İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yedi Açık Mektup

Pazar

 

Tesettürlü zengin bir hanıma:

“Zekâtımızı verdikten sonra servetimizi istediğimiz gibi harcayabiliriz, bize kimse karışamaz” şeklinde konuşuyormuşsunuz. Bu görüş İslâm dinine aykırıdır. Zenginlerin israfa kaçmaya, lüzumsuz ve aşırı tüketim yapmaya hakları yoktur. Dinimiz kanaati, iktisadı, ölçülü davranmayı emretmektedir. “Para benim değil mi, keyfim nasıl isterse öyle harcarım” diyemezsiniz. Bu kazancı size Allah vermiştir ve hesabını da soracaktır. Haramın azabı, helâlin hesabı vardır. Olgun ve iyi bir Müslümana çılgınca, sorumsuzca, israfa kaçan tüketim yakışmaz. Gösterişe, kibre, gurura, nümayişe yönelik tüketim kimseye şeref ve itibar kazandırmaz. Böyle yapanlar sonradan zengin olmuş türedilerdir. Harcama yapacaksanız kaliteye, kültüre, sanata yönelik harcamalar yapınız. Evlerinizi islâmî sanat eserleri ile süsleyiniz. Kocanız lüks bir Mercedes’e 100 bin dolardan fazla para ödemiş. Lakin bir hüsn-i hat levhasına 100 dolar bile veremiyorsunuz. Bu, cimrilikten mi, cahillikten mi ileri geliyor? Her ikisi de Müslüman zengine yakışmaz. Lüks lokantalara gidip avuç dolusu paralar ödeyerek tıkınmasını biliyorsunuz ama, şu ana kadar el sanatı bir esere para verdiğiniz görülmemiştir. Böyle Müslüman zenginlik olmaz.

Bir idareciye:

“Ben hem hizmet ve faaliyetlerimi yürütür, hem de rantımı yerim. Bu düzen bozuktur, islâmî bir düzende yapılması câiz olmayan bazı münker ve çirkin işler bu şartlar altında yapılabilir. Hem ben kazandığım paralarla ileride hizmet yapacağım” şeklinde konuşuyormuşsunuz. Bunlar şeytanî kuruntulardır, sizi ateşe atar. Hoşunuza gitmese de uyarıyorum. Müslüman haram yemez. Müslüman gayr-i meşru kazanç almaz. İslâm dini “Rüşvet alan da veren de mel’undur, cehennemliktir” buyurmaktadır. Halktan zorla bağış toplamak da şer’î ölçülere aykırıdır. Emanetleri ehil olanlara değil, sizden olanlara veriyormuşsunuz. Bu da haramdır. Halka yalan söylemek, vaadlerini tutmamak da haramdır. Kısa zamanda bu kadar fazla serveti nasıl elde ettiniz? Meşru ticaret, sınaî üretim, inşaat, nakliyat… ne yaptınız?

Bir islâmcıya:

Kuzum siz nasıl Müslümansınız? Ezan okunuyor, yan gelip yatıyorsunuz. Maşaallah lafa geldi mi atıp tutuyor, esip savuruyorsunuz. Sizi vakit namazlarında bir kere olsun camide gören yok. Nerede avanta, nerede rant, nerede yağlı kemik var siz oradasınız. Bu ne biçim Müslümanlık, bu ne biçim İslâmcılıktır? İslâmî hizmet ve faaliyetler harami metodlarıyla yürütülür mü? “Biz memlekete İslâm’ı hâkim kılmak, Asr-ı Saadet’i geri getirmek için çalışıyoruz” meâlinde büyük laflar ediyorsunuz. Yahu bir aynaya baksana. Sen bu halinle İslâm nizamı getirmek bir tarafa, İslâm bakkaliyesi bile kurup adam gibi işletemezsin. Bakkal dükkanı iflas eder ve sen de “Çok kâr edecektik ama Masonlar ve ateistler batırdı” diye işin içinden çıkarsın.

Bir din baronuna:

Dinsiz herif bir sürü zındıklık ediyor, siz ona tolerans gösteriyorsunuz. Kur’an âyetlerini kasdî olarak yanlış yorumlayan, Sünnet’i ve sahih hadîsleri inkâr eden, mezheplere put diyen, sakal-ı şerifi öpen Müslümanları müşriklikle suçlayan ve daha bir sürü hezeyan savuran herife gösterdiğiniz hoşgörüyü; müsbet tenkitler yapan, faydalı uyarılarda bulunan bizim gibi Müslamanlara niçin göstermiyorsunuz? Bizim böyle bir toleransa hakkımız ve liyakatimiz yok mudur? Zındığa, fâcire, fâsıka, inkârcıya tolerans var, bize yok. Olur mu böyle şey? Yönelttiğimiz yapıcı, müsbet tenkitler dolayısıyla biz sizin en iyi dostunuzuz. Kerem ediniz, bize de tahammüllü, sabırlı, hoşgörülü olunuz.

