İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ekmekler Sular Hava Bozuldu

 

İnsan üç şeyle ayakta durur, yaşar: (1) Ekmek… (2) Su… (3) Hava.

Bunlar olmazsa insan yaşayamaz, ölür.

Bu üçünün de nasıl olması gerekir?

Doğal, fıtrata uygun, sağlıklı olmaları gerekir.

Bendeniz Türkiye’nin en büyük şehri İstanbul’da yaşıyorum. Burada bu üç hayatî unsurun üçü de bozuk, sağlığa uygun değil. Ekmek, su, hava…

Ekmeğin sağlıklı olması için buğdayın sağlıklı ve vasıflı olması gerekir. Genetiği ile oynanmış buğdayların sağlıklı olmadığı rivayeti var.

Ekmek yapılırken, buğdayın hiçbir kısmının atılmaması gerekir.

Kepek buğdayın, insana sağlık zindelik canlılık veren en kıymetli parçasıdır. Unu eleyip, kepeğini hayvanlara yedirmek akla, ilme, bilgeliğe aykırı bir cinnettir.

Devamlı olarak beyaz, bembeyaz, en beyaz ekmek yiyen bireyler ve toplumlar sağlıklarını yitirir.

Beyaz ekmek tüketmek uzun vadeli bir intihardır.

Ekmeğin mayası da çok önemlidir. En sağlıklı maya geleneksel ekşi mayadır.

Endüstriyel fabrika mayaları tercih edilmemelidir.

Sadece tam buğday ekmeği ve su ile insan uzun müddet yaşayabilir.

Ekmeğin yanında yenilen yemeklerin ve katıkların da sağlıklı olması gerekir.

Şu anda Türkiye’de yiyecek ve içeceklere üç yüz kadar kimyevî madde karıştırılmaktadır. Aromalar, boyalar, koruyucular… Bunlar uzun vadede sağlığa zararlıdır.

Ülkemizde artık çok az miktarda çok doğal, çok sağlıklı gıda maddeleri üretilmektedir ama bunlar istisnâîdir, herkes bunları bulup, alıp, tüketememektedir.

Halk yığınları kalitesiz, sağlıksız beslenmektedir.

Gelelim suya:

Şehrin şebeke suyu sağlığa uygun olmadığı için halk pet şişelerde memba suyu satın almaktadır. Bunlar yeterli ve gerekli şekilde kontrol edilmemektedir.

Pet şişelerin kimyası ve suların bekletilmesi, güneşte kalması dolayısıyla sakıncalar oluşmaktadır.

Bir rivayet: Artezyen kuyuları kazılmakta, bunlardan fışkıran sağlıksız sular, bir kısmı tasfiye filtre edilerek, bir kısmı edilmeyerek şişelenip halka içirilmektedir.

Büyük bir sivil toplum kuruluşunun su konusunda araştırmalar yapıp, herkesin anlayacağı bir rapor şeklinde halkı uyarması gereklidir.

Havaya gelince: İstanbul havası o kadar bozuk ve kirlidir ki, bunu teneffüs eden insanların sağlıklı kalmaları mümkün ve muhtemel değildir.

Okullarda çocuklarımıza ve gençlerimize ekmek, yiyecekler, su içecekler, hava konusunda çok kaliteli çok etkili dersler verilmelidir.

Patronlarının menfaatinden önce halkın menfaatini ön plana alan tv’ler ve gazeteler de halkı uyarmalı, yetiştirmelidir.

Bütün ülke hastahanelerle donatıldı, doktor ve sağlık personeli ordu kadar, her yerde eczahane var, herkes ilaç tüketiyor ama hastaların sayısı da artıp duruyor.

Babasını hastahaneye yatıran bir dostum, iki kişilik odada dört kişi yatıyordu dedi.

Ekmeğin, yiyeceklerin, suyun, içeceklerin, havanın sağlıksız olması dolayısıyla halkımızın yarıdan fazlası hastadır.

Sağlıklı yaşayabilmek için sağlam sağlık kültürüne sahip olmak, bunun yanında zengin olmak gerekiyor.

Ekmeğin sağlıklısını, suyun sağlıklısını az çok bulabiliriz ama sağlıklı hava bulmak, bilhassa İstanbuldaimkansız hale gelmiştir.

İslamî sivil toplum kuruluşları ekmek, su hava konusunu gündeme getirmeli, halkı uyarmalıdır.

Medyamız, üniversitelerimiz de aynı hizmeti yapmalıdır.

Ekmek, yiyecek, su, içecek numuneleri alınmalı, çok ciddî tahlillere (analizlere) tabi tutulmalı ve millet uyarılmalıdır.

Yeterli çözüm olmaz ama halk yığınları kepekli ekmek yemeye teşvik edilmelidir.

Bendenizin bu yazısı muhalefet değildir. Bunu muhalefet olarak algılayanların aklına şaşılır.

ŞİFAHÎ KÜLTÜR

Şifahî bedevî kültürü ile yazılı medenî kültür arasındaki farkı, bütün lise mezunları, bütün üniversite mezunları, bütün okur yazarlarımız iyi bilmelidir.

Türkiye’deki bütün olumsuzlukların, başarısızlıkların, krizlerin ana sebebi şifahî kültürdür. Aslında şifahî anti kültür demek daha doğru olur.

Şifahî kültürden yazılı medenî kültüre nasıl geçeceğiz? Bu konuda çareler çözümler bulunmalıdır.

Kültürün şifahîleşmesinde, yozlaşmasında yazılı edebî zengin Türkçenin yitirilmiş olmasının büyük rolü ve tesiri vardır.

İngiliz G. Lewis’in “Trajik bir Başarı: Türk Dil devrimi” adlı kitabı bize bir çok şeyler söylüyor ama şifahî kültür bataklıklarına düştüğümüz için (birkaç bin istisnaî kişi dışında) bu önemli kitabı alanımız, okuyanımız, anlayıp düşünenimiz bile yok.

Zengin edebî Türkçe giderken beraberinde çok şey götürdü.

Şifahî kültür buhranı denilince, çoğunluğu oluşturan Müslüman kütlenin de bu kültüre saplanmış olduğunu bir an bile hatırdan çıkartmamak gerekir.

Merhum Peyami Safa, kitap okumaya çok önem verir, gazete yazılarıyla kültürlü olunamayacağını söylerdi.

Fransa’da bir milyon satan bir düşünce ve kültür kitabı Türkçeye çevriliyor, bizde ancak birkaç bin adet satılıyor. Satılıyor dedim. Satın aldığı kitabı doğru dürüst okuyan, anlayan acaba kaç kişi çıkar?

Kültür, edebiyat, sanat, eğitim, görgü, mimarlık, şehircilik, lisan, ahlak, karakter konusunda çok ciddî kitaplar yazılmalı, yayınlanmalı ve bunlar milyonlarca okur yazar vatandaşımız tarafından anlaşılarak okunmalıdır.

Nobel ödülü kazanmış Avusturyalı Konrad Lorenz Medenî İnsanlığın Sekiz Ölümcül Günahı adlı bir kitap yazdı, çeşitli dünya dillerine çevrildi, milyonlarca insan bunu okudu. Biz ne yaptık? Bu kitaptan haberimiz var mı?

Millî eğitim sistemimiz, hiç olmazsa gençlerimizin yüzde onuna kültür kitabı okuma hasletini kazandırmalıdır.

Devlet ve hükümet adamlarımızın, büyük bürokratlarımızın, parlamenterlerimizin, akademisyenlerimizin, gazetecilerimizin, subaylarımızın, öğretmenlerimizin, din görevlilerinin hepsinin evlerinde özel kütüphaneleri olmalı, ciddî kitaplar almalı ve bunları anlayarak okumalıdır.

Solcu Çetin Altan şifahî kültürden çok bahs ederdi.

Bizi mahv eden, geri bırakan şifahî kültür konusunu gündemimizden çıkarmış bulunuyoruz.

Şifahî kültürlüler, kültürden bahs edilmesinden hoşlanmaz, rahatsız olurlar.

Japonya niçin ilerledi, Türkiye niçin geri kaldı? Bu konuyu niçin ciddî şekilde araştırmıyoruz?

Japonlar yazılı medenî kültüre sahip… 30.01.2019

Yorumlar kapatıldı.