İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Emr-i Mâruf, Nehy-i Münker

 

BAZI çok basit ve temel dinî gerçekleri halka, hattâ aydın Müslümanlara anlatmak, kabul ettirmek çok zor. Bunlardan biri emr-i mâruf ve nehy-i münker farizasının Ümmetçe terkedilmesi halinde azap ve ceza geleceği hakikatıdır. Evet Müslümanlar ibadetleri eda etseler, hayır hasenat yapsalar, nafile namazlar kılsalar, oruçlar tutsalar, her gün Ağrı dağı kadar sadaka verseler, lakin emr-i mâruf ve nehy-i münkeri terk etseler azaptan ve ezadan kurtulamazlar.

Bu farz nasıl yapılır? Gücü yetenler, yâni emir sahipleri fiilen, ilim ve lisan sahipleri yazarak ve konuşarak buna da gücü yetmeyen halk (avam) tabakası ise kalben yapar, yapanları destekler.

Zamanımızda emr-i mâruf ve nehy-i münker farzı daha çok lisanla, yazıyla, medya yoluyla eda edilebilir. Günümüzde iletişim vasıtaları ve imkanları çoktur, hayli hürriyet vardır. Mesela akla, vicdana, dine, şer’a aykırı bir iş görüldü mü, milyonlarca Müslüman kalemle, daktilo makinasıyla, bilgisayarla yazdıkları protestonameleri, tenkit mektuplarını, dilekçeleri ilgili şahıslara, mercilere, makamlara göndererek emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmış olur. Kanun dairesinde, açık isim ve adres vererek, hakaret etmeyerek yapılacak bu protestoların büyük tesiri olur, münker işleri yapanlar çekinir, ayaklarını denk alırlar. İleri, medenî, gelişmiş Batı ülkelerinde bu gibi faaliyetler yoğun şekilde yapılmaktadır. Halk ve aydınlar, olumsuz ve kötü bir iş gördüklerinde binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce, bazen milyonlarca tenkit ve protesto mektubu göndererek harekete geçmektedir. Maalesef Müslüman dünyasında böyle toplu hareketler görülmüyor. Sanki ehl-i İslâm’ın üzerine ölü toprağı saçılmıştır. Cihan yıkılsa harekete geçmezler, tepki göstermezler.

Caddelerde, meydanlarda bazı azgın ve saldırgan güruhlar “Kahr olsun Şeriat” diye uluyarak dolaşırlar, gereken tepki gösterilmez, nehy-i münker yapılmaz. “Kur’an’ın 230 âyetinin hükmü kalmamıştır, onların yerine pozitif kanunlar yapılmıştır” şeklinde hezeyanlar sarfedilir, yine büyük bir reaksiyon gösterilmez. Bir sürü zulüm, haksızlık, saldırı olur; bütün bunlar cevapsız kalır. Halbuki kanunlar haklarımızı korumak için bir dereceye kadar imkân tanımaktadır.

Müslüman kütleleri bu pasif, mızmız, mıymıntı, hakkını aramaz, nemelazımcı, moloz hale kimler getirmiştir? Halkın bu hale gelmesinde yazıklar olsun ki, birtakım din baronlarının tesiri çoktur. Çünkü onların dini imanı para, riyaset, şöhrettir. Onların putları nefs-i emmareleridir. Onlar Müslümanlardan para, alkış, bağlılık isterler. Emr-i mâruf, nehy-i münker diye bir dertleri yoktur. Onların saltanatı sürsün, kâr ve kisbleri artsın, enâniyetleri tatmin edilsin de, isterse öte tarafta cihan yıkılsın, ne gam.

Öyle fanatik cemaatler ve gruplar vardır ki, kendi hazretlerine, baronlarına en ufak bir tenkit yöneltilse sırtlan gibi, kaplan gibi tepki gösterirler. Lakin aynı adamlar Allah’a, Peygamber’e, Kur’an’a, Şeriat’a saldırılınca alçakçasına köpek gibi susarlar. Neymiş sabretmeliymiş. Peki kendi şeyhinize veya hocanıza saldırılınca niçin sabretmiyor ve susmuyorsunuz?

Kur’an’da Müslümanlar, “Emr-i mâruf, nehy-i münker yapan hayırlı bir Ümmet” olarak vasfediliyor. Ehl-i İslâm bu farizayı terk ederse Ümmet olmaktan çıkar, sürü haline düşer. Neuzübillah.

Domuzlar

ÜLKEYİ, milleti, devleti bitirdiler, batırdılar. Hırsızlık, talan, soygun, namussuzluk, şerefsizlik, her türlü hıyanet ve kötülük inanılmaz boyutlara ulaştı. Dejenere edilmedik müessese bırakmadılar. Eğitimi, üniversiteleri, hukuku, her şeyi mıncıkladılar.

Şimdi kalkmışlar, harabelere tünemiş baykuşlar gibi nutuklar atıp duruyorlar. Devletin malı deniz, yemeyen domuz diyorlar. Hayır, yiyenler domuzdur.

Bunca domuza, namussuza, alçağa hakaret edemezsiniz. Adalet yakanıza yapışır, ağır cezalar yer, tazminatlara mahkum olursunuz. Herif koskoca bankayı soydu da ne oldu? Krallar gibi şan u şerefle yaşıyor.

Bunlar beyinsiz domuzlardır. Beyinleri olsa ne olacak. Namus, şeref, ahlâk, fazilet, vatanseverlik, doğruluk, asalet olmadıktan sonra.

Bunca domuz, sürüngen, alçak, rezil nasıl yetişti? Her taşın altından bir domuz ve domuzluk çıkıyor.

Türkiye Avrupa Birliği’ne girsin mi? Girsin, girsin. Avrupalılar bin türlü desise, entrika, sinsilik, hile ve hüd’a ile bizi bugünkü hale getirdiler. Biz de serbest dolaşım ile, Avrupa’nın içine entegre olarak kaç asırlık intikamımızı almış oluruz. Türkiye’yi batıran domuzlar Avrupa’yı da batırır.

Durum Vahim

DOSTLARIMDAN birine bir arkadaşı anlatmış, o bana söyledi, ben de size naklediyorum: Valinin riyasetinde sık sık toplantılar yapılıyormuş. Uzmanların raporları, beyanları… Alınacak tedbirler, yapılacak işler. Dostumun arkadaşı çok sıkıntılıymış. “Durum vahim ama halka söylemek istemiyoruz” diyormuş.

Ben bu konuda, yazacağım kadar yazdım. Teşekkür edileceğine tepki gösterildi, “Bizim rahat ve huzurumuzu bozmaya hakkın yoktur” gibisinden laflar edildi. Artık yazmayacağım.

Yorumlar kapatıldı.