysa hatıra gelen izah tarzı şudur: Bir takım Jön Türkler, Mülteka kitabını kullanarak, emellerine âlet ederek, zâlim ve müstebit saydıkları Sultan Abdülhamid’in hal’ edilmesi, tahttan indirilmesi için kendi kafalarına göre fetvalar çıkartmış olabilirler. Hamidî rejimin zabtiyesi de bu Jön Türkleri yakalamış, onların evrak-ı kuzırrası içine Mülteka da karışmış olabilir.

Kunut duasının zararlı görülmüş olması iddiası gülünçtür.

Bu duayı her Müslüman günde bir kere, vitir namazının üçüncü rekatında okur. Kunut duası, kulun Allah’ı ile ezelde yapmış olduğu ahd ü misakın her gün tazelenmesi mahiyetindedir. Orada

“… ve nahleu men yefcürük…”

denilmektedir. Sultan Abdülhamid’in düşmanları buradaki nahleu kelimesini Padişah’ın aleyhinde kullanmış olabilirler. Rejim de onların bu yorumuna karşı reaksiyon göstermiş olabilir.

Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetlerinin muzır sayılması son derece büyük bir iftiradır.

İslâm’a ve Şeriat’a dayalı bir rejimin, kutsal kitabımızın bazı ayetlerini muzır sayması iddiası akıl dışıdır.

Böyle bir şeyi en ahmak bir Müslüman bile yapamaz.

Bırakın bazı ayetleri,

Kur’anın bir harfini bile inkâr eden kâfir olur.

Halife’nin böyle bir şeyi yapması, düşünmesi mümkün müdür? İşin izahı şöyledir. Bazı muhalifler, Jön Türkler, dinsiz devrimciler Kur’an âyetlerinin bazısını indî ve keyfî bir şekilde yorumlayarak Padişah aleyhinde faaliyette ve propagandada bulunmuşlardır. Muzır olan -hâşâ- âyetler değil, heva ve re’y üzerine müesses tefsirler, geçersiz fetvalardır.

Cevdet Paşa’nın kitaplarına gelince.

Cevdet Paşa Sultan Abdülhamid taraftarı bir devlet adamımızdır.

Tarihçilik ve hukukçuluk tarafı da güçlüdür.

Adliye nazırlığı yapmıştır.

Böyle bir zatın eserlerinin muzır sayılmış olduğu iddiası da yersizdir, gerçek dışıdır.

Ben şahsen Sultan Abdülhamid devrinde

istibdat olduğunu kabul ediyorum.

Lakin bu istibdat

şefkatli bir istibdattı.

Padişah otuz üç senelik saltanatı esnasında

kan dökmemiştir.

Mahkemelerin idam cezası vermiş olduğu bazı katilleri bile affetmiş, cezalarını ömür boyu hapse çevirmiştir. Muhaliflerini sürmüşse, bunu kanunların ve hukukun verdiği izinle yapmıştır.

Çünkü Kanun-i Esasî’de Padişah’a istediği kimseyi sürgüne göndermek hakkı tanınmıştı.

Sultan Abdülhamid’in şefkatli istibdatı bu devlet, bu mülk, bu millet için büyük bir nimetti.

Çünkü o tahttan indirildikten sonra, sözde hürriyetçi Jön Türkler devleti on sene içinde batırmışlardır.

İttihadçıların ve Jön Türk makulesinin istibdat ve zulümleri Sultan Abdülhamid’inkinden bin kere şidrdetli, merhametsiz ve kanlı olmuştur.

Filozof Rıza Tevfik merhum, vaktiyle Padişah aleyhinde yapmış olduğu muhalefet dolayısıyle tevbe istiğfar etmiş,

“Sultan Abdülhamid’in Ruhaniyetinden İstimdat”

adıyla bir şiir yazarak pişmanlığını dile getirmiş,

merhum padişahtan özür dilemiştir.

Sultan Abdülhamid iyi bir politikacıydı, ülkenin bütünlüğünü korumak için elinden geleni yapıyor ve bunda da başarılı oluyordu.

1897 Yunan savaşı Osmanlı devletinin parlak bir zaferiyle son bulmuştu.

Hattâ Rusya çarı araya girmemiş olsaydı, Türk ordusu muzafferen Atina’ya bile girecekti. Sultan Abdülhamid düşmanları neler yaptılar?

1. 1911’de Trablusgarb’ı İtalya’ya kaptırdılar.

2. 1912’de bütün Rumeli’yi Sırplara, Bulgarlara, Yunanlılara verdiler. Sultan Abdülhamid düşmanı Tahsin Paşa, Selanik’teki Osmanlı ordusunu, bütün mevcudu, silahları ve cephanesi ile bir tek kurşun atmadan Yunanlılara teslim etti.

3. Birinci dünya savaşında imparatorluğu yenik düşürdüler ve yıkılmasına sebebiyet verdiler.

4. Jön Türk rejimi bir sürü vatandaşı astı, öldürttü, sürdü, oluk gibi kan akıttı; bir sürü eşkiyalık ve haydutluk yaptı.

Tevfik Fikret

bile

“Kanun diye kanun diye kanun tepelendi”

diye feryad etmiştir.

5. İttihadçılar ve öteki Jön Türkler kokuşmayı son haddine vardırmışlar millet ve memleketin kanını iliğini sömürmüşlerdir.

Sultan Abdülhamid’in hatâları olmamış mıdır? Elbette olmuştur. Ancak sevabı hatâlarından çoktur. Allah rahmet eylesin. 02 Temmuz 1999

Yorumlar kapatıldı.