İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dünyanın En Üstün Koleji

 

Osmanlı imparatorluğunu ve İslâm Hilâfetini 19’uncu asırda kurulmuş olan misyoner okulları yıkmıştır. Bu iddiam bir fantezi veya kuruntu değil, tarihî bir gerçektir. Bu okulların iki gayesi vardı:

1. Rum, Ermeni, Mârunî, Nesturî ve sair Hıristiyan unsurların çocuklarını yetiştirmek, onlara istiklal fikrini, devlet aleyhtarlığını aşılamak. Bulgaristan Robert Kolej’in ürünüdür.

2. Okuttukları Müslüman çocuklarını bozmak, din ü devlet aleyhinde bir zihniyete sahip kılmak.

Müslümanlar geri kalmamış ve çağın en güçlü ve üstün okullarını kendileri kurarak, oralarda Müslüman çocuklarıyla birlikte gayr-i müslim unsurların çocuklarını da okutup yetiştirmiş olsalardı, tarih başka şekilde tecelli edebilirdi.

Bugün Türkiye Müslümanları, Allah’a şükürler olsun ki, maarif (millî eğitim) hizmetlerine el atmışlar, yurt içinde ve dışında hayli özel lise ve kolej açmışlardır. Ancak bu okullar kesinlikle yeterli değildir.

Müslümanlar kurtulmak, izzet ve şereflerine kavuşmak, hürleşmek istiyorlarsa öyle sıradan lise ve kolejlerle bu işi başaramazlar.

Yapılacak şey, Türkiye’nin değil, dünyanın en güçlü ve üstün özel kolejlerini açmaktır.

Bugünkü şartlar içinde, bugünkü maddî imkânlarla böyle okullar açmak mümkün müdür? Elbette mümkündür. Yeter ki, böyle bir niyete ve iradeye sahip bulunulsun, bu işi yapacak kadrolar kurulsun, ehliyetli uzmanlarla işbirliği yapılsın.

Müslümanların açmaları gereken lise ve kolejler kesinlikle fen-teknik kolejleri olmamalıdır. Bugün bazı islâmî özel kolejlerin öğrencileri uluslararası fizik, kimya, cebir, geometri, biyoloji yarışmalarında birinci oluyor, ödüller kazanıyor. Bunlar aldatıcıdır, afyonlayıcıdır, uyutucudur. Önemli olan edebî ve sosyal kültürdür; ana lisanımızdır, onun edebiyatıdır, tarihtir, psikoloji, mantık, ahlâk, metafizik, estetik, sosyoloji, sanat tarihi ve kültürüdür. Müslümanların açacakları liselerde bu kültür, İngiltere’deki Eton kolejinde verilenden daha fazla, daha üstün olmalıdır. Aksi takdirde Müslümanlar savaşı kazanamazlar.

Kolejlerde okutulan çocuklara verilecek ikinci şey ahlâk ve karakter terbiyesi olmalıdır. Ahlâk ve karakter bilgi derecesinde olmazsa, öyle bir kimse aydın değil, canavar olur. Yüz tane, iki yüz tane sıradan kolej olacağına üç tane, hattâ bir tane benim dediğim üstün kolej olsun, daha iyidir.

Böyle bir koleji açacak hürriyet, para, imkân, fırsat vardır. Lakin islamî hizmet ve faaliyetleri tekellerine almış olan birtakım kimselerde bu niyet ve irade bulunmamaktadır. Onlar istiyorlar ki, dinî bir cemaat güçlensin, kendisine yeni taraftarlar bulsun, daha fazla para toplansın, başlarındaki hocaefendi daha çok sevilsin, daha çok öğülsün, daha fazla alkışlansın. Böyle gayeler yüce İslâm dinine uygun değildir. Hiçbir tarikat, cemaat, hizip, fırka, mezhep, meşreb, grup İslâm dini ile özdeşleştirilemez. Hiçbir parça bütünlük taslayamaz. Bütün, hiçbir parçanın içine sığdırılamaz.

Türkiye Müslümanları iki şey için çalışmalıdır. Birincisi mutlak gerçeğin kaynağı ve varoluş problemini en iyi ve doğru şekilde izah eden İslâm; öbürü ise İslâm’ın zaman ve mekân olarak tatbik edileceği saha olan Türkiye’dir. Allah’a, Peygamber’e, Kur’ana, Sünnet’e, Şeriat’a saldırıldığı, hakaret edildiği zaman alçakça susan; kendi şeyhine, din baronuna, cemaatine saldırıldığında büyük tepki gösteren kimseler iyi Müslüman değil, şaşırmış ve sapmış zavallılardır. Müslümanların bir kısmını bu hale getirenlere yazıklar olsun!