Kültürsüz ve irfansız birine:

Tahsiliniz yeterli değil, zekâ seviyeniz de gerekenin çok altında. Ufukunuz dar, uzmanlığınız yok. Dinî ve siyasî kültüre sahip değilsiniz. Bunca yetersizliğe rağmen maşaallah din, devlet, siyaset konusunda kendinizi mutlak müctehid derecesinde görüyorsunuz. Ne kadar önemli konu varsa mıncıklayıp duruyorsunuz. Sizin görüşünüze katılmayan, sizin tercihlerinizi paylaşmayan, sizin meşrebinizde olmayan sâlih Müslümanları tahkir edip duruyorsunuz. Kendi fırka, hizip, cemaat ve meşrebinizi yüce İslâm dini ile özdeşleştirmiş durumdasınız. Müslümanları ikiye ayırmışsınız. “Bizden olan Müslümanlar ve bizden olmayan Müslümanlar…” Câhiliyet kokan bir taksim. Sizi destekleyen fâsık ve dinsiz herifi bağrınıza basarken, sizi müsbet şekilde tenkit eden sâlih Müslümanı yerin dibine geçiriyorsunuz. Bu câhillikleriniz yüzünden de İslâm dâvasına, Ümmet’e, dinî hizmetlere büyük zararlar verdiniz. Size, aklınızı başınıza toplamanızı tavsiye ediyorum.

Kendini beğenmiş birine:

Hiçbir tenkidi kabul etmiyorsun, sen kendini Peygamber mi sanıyorsun? Beşer hatâ eden, yanılan, yanlış yapan bir mahluktur. Günahlardan sadece Peygamberler korunmuştur. Peygamber olmayan bir kişi için “O hiç günah işlemez” demek insanı dinden çıkartacak bir sözdür. Akıllı insan kendisine yöneltilen tenkitlere bakar; ipe sapa gelir, doğru, isabetli, faydalı, müsbet tenkitlerse onlardan yararlanır, kendisini islaha çalışır. Tenkitlere karşı öfkelenmek Nemrud huyudur. Benim söylediklerim, yaptıklarım hep doğrudur, ben hiç hatâ etmem, yanılmam diyen kimsede kemâl yoktur. Böyleleri kibirli ve mağrur kişilerdir.

“Ne yapayım, tenkitler izzet-i nefsime dokunuyor, kendime olan güvenimi sarsıyor” diyen kişi nefs derecesi itibarıyla pek aşağı bir seviyededir. Olgun ve insaflı kişi nazarında övgülerle yergilerin farkı yoktur. Hattâ övgüler yergilerden daha tehlikelidir. İlim, irfan, ahlâk, hikmet bakımından yeterli ve ehil olan kimselerin tenkitleri, uyarıları büyük bir nimettir. Bunlara kulak asılmalı, üzerlerinde iyice düşünüp faydalanılmalıdır. Zırva tenkitlerle bunları bir tutmamalıdır.

Bir din rantçısına:

Uzun yıllardan beri size inanan, sizin peşinize düşen Müslümanlardan mütemâdiyen para topladınız. Şu anda ülkenin sayılı zenginleri içindesiniz. Lakin hâlâ toplamaya devam ediyorsunuz.

Bu para toplama işine ne zaman son vereceksiniz? Servetiniz sizi ve yedi nesil sizden sonra gelecek füruunuzu Karun gibi yaşatmaya yeterlidir. Hem sonra bunca paranın hesabını nasıl vereceksiniz? Yoksa siz, ileride Hesap Günü’nde, Mahkeme-i Rûz-i Ceza’da bu servetin hesabı sorulmayacak mı sanıyorsunuz? İlmihal okumadınız mı? Sizin iki meleğiniz bulunduğunu, bunların birinin iyiliklerinizi, birinin de günahlarınızı yazdığını bilmiyor musunuz? Zerre kadar, hardal tanesi kadar iyiliğin ve kötülüğün sizden sorulacağı dinimizin bize bildirdiği gerçeklerden değil midir? Kimse böyle uyarılar yapamaz size, bu iş bana düştü. Ölmeden önce, hesaba çekilmezden evvel kendi muhasebenizi yapınız, hesaplarınızı yoluna koyunuz. Zimmetinizde olan paraları ve serveti, onları ne için toplamışsanız o işler için vakit geçmeden yerli yerinde sarfediniz. 19 Temmuz 1999

Yorumlar kapatıldı.