İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘İnsan adına’

 

 

“Türkiye Cumhuriyeti’nin imza koymuş olduğu uluslararası metinlere göre ilkokulda dahi başörtüsü takmak serbesttir.” Bu cümle, “İNSAN ADINA” ismini taşıyan aylık haber dergisinin Temmuz-Ağustos 1998 tarihli 5’inci sayısındaki bir makalenin başlığıdır. Doçent Dr. Ahmet Yıldızhan tarafından çıkartılan bu dergiyi duymuş muydunuz? Şimdiye kadar beş sayı çıkmıştır, hiç alıp okumuş muydunuz? Birinci hamur kâğıda büyük boy 68 sayfa çıkan, renkli ve güzel bir kapağa sahip olan bu dergi şu yetmiş milyonluk Türkiye’de ancak bin adet sattığına göre eminim ki, okuyucularımın bundan haberi yoktur. Böyle bir dergi 50’li, 60’lı yıllarda yayınlanmış olsaydı, fırtınalar kopartır, satış rekorları kırardı. Düşünebiliyor musunuz, insan hakları konusunda islâmî kesimde bir dergi yayınlanıyor ve koskoca Türkiye’de sadece bin adet satabiliyor. Bu ne büyük bir ayıp, ihmal, ilgisizlik, vurdumduymazlıktır. Doktor Ahmet Yıldızhan bey dostumuz bu dergiyi ne para kazanmak, ne de şan ve şeref elde etmek için çıkartıyor. Gayesi hizmettir. Böyle temiz bir niyetle yayınlanan ve önemli bir vazife gören bir yayını desteklemek aklı başında her Müslümanın borcu değil midir? Özel diyanetler, cemaatler, hizipler, fırkalar, gruplar milyonlarca Müslümanı sersemletti, uyuttu, afyonladı, robotlaştırdı, zombileştirdi ve bu yüzden “İnsan Adına” dergisi şu buhranlı devirde sadece bin adet satabiliyor. Bir takım din baronlarının keyifleri, övgüleri, değersiz nazım ve nesirleri için çıkartılan bazı dergiler ise yüzbinlerce basılıyor. “İnsan Adına” dergisinin bir sayısı 500 bin lira, yıllık abone bedeli ise 6 milyon (öğrencilere 5 milyon) liradır. Türkiye’nin Müslüman çoğunluğunun temel haklarını, hürriyetlerini, haysiyetlerini savunmak, yapılan haksızlıkları protesto ve teşhir etmek, milleti yasal hudutlar dairesinde direnmeye çağırmak maksadıyla yayınlanan bu dergiyi alıp okumanızı, desteklemenizi tavsiye ediyorum. Adresi: “İnsan Adına dergisi, Akdeniz caddesi no. 6/9, Fatih İstanbul. Tel. 0212/534 38 43”.

Ömer İbn Abdülaziz

Emevî halifelerinden Ömer bin Abdülaziz için bazı İslâm müellifleri “Hulefâ-i Râşidin’in beşincisidir” demişlerdir. Bence altıncısıdır. Çünkü, beşinci halife Hazret-i Hasan radiyallahu anh efendimizdir. Bilahare, Müslümanlar arasındaki iç savaşa son vermek maksadıyla kendi rızasıyla hilâfetten çekilmiştir. Ömer bin Abdülaziz hazretleri son derece takvalı, âlim, ârif, zâhid, sünnet-i seniyyeye tâbi, âdil, insaflı bir kimseydi. Merak edenler onunla ilgili tarih ve tercüme-i hal (biyografi) kitaplarını tedkik edebilirler. Birkaç gün önce, Dr. Haluk Nur Bâki’nin 1960’ta İstanbul’da İsmail Akgün matbaasında basılmış “Sonsuz Nur” adlı kitabının 122’nci sayfasında bütün Emevileri tahkir eden bir cümlesini okuyucularımın ibret nazarlarına arzetmiştim. Doktor orada şöyle diyordu: “… hangi âlim, hangi kitap ne yazarsa yazsın Muaviye dâhil bütün Emevîler hâindir. Muaviyenin ashablıkla hiçbir ilgisi yoktur.” Nur Baki’nin “bütün” kelimesini kullanarak Emevîleri suçlaması doğru mudur? O zaman Hazret-i Osman da, Emevî olduğu için hâin damgasını yemiş olmuyor mu? İslâm dini biz Müslümanlara itidali, insafı, bir hüküm verirken âdil olmayı emrediyor. Bütün Emevîler hâindir demek ne akla, ne vicdana, ne Kitabullah’a, ne de Resûl aleyhissalatü vesselamın buyruklarına uyar. Emevîlerin içinde elbette hâinler de vardır. Yezid’i kötülemekte bütün Müslümanlar ittifak etmiştir. Lakin, Emevî âilesinden ve kabilesinden olduğu için âdil, âbid, zâhid, insaflı halife Ömer ibn Abdülaziz’i hâin bilmek ne kadar büyük bir insafsızlık ve vicdansızlıktır. Ömer ibn Abdülaziz hazretleri bu dünyadan çekileli bin yıldan fazla zaman geçti. Ölmüş bir İslâm büyüğü hakkında konuşurken terbiyeli ve insaflı olmak gerekmez mi? Doktor Haluk Nur Bâki’nin ihtisası tıbtır. Kendisi ne din âlimidir, ne de tarikat şeyhidir. Emevilerin hepsini bir kefeye koyup, “Bütün Emeviler hâindir” diye yazmış olması gayet yanlıştır. Yarın, Ömer ibn Abdülaziz Mahkeme-i Kübrâ’da ondan dâvacı olduğu zaman ne diyecektir? Doktor’un, “Muaviye’nin ashablıkla hiçbir ilgisi yoktur” iddiasına gelince. Bu da bir hezeyandır. Hazret-i Muaviye ashabtandır. Peygamber efendimizin vahiy kâtipliğini yapmıştır. Hazret-i Ali radiyallahu anh ve kerremallahu vecheh ile mücâdelesi İslâm tarihinin talihsiz ve üzücü sayfalarındandır. Ehl-i Sünnet ve cemaat uleması bu konuda orta yolu tutmuş, kesin hüküm vermekten kaçınmış, geçmiş fitne ve fesatları dinin esası gibi kabul etmekten sakınmıştır. Şiiler böyle düşünmüyormuş. Olabilir. Onlar Hazret-i Ebûbekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman efendilerimize de şiddetle muhaliftir. Sorsanız taqiyye yaparlar ve “Hayır” derler ama kendilerince muteber olan kitaplar ortadadır. Bütün İran’da Ömer ismini taşıyan bir tek şiî var mıdır? Onlar, Hazret-i Âişe’yi ve ashab-ı kiramın büyük kısmını da dışlamışlardır. Doktor Haluk Nur Bâki vefat etti. Allah rahmet eylesin, taksiratını affeylesin. Allah’ın geniş rahmeti kimsenin tekelinde değildir. Ben onun için de rahmet diliyorum. Ancak, Emeviler, Hazret-i Muaviye, Hazret-i Ömer ibn Abdülaziz konusunda büyük hatâ etmiştir. Onu göklere çıkartanları, ehl-i İslâm’a kâmil bir mürşid gibi takdim edenleri de itidale dâvet ediyorum.

Telefon Âdâbı

1. Adını, soyadını, mesleğini bildirerek kendisini tanıtır. 2. Selam verir. Selamsız kelâm olmaz. Muhatabı kendisinden yaşlı ve mevki itibarıyla yüksek ise hürmetlerini arz eder. 3. Çok düzgün bir lisan ile ve gayet kısa bir şekilde meramını anlatır. 4. Tenkit ve protesto etmek istiyorsa terbiye hudutlarının dışına çıkmaz, kibarlık ve nezaketi elden bırakmaz, efendice bir şekilde beyan eder. 5. Bağırmak, çağırmak, edebsizlik etmek, azarlamak, hakaret savurmak böyle yapan kimsenin ne mal olduğunu göstermeye yeter. 6. Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkartırmış. 7. Sokaklarda azgın dinsizler “Kahrolsun Şeriat!” diye bağırırlarken hiç reaksiyon göstermeyip de, kendi hazretlerine, şeyhlerine, baronlarına tenkit yöneltilince küplere binenler dengesiz kişilerdir. Bunlar, başlarındaki adamları sanki “erbab” edinmişler, onları putlaştırmışlardır. 8. Her hâl ü kârda telefonla konuşması bir insanın ahlâkını, görgüsünü, terbiyesini, edebini, seviyesini gösteren bir husustur. 08 Ağustos 1998 Cumartesi

Yorumlar kapatıldı.