İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Servet Kirletir

 

 

Paranın girdiği her yerde kirlenme ve pislik olur. Kaide budur. İstisnalar olabilir, ancak kaideyi bozmazlar. İslâm büyüklerinden İmam-ı A’zam Ebu Hanife hazretleri zengindi, kumaş ticaretiyle meşgul olurdu. Lakin muttaki (takva sahibi), zâhid, âbid, ahlâklı, faziletli ve olgun bir Müslüman olduğu için para onu kirletememişti. Bir gün kendileri dükkânın bir köşesinde otururken, oğlu bir müşteriye gösterdiği kumaş için “Bütün Bağdad’ı dolaşsanız böyle bir kumaş bulamazsınız” dediği için, satışı durdurmuş, müşteriye “Lütfen gidip başka bir yerde bulursanız oradan alınız, çünkü oğlumun dediği gibi değil de, bu kumaştan başka bir dükkanda da varsa, ticarete yalan karışmış olduğu için bunun satışı da haram olacaktır” demişti. Nakşibendiyye tarikatının Altın Silsilesine mensup Ubeydullah Ahrar hazretleri de zengindi. Mal ve servet çokluğu onu da kirletememişti.

İstisnâlar dışında büyük ehlullah maldan, servetten, paradan uzak durmuşlardır.

Zamanımızda Müslümanlar maddî bakımdan çok zengin oldular ve bu zenginlik onlara çok zarar verdi. İslâmî hareket kirlendi. Dini imanı para, mal, servet, zenginlik, şöhret, riyâset, lüks, konfor, aşırı tüketim olan birtakım sahtekâr, soytarı, ahlâksız, faziletsiz, yamuk, arivist, üçkâğıtçı, hortumlayıcı, haram yiyici, ne oldum delisi, türedi, küçük dağları ben yarattım havasında olan düşük ve küçük adamlar İslâmcılık numaralarıyla haram dünya malları toplamaya başladılar. Müslümanların içinden fâiz, sigorta işlerine bile balıklama dalanlar görüldü. Şeriatın ve fıkhın haram kıldığı, bey’ bi’l-bâtıl (haram satış) olarak ilân ettiği ne kadar uğursuz iş varsa birtakım Müslümanlar zengin olmak ihtiras ve şehvetiyle bunlara el attılar. Bir yandan da, din istismarı, mukaddesat bezirgânlığı yaparak Müslümanları soymaya başladılar. Hesabı kitabı belli olmayan milyarlarca dolar, katrilyonlarca lira toplandı ve heva, heves, şahsî re’y ile israf edildi.

Para çoğalınca birtakım boynuzlar kulakları geçti. Bazı ayaklar başları dinlemez oldu, nice suiistimal yapıldı.

Müslüman kesimdeki zenginliklerin bir kısmı saray yavrusu lüks meskenler, kışlıklar, yazlıklar, efsanevî fiyatlara alınan lüks limuzinler, Nemrud ve Neron’un saraylarında görülmemiş lüks yiyimler, giyimler, eşyalar uğrunda harcandı. Müslüman halkın bir kısmı mübarek Ramazan ayında çöplüklerden ağlayarak kuru ekmek parçaları toplarken birtakım Müslüman ünlüler beş yıldızlı lüks otellerin, etleri şarapla terbiye edilmiş restoranlarında korkunç iftar ziyafetleri verdiler.

Evet, Müslümanların bir kısmının zengin olması, islâmî kesimde sermâye birikimi olması, mâlî ve ticarî bakımdan ehl-i imanın güç kazanması lazımdır ama her şeyin bir kuralı olduğu gibi bunun da kuralı vardır. Müslümanların zâhid (püriten) zihniyete ve ahlâka sahip olması şarttır. Zengin olan kudurup şaşırmayacaktır. Elindeki serveti Allah’ın bir emâneti, bir imtihanı olarak bilecektir. Kendisi ve âilesi, Kitab ve Sünnet’in belirttiği mütevazi hayat sınırlarını aşmayacaktır.

Halimiz Ne Olacak?

Türkiye günlerden beri bir terör-başı ile uğraşıyor. Hiçbir işimiz, derdimiz, meselemiz kalmamış gibi sabah Apo ile kalkıyoruz, akşam Apo ile yatıyoruz. Çok şükür ben televizyon seyretmiyorum, radyo dinlemiyorum, fazla gazete de okumuyorum.

Bizim bir rejim problemimiz var. Yıllardan beri müzmin ve yüksek enflasyon bütün sosyal, iktisadî, kültürel yapımızı çökertmiş, yemiş bitirmiş. Eğitim iflas etmiş, üniversiteler ilmi, irfanı bırakmış, resmî ideolojinin ışığında başörtülü avı ile meşgul. Hukuk ve adalet sistemi ülkenin, milletin ihtiyaçlarına cevap veremediği için mahkemeler ve hapishâneler tam randımanla çalışıyor. Uzakdoğu’dan gelip Rusya’yı vuran iktisadî ve mâlî kriz bizi de tesiri altına almış. Fabrikalar, atölyeler kapanıyor, bir kısım esnaf kan ağlıyor. Böyle giderse işsiz sayısı bu kış yirmi milyonu bulur.

Sorumsuzluk, beyinsizlik, gaflet, dalâlet, hıyânet ülkeyi, milleti, devleti bitiriyor. İlgililer küçük hesaplar, ufak ayak oyunları, makyavelist hileler ile meşgul. Genel bir çözülme, dağılma müşahede ediliyor. Türklerle Kürtleri, Sünnîlerle Alevîleri, Müslümanlarla çağdaşları kapıştırmak isteyen dış güçler ve onların içerideki işbirlikçileri gece gündüz habâset ve hıyanet peşinde. Halkın temel gıdası olan buğday üretimi yetersiz. Et dışarıdan ithal ediliyor. Mesken ve otomotiv sektörü ülkenin kanını, iliğini sömürüyor. İsraf, gösterişe yönelik tüketim, ahlâksızlık, yamukluk, faziletsizlik, lüpçülük, çalışmadan kazanıp yaşamak, fâizcilik, rantçılık, yaygınlaşmış… Ve biz günlerden beri bir çete-başı ile uğraşıp duruyoruz.

Rüşvet, rüşvet, rüşvet. Millet malını, devlet bütçesini trilyonlarla, yüz milyarlarla götüren çeteler, çeteler, çeteler. Devlet malı deniz, yemeyen domuz diyen bir sürü domuz. Dini imanı para, menfaat, zevk, sefa olan yığınlar. Adaletten, vicdandan, ahlâktan, insanı insan yapan değerlerden mahrum muhannes sahte aydınlar. Yahu bu memleketin, bu milletin, bu devletin hali ne olacak?

Varaklanan Kitabeler

Bunca kötülük ve pislik içinde iyi bir şey gördüm. Beyazıt meydanından geçiyordum, caminin avlusunun kapılarının üzerindeki mermere hâkkedilmiş kitabelerin, zeminlerinin koyu renk boya ile, yazılarının altın varak ile göze çok hoş görünen bir şekilde boyanmış, temizlenmiş olduğunu gördüm. Cami derneği mensuplarını tebrik ediyorum. Güzel ve isabetli bir iş yapmışlar.

Takunya, hoparlör, flüoresan lamba, yazın vantilatör üfürtmek, kışın kalorifer yakmak, binayı saçma sapan boya ve yaldızlarla berbat etmek, cami bahçesine hela yapmak ve bunlara benzer işler islâmî hizmet sayılamaz. Lakin tarihî mermer kitabelerin temizlenip varaklanması iyi olmuştur.

Beyazıt camiinin giriş kapısında ahşaptan yapılmış berbat bir kulübe var. Prefabrik binalar gibi bir şey. Camiyi çirkinleştiriyor, o güzelim mimarî âbidenin üslubuna ve havasına yakışmıyor. Ona da bir şekil vermek gerek. Ya kaldırıp atmalı, yahut güzelleştirmeli.

Camilerin en büyük ziyneti ve imarı cemaat çokluğudur. Cemaat hem kemmiyet (kelle sayısı), hem de keyfiyet bakımından güçlü olmalı. Zamanımızın Müslüman aydınları (veya aydın geçinenleri) vakit namazlarında camilere gelip, cemaatle ibadet etmezler. Onların başka “önemli” işleri vardır. Kimi, “İslâm’ın sosyolojik ve morfolojik strüktürünün izdüşümünün imgelenmesi ve simgelenmesi” gibi ukalalıklar yapar. Kimi avanta peşinde koşar. Kimi de cemaatçilik ve baronculuk yapar. Şeriatimiz ve fıkhımızın, “Hür ve mukim erkekler, şer’î özürleri yoksa mutlaka cemaate katılacaktır” hükmü bu yarı aydınların işine gelmez. Lafla İslâmcılık yaparken mangalda kül bırakmazlar, Ezan-ı Muhammedî ile mü’minler “Hayye ale’l-felah” (Haydi kurtuluşa gelin) diye çağrıldıkları vakit duymazlar. 27 Kasım 1998 Cuma

Yorumlar kapatıldı.