İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Din Adına Para Toplamak

 

 

İstanbul’un yeni yapılmış ve çok lüks mahallelerinden birine dinî bir cemaatin hocaları ve taraftarları gidiyor, her hafta sohbetler yapıyorlarmış. Ne güzel… Bu sohbetlerde islâmî hakikatlardan, Kur’anî ve imanî hikmetlerden bahsediliyor, dinleyenlere öğüt veriliyormuş. Tebrik ve tahsin edilecek bir çalışmadır bu. Ancaaak… Evet ancak’ı da var. Çünkü her toplantıdan sonra, zengin ve parası bol dinleyenlerden yardım isteniyor ve büyük meblâğlar toplanıyormuş.

Merhum ve mağfur Üstad Bediüzzaman Said Nursî hazretleri binbir çile, zahmet, külfet, eziyet, zulüm çekerek yaptığı hizmet ve fütuhatta kimseden para istememiş, yardım toplamamıştır. Benim tanıdığım son devir büyük âlimleri ve şeyhleri de para toplamazlardı.

Almanya’nın Hannover şehrinde bir gün tramvayla giderken şu meâlde bir afiş okumuştum: “Filan tarihte, falan kilisede muhterem rahip feşmekân tarafından bir konuşma yapılacaktır. Toplantıda iâne (para yardımı) toplanmayacaktır.” Almancası “Keime Kollekte” idi.

Birtakım dinî hizmetlerin, sosyal ve kültürel faaliyetlerin para ile yapıldığını bilmekteyim. Lakin bu devirde para toplama işi çığırından çıkmışa benzemektedir. Sadece bir cemaat değil, birçok cemaat mütemâdiyen din adına para topluyor. Cami önlerinde de çirkin masaların başında cuma namazlarından sonra para toplanıyor. Para, para, para… illallah ya hû! bunun da bir nizamı, usûlü, kuralı olması gerekmez mi?

Müslüman bir cemaat para topluyor ve paralarla diyelim, Güney Amerika’da Güyana adlı ülkede bir kolej açıyor. Başka bir cemaat para topluyor büyük bir Kur’an kursuna yatırım yapıyor. Bir üçüncüsü para topluyor, tarihî bir camiye sultanî bir helâ ve abdest mahalli inşa ettiriyor. Bir başkası para topluyor başka bir iş yapıyor. Peki Türkiye Müslümanlarının bir nâzım plan ve programı yok mudur? Maalesef yoktur. Bu yüzden de, yıllardan beri Müslümanlara mahsus bir stratejik araştırmalar vakfı, bir bilgi bankası, bir dökümantasyon merkezi, bir plan ve program dairesi kurulmamıştır. Yine Müslümanların türkoloji, tarih, edebiyat, mimarlık, sanat, dekorasyon, şehircilik, kılık kıyafet konusunda çağ seviyesinde, uluslararası çapta ilmî araştırma yapacak merkezleri de yoktur. Müslümanların Yahudi-Sabataist, Ermeni, Elenizm ve sair konularda tedkikat yapacak ilmî araştırma müesseseleri de bulunmamaktadır.

On kadar büyük cemaat, yüz kadar orta cemaat ve binlerce küçük cemaat durmadan para toplamakta ve bu paraları kendi bildikleri gibi harcamaktadır. Birçok hizmetler yapılmamıştır, birçok hayatî ve zarurî müesseseler kurulmamıştır. Bu vahim bir eksiklik değil midir?

İslâm adına halktan toplanan paralar maalesef İslâm adına değil, cemaatler adına harcanıyor. Müslümanların birliği yoktur, müşterek bir başkanları yoktur, hiyerarşileri yoktur. Bunlar olmayınca tabiî ki, dört başı mâmur bir plan, program ve projeleri de yoktur. Toplanan paraların bir kısmı ziyan ve israf edilmektedir.

Sonra bu toplanan paralar nasıl harcanıyor? Bu da belli değildir. Ben herkesi, her cemaati suçlamak istemem ama ortalıkta birtakım rivayetler dolaşıyor. Büyük bir cemaate iki yüz kadar istihbarat elemanının sızdığına dair söylentiler var. Elimde kesin delil yok, ancak istihbarî noktadan rivayetlerin, dedikoduların bile önemi vardır.

Halktan büyük paralar toplayan bazı cemaatler Kitabullah’a, Resûl’ün (Salat ve selam olsun ona) sünnetine, fıkha, Şeriat’a uymayan uygulamalar, fetvalar, ruhsatlar veriyorlar.

Avrupa ve diğer kıt’alarda yaşayan Müslümanlardan da büyük paralar toplanıyor. Hattâ her yıl Müslümanların zekatları ve kurban paraları da bazı cemaatler tarafından alınıyor. Dinimiz bunlara cevaz vermemiştir. Zekat fıkıh kurallarına göre verilecek, dağıtılacaktır. Kurban da usûlüne göre kesilecektir. Biz İslâm’a hizmet ediyoruz, biz cihad yapıyoruz diyerek bunlar keyfî şekilde, toplanamaz.

Dinimiz tesettürü emretmiştir. Bu hususta ondört asırlık kesin bir icmâ vardır. Tesettür Kitab ve Sünnet ile sâbittir. Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye’de “Mevrid-i nasta ictihada mezağ yoktur” buyuruluyor. Yâni dinimizin, Şeriatımızın kesin hükümlerinde ictihad falan yapılamaz deniliyor. Şimdi bazıları Müslüman kadın ve kızlara “Açılın” diyebiliyor ve onların başlarını açtırabiliyor. Böyle fetva ve ruhsat olur mu? Yarın dinsizler Ezanı ve namazı yasaklasalar, bunlara da mı fetva uydurulacaktır?

Müslümanların kendilerini islah etmeleri gerekmektedir. Bugünkü durumda birçok aksaklıklar, eksiklikler, hatâlar vardır. İslâm’a uymayan hallerimiz bulunmaktadır. Kitabullah’a, Sünnete, Şeriata, fıkha, tasavvufa kendimizi uydurmamız gerekmektedir. Dinimizin bizden istediği ilk şey birlik olmaktır. Bu birliği sağlamak için şimdiye kadar ne yaptık, halen ne yapmaktayız? Müslümanların birliğini sağlayacak en kolay iş vakit namazlarına camilere giderek, namazı cemaatle kılmaktır. Biz yazık ki, bunu bile yapamıyoruz. Ben camilerde âlimleri, şeyhleri, cemaat reislerini, pabucu büyük Müslümanları, İslâmcı yazarları, sözde mücâhidleri, önderlik tasalayanları göremiyorum. Müslüman aydınların ve okumuşların büyük bir kısmı camiye, cemaate hıyanet etmektedir.

Müslümanlar bugünkü din baronlukları, özel diyanetler sistemi ile zillet ve rezaletten kurtulamazlar. Evet birtakım hizmetler yapılır ama, bu yol bizi nihâî zafere ve kurtuluşa götürmez.

İman, Kur’an, İslâm hizmetleri parasız yapılmalıdır. Parayla yapılabilecek işler ise çağımızın şartlarına uygun metodlarla başarılmalıdır. Bir sürü cemaatin var güçleriyle halktan teberru ve yardım toplamaları ve bunların her cemaatin kendi heva ve hevesine göre harcanması ile selâmete çıkılmaz. Önce ne gibi hizmetler yapılacak, nasıl çalışılacak, bunlara dair mükemmel bir plan ve program yapılması gerekir.

İslâm Ümmeti bir reise ve hiyerarşiye kavuşmadıkça iki yakası bir araya gelmez. “Biz kendi hizmetlerimizi yapıyoruz, bize kimse karışamaz. Bizi tenkit etme, rahat bırak. Bizi beğenmiyorsan, sen kendin hizmet et, daha iyisini yap” demek de doğru değildir. Müslümanlar tek bir ümmettir. Yapıcı, faydalı, müsbet olmak şartıyla elbette birbirlerini tenkit edebilir, uyarabilir, yanlışlıkları söyleyebilirler.

Yalan da olsa övgülerden hoşlanmak, doğru da olsa tenkitlerden nefret etmek olgun kişilere yakışmaz. Müslümanlar içinde bulundukları kaostan, İslâm’a uymayan câhilî yapılanmadan kurtulmak için çare ve çözümler araştırılmalıdır. Allah hepimize akıl, fikir, iz’an, insaf, vicdan versin ve bize yardımcı olsun. 05 Aralık 1998 Cumartesi

Yorumlar kapatıldı.