Bütünü parça içine sığdırmaya, yâni İslâm ile kendi cemaatini özdeşleştirmeye kalkan adamlar mantık fukarası zavallılardır. Her şey Allah için olmalıdır. Bağlılığımız Allah’a, O’nun dini İslâm’a, O’nun Kitabı Kur’ana, O’nun Resûlü Hazret-i Muhammed aleyhisselatü vesselama, O’nun Şeriatine olmalıdır. Mezhepler, meşrebler, hizipler, tarikatlar birer vasıtadan ve çeşitlilikten ibarettir. Onları putlaştırmamak gerekir. Yanlış anlaşılmasın ben mezhep ve tarikat taraftarı sünnî bir Müslümanım. Ancak, kendi mezhebini ve tarikatını dinden de üstün gören dengesizlere ve sapıklara karşıyız.

Türkiye’de islâmî hizmetler ve faaliyetler birtakım kişiler ve gruplar tarafından mıncıklanmakta, dejenere edilmektedir. Bunlar bir Müslüman olarak beni rahatsız ediyor, vicdanımı sızlatıyor. Büyük imkanlar, fırsatlar, hürriyetler şu ana kadar ziyan edilmiş bulunuyor. Bari bundan sonra ziyan edilmesin.

İslâm davasını mıncıklayan adamlar ikiye ayrılıyor. Birinciler hin oğlu hin din sömürücüleridir. Onlar benliklerine, kendi şahsî menfaat ve ikballerine tapan adamlardır. İkinciler ise, samimî görünen birtakım dengesizlerdir. Kimi mehdi, kimi gavs, kimi kutup olduğuna inanır, çevresine toplanmış olan ahmakların aşırı övgülerini sahih sanır. İslâmî hizmet ve faaliyetler bu samimiyetsiz ve ruh hastası adamların tekelinden kurtarılmalıdır.

Sayıları ne kadardır bilmiyorum eski geleneksel usul ile ilim ve tarikat hizmetleriyle meşgul olan hakikî ulemaya ve şeyhlere selâm ve hürmet ederim, yaşları benden küçük de olsa, mânevî rütbelerine hürmeten ellerinden öperim. Hattâ, ayaklarından bile öperim. Çünkü Allah ve Resûlü yolunda hasbeten lillah, fî sebilillah, garazsız ivazsız din yolunda hizmet eden kimselerin ayaklarını öpmek bile büyük bir şereftir. Benim hakikî ulemaya ve meşâyihe bir şey dediğim yoktur. Öfkem, dinî hizmetleri mıncıklayan, dejenere eden, Müslümanları çıkmaz yollara sokan din baronlarınadır.

Evet, tekrar sadede dönelim. Müslümanların ilk yapması gereken şey eğitim işlerine ağırlık vermektir. Dünyanın en üstün lise ve kolejlerini Müslümanlar açıp, buralarda bilgi ve ahlâk boyutu çok yüksek genç kadrolar yetiştirmedikçe bugünkü zilletler, rezaletler, esaretler devam edip gidecektir.

Kimseden şahsî bir isteğim yoktur. Maaşlı bir işe girmek, avanta temin etmek; ikbal, makam ve mevki elde etmek gibi bir hırsa sahip değilim. Memleketimin ve Müslüman halkın içinde bulunduğu hale üzüldüğüm için bu yazıları kaleme alıyorum. Tekliflerim, projelerim, planlarım dinim, devletim, halkım ve ülkem içindir. Benim istediğim şeyler gerçekleşirse, bundan gayr-i müslimler, Hıristiyanlar, Museviler, çağdaşlar da yararlanacaktır. Ben ülkemin İsviçre, İsveç, Kanada gibi hür, demokrat, hukukun üstünlüğü rejimine sahip, âdil, huzurlu bir ülke olmasını istiyorum. Ben rüşvete, yolsuzluğa, yamukluğa, şiddetle karşıyım.

Ben, Müslümanların bir kısmını da yapıcı ve faydalı özeleştiriye tâbi tutuyorum. Kimse bende başka niyetler, gayeler aramasın. Türkiye’de, dünyanın en üstün lise ve kolejini açacak şahsı ve cemaati tarih altın harflerle yazacaktır. 03 Aralık 1998 Perşembe

Yorumlar kapatıldı.