İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Zekât ve Sadaka

 

Bizim mahallenin muhtarı Nusret beye uğramıştım. Sohbet ederken bir ara civardaki fakirlerden bahsedildi. O gün muhtara iki çocuklu yoksul bir kadıncağız gelmiş; kocasının devamlı bir işi yokmuş, bazen çalışıyor, bazen boş kalıyormuş. Soğuklar bastırmış, evlerinde yakacak yokmuş. Çocuklar ve kendisi çok üşüdükleri için komşuya gidip onun sobasının yanında biraz oturup ısınıyorlarmış. Yüreğim parçalandı, kadın için bir miktar para bıraktım.

Emlâk vergisinin son günüydü. Oturduğum dairenin vergisini yatırmak için Eminönü Belediyesi’ne gittim. Yolda, Adliye civarında kırtasiyecilik ve fotokopicilik yapan Vâhid beye de uğramam gerekti. Birkaç dakika da onunla görüştüm. Kendisi Kadırga’da oturuyor. Sonradan öğrenip çok üzülmüşler. Otuz sekiz yaşında fakir, iki çocuklu bir kadın büyük maddî sıkıntı çekiyormuş. Birkaç yerden 500 bin lira gibi küçük borçlar istemiş, vermemişler. Sonra kadın vefat etmiş. Ölüm sebebi neymiş, onu bilmiyordu Vahid bey. Belki de sefaletten ölmüştü.

Bu satırları zengin Müslümanlar duysunlar, bilsinler diye yazıyorum. Bu ülkenin yüzde beş azınlığı çok zengin, çok varlıklı oldu. Bir miktar da orta halli var. Onlar Allah’a şükür, biraz darlık çekseler de alâ külli hal geçinip gidiyorlar. Lakin çok fakir, çok sıkıntılı, çok yoksul olan milyonlarca vatandaşımız da mevcuttur. Bundan birkaç yıl önce Güneydoğu taraflarında mübarek Ramazan ayında çöplüklerden ekmek parçaları toplayan vatandaşlarımızı bir televizyon göstermişti. Yukarıda anlattığım durumda hayli vatandaşımız bulunmaktadır.

İslâm dini, zekât ve sadaka müessesesi ile bu fakirlerin yardımlarına koşmamızı emretmektedir. Resûlullah efendimiz, “Komşusu aç iken kendisi tok yatan kimse bizden değildir” meâlinde buyurmuşlardır.

Soğuk bir kışa girdik, kutsal Ramazan ayına da az kaldı. İmanlı, hayırsever, vicdanlı varlıklı Müslümanlar çevrelerinde araştırma yapsınlar ve yardıma muhtaç fakirleri tesbit etsinler. Para, yakacak, yiyecek, ilâç gibi hususlarda onların imdadına koşsunlar. Asıl ticaret budur. Kur’an, Sünnet, Şeriat, fıkıh zekâtın kimlere ve nasıl verileceğini bildirmiştir. Kimse Kur’ana, Sünnet’e, Şeriat’a, fıkha aykırı olarak zekât toplamaya kalkışmasın. Zekât öncelikle fakirlerin, sıkıntıda olanların hakkıdır. Bazı islâmî cemaatler kendi kafalarına göre zekât toplamakta; bunları Kitabullah’a, Resûlullah’ın Sünnetine, Şeriat ve fıkıh ahkâmına uymayan şekillerde ve yerlerde harcamaktadır. Kızılay’a, Hava Kurumu’na, Çocuk Esirgeme Kurumuna zekât verilemeyeceğine dair Diyanet’in fetvası vardır. Yine, cami yaptırma derneğine, İslâm’ı Yüceltme Vakfına, filân hocanın hizbine, filân din baronunun fırkasına, feşmekân müteşeyyihin teşkilâtına zekât verilemez. Zekât hakiki kişilere verilir, tüzelkişilere verilmez.

Bunca zekâta muhtaç fakir ve sürünen vatandaş varken, birtakım dinî cemaat ve teşkilatların başka gayeler için zekât toplamaları yanlıştır. Sorumluları uyarıyorum. Dost acı söylermiş. Kur’ana, Sünnet’e, Şeriat’a, fıkha aykırı olarak toplanan ve harcanan zekât paralarıyla hayırlı ve bereketli islâmî faaliyetler yapılamaz.

Bu arada şunu da belirtmekte fayda vardır. Birtakım dilencilere, dolandırıcılara kanıp da kimse zekâtını ziyan etmesin. Zekat verilirken mutlaka araştırma yapılmalıdır. Güvenilir muhtarlara, bakkallara, komşulara sorulmalıdır.

Bağdat caddesi, Etiler, Bahçeşehir, Ataköy, Florya, Boğaziçinin lüks mıntıkaları gibi yerlerde yaşayan zengin tabakanın tuzu kurudur. Çevrelerinde zekâta muhtaç fakirler bulunmayabilir. Onların başka bölgelerde, fakir halkın yaşadığı semtlerde araştırma yapmaları gerekir.

Bundan yirmi küsur yıl önce, bir yatsı namazına Kumkapı’da Ermeni patrikliğinin yakınındaki bir camiye gitmiştim. Namazdan sonra imam efendi beni lojmanına çağırmış, çay ve börek ikram etmişti. Müezzin efendi de oradaydı. Aradan şu kadar zaman geçti, hâlâ unutamıyorum, açlıktan ölen fakir ve yaşlı bir kadıncağızdan bahsetmişlerdi. Oğlu sarhoşmuş, anasına bakmıyormuş, nihayet kadıncağız açlık ve sefalet içinde can vermiş. Bunca Müslüman komşu tok yatarken o zavallı kadın böyle ölmüş. Böyle Müslümanlık olur mu? Bu ilgisizlik insanlığa sığar mı? Yazıklar olsun!

O gece Kumkapı’daki küçük tarihî camiin imamı ve müezzini bana başka önemli bir hususu da söylemişlerdi. Civarlarında hayli Ermeni vatandaşımız yaşıyordu. Müslüman komşulardan birinin camide bir mevlidi olduğunda Ermeni kadın komşuların bazısı da başlarına örtü örtüp camiye geliyor, mevlidi dinliyor, Müslüman kadınların heyecanlanıp ağladıkları yerde onlar da ağlayıveriyormuş. Ermenileri tebrik etmek gerekir, Müslüman komşularına karşı böylesine hassas oldukları için.

Benim çocukluğumda eskiden memlekette genel bir fakr u zaruret vardı. Bazı bölgelerde kütlevî açlıklar ve kıtlıklar olur, halk kırılırdı. Verem, sıtma, frengi milyonlarca vatandaşı inletiyordu. Bugün çok şükür o kadar yaygın bir sefalet yok. Kazananlar, durumu iyi olanlar zekâtlarını verseler, onlara ilâveten sadaka dağıtmak âdetine sahip olsalar, sıkıntı çeken halkın yardımına koşulmuş olur. Sadaka derken sakın sokaktaki profesyonel dilencilere verilen sefil paraları anlamayalım. Sadaka, Allah rızası için muhtaç kimselere yardım etmek demektir. Fakirler istemekten, dilenmekten utanırlar. Onların zenginlere müracaat etmesi gerekmez; zenginlerin istihbarat yapıp onları araması, bulması, gereken yardımı istenmeden yapması gerekir.

İslâm dininde cömertlik, isteyene vermek değil, istemeyen muhtacı arayıp bulmak ve ona vermek demektir.

“Biz bağlısı bulunduğumuz tarikatlara, cemaatlere, fırka ve hiziplere, din baronluklarına para veriyoruz, başkaca yardım yapamayız” diyenler çıkarsa, bu gibi aptalca kuruntuları bırakmalarını dostâne tavsiye ederim. Her şeyin bir yeri vardır. Zekat öncelikle fakirlerin hakkıdır. Müslümanlar zekâtı vermezlerse Allah’a ve Resûlüne karşı gelmiş olurlar. Allah’a ve Resûlüne karşı gelenlerin hâli ve âkıbeti de iyi olmaz.

Rahmetli Mâhir İz beyefendi hocamız öğretmendi, maaşını veya emekli maaşını aldığında ilk olarak kırkta birini hesap eder ve peşinen zekât olarak dağıtırdı. İşin kuralına göre, üzerinden bir sene geçmeyen bir malın veya paranın zekatı verilmez, lâkin o verirdi. Çünkü başka bir insandı.

İslâmî cemaatler, hizipler, fırkalar, tarikatlar, gruplar bağlılarının zekatlarını doğrudan doğruya fakirlere, muhtaçlara vermeleri için telkinatta bulunmalıdır. Hayırlı olan budur. Diğer hizmet ve faaliyetler için ayrı bağışlar toplansın.

Bizim mahallede yirmi beş kadar fakiri muhtar Nusret bey tesbit etmiştir. Ona güvenilir. Verecek yer bulamayanlar, isterlerse nakit, isterlerse yiyecek maddesi yardımı şeklinde o kişilere verebilir. Arzu edenler 0212 / 638 66 85 no.ya faks çekerek müracaat edebilir. Ben onlara telefonla bilgi veririm. 02 Aralık 1998 Çarşamba

Yorumlar kapatıldı.