İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Menekşe Ebrû Evi

 

 

ALMANLARIN “Türk kâğıdı” dedikleri ebrû esrarlı ve garip bir sanattır. Eskiden geleneksel sanatlarımız hayat ile içiçeymiş. Sonra çeşitli sebeplerle hayattan kopmuşlar; müzelere, nâdir koleksiyonlara hapsedilmişler. Yakın zamanlara kadar ebrû, çok az kimsenin ne olduğunu bildiği ve bir örneğine sahip olduğu yetim sanatlarımızdan iken, biraz propaganda, biraz himmet, biraz merak ile kütlelerin duyduğu, evlere süs unsuru olarak girdiği, öğrenilmeye heves edildiği bir konu haline gelmiştir.

22 Nisan Cumartesi günü Sultanahmet’in altında Küçükayasofya Camii Sokağı 12 numaralı mekânda İstanbul’un ilk ebrû dükkanı açıldı. Bu bence, sanat ve kültür bakımından büyük bir hâdisedir. Bundan yüz sene öncesine kadar İstanbul’da, Bayezid civarında ebrûcu dükkanları varmış. Kitreli teknelerde, ödle karıştırılmış toprak boyalarla ebrulu kâğıtlar yapılır ve satılırmış. Sonra birer birer kapanmışlar, tarihe karışmışlar. Aradan bir asır geçtikten sonra bir diriliş başladı. Hayra alâmettir.

Atölye-dükkanın ismi “Menekşe Ebrû Evi”, sahibi ve sanatkârı da dostumuz Yılmaz Eneş Bey. Kendisini tebrik ediyor, bundan sonraki sanat hayatında başarılar diliyorum.

Menekşe Ebrû Evi’nin açılışı günü Suriye’de bulunduğum için bizzat bulunamadım. Eminönü Belediye Başkanı Lütfi Kibiroğlu beyefendi teşrif etmiş ve başkanlık adına ebrûlu bir hat levhası satın almış. Birtakım hattatlar, tezhipçiler, sanat ve kültür meraklıları da bulunmuşlar.

Yılmaz Eneş Bey 1960 İstanbul doğumlu, kalender meşreb, gözü paradan çok sanatta olan efendi bir kimsedir. Ebrû yapmayı sevmekte, bol eser vermekte, bunları uygun fiyatlarla geniş kütlelere yaymaya çalışmaktadır.

Şu anda şehrimizde birkaç ebrû kursunda ders verilmekte, öğrenci yetiştirilmektedir. Dükkanları olmasa bile evlerindeki atölyelerde ebrû yapan hayli değerli ebrû sanatkârımız bulunmaktadır. Bu çok güzel bir gelişmedir. Hat ve tezhib sanatımızın durumu da iyidir. Darısı, unutulmaya yüz tutan diğer geleneksel sanatlarımızın başına.

El yapımı kâğıt üretme ve bunları tabiî boyalarla boyama sanatımız da canlandırılmalıdır. Kültür Bakanımız İstemihan beyefendi vazifeşinas, titiz, meraklı, himmetli bir zattır. Kendisine bir dosya sunulsa bu sahaya el atacağından eminim. Dikkat edilecek tek nokta, birtakım yiyici, hortumlayıcı uğursuz heriflerin, birkaç kuruş tırtıklamak için bu gibi projeleri dejenere etmeleri tehlikesidir. Buna karşı tedbir alınmalıdır. Vakit bulabilirsem Kültür Bakanı’na bu konuda küçük bir dosya sunmak istiyorum.

Son Suriye seyahatimde Şam’da, Haleb’te elle kumaş dokuyan sanatkârlar gördüm. Turistlere, meraklılara biraz pahalıya satılan, sanat kıymeti olan ipekli kumaşlardı bunlar. Bizde hâlen Buldan’da elle kumaş dokunan tezgahlar var. Fakat piyasaya ucuz mal ürettikleri için bu yolla yeterli gelir temin edilemiyor. Biraz yol gösterilse, elle eğrilmiş ipliklerle lüks kumaş dokutturulsa bu sanatımız da kısa zamanda inkişaf edecektir. Duyduğuma göre Beymen ve Vakko müesseseleri Anadolu’dan böyle tezgahlar getirtip İstanbul’da kurdurtmuşlar ve benim dediğim işi yapıyorlarmış. Japonya, İsviçre gibi çok ileri ülkelerde bile bu eski sanat devam ettirilmektedir.

Cam sanatının da teşvike ihtiyacı vardır. Avrupa ülkelerinde, İran’da, Hindistan’da, birçok Asya ülkelerinde çok köklü, çok gelişmiş, çok güzel sanat ürünleri veren cam sanatı bizde maalesef geriliyor. Eskiden Akdeniz havzasında üç şehir cam sanatı bakımından başta gelirmiş: Venedik, Kahire, İstanbul. Venedik’te ve Kahire’de cam sanatı halen güçlüdür. Bizde kör topal yürümektedir. Kültür Bakanlığı’mızın, birtakım vakıfların bu konuya el atmaları temenni olunur.

İznik çinisi sanatımız, “İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı” sayesinde eski seviyesine ulaştı ve harika eserler vermeye başladı. Duyduğuma göre, İznik’te sırf bu sanat üzerinde ihtisas verecek özel bir üniversite de kurulacakmış. Himmetleri dolayısıyla vakıf başkanı Profesör Işıl Akbaygil hanımefendiye teşekkür ve hürmetlerimi takdim ederim. Memlekete büyük hizmet etmektedir. Sağolsun.

Yeterli olmasa da Konya’da hat, tezhip, ebrû, Selçuklu çinisi gibi geleneksel sanatlarımız da teşvik görmeye, öğretilmeye başlanmıştır. Birkaç yıldan beri devam eden bu faaliyetler takdir ve tebrike şayandır. Diğer büyük şehirlerimizin de bu gibi sahalarda faaliyete girişmelerini temenni ederiz.

Mısır’dan, Suriye’den, Uzakdoğu’dan birkaç usta-öğretmen getirtilse, büyük şehirlerimizden birinde bir sedef kakmacılığı okulu açılsa, eminim ki bu sanat kısa zamanda gelişir, kökleşir.

Çini, porselen, seramik, toprak eşya konusunda da Çin’den, Kore’den, Japonya’dan ustalar getirtilmeli; meselâ Kütahya’da küçük bir okul açılarak hemen yeni çalışmalara başlanmalıdır.

El sanatları, büyük sanayi gibi milyonlarca insana istihdam ve iş imkânı temin etmeyebilir ama bunlar bir ülkenin medeniyet, kültür, zekâ göstergeleridir. Teşvik edilmeli, yaşatılmalıdır.

Gaziantep şehrimiz böyle sanatların inkişafı ve geliştirilmesi için çok müsait bir insan hazinesine sahiptir. Yeter ki, himmet sahipleri yol göstersinler, okullar ve kurslar açsınlar, kaliteli hocalar ve ustalar bulup talebe yetiştirtsinler.

Siyasete, futbola, iktisada haddinden fazla önem veriyoruz. Sanatı ise ihmal ediyoruz. Eskiden ülkemizde yüzlerce geleneksel sanat eseri üretiliyormuş. Bunların yüzde doksanı maalesef unutulmuştur. Bunlar canlandırılmalı, öncelikle turistlere ve bünyemizdeki kültürlü ve medenî insanlara bu sanatların ürünleri satılmalıdır.

Sanat hayattan kopmamalıdır. Evlerimizi, işyerlerimizi elden geldiği kadar “Türkçe” döşemeliyiz. Eldokuması halı ve kilimler, sedirler, kerevetler, yastıklar, şerbetlikler, dolaplar, kavukluklar. İmkânı olanlarımız evlerinin ve bürolarının tavanlarına ahşap oymalı, nakışlı tavan göbekleri koydurmalıdır. Duvarlarımızda hüsn-i hatlar, ebrular, gravürler, minyatürler gözlere ışık saçmalıdır. Masalarımızın, sehpaların üzerinde, büfe ve vitrinlerde Türk işi cam, porselen, çini, toprak, bakır, tunç objeler bulunmalıdır. Bu dediklerimi gerçekleştirmek o kadar zor değildir. Yeter ki, biraz niyet, biraz irade, biraz zevk, biraz kültür ve medeniyet olsun. (Menekşe Ebrû Evi – Tel: 0212/516 87 76, Cep: 0532/322 99 10

Yorumlar kapatıldı